28 Mayıs 2017

Francesco Totti



Senin En Güzel Düşmanların


Sinema tarihinin eşsiz başyapıtlarından “Godfather”da Vito Corleone’nin unutulmaz repliğini hatırlayın: “Ona reddedemeyeceği bir teklif yapacağım.” Bu repliği getirip şimdi futbol dünyasına uyarlayalım. Çin futbolunun ödediği akıllara ziyan rakamlar bir tarafa futbolda artık tek takım formasıyla bir kariyeri noktalamak fedakarlıktan çok daha ötesi. İki renge sadakat, İtalyan futbolunun çimentosu gibi. Alessandro Del Piero ve Paolo Maldini’den sonra Son Mohikan olarak kalan Francesco Totti’nin ölümsüz Roma aşkına bugün Roma Olimpiyat Stadı’nda son nokta konulacak ama Totti futbol oynamaktan vazgeçmeyeceği için filmin sonunda bir başka formayı göreceğiz onun üzerinde...
 Çocuk yaşta gelip yetiştiği Roma’da 786. maçına bugün çıkacak olan Totti’yi özel yapan ne kazandığı altı kupa ne de attığı 307 gol. O İtalyan futbol tarihinin en önemli derbilerinden biri olan Roma derbisinde “Seviyorum” diyen sarı-kırmızı tribünlerin ikonu. O aynı zamanda “Nefret ediyorum” diyen mavi-beyazlı Lazio tribünlerinin de nefret objesi. Lazio’nun en önemli taraftar grubu Irrudicibili geçen hafta onu tribünden “Büyük düşmanımızsın ama seni selamlıyoruz” pankartıyla uğurladı, yetmemiş olacak ki bir de açık mektup yazdılar Totti’ye. Milano’da 37 yıllık taraftar grubu “Fossa dei Leoni” kendini fesh ettiğinde Milan’ın ezeli rakibi Inter’in bir taraftarının dediğini hatırlayalım önce: “25 yıldır sizden nefret ediyorum. Fakat şimdiden özledim sizi. San Siro’da tezahüratlarınızı duymadığım bir derbi, nasıl olur bilemiyorum? Bildiğim derbiler artık eskisi gibi olmayacak...  Şimdi, çeyrek asır boyunca sahadaki varlığıyla Lazio taraftarını çileden çıkartan, attığı gollerin ardından onlara medya aracalığıyla sert mesajlar yollayan, bir başka kulübü gitmeyerek sadakatiyle aynı zamanda saygı uyandıran Francesco Totti’ye bakın Irrudicibili grubu nasıl seslenmiş:



“Seninle ilk karşılaştığımızda 6 Mart 1994’tü. Oyuna sonradan girmiş, yalandan bir penaltı kazandırmıştın. İyi rol kesmiştin doğrusu, tarihini uydurma penaltılarla yazan bir takım için oynuyordun sonuçta. Bizim sevdiğimiz takımla hep uğraştın, bir reklamda oynarken de San Remo’da sahneye çıktığında bile. Sen bunları yaparken biz şampiyon olduk, Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nın, Süper Kupa’yı kazandık. Beş İtalya kupasını da aldık, hatta birinin finalinde sen de sahadaydın, ne büyük keyifti senin olduğun takımı yenip o kupayı almak.
Real Madrid seni çok istedi... Oraya gitseydin kaç kupa kazanabilirdin, bunu kimse bilemeyecek ama kabul ediyoruz ki Real Madrid’in istediği ve almayı başaramadığı tek şampiyon da sendin. Totti, Real Madrid’e gitmedin ama onlar sensiz 5 Şampiyonlar Ligi, 7 şampiyonluk ve başka kupalar kazandılar. Senin gibi büyük futbolcu için az(!) mı dersin?
Yine de her şartta özellikle de bu değişen dünyada duruşun ve geldiği noktada saygıyı hak ediyorsun. O saygıyı kendi taraftarından hiçbir zaman gördüğüne inanmıyoruz. Roma camiasının da sana saygı duymadığını gördüğümüzü bütün samimiyetimizle söylememiz lazım, bizi affet. Senin gibi bir futbolcu bizim takımda olsaydı, Roma yönetiminin sana davrandıkları gibi davranamazdı. Sana yapılan saygısızlıkları sessizce takip ettik. Şimdi seni kimse korumuyor Roma’da, kusura bakma biz de bunu yapamayız.
Bize karşı yaptıklarını hiçbir zaman unutmayacağız. Bunlar olması gerekendi. Roma’dayız, rakibiz ve derbi, ezeli rekabet böyle yürüyor.
Yine de Roma şehrinin futbol sahnesinden düşerken bunca yıl sonra sana el uzatan rakip taraftarın senin en iyi düşmanın olduğu hiç unutma.”
İmza: Irrudicibili Lazio/ Senin en güzel düşmanların… 

21 Mayıs 2017

Valdano'dan Michel'e


Jorge Valdano’nun ağlattığı bir eski futbolcu bu akşam Jorge Valdano’yu anlayabilecek mi ya da onun yaptığını yapabilecek mi? Bu sorunun cevabını bulmak için çeyrek asır öncesine gideceğiz ama önce bugünün anlam ve önemi. İspanya’da şampiyonluk düğümü bu akşam 21:00’de oynanacak iki maçla çözülüyor. Barcelona evinde Eibar karşısında net favori. Üç puan önündeki Real Madrid ise Endülüs bölgesine Malaga deplasmanına gidiyor. 35 kez şampiyonun son hafta belirlendiği İspanyol futbol tarihinde “Tenerife’de Mayıs sıkıntısı” Valdano’nun başrolünü oynadığı bir dram filmiydi, çok tutuldu ki ertesi sezon ikincisi çekildi. Önce o günleri hatırlayalım. Cruyff yönetimindeki Barcelona’nın şampiyon olması için son hafta Real Madrid’in Tenerife deplasmanında kaybetmesi lazım. Tenerife’nin teknik direktörü Jorge Valdano, Real Madrid’in eski yıldızı. Arjantinli efsane o gün zor olanı yaptı ve Tenerife kazandı. Sahayı ağlayarak terk eden ve bu bir film olsa afişinin fotoğraf karesindeki isim ise Michel. Dedim yu bu dram çok tuttu, ertesi yıl ne hesap değişti ne de aktörler. İnanılmaz ama yine Tenerife, Real Madrid’i yıktı ve Barcelona şampiyon oldu…

Valdano sonra Real Madrid teknik direktörü oldu. Raul’a ilk formayı veren isimdi. Bugünlerin en çok konuşulan hocası Sampaoli onun konuşabilmek için Arjantin’deki evinin kapısında beş saat beklediğini açıkladı yıllar sonra. Valdano oyunun filozofu adamdır, çok okur, çok tartışır, yorumculuğu kadar gazeteciliği de birinci sınıftır, bugün İspanyol futbolunda en çok konuşulan röportajlara imza atan da Valdano’dur… Şimdi Valdano’nun Tenerife’de ağlattığı o futbolcuya gelelim…



Jose Miguel Gonzalez Martin del Campo resmi evraklarda yazar ama futbol dünyası onu kısaca Michel diye bilir. 27 yaşında bir trafik kazası sonrasında futbolu erken yaşta bırakmak zorunda kalan bir babanın yetenekli oğlu Michel. Madrid doğumlu yetenekli bir çocuğu Real Madrid alt yapısının kaçırması düşünülemezdi o yıllarda. Butragueno, Pardeza, Martin Vasquez ve Manuel Sanchis ile birlikte Real Madrid’in efsane Akbaba Beşlisi’nin ve aynı zamanda kadife ayaklı futbolcular derneğinin üyesiydi. Doğduğu şehirden teknik adamlığının ilk yıllarında da ayrılmadı. Rayo Vallecano, Real Madrid B takımı, Getafe… İspanya’nın başkenti onun için yuvaydı. İlk kez uzaklara, dört yıl önce Endülüs bölgesine gitti, Sevilla’ya. Sonra komşuya Olympiakos ve sürpriz bir şekilde Marsilya’ya… İspanya’nın güneyinden onu ikinci kez çağırdıklarında işi zordu. Malaga’nın zor günleriydi ama takımı toparlamayı başardı. Barcelona’yı devirdiğinde Madrid’de spor gazeteleri için o “Eski Real Madrid’li Michel, Barça’nın önünü kesti” yazdılar. Hafta içinde Real Madrid erteleme maçı için Vigo şehrine gittiğinde Barselona’da yayın yapan iki spor gazetesi El Mundo Deportivo ve Sport aynı manşetle çıktılar: “Força Celta”. Tek dilekleri Celta Vigo’nun sezon ortasında Kral Kupası’nda elediği Real Madrid’in şampiyonluk yolunu bir taş koymasıydı. Olmadı, Real 4-1 kazanmayı başardı.

Şimdi yine aylardan Mayıs, bu akşam Malaga’nın La Rosaleda Stadyumu’na Real Madrid şampiyon olmak için çıkacak. Tek puan yetiyor Zinedine Zidane ve öğrencilerine. Karşılarında son dönemin en formda takımı ve başlarında Michel olacak. Çeyrek asır önce Tenerife’de son dakikada kaybettiği şampiyonluğun ardından ağlayarak soyunma odasına giden adam, -zor ama- bakalım Jorge Valdano gibi yıllarını verdiği Real Madrid’i gözyaşlarıyla tanıştıracak mı? 

14 Mayıs 2017

Lorca Flamenko Tapas
Granada ve Futbol


Real Madrid ve Barcelona’ya, Ronaldo ve Messi’ye sahip bir lig neden kendini daha fazla tanıtma ihtiyacı duyar? Dünyanın en çok izlenen lig maçıyla- El Clasico (Real-Barça)- 200 ülkeye ulaşan İspanyollar neden daha fazlasını anlatmak isterler ve yılda 18 kez düzenledikleri “La Liga Experience” (La Liga Deneyimi) programıyla dünyanın dört bir köşesinden İspanyol futbolu tutkunu taraftarları ve gazetecileri ülkelerine davet ederler? Çünkü futbolun 90 dakikadan ibaret olmadığını, bir hayatı, bir sokağı, bir efsaneyi, bir tabak yemeği, güneşi, yağmuru paylaşıp futboldan ötesini göstermek isterler. Bunu İspanya’nın güneyinde Endülüs bölgesinde Granada’nın ülkenin ve edebiyat tarihinin en büyük şairlerinden birinin Federico Garcia Lorca’nın adını taşıyan havaalanına adım attığında anlıyor insan. Lorca’nın unutulmaz dizeleri “Akar Guadlkuivir/ Portakal ve zeytin bahçelerinin gölgesinde/ Senin iki nehrin Granada/Düşer karlardan, vadilere /Ah sevda /Geri gelmez bir daha” ile yüz yüze geldiğinizde daha bir hafta önce küme düşmüş şehrin takımı Granada’nın şampiyonluğa koşan Real Madrid ile oynayacağı maçtan çok daha fazlasını vaad ettiklerini anlıyorsunuz. Anlatmak, anlaşılmak ve konuşulmak istiyor İspanyollar. Geride kalan yüzyılın yarısında kendini Avrupa’ya kapamış bir ülke bugün sadece Çin’de 52 milyon tv ekranında izleniyor, Türkiye’de 7.2 milyon futbolsever, tv’dan, 6.9 milyon insan ise özet görüntüler ve programlarla bir ligin peşinden koşuyorsa bunun arkasında koskoca bir organizasyon ve modern dünyanın pazarlama ve reklam teknikleri var.


Elhamra Sarayı’na bakan bir tepede Flamenco ezgileri eşliğinde size İspanya’nın bin yıllık tarihini özetleyen, Endülüs bölgesinde çekilen acıları ve sevinçleri paylaşan İspanyol yerini bir zaman sonra Taraftarlar Birliği Başkanı’na bırakıyor. 60 yaşın üstünde emekli insanların maça 6-7 saat kala geldikleri stadyum çevresindeki kafelerde futbolu nasıl yaşam biçimlerine çevirdiklerini, bu tutku sayesinde ömürlerine ömür kattıklarını görüyor, futbolda şiddeti azaltmak için son 10 yılda neler yaptıklarını dinliyorsunuz. Taraftar dernediğinin yöresel ve mütevazi sofrasında “Granada neden düştü? Siz Türkiye’den nasıl görüyorsunuz?” diye soran boynunda kırmızı beyaz Granada atkılı yaşlı amcaya “Bir takım 11 yabancıyla sahaya çıkarsa kimliğini kaybeder. Tony Adams da teknik adam olarak kötü tercih” dediğinizde aranızdaki mesafelerin kısaldığını ve sohbetin artık İspanya’nın mutfağına kaydığını görüyorsunuz.


22 bin 500 kapasiteli Estadio Nuevo Carmenes’i dolduran Granada halkının küme düşmüş takımlarının gelecek sezon yine bu lige geri döneceği inancının yanında, en üst ligdeki geliri bir alt ligde bulamayacak olan kulüp yönetiminin işten çıkartabilme ihtimali gözlerine yansımış çalışanlarla tanışıyor ve modern futbolun bir yüzünü de daha tanıyorsunuz. İspanyolların, ligleri için Türkiye’de yaptıkları araştırmalarda futbol taraftarı sayısını 27 milyon olarak belirlemişler. Fenerbahçe ve Galatasaray’ın 25 milyon söylemlerinden çok daha gerçekçi elbette bu rakam. 27 milyon aktif futbol izleyicisinin 14 milyonu La Liga’yı Beinsports kanallarında takip ediyor.


Liga Santander Experience (Liga deneyimi)dan bize kalan nedir peki? Yıllardır derbilerimiz bile Avrupa’da seyredilmiyor, ligimiz düzenli olarak yayınlanmıyor ile kaybettiğimiz vakti hatırlatıyor bana. Bir ülkenin futbolu tanıtabilmek için sadece Messi ve Ronaldo’nun yeterli olmadığını İspanyollar keşfetmişse biz neden yerimizde sayıyoruz ki? Muhteşem bir tarih, o tarihin ülkenin her köşesine bıraktığı miras, harika bir doğa, saygı duyacakları bir futbol tutkusu, her köşesinden ayrı lezzetlerle eşsiz bir mutfak, yeni stadyumlarıyla Türkiye de kendini daha fazla anlatmak zorunda değil mi sizce? Bu akşam Gaziantepspor-Galatasaray maçı var. Bizim de Gaziantep’e gelip, o eşsiz eserleri barındıran Zeugma Müzesi’ni gezecek, katmer ve kebabın tadını bakıp maç izlediğinde bir şehri bir tutkuyu, bir ülkeyi kendi memleketinde anlatacak futbol tutkunlarına, futbol yazarlarına ihtiyacımız yok mu gerçekten?

9 Mayıs 2017

Don Carlo


İtalyan futbolunun bir geleneğidir. Ülke dışından teklif alan futbolcular, milli takıma tekrar seçilememe korkusuyla “Gözden ırak olan gönülden de ırak olur” der ve Çizme’nin sınırları dışına çıkmazlar. Elbette bu da teknolojiye yenik düşmüş bir gelenektir ama Totti’nin, Del Piero’nun kariyerilerinde bir köşede hep hatırlanır. Teknik adamlık denildiğinde parmakla gösterilen, yüksek taktik bilgileriyle rakiplerini mat eden İtalyanların zirveyi gören ilk ismi değil o ama gidişata bakılırsa en iyisi ve durmaya da niyeti yok. Carlo Ancelotti’den bahsediyorum. Ülkesi İtalya’dan sonra İngiltere ardından Fransa’da şampiyon olan Ancelotti, geçen hafta Bayern Münih’i de şampiyon yapıp Avrupa’nın dört büyük liginde şampiyon olan teknik adamlar listesine adını yazdırdı. Oyunun tarihinde garip tesadüfler vardır. Juventus, Barcelona’yı 3-0 devirdikten sonra hatırlatılan bir Avrupa Kupası maçı gibi. 1980’da Roma, Carls Zeiss Jena’yı 3-0 devirir ilk maçta, kadroda takıma bir yıl önce gelen Ancelotti de vardır. Rövanşı Roma 4-0 kaybeder ve futbol tarihinde 3-0’dan turu veren tek İtalyan takımı olma ünvanını sürdürür. Kaderin böylesi, 12 yıl önce yine bir Mayıs akşamında İstanbul’da 3-0 öne geçtiği Şampiyonlar Ligi finalini Liverpool’a penaltılarla kaptıran Ancelotti, yıllar sonra bir gazetecinin benzer skor sonrası ne hissettiği sorusuna “Bir maçta 3-0 öne geçtiğimizde kazanmış olmadığımı ben İstanbul’da öğrendim” der. Öğretenler mühim elbette hayatta. O zaman filmi geri saralım.
Ufak kasabaların toprak sahalarında topun peşinden koşan çocuklardan 1959 yılında İtalya’da Reggiolo’dan doğanlardan Carlo Ancelotti. 16 yaşında Parma formasını giydiği Parma o günlerde bir üçüncü lig takımıydı, gün gelecek bu genç o Parma’ya tarihinin en büyük başarısını yaşatacaktı. Çalıştığı teknik direktör de kariyerini yönetti Ancelotti’nin. Milan’ın efsane kaptanı Paolo Maldini’nin babası Cesare Maldini, onu forvet arkası oynatıyordu, beraber bir üst lige çıktıklarında Inter ve Roma çaldı kapıyı. 1979’da kazanan taraf Roma oldu ve Ancelotti, bir başka futbol dehası Liedholm ile birlikte orta sahanın merkezine yerleşti. Gün gelecek bir 10 numara olan Pirlo’yu defansın önüne çekip Milan’da hocalarından öğrendiklerini tekrar edecek ve zaferler kazanacaktı. Roma ile şampiyonluk kazandı, sakatlık yüzünden gidemediği Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde gülen taraf penaltılarla Liverpool’du. 24 yıl sonra bu kez kulübede İstanbul’da yine Liverpool’a kaybedecek, hesabı iki yıl sonra Atina’daki finalde kapatacaktı. Elbette ki haberi yoktu ilk maçından sonra utangaç tavrıyla RAI muhabirine “Ben Ancelotti, çift değil tek ‘L’ ile yazılıyor” diyen genç adamın. Roma formasıyla geçen 8 yılın ardından, geldiği rakamın sekiz katına Milan’a gitti. Milan ile iki şampiyonluk, iki Şampiyon Kulüpler Kupası…
Teknik direktör olmak isteyen futbolcular için doğru adamın yanında yetişmek mühimdir. Ancelotti, 1992-1995 yılları arasında bir futbol profesörünün yanında asistandı. Arrigo Sacchi’nin İtalyan Milli Takımı’nda yardımcı hoca olmak hocalık kartvizitini bastırdı ama Seria A için bu yetmezdi. Reggina’yı bu lige çıkarması rüştünü ispat etmesi demekti. Kürkçü dükkanı erken döndü, yetiştiği Parma’ya kazandırdığı ikincilik kulüp tarihinin en büyük başarısıydı. Lippi’den teslim aldığı Juventus’taki koltuk, Roma ve Milan geçmişi yüzünden taraftar desteği bulmadı. Torino şehrinde sevilmedi Ancelotti… 16 yaşında Parma’da kendisine forma veren Cesare Maldini onun Fatih Terim’in yerine Milan’a hoca olması için kulis yaptı ve başarılı oldu. Old Trafford’da eski takımı Juventus’u Şampiyonlar Ligi finalinde devirdiğinde iki kere Milanlı olmuştu artık. İstanbul’da hüzün, Atina’da bayram derken yurt dışına ilk adımını Chelsea için attı. Londra kulübünde kazanılan şampiyonluk ardından televizyonda futbol yorumculuğu derken 2013’da Paris Saint Germain ile Fransa şampiyonluğu. Yedi yıl önce teklifini geri çevirdiği Real Madrid’e bu kez “Hayır” diyemeyen ve dördüncü büyük ligde şampiyonluk yaşamak için İspanya’ya koşan ama kaderin cilvesi Liznon’da  Şampiyonlar Ligi Kupası kazanıp, Real Madrid ile şampiyonluğu kariyerine yazdıramayan Ancelotti. Bir üst kuşaktan ustaların ustası Trapattoni’nin, İtalya, Almanya, Portekiz ve Avusturya’da şampiyonluğu vardı. Jose Mourinho, Portekiz, İngiltere, İtalya, İspanya şampiyonluklarıyla çıtayı yükseltti. Zorluk derecesine bakarsak, Ancelotti, İtalya, İngiltere, Fransa, Almanya dörtlemesiyle (Yugoslavya, Hollanda, Belçika, Yunanistan, Fransa ve Portekiz’de, 5 farklı ülkede şampiyon olan Tomislav İvic’i unutmadan)  zirveye bayrağını dikti.

İtalya, İspanya ve Güney Amerika’da “Don” ünvanı, İngilizler’in Sir ünvanı gibi verilmez. Toplumun içinde sivrilen başarılı ve saygınlık kazanmış kişiler için halk “Don” ünvanını soyadı değil; ismin önünde kullanır. Ancelotti’lerin Carlo’su da işte tam bu yüzden: “Don Carlo”

30 Nisan 2017

Bir Buenos Aires Romanı

“İyiymiş” dedi takımın en uzun boylusu. Sezonu yeni açmışlar, aralarına yeni katılanları ilk idman öncesinde soyunma odasında süzüyorlardı. Herkes herkesi sahadan tanıyordu ama önemli olan dört duvar arasında nasıl bir adam olduğunu öğrenmekti. Soruyu soran “İyiden fazlası olmalı bu adamda. Bu takımın iyiye değil çok iyi top atacak adama ihtiyacı var. Geldiği yerde ilah olması beni hiç ilgilendirmiyor, bakalım burada formayı nasıl kapacak” diye devam etti. Hiç hoşlanmamıştı yeni 10 numaradan. Sessiz ve biraz da kibirli gibiydi, aynı dili de konuşmuyorlardı, üstelik yeni transfer kendi dilinin konuşulduğu bir yabancı ülkeye gelip ondan bir adım öne geçmişti.  Onun idman sevmediğini anlamak için çok fazla beklemelerine gerek kalmadı. Başka kıtanın 10 numarası, düz koşu yapmayı sevmiyor, fitness salonuna da pek uğramıyordu ama sahada dört gözü olan bir canavardı. Top ayağına geldiğinde ikiye bir yapmayı seviyor ve santrforun önüne lokum gibi paslar atıyordu. Lig, takım için iyi başlamadı. Yeni 10 numaraya da teknik direktör kafayı taktı. Sabah idmanlara uykusuz geliyor ve kondisyonunu bir türlü takım seviyesinde tutamıyordu. Kulüp özel hayatını takip etmesi için bir adamını görevlendirdi ama 10 numara, bar kapısı bile bilmiyor, idmandan sonra evinin geldiği günden beri kaldığı otelin yolunu tutuyordu. Bir deplasman dönüşü kaybedilen üç puanın hıncını 10 numaradan çıkardı teknik direktör: “Sahada ayakta duracak halin yok. Burada tutunamazsın.” Söylediklerini 20 yıl önce de o uzak ülkede bir başka teknik adam söylemişti ama ne büyük takımın hocası bundan haberdardı ne de 10  numaranın kendisi..  

Doğduğu şehrin esaslı takımlarından birini alt yapısında başlamıştı futbola. Hocası onun yeteneklerine hayrandı ama çözemediği de bir sorun vardı. 10 numara idmanlara yorgun geliyor, üstelik izin gününden sonraki ilk idmanda çok daha yorgun görünüyordu. Bir gün idmandan sonra çocuğun peşine düştü. 10 numara, toprak sahada minyatür kale maçta takımını toparlamıştı. Sahanın uzak köşesine çekildi teknik direktör ve büyük bir şaşkınlıkla çocuğu izlemeye başladı. 10 numara deli gibi çalışıyordu sahada, kenardaki kalabalık dikkatini çekti, ellerinde paralar, kendi yaşındaki adamlar sahaya direktifler yağdırıyordu. Şehirde bilinen bir kumar türüydü. Bahis çocukların maçlarına oynanıyor ve kazanan takım da bahislerden yüzde alıyordu. Çok kazanmak istiyorsan, sahayı kaybetmemek için sabahtan akşama kadar maçları almak zorundaydın ve 10 numaranın babası da o ufak çaplı bahis medyasının adamlarından biriydi. Çocuk koşmak zorundaydı çünkü akşamları bazen hayat onun için zorlaşıyordu...

Juan Roman Riquelme, 39 yaşında... Avrupa kariyerinde formasını giydiği Barcelona ve Villarreal’de koşmadığı için eleştirildi. Alt yapısında yetiştiği Argentinos Juniors’da futbolu bıraktı. O “10”u çok özlüyor, sevenleri de onu.. 


Riquelme İçin

Sahada bazıları A noktasından B noktasına gitmek için dört şeritli otobanı kullanırlar. Riquelme’nin yolu ise taşlıdır ama manzarası güzeldir. Siz muhteşem köy görüntülerinin olduğu bir yolculuğa çıkartır çimlerde… (Jorge Valdano/Arjantinli futbol efsanesi)
Ona bir gün belki beni anlamayacaksın ama söylemem lazım dedim. Gabriel Garcia Marquez der ki: “Bacakları kesilmiş insanlar bacakları varmış gibi kramplar, acılar hissederler.” İşte ben de sen futbolu bıraktığından beri böyle hissediyorum. Yoksun ve yokluğunun acısı var bende. (Gezim Qadraku /Yazar)
Roman Riquelme’yi beğenmiyorsun futbolu da sevmiyorsun demektir. (“Harbi” Ronaldo /Brezilyalı efsane golcü)
Futbolu bıraktığım maçta Riquelme’nin forması elimde soyunma odasına gitmiş olmak benim için büyük onurdu. (Zinedine Zidane)
Top ayağındayken sen dünyanın en iyi futbolcususun ama sende değilken biz hep 10 kişi bırakıyorsun. (Van Gaal /Hollandalı teknik adam)
River Plate forması giyeceksen ne stadyuma gelirim ne de televizyonda izlerim maçını. (Baba Riquelme)

Maradona, Milli Takım’ın ve hainlerin idolüydü. Sen bizim en büyük idolümüzsün. Seni seviyoruz Roman (Boca Juniors tribünündeki pankart) 

Riquelme'den


Futbolu herkes başka hisseder. İnsanlar bana yıllarca sahada neden hiç gülümsemediğini sordular. İşimi yapıyordum. Ben, Zidane’ı da hiç gülerken görmedim karşımda.
Futbolu bıraktığım gün futbol oynamaktan keyif almadığım gündü. O gün anneme gidip beraber çay içeceğimize söz vermiştim ve içtik.
Şampiyonlar Ligi yarı finalinde Arsenal’e karşı kaçırdığım sadece bir penaltıydı. Ben o gün kimseyi öldürmedim.
Boca Juniors’u hep sevdim. Yoksa neden burada bedava oynayayım ki. Bu kulüp için bedava çalışan tek manyak bendim. Kimsenin bana gelip sorumluluklarım hakkında öğütler vermesine izin vermedim.
Babamın bana bir gün de iyi oynadın dediğini hatırlamıyorum. Gazeteler “Roman iyiydi” yazardı, babam gelip bana hatalı verdiği pasları sayardı.
Top bana her şeyimi verdi. Küçük kız çocukları nasıl bebeklerine sarılırsa benim de en sıkı sarıldığım oyuncağım futbol topuydu. Bu oyunu icat eden bence dünyanın en büyük kahramanı.”

Sırtımda yazan 10 sadece bir numaraydı. Futbol oynarken dönüp hiç geriye bakmadım. 

23 Nisan 2017

A'dan Z'ye El Clasico


Alkış: Real Madrid-Barcelona ezeli rekabetinin tarihi anlarından biri 2005 Kasım’ında Santiago Bernabeu’da yaşanmıştı. Barça’nın 3-0 kazandığı maçta Ronaldinho’nun attığı golü ayakta alkışlayan Real Madrid taraftarı baba-oğul hiç unutulmadı.
Bernabeu: Barcelona’nın Camp Nou’su 98 bin kapasiteli. Real Madrid’in Santiago Bernabeu ise 81 bin. İki stadın atmosferi karşılaştırıldığında Bernabeu tribünleri çok daha ateşli. Hakemin üstüne oynamayı biliyorlar ve son kurbanları Bayern Münih oldu.
Cruyff: El Clasico tarihinde futbolcu ve teknik adam olarak Barcelona’nın tarihini değiştiren bir dahi. Onun forma giyip Barça’nın Madrid’de 5-0 kazandığı maç, teknik adamlık günlerinde Camp Nou’da yine 5 golle Real Madrid’e hezimeti yaşatmıştı Sarı Fare.
Di Stefano: İspanyol futbol tarihinde kendi başına bir bölüm olabilecek kadar önemli bir karakter. Real Madrid ve Barcelona’nın transferi için kapıştığı sonunda Real Madrid’in Katalanların iddiasına göre Franco yardımıyla imza attırdığı dünyanın gelmiş geçmiş en iyi ve çok yönlü futbolcularından.
Eto’o: Bugün Antalyaspor forması giyiyor ama Real Madrid’in yetenek avcılarının keşfettiği Kamerunlu golcü, değerini bilmeyen mor beyazlı kulübü, Barcelona formasıyla attığı gollerle pişman etti. Bir şampiyonluğun ardından Real Madrid aleyhine 100 bin taraftar önündeki kötü tezahüratı İspanya’yı ayağa kaldırmıştı.
Figo: Futbol tarihinde hikayesi daha büyük bir transfer yoktur. Barcelona kaptanı, Real Madrid Başkanı Florentino Perez’e evet dedi ve kıyamet koptu. Katalanlar onun için “Senden nefret ediyoruz çünkü seni çok sevmiştik” dedi Portekizlinin ardından. Figo, futbolu bıraktığında turist olarak bile Barselona’ya gidemedi.
Gamber: Barselona şehrinde bir gazete ilan verip Katalanlar için bir kulüpten öte olan FC  Barcelona’yı kuran İsviçreli. Ülkesinde FC Basel’de de oynadı, FC Zurih’in de kuran isimlerden biri. Hans Kamper ya da Katalanlara göre Joan Gamper…
Hernandez: Alejandro Jose Hernandez Hernandez. 80 bin taraftar, 600 milyon futbolsever ve Bernabeu’daki bin gazetecinin gözü onda olacak. El Clasico’nun hakemi Hernandez 35 yaşında. Geöen sezon Camp Nou’da Real Madrid’in Barcelona’yı 2-1 devirdiği derbide de düdük çalmıştı.
Iniesta: Geçen sezon Barcelona, Santiago Bernabeu’da 4 golle kazanırken onu füzesi de tabeladaydı. Xavi gittiğinden beri boynu büyük ama Barcelona’nın maetrosu eski fizik gücünden uzak olsa da döktürmeye hazır yeteneğiyle yine Katalanların en büyük silahlarından.
Leo Messi: Şampiyonlar Ligi’nde Juventus duvarını 180 dakika boyunca aşamayan Messi için bu El Clasico  -Kral Kupası finale bir kenara- sezon finali.  Barselona şehrinde artık merak edilen iki şey var: El Clasico’nun sonucu ve Messi’nin yeni kontratı ne zaman imzalayacağı…
Manita: İspanyolca “Hermanita"dan, kız kardeşten türeme ve küçük el anlamına geliyor. Bu isimde 5 yapraklı bir çiçekten de futbol dünyasına sızdığını söyleyenler var. Manita, rakibe 5 gol atmak demek. El Clasico tarihinde iki takımın da birbirlerine 5 atıp, medyaya “Manita” manşetleri attırdıkları çok maç var.
Neymar: Real Madrid, El Clasico’ya Barcelona’nın 3 puan önünde ve bir maç eksiğiyle çıkıyor. Bu son 6 haftaya girilirken Barça için son şans demek ve Katalanların 3 forvetinden biri Neymar, bu El Clasico’da cezalı.
Pique: Dünyanın en iyi üç stoperinden biri. Barcelona defansının sigortası, kulübün gayri resmi basın sözcüsü. Madrid medyasının kabusu, geleceğin FC Barcelona başkanı.
Ronaldo: Real Madrid’deki en vasat sezonunda Bayern Münih’i 3 golle uğurladı Santiago Bernabeu’dan. Messi ile büyük kapışmasına bu kez arkasında 80 bin taraftarıyla çıkıyor. Yetenek Messi ise çok çalışmak Cristiano Ronaldo…
Sergio Ramos: 90+’larda attığı kafa golleriyle Real Madrid’e kupalar getiren, Pique’ye verdiği her cevapla Real Madrid taraftarını ayağa kaldıran, yeteneğinden büyük yüreğiyle beyaz formanın içinde güzel oyunun eşsiz bir karakteri
Tenerife: Cruyff’un Altın Jenerasyonu, Barcelona tarihine çeyrek asır önce arka arkaya dört şampiyonluk getirirken, Tenerife’ye çok şey borçluydular. Real Madrid iki yıl arka arkaya ligin son haftasında Tenerife’ye kaybetmiş, Katalanlar şampiyonluk kupasını kaldırmıştı.
Ultras: İtalyan futbol kültürünün İspanya’daki etkisi Franco sonrası yıllarda başladı. Real Madrid’in Ultras  grubu Ultras Sur, Bernabeu’da artık kale arkasında birinci katta değil, üst katlara sürüldüler. Barça cephesinde ise Boixos Nois var ama deplasman kontenjanı olmadığından Madrid’e gelemiyorlar.

Zidane: Yan kulübede Luis Enrique, Barcelona’nın maçında son derbisine çıkıyor. Bir gün döner mi bilinmez. Zidane, ilk teknik adamlık denemesinde Şampiyonlar Ligi kazandıktan sonra şimdi de La Liga şampiyonluğuna koşuyor.