4 Eylül 2016

Boğaz'ın İki Yakasında
Turuncu Günler


Guus Hiddink, Fenerbahçe ve A Milli Takım'da, Frank de Boer ve Rijkaard, Galatasaray'da hayal kırıklığı yaratmış olabilir ama Pierre  Hoijdonk ile başlayan Sneijder ve Kuyt ile devam eden güzel anıları da var Hollandalıların bizim futbolumuzda. (devamı)

28 Ağustos 2016

Zidane Olamayanlar Kulübü

İçinden Samir Nasri ve Beşiktaş geçen çok cümle okudunuz geride kalan haftada. Nasri de yeni Zidane’lar kulübü üyesi. Zidane olamayanların hikayesi içinde en fazla olanı aslında... devamı

15 Ağustos 2016

Bir Futbol Aklı Monchi


Her kulübün bir Messi’si olmayabilir ama her kulüp kendi Monchi’sinin yolunu açabilir...’nın küme düştüğünde “Gel  aklımız ol” dediği futbol direktörü, pardon futbol aklının hikayesi... (14 Ağustos 2016)

Rio Olimpiyatları'nın gölgesinde bir  finali oynandı geçen hafta. Son üç sezonda Avrupa'da alınabilecek tüm kupaları alan İspanyollar bu kez Norveç'in Trondheim kentinde sahneye çıktı. UEFA'nın, ağustos ayında sezonu açan liglerin gölgesinde kalan organizasyonu son yıllarda ülke ülke gezse de futbolseverlerin ilgisini eskisi kadar çekmiyor. 1998'de tek maç oynanmaya başladığı günden bu yana Monaco Louis II Stadı'nda oynanan Süper Kupa finali ilk olarak 2013'te Prag ile sahne değiştirmiş, ertesi yıl heyecan Cardiff'e taşınmış, 2015'e Tiflis ev sahipliği yapmış ve unutulmaz finalde Barcelona, 'yı 5-4 mağlup etmişti. Son üç sezonda Avrupa Ligi'ni kimseye kaptırmayan Sevilla, iki yıl önce bu kupada mağlup olduğu 'e bir kez daha yenildi ama bu final Sergio Ramos'un Lizbon'da olduğu gibi maçı uzatmaya götüren son dakika golü kadar başka futbol gerçeklerini de akıllara getirdi. Gelin 16 yıl öncesine dönelim. Süper Kupa'da final oynayan takımlar Real Madrid ve Galatasaray. İspanyol ekibi, Şampiyonlar Ligi'ni kazanırken ligde sürpriz bir takım şampiyon olmuştu: Deportivo La Coruna... Sevilla şehrinin iki takımı Real Betis ve Sevilla küme düşmüş, onlara sadece dört yıl önce şampiyon olup Kral Kupası'nı da alan Atletico Madrid eşlik etmişti. Sevilla ve Real Betis ikinci ligde bir sezon oynayıp tekrar gerçek arenaya döndüler ama Atletico Madrid'in bunu başarıp ayağa kalkması ve eski günlerine dönmesi için 10 yıl gerekti.

ARAŞTIRMA KOMİTESİ KURDU
Real Madrid o ağustosta Galatasaray'a kaptırdığı Süper Kupa'dan sonra oynadığı yedi Avrupa Kupası finalini de kazandı. Arda Turan'lı Atletico Madrid'in önce Avrupa Ligi'ni alıp ardından Kral Kupası'nı müzesine götürüp, yetmedi Barcelona'nın sahasında şampiyonluğunu ilan edip Lizbon'da Real Madrid ile Şampiyonlar Ligi finalini oynadığı şurada sadece son beş yılın hikayesi. Geride kalan 10 yılda iki Avrupa Ligi (UEFA Kupası) kazanıp, son üç sezonda da bu kupayı adeta ambargo koyan Sevilla, küme düştüğü Atletico Madrid ile birlikte bugün kendi liginin ve Avrupa'nın en prestijli kulüplerinden biri. İyi yönetim, doğru kadro her zaman var olan tutkulu taraftarla yan yana gelince son yılların en büyük mutluluklarını onlar yaşadı. Ramon Rodriguez Verdejo ya da Monchi, 47 yaşında. Sevilla altyapısında yetişti. Başka bir takımda forma giymeyip, iyi bir ikinci kaleci olmayı tercih etti. Unzue'nin arkasında yıllarca kulübede bekledi ve bugün 40 yaş üstü kalecilerin olduğu futbol dünyasında eldivenlerini çıkardığında sadece 31 yaşındaydı. Kasasında parası olmayan Sevilla kulübü, ondan tek bir şey istedi: "Bizim futbol aklımız ol." Monchi altyapıdaki düzeni değiştirecek ve futbolcu araştırma komitesi kurup dünyanın bütün liglerinden kulübüne transfer edeceği futbolcuları izleyecekti. Demesi kolay yapması zor...

22 GENÇ TAKIMDA 400 FUTBOLCU
Bugün Sevilla altyapısında 22 genç takımda 400 futbolcu yetişiyor ve Monchi'nin organize ettiği 700 yerel scout, ülkelerinde lokal liglerini izleyip Sevilla'nın futbol aklına haftalık raporlarını geçiyorlar. Her sezonun ilk yarısında 250 yeni futbolcu ismini bilgisayarına yazan ve çalıştığı teknik adamın taleplerine göre sınıflandıran Monchi bir taraftan da yıldız statüsüne erişmiş isimleri sattığında yerlerine alacağı isimleri çoktan belirlemiş oluyor. Transfer görüşmeleri de mart ayında başlıyor. Alacağı futbolcuya Barcelona, Chelsea, Bayern Münih, PSG talipse, Monchi vakit kaybetmiyor ve masaya bile oturmuyor. Son 15 yılda Monchi'nin kurduğu altyapı düzeninden Sergio Ramos, Jose Antonio Reyes, Diego Capel ve Alberto Moreno gibi isimler yetişti. Monchi onları zamanı geldiğinde büyük kulüplere keyifle satıp transferde elini kolaylaştırdı. Barcelona, Monchi sayesinde hazır yıldızlara kondu. Dani Alves, Seydou Keita, Rakitic, Vidal ve bu sezon Beşiktaş formasını giyecek Adriano, Sevilla'nın kasasını doldurup Katalan kulübünün yolunu tuttular. Üç milyona aldığı Julio Baptista'yı 20 milyon Euro'ya Real Madrid'e, Alvaro Negredo'yu 25 milyona Manchester City'e satan Monchi, bu yaz da boş durmadı. Gameiro, Atletico Madrid'e, Krychowiak PSG'ye gitti. Sevilla artık Sampaoli ile yola devam ediyor. 16 yıldır büyük bir sadakatla Sevilla'ya bağlı olan ve geçen sezonun sonunda ayrılmak istediğinde ikna edilen Monchi şimdi Kiyotake, Sarabia, Ben Yedder'den ne kar edeceğini hesaplıyor... Real Madrid sınavından beş gün sonra bu gece Barcelona karşısına çıkacaklar İspanya Süper Kupa finali ilk ayağında... Her kulübün bir Messi'si olmayabilir ama her kulüp kendi Monchi'sinin yolunu açabilir...

Yaz Yaz Yaz


4 Temmuz 2016

Haziran 2016: Bonservissiz


Haziran başı itibariyle bonservisi elinde olan oyuncular. 
  • Steve Mandanda - Marsiglia
  • Nicolas N’Koulou - Marsiglia
  • Roman Neustadter - Schalke 04
  • Ron Vlaar - Az Alkmaar
  • Daniel Agger - Brondby
  • John Terry - Chelsea
  • Gustavo Cabral - Celta Vigo
  • Bruno Alves - Fenerbahçe
  • Martin Demichelis - Manchester City
  • Kolo Touré - Liverpool
  • Bakary Koné - Lione
  • Caner Erkin - Fenerbahçe
  • Benoit Assou-Ekotto - Saint-Etienne
  • Gregory Van der Wiel - Paris St Germain
  • Darijo Srna - Shakhtar Donetsk
  • Ezequiel Schelotto - Sporting Lisbona
  • Alvaro Arbeloa - Real Madrid
  • Marco Motta - Charlton
  • Miguel Veloso - Dinamo Kiev
  • Michael Carrick - Manchester United
  • Mathieu Flamini - Arsenal
  • Tom Huddlestone - Hull City
  • Fernando Tissone - Malaga
  • James Morrison - WBA
  • Tom Carroll - Tottenham
  • Tonny Vilhena - Feyenoord
  • Raul Meireles - Fenerbahçe
  • Mikel Arteta - Arsenal
  • Tiago - Atletico Madrid
  • Roman Shirokov - CSKA Mosca
  • Valeri Fedorchuk - Dinamo Kiev
  • Hamit Altintop - Galatasaray
  • Hatem Ben Arfa - Nizza
  • Daniel Didavi - Stoccarda
  • Yoan Gourcuff - Rennes
  • Tomas Rosicky - Arsenal
  • Cani - Deportivo La Coruna
  • Sofiane Feghouli - Valencia
  • Andrija Zivkovic - Partizan
  • Dirk Kuyt - Feyenoord
  • Victor Obinna - Duisburg
  • Stéphane Sessegnon - WBA
  • Zlatan Ibrahimovic - Paris St Germain
  • Leandro Damiao - Betis
  • Emanuel Adebayor - Crystal Palace
  • Marouane Chamakh - Crystal Palace
  • Mirco Antenucci - Leeds
  • Kevin Kuranyi - Hoffenheim
  • Dimitar Berbatov - PAOK
  • Claudio Pizarro - Werder Brema
Serie A
Ricky Alvarez, Martin Caceres, Yuto Nagatomo, Cristian Zapata, Francesco Lodi, Andrea Barzagli, Kevin Prince Boateng, Riccardo Montolivo, Facundo Roncaglia, Riccardo Meggiorini, Tommaso Berni, Walter Bressan, Giovanni Pasquale, Patrice Evra, Franco Brienza, Alberto Pomini, Gennaro Sardo
Kevin Constant, Alex, Vid Belec, Miroslav Klose, Francesco Totti, Maicon, Modibo Diakité, Mattia Cassani, Manuel Pasqual, Luca Toni, Antonio Di Natale, Philippe Mexes, Abdulay Konko, Massimo Maccarone, Stefano Sorrentino, Marco Borriello, Morgan De Sanctis, Ferdinando Coppola,
Alessandro Gamberini, Seydou Keita, Massimiliano Croce, Simone Pepe, Archimede Morleo, Stefano Mauri, Rubinho, Ferdinando Coppola, Dario Dainelli, Enzo Maresca, Giulio Migliaccio, Dario Dainelli, Maurizio Domizzi, Massimo Zappino, Cristian Raimondi, Bogdan Lobont

19 Haziran 2016

Mahşerin Dört Atlısı


Bir jenerasyonu anlatmak için en güzel karelerden biriydi. 2002 Dünya Kupası’nda Ekvadorlu hakem Byron Moreno’nun etrafında çileden çıkmış İtalyan futbolcular. Kimler yoktu ki! Maldini, Panucci, Buffon, Tommasi, Del Piero, Totti ve Christian Vieri. Yıllar sonra ABD’de uyuşturucu kaçakçılığından hapis yatacak olan Moreno, Güney Kore lehine verdiği kararlarla İtalyanların sabrını taşırmış, yıldızlar karması da üzerine hücum etmişti. O maç, bizim yarı final oynayıp üçüncü bitirdiğimiz Dünya Kupası’nda İtalyanların son maçı oldu. 1998 Dünya Kupası ve Euro 2000’i kazanıp, 2002’ye Brezilya ile birlikte en büyük favori olarak gelen Fransızlar da futbolun bilinmeyen o büyülü tarafına kurban gittiler ve gol atamadan Paris uçağına bindiler. O kupayı 14 yıl önce kazanan Brezilya’nın devirdiği Almanya, 4 yıl sonra 2006’da ev sahibi olduğu Dünya Kupası’nda sambacılarla birlikte final için en büyük adaydı.
Dört yıl önce Uzak Doğu’da bir Güney Amerikalı hakemin gazabına uğrayan İtalyanların kalesinde elbette yine Buffon vardı. Defans dörtlüsüne ise herkes gıptayla bakıyordu. Zambrotta sağ bekte, stoperler Cannavaro ve Materazzi ve sol bekte Grosso. Önlerinde Gattuso ve Pirlo, yetmediği ileride Totti ve Toni kanatlarda da Camoranesi ve Perrrotta. O favori Almanlar, Lippi yönetiminde İtalyanların sağlam defansı karşısında diz çöktüler. Yarı finalde 120 dakikada bir gol bile atamadılar Mavilerin kalesine. Güzel oyun futbol inci gibi işler kendi tarihini. Berlin’deki finalden kalan hatıra Zidane’nın Materrazzi’ye attığı kafadır ama çok az insan penaltılara giden maçın 120 dakikasında gollerin bu oyunculardan geldiğini hatırlar. Juventuslu Trezeguet’nin Juventuslu Buffon’un koruduğu kaleye atamadığı penaltı ve sol bek Grosso’nun kupayı getiren o plasesi…

80’ler ve 90’lara damga vuran Serie A bugün dünyanın en büyük yıldızları için vitrin bir lig olmayabilir ama İtalyanların stadyumlarından sokaklarına kadar işlemiş futbol kültürleri, jenerasyonlar değişse de onları büyük turnuvalarda mecburi gizli favori kılıyor. Bayrağında olmayan mavi rengi kraliyet yıllarından emanet aldığı formasıyla birlikte marşı ve bayrağını kutsal sayan ve bu üçlemeyle milli takımlarının peşine düşen bir millet, komşuları Fransa’nın düzenlediği turnuvaya da birçok futbolseverin dudak büktüğü kadrolarıyla geldiler. Çizme’nin milli takımı demek Baggio, Del Piero, Cannavaro, Maldini , Buffon, Pirlo, Totti ve Vieri demekti ve 38 yaşındaki kaleci Buffon dışında tüm yıldızların artık televizyon başında “Forza İtalia” (Haydi İtalya) diye haykırmak dışında bir katkıları yoktu milli takımlarına. İki Avrupa Şampiyonası bir Dünya Kupası kazanmış İspanya, son Dünya Kupası’nın sahibi Almanya, yakaladığı iyi jenerasyonları pişiren Fransa ve Belçika varken kim bakardı ki İtalyanların yüzüne. Üstelik Veratti ve Marchisio gibi orta sahada iki etkili isimlerini sakatlık yüzünden Fransa’ya getirememiş, pasaport verdikleri iki Brezilyalı Motta ve Eder’e milli formayı teslim etmişlerdi. Olsun, 2006’da kupayı kaldıran Arjantin kökenli Camorenesi de İtalyan Milli Marşı  “Inno di Mameli” yi çaldığında dudaklarını kıpırdatmıyordu. Kimin söylemediğinin önemi yoktu çünkü Buffon, -Alpay Özalan’ı da sollayan performasıyla- milli marşını 14 yıldır bütün yüreğiyle tüm İtalya için söylüyordu zaten…
Dört yıl önce 1 Temmuz akşamı Prandelli yönetiminde finalde İspanyollar karşısına çıktıkları defansta kalede yine Buffon onun önünde Barzagli, Bonucci ve Chiellini vardı. Juventus’u çalıştırdığı dönemde vazgeçmediği bu isimlere üçlü savunma oynatan Antonio Conte,milli takımda da ezberini bozmadı. İtalyan savunmasında oynayanların yaşlarının önemi yoktu, tek gerçek bu adamların mesleklerine olan saygılarından dolayı 365 gün fit olmaları ve verilen taktiği yerine getirmeleriydi. Bu oyunda her zaman rakibinizi forvetinizle imha edemezsiniz, bazen savunma için dizdiğiniz askerler size 90 dakikanın sonunda zaferi getirirler.
BBC kısaltmasıyla anılan Real Madrid’in forvet üçlüsü Bale, Benzema, Cristiano (Ronaldo) bu sezon Şampiyonlar Ligi’ni kazanırken, Juventus’un savunma üçlüsünün de bir BBC olduğu (Bonucci-Barzagli-Chiellini) olduğunu unutmayalım. Kaleci Buffon da dahil yaşlanmayan bu dört adama en büyük hezimeti 4 yıl önce finalde İspanyollar yaşatmış ve kupayı alırken, efsane defans hattı dört gole engel olamamıştı…
Euro 2008-2012 ve 2010 Dünya Kupası’na turnuvada görev yapan bir teknik adam olmasa bile Pep Guardiola’nın oyun felsefesi damga vurmuştu. Almanların ürettikleri anti-tezle 2014’ü kazandılar. Euro 2016 ise, ikili mücadelelerde yıkılmayan, çok koşan, yılmayan ve vazgeçmeyen Atletico Madrid’i yaratan Diego Simeone’nin birçok milli takıma ilham kaynağı olduğu bir turnuva. İtalyanlar da çikolatalarından bile güzel bir kadroyla Fransa’ya gelen Belçika’yı işte bu felsefeyle yıktılar. Önce durdur, sonra vur… 

İtalya kupayı kazanmayabilir, en iyi golcü, en iyi orta saha onlarda olmayabilir, 30 yaşındaki Alman Neuer, 38’lik Buffon’dan daha iyi kaleci diyenler de çıkabilir, “Pique ve Sergio Ramos tandeminden daha iyisi yok” diyenler de haklı çıkabilir ama hiçbir şey Buffon+BBC’nin dünyanın en zor açılan kilidi olduğu gerçeğini değiştiremez. 

5 Haziran 2016

Euro 2016 Başlarken Notlar

Avrupa Futbol Şampiyonası'na, yapılan değişiklik sonucu artık 16 takım değil 24 takım katılıyor. Bu yüzden finallerde 2012'ye göre 20 maç daha fazla oynanacak. Toplam 51 maçı tribünlerde 2.5 milyon taraftar izleyecek. Bu rakam 2012'deki turnuvada 1.4 milyondu. Bir milyon futbol turistinin 'da bir ay boyunca bir milyar  harcaması bekleniyor.
 2016'nın logosunu Fransızlar değil Portekizliler yaptı. Brandia Central şirketi 2012'nin de logosunu tasarlamıştı. Turnuvanın sloganı 'Le Rendez- Vous', yani bildiğiniz randevu.
Almanya ve son iki kupayı alan İspanya üç kez Avrupa Şampiyonu oldu. 2016'ın ev sahibi Fransa'nın iki kupası var ve bir şampiyonada en fazla gol atan futbolcu da dokuz golle Fransız Michel Platini.
Euro 2016'nın maskotu Super Victor, süper kahraman görünümlü bir çocuk. Victor ismi de oyunun sonundaki zafere gönderme içeriyor.
Euro 2016'nin resmi şarkısına ünlü Fransız DJ. David Guetta imza attı. This one is for you/Bu senin için adlı şarkının kaydında dünyanın dört bir tarafından bir milyon taraftar yer aldı. Vokalde İsveçli Zara Larrson var.
Adaylık döneminde dosyasına 12 stadyum yazan Fransızlar, finalleri 10 stadyumda oynatacak. Açılış ve final maçı elbette ki 81 bin kişi kapasiteli Stade de France'da. Lyon, Lille, Nice, Bordeaux, Lens, Marsilya, Saint Etienne, Toulouse ve Paris de (Parc de Princes) yenilenmiş stadyumlarıyla turnuvaya ev sahipliği yapacak.
Euro 2016'yı dünyada 230 ülke naklen yayınlayacak. Her maçı ortalama 150 milyon kişinin televizyondan izlemesi bekleniyor. UEFA, yayın haklarından bir milyar, sponsorlardan 400 milyon ve bilet satışlarından 500 milyon euroyu kasasına koyacak.
Euro 2016'ya katılan milli takımlar arasında en değerli kadro, 555 milyon euro ile İspanyollara ait. Del Bosque'nin takımını, 452 milyonla Fransa, 349 milyonla Almanya takip ediyor.
Euro 2016'da kupayı kazanan ülke 27 milyon euroyu kasasına koyacak. Turnuvada en düşük maç bileti 25, en yüksek maç bileti (final) 895 euro.
Fransa'da bir ay sürecek futbol bayramının organizasyonunda 6 bin 500 gönüllü futbolseverler de görev alıyor. Bu gönüllülerin yüzde 27'si Fransa dışından. Yüzde 64'ü erkek ve yüzde 36'sı kadın.
Portekiz'in ev sahibi olduğu Euro 2004'te turnuva geliri 853 milyon euro idi. Bu rakam Avusturya ve İsviçre'nin ev sahibi olduğu Euro 2008'de 1 milyar 350 milyona, Polonya ve Ukrayna'nın düzenlediği Euro 2012'de ise 1 milyar 390 milyon euroya yükseldi. Euro 2016 için beklenen rakam ise 1 milyar 900 milyon euro.
Euro 2012'de altı ülke Adidas, beş ülke Nike, iki ülke Puma, üç ülke de Umbro formalarla sahaya çıkmıştı. Adidas, 2016'da dokuz ülke ile lider. Nike bizim milli takım da dahil sekiz ülkenin formasını hazırladı. Bu turnuvada atak yapan Puma, beş ülke, Umbro ise bir ülke formasında yer alacak.