3 Haziran 2017
29 Mayıs 2017
28 Mayıs 2017
Senin En Güzel Düşmanların
Sinema tarihinin eşsiz başyapıtlarından “Godfather”da Vito Corleone’nin unutulmaz repliğini hatırlayın: “Ona reddedemeyeceği bir teklif yapacağım.” Bu repliği getirip şimdi futbol dünyasına uyarlayalım. Çin futbolunun ödediği akıllara ziyan rakamlar bir tarafa futbolda artık tek takım formasıyla bir kariyeri noktalamak fedakarlıktan çok daha ötesi. İki renge sadakat, İtalyan futbolunun çimentosu gibi. Alessandro Del Piero ve Paolo Maldini’den sonra Son Mohikan olarak kalan Francesco Totti’nin ölümsüz Roma aşkına bugün Roma Olimpiyat Stadı’nda son nokta konulacak ama Totti futbol oynamaktan vazgeçmeyeceği için filmin sonunda bir başka formayı göreceğiz onun üzerinde...
Çocuk yaşta gelip yetiştiği Roma’da 786. maçına bugün çıkacak olan Totti’yi özel yapan ne kazandığı altı kupa ne de attığı 307 gol. O İtalyan futbol tarihinin en önemli derbilerinden biri olan Roma derbisinde “Seviyorum” diyen sarı-kırmızı tribünlerin ikonu. O aynı zamanda “Nefret ediyorum” diyen mavi-beyazlı Lazio tribünlerinin de nefret objesi. Lazio’nun en önemli taraftar grubu Irrudicibili geçen hafta onu tribünden “Büyük düşmanımızsın ama seni selamlıyoruz” pankartıyla uğurladı, yetmemiş olacak ki bir de açık mektup yazdılar Totti’ye. Milano’da 37 yıllık taraftar grubu “Fossa dei Leoni” kendini fesh ettiğinde Milan’ın ezeli rakibi Inter’in bir taraftarının dediğini hatırlayalım önce: “25 yıldır sizden nefret ediyorum. Fakat şimdiden özledim sizi. San Siro’da tezahüratlarınızı duymadığım bir derbi, nasıl olur bilemiyorum? Bildiğim derbiler artık eskisi gibi olmayacak... Şimdi, çeyrek asır boyunca sahadaki varlığıyla Lazio taraftarını çileden çıkartan, attığı gollerin ardından onlara medya aracalığıyla sert mesajlar yollayan, bir başka kulübü gitmeyerek sadakatiyle aynı zamanda saygı uyandıran Francesco Totti’ye bakın Irrudicibili grubu nasıl seslenmiş:
“Seninle ilk karşılaştığımızda 6 Mart 1994’tü. Oyuna sonradan girmiş, yalandan bir penaltı kazandırmıştın. İyi rol kesmiştin doğrusu, tarihini uydurma penaltılarla yazan bir takım için oynuyordun sonuçta. Bizim sevdiğimiz takımla hep uğraştın, bir reklamda oynarken de San Remo’da sahneye çıktığında bile. Sen bunları yaparken biz şampiyon olduk, Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nın, Süper Kupa’yı kazandık. Beş İtalya kupasını da aldık, hatta birinin finalinde sen de sahadaydın, ne büyük keyifti senin olduğun takımı yenip o kupayı almak.
Real Madrid seni çok istedi... Oraya gitseydin kaç kupa kazanabilirdin, bunu kimse bilemeyecek ama kabul ediyoruz ki Real Madrid’in istediği ve almayı başaramadığı tek şampiyon da sendin. Totti, Real Madrid’e gitmedin ama onlar sensiz 5 Şampiyonlar Ligi, 7 şampiyonluk ve başka kupalar kazandılar. Senin gibi büyük futbolcu için az(!) mı dersin?
Yine de her şartta özellikle de bu değişen dünyada duruşun ve geldiği noktada saygıyı hak ediyorsun. O saygıyı kendi taraftarından hiçbir zaman gördüğüne inanmıyoruz. Roma camiasının da sana saygı duymadığını gördüğümüzü bütün samimiyetimizle söylememiz lazım, bizi affet. Senin gibi bir futbolcu bizim takımda olsaydı, Roma yönetiminin sana davrandıkları gibi davranamazdı. Sana yapılan saygısızlıkları sessizce takip ettik. Şimdi seni kimse korumuyor Roma’da, kusura bakma biz de bunu yapamayız.
Bize karşı yaptıklarını hiçbir zaman unutmayacağız. Bunlar olması gerekendi. Roma’dayız, rakibiz ve derbi, ezeli rekabet böyle yürüyor.
Yine de Roma şehrinin futbol sahnesinden düşerken bunca yıl sonra sana el uzatan rakip taraftarın senin en iyi düşmanın olduğu hiç unutma.”
İmza: Irrudicibili Lazio/ Senin en güzel düşmanların…
27 Mayıs 2017
21 Mayıs 2017
Valdano'dan Michel'e
Jorge
Valdano’nun ağlattığı bir eski futbolcu bu akşam Jorge Valdano’yu anlayabilecek
mi ya da onun yaptığını yapabilecek mi? Bu sorunun cevabını bulmak için çeyrek
asır öncesine gideceğiz ama önce bugünün anlam ve önemi. İspanya’da şampiyonluk
düğümü bu akşam 21:00’de oynanacak iki maçla çözülüyor. Barcelona evinde Eibar
karşısında net favori. Üç puan önündeki Real Madrid ise Endülüs bölgesine
Malaga deplasmanına gidiyor. 35 kez şampiyonun son hafta belirlendiği İspanyol
futbol tarihinde “Tenerife’de Mayıs sıkıntısı” Valdano’nun başrolünü oynadığı
bir dram filmiydi, çok tutuldu ki ertesi sezon ikincisi çekildi. Önce o günleri
hatırlayalım. Cruyff yönetimindeki Barcelona’nın şampiyon olması için son hafta
Real Madrid’in Tenerife deplasmanında kaybetmesi lazım. Tenerife’nin teknik
direktörü Jorge Valdano, Real Madrid’in eski yıldızı. Arjantinli efsane o gün
zor olanı yaptı ve Tenerife kazandı. Sahayı ağlayarak terk eden ve bu bir film
olsa afişinin fotoğraf karesindeki isim ise Michel. Dedim yu bu dram çok tuttu,
ertesi yıl ne hesap değişti ne de aktörler. İnanılmaz ama yine Tenerife, Real
Madrid’i yıktı ve Barcelona şampiyon oldu…
Valdano
sonra Real Madrid teknik direktörü oldu. Raul’a ilk formayı veren isimdi.
Bugünlerin en çok konuşulan hocası Sampaoli onun konuşabilmek için
Arjantin’deki evinin kapısında beş saat beklediğini açıkladı yıllar sonra.
Valdano oyunun filozofu adamdır, çok okur, çok tartışır, yorumculuğu kadar
gazeteciliği de birinci sınıftır, bugün İspanyol futbolunda en çok konuşulan
röportajlara imza atan da Valdano’dur… Şimdi Valdano’nun Tenerife’de ağlattığı
o futbolcuya gelelim…
Jose Miguel
Gonzalez Martin del Campo resmi evraklarda yazar ama futbol dünyası onu kısaca
Michel diye bilir. 27 yaşında bir trafik kazası sonrasında futbolu erken yaşta
bırakmak zorunda kalan bir babanın yetenekli oğlu Michel. Madrid doğumlu
yetenekli bir çocuğu Real Madrid alt yapısının kaçırması düşünülemezdi o
yıllarda. Butragueno, Pardeza, Martin Vasquez ve Manuel Sanchis ile birlikte Real
Madrid’in efsane Akbaba Beşlisi’nin ve aynı zamanda kadife ayaklı futbolcular
derneğinin üyesiydi. Doğduğu şehirden teknik adamlığının ilk yıllarında da
ayrılmadı. Rayo Vallecano, Real Madrid B takımı, Getafe… İspanya’nın başkenti
onun için yuvaydı. İlk kez uzaklara, dört yıl önce Endülüs bölgesine gitti,
Sevilla’ya. Sonra komşuya Olympiakos ve sürpriz bir şekilde Marsilya’ya…
İspanya’nın güneyinden onu ikinci kez çağırdıklarında işi zordu. Malaga’nın zor
günleriydi ama takımı toparlamayı başardı. Barcelona’yı devirdiğinde Madrid’de
spor gazeteleri için o “Eski Real Madrid’li Michel, Barça’nın önünü kesti”
yazdılar. Hafta içinde Real Madrid erteleme maçı için Vigo şehrine gittiğinde
Barselona’da yayın yapan iki spor gazetesi El Mundo Deportivo ve Sport aynı
manşetle çıktılar: “Força Celta”. Tek dilekleri Celta Vigo’nun sezon ortasında
Kral Kupası’nda elediği Real Madrid’in şampiyonluk yolunu bir taş koymasıydı.
Olmadı, Real 4-1 kazanmayı başardı.
14 Mayıs 2017
Lorca Flamenko Tapas
Granada ve Futbol
Real Madrid
ve Barcelona’ya, Ronaldo ve Messi’ye sahip bir lig neden kendini daha fazla
tanıtma ihtiyacı duyar? Dünyanın en çok izlenen lig maçıyla- El Clasico
(Real-Barça)- 200 ülkeye ulaşan İspanyollar neden daha fazlasını anlatmak
isterler ve yılda 18 kez düzenledikleri “La Liga Experience” (La Liga Deneyimi)
programıyla dünyanın dört bir köşesinden İspanyol futbolu tutkunu taraftarları
ve gazetecileri ülkelerine davet ederler? Çünkü futbolun 90 dakikadan ibaret
olmadığını, bir hayatı, bir sokağı, bir efsaneyi, bir tabak yemeği, güneşi,
yağmuru paylaşıp futboldan ötesini göstermek isterler. Bunu İspanya’nın
güneyinde Endülüs bölgesinde Granada’nın ülkenin ve edebiyat tarihinin en büyük
şairlerinden birinin Federico Garcia Lorca’nın adını taşıyan havaalanına adım
attığında anlıyor insan. Lorca’nın unutulmaz dizeleri “Akar Guadlkuivir/
Portakal ve zeytin bahçelerinin gölgesinde/ Senin iki nehrin Granada/Düşer karlardan,
vadilere /Ah sevda /Geri gelmez bir daha” ile yüz yüze geldiğinizde daha bir
hafta önce küme düşmüş şehrin takımı Granada’nın şampiyonluğa koşan Real Madrid
ile oynayacağı maçtan çok daha fazlasını vaad ettiklerini anlıyorsunuz.
Anlatmak, anlaşılmak ve konuşulmak istiyor İspanyollar. Geride kalan yüzyılın
yarısında kendini Avrupa’ya kapamış bir ülke bugün sadece Çin’de 52 milyon tv
ekranında izleniyor, Türkiye’de 7.2 milyon futbolsever, tv’dan, 6.9 milyon
insan ise özet görüntüler ve programlarla bir ligin peşinden koşuyorsa bunun
arkasında koskoca bir organizasyon ve modern dünyanın pazarlama ve reklam
teknikleri var.
Elhamra
Sarayı’na bakan bir tepede Flamenco ezgileri eşliğinde size İspanya’nın bin
yıllık tarihini özetleyen, Endülüs bölgesinde çekilen acıları ve sevinçleri
paylaşan İspanyol yerini bir zaman sonra Taraftarlar Birliği Başkanı’na
bırakıyor. 60 yaşın üstünde emekli insanların maça 6-7 saat kala geldikleri
stadyum çevresindeki kafelerde futbolu nasıl yaşam biçimlerine çevirdiklerini,
bu tutku sayesinde ömürlerine ömür kattıklarını görüyor, futbolda şiddeti
azaltmak için son 10 yılda neler yaptıklarını dinliyorsunuz. Taraftar
dernediğinin yöresel ve mütevazi sofrasında “Granada neden düştü? Siz
Türkiye’den nasıl görüyorsunuz?” diye soran boynunda kırmızı beyaz Granada
atkılı yaşlı amcaya “Bir takım 11 yabancıyla sahaya çıkarsa kimliğini kaybeder.
Tony Adams da teknik adam olarak kötü tercih” dediğinizde aranızdaki
mesafelerin kısaldığını ve sohbetin artık İspanya’nın mutfağına kaydığını görüyorsunuz.
22 bin 500
kapasiteli Estadio Nuevo Carmenes’i dolduran Granada halkının küme düşmüş
takımlarının gelecek sezon yine bu lige geri döneceği inancının yanında, en üst
ligdeki geliri bir alt ligde bulamayacak olan kulüp yönetiminin işten çıkartabilme
ihtimali gözlerine yansımış çalışanlarla tanışıyor ve modern futbolun bir
yüzünü de daha tanıyorsunuz. İspanyolların,
ligleri için Türkiye’de yaptıkları araştırmalarda futbol taraftarı sayısını 27
milyon olarak belirlemişler. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın 25 milyon
söylemlerinden çok daha gerçekçi elbette bu rakam. 27 milyon aktif futbol
izleyicisinin 14 milyonu La Liga’yı Beinsports kanallarında takip ediyor.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











































