17 Haziran 2014
Yorgun Savaşçılar
Lizbon'daki Şampiyonlar Ligi finalinde Real Madrid uzatmalarda Atletico Madrid'i dağıtırken bunu ayakta kalan takım olmasına borçluydu. Son golde Marcelo topu filelere gönderirken, rakip sahadan bırakın koşmayı yürüyerek dönen 5 Atletico Madrid'li vardı. Bunlardan biri de Uruguay'ın Kosta Rika'dan üç gol yediği maçta yanlış kariyer tercihleriyle eski günlerinden uzak olan Lugano ile birlikte forma giyen Godin'di. Sezon içinde hedeflediği her kulvarda sonuna kadar giden takımların futbolcuları şimdi Dünya Kupası'nda yorgun savaşçılar. Mayıs ayının dünya üzerinde takımına en faydalı adamı Sergio Ramos'un 5 gol yedikleri Hollanda maçında halini düşünün. Ya da Atletico Madrid ile oynadıkları ligin son haftasındaki şampiyonluk maçında bir gol atıp sezonu en önde tamamlamak varken bunu mecali olmayan İniesta'lı, Busquets'li Barcelona orta sahasını.
İspanyol milli takımıyla Brezilya'ya gelen futbolcuların geride kalan sezonda takımlarında forma giydiği dakika toplamı 79 bin 651. onlara 5 gol atan Hollanda Milli Takımı ise toplam 66 bin 117 dakika ter dökmüş. Tecrübe, üst düzey takımlarda forma giymek elbette ki önemli ama yorgun savaşçıların olduğu takımlar bu kupada cezalandırılıyor. Bu sezon kupa alamayan Barcelona'nın haline bakıp "tiki taka" futbolu öldü diyenlere bir şey ıskalıyor. Ölen tiki taka değil, bu yüksek tempolu pas oyununu oynayacak olan futbolcuların fizik olarak geri gitmesi ve Ne Barcelona'nın ne de uzantısı İspanyol Milli Takımı'nın topu artık eskisi gibi hızlı dolaştırmaması. İsabetli pas, topa sahip olma oranının yüksekliği bir futbol maçında kazanmanın garantisi değil ama bu oyunu oynamayı deneyip yüzüne gözüne bulaştıran onca takımın yanında bunu yıllardır ezberine almış adamlar, bir günde bu oyunu unutmadıklarına göre sorunu adalelerde, beyinlerde aramak lazım.
Keyifli, gol ortalaması rekora koşan bir Dünya Kupası izliyoruz. 32 takım arasında hatları arasında kalite farkı olan takımlar var. Uruguay'ın elindeki Luis Suarez, Cavani ve Forlan gibi üç süper santrfor var ama takımın bir oyun kurucusu, yumaşak adamı yok ortada. Arjantin için de durum farklı değil. Bosna maçında oyuna ön tarafta Messi, Agüero ile başlayan takım Maxi ile yürümeyince, ikinci yarıda çareyi Messi'yi forvet arkasına çekmekle buldu, ödülünü de aldılar. Messi tek başına bir takım çoğu zaman ama emin olun Messi'yi çıkartıp bu kadroya yakın geçmişin iki orta sahası Seba Veron ve Cambiasso'yu koyun, Agüero ve Higuain'li forvetle Arjantin çok daha dengeli bir takım olur. Puyol'un olmadığı İspanya'nın sağ bek yerine stoper oynattığı Sergio Ramos, İtalyanların sol beke çektiği Chiellini, Uruguay'ın bildiğimiz stoper Cacares'ten sol bek yaratma çabası... Almanya ve Brezilya'nın teknik kadrosunun işte tüm bunları görünce şükretmesi ve ellerindeki kadroların değerini bilmesi lazım.
16 Haziran 2014
O Dünya Kupası
buraya gelecek!
Dünya Kupası için geri sayım bitti ve büyük şölen başladı. Üstelik daha ilk maçtan tüm dünyaya "Böyle penaltı olmaz" dedirten bir maçla. 64 yıl öncesinin efsane stadı Maracana'da, finalde Uruguay'a 2-1 mağlup Dünya Kupası'nı kaybeden, ardından beş tanesini müzesine götüren Brezilya, futbolun en coşkulu sevildiği topraklarda açılış maçında Hırvatistan karşısına çıktı ve geriye düştüğü maçta tabelayı lehine 'olmayan' bir penaltıyla çevirdi. İşte bu penaltı, Dünya Kupası tarihinde yaşanan skandalları, haksızlıkları akla getirdi. Kupa'nın 84 yıllık tarihinde en akılda kalan ve akıllara sığmayan galiba 1978 Dünya Kupası'dır. Askeri cuntanın yönetimindeki ülke Dünya Kupası finalleri için ev sahibi olduğunda, açıklanan bütçenin 15 katını harcadı. O tarihte 750 milyon dolar, Arjantin ekonomisi için büyük yüktü ama General Jorge Videla, şova hazırlanıyordu.
74 Dünya Kupası'nda Almanlara finalde kaybeden Hollanda'nın bir numaralı yıldızı Cruyff, finallere cuntayı protesto ettiği gerekçesiyle gelmediği yazıldı önce. Kimileri de ülkesinde sponsorlarla anlaşamadığı için finallere gitmediğini söylüyordu. Arjantin kötü takımdı. Birçok futbol otoritesine göre gruptan bile çıkmayacak kadar kötü bir takım. 4 gole ihtiyaçları olduğu Peru maçında soyunma odasına gidenler General Jorge Videla ve Henry Kissenger olunca, Peru ağlarında 6 gol gördü. Yıllar boyunca Peru'nun banka borçlarının silindiği sadece bu maç için 50 milyon dolar gönderildiği söylendi. Cuntayı protesto ettiği söylenen 'Sarı fare' Cruyff ise gerçeği açıklamak için tam 30 yıl bekledi. Finalde uzatmalarda Arjantin'e 3-1 kaybeden Hollanda'da herkes "Cruyff olsaydı biz bu kupayı kazanırdık" dedi ve yıllarca Cruyff'u suçladı. Oysa ki gerçek başkaydı. Cruyff'un derdi siyasi bir protesto değildi, Barcelona'da forma giyiyordu ve evlerini basan hırsızlar kafasına çocuklarının önünde tüfek dayamıştı. Cruyff o gün bu tehditler yüzünden Dünya Kupası'na gitmedi. Belki de haklıydı. Hollanda Milli Takımı'nın final öncesinde can güvenliği yoktu. Otelden stada final için yola çıkan takım otobüsü 'yanlışlıkla' başka yola sapmış ve bir kasaba yolunda Arjantinli gençler otobüsü durdurup yarım saat sallamıştı. O gün finale Hollandalılar, burada kazanırsak evimize canlı dönebilir miyiz endişesiyle çıktılar, uzatmalara kadar da dayandılar, kazanabilirlerdi de ama son sözü söyleyen, hakemi de etki altına alan General Jorge Videla yönetimindeki askeri cunta oldu.
Sekiz yıl sonra Meksika'daki finallerde Arjantin'de bu kez Maradona vardı. 1978'de çok genç olduğu için kadroya alınmayan Maradona, Mexico City'de 114.500 taraftarın önünde oynanan maçta futbol tarihine geçen iki sahnenin kahramanı oldu. Neredeyse bütün İngiliz Milli Takımı'nı çalımlayıp attığı golle yüzyılın golü bu dedirten Arjantinli efsane, maç sonrasında "Tanrı'nın eliydi" dediği pozisyonda çıktığı kafa topunda golü eliyle attı ve İngilizleri evine yolladı. Özür dilemesi ve itiraf etmesi gerekiyor muydu, fair-play o tarihlerde bu kadar ön planda mıydı? Futbol adaletli bir oyun muydu? Maradona, 2008 yılında özür diledi ama bunun bir utanç kaynağı olmadığını da ekledi.
1930 Dünya Kupası düzenlemek İtalya'yı yöneten faşist lider Mussolini'nin en büyük hayaliydi. Ev sahipliğini Uruguay'a kaptırınca Milli Takımı'nı finallere yollamayan 'Il Duce', bu kupayı kazanabilmek için ülkede yabancı futbolcuların İtalyan pasaportu almasını sağladı. Dört yıllık projenin hedefi finalleri düzenlemek ve büyük kalabalıklar önünde kupayı kaldırmaktı. 1934'te ev sahibi İtalya, kupayı kazanırken, o günlerin şahitleri hakem hatalarını anlata anlata bitiremediler. Dünya Kupası tarihinde iki finali arka arkaya kazanan ülke de Musssolini'nin İtalya'sı oldu. 1938'de aynı hakem oyunları ve baskıların adresi Fransa idi. İtalya kupayı dördüncü kez kazanmak için bir zamanlar Hitler'in yüzbinleri topladığı Berlin'deki 2006 finalini beklemek zorunda kalacaktı. 2. Dünya Savaşı başlamasa ve 1942'de Dünya Kupası oynanabilse, tüm dünya Güney Amerikalılar destekli İtalya'nın kupayı arka arkaya üçüncü kez müzesine götüreceğinden emindi. 2010 Dünya Kupası hayalleri Henry'nin eliyle kesilen kurt teknik adam Giovanni Trapattoni, Fransızların haksız yere Güney Afrika'ya gittiğini söylediği basın toplantısında, sekiz yıl önce başına gelenleri hatırladı. Güney Kore, Türkiye ile üçüncülük maçına çıkmış ve kaybetmişti ama turnuvanın iki ev sahibinden biri olan Hiddink yönetimindeki takım, önce İtalya ardından İspanya'yı 'tartışmasız' hakem kararlarıyla dönüş uçağına bindirmişti.
Ekvadorlu hakem Byron Moreno, İtalya'nın bir golünü haksız yere iptal etmiş, olmadık yere Totti'yi oyundan atmış bir de penaltı yaratmıştı. Daha ne olsun! Güney Kore, İtalya'nın ardından İspanya'yı da Mısırlı hakemin delirten düdükleriyle elemişti. Hikayenin sonunda ise unutulmaz Batı Almanya- Avusturya maçı var. 1982'de Cezayir'in gruptan çıkmaması ve iki ülkenin kolkola yola devam edebilmesi için tek ihtimal vardı. Almanlar tek golle kazanmalıydı. 10. dakikada Hrubesch'in golüyle öne geçen Almanlar karşısında Avusturya, 80 dakika bir şey yapmadı, Almanlar da Avusturya'nın üstüne gitmedi ve Cezayir kupaya veda etti. Maçın ardından Avusturya'da yayın yapan kanalın yorumcusu, futbolseverlere seslendi: "Televizyonlarınızı kapatın!"
9 Haziran 2014
Brezilya 2014 / H Grubu
Bir büyük yıldız çıkarmanız futbolda başarıyı getirmiyor, mesele aynı yaş grubundan en az 5-6 üst düzey adamı bir araya getirebilmek. 2000 ve 2002'de biz bunu başardık. Almanlar böyle bir takımla Brezilya'ya gittiler. Fakat Belçika herkesten farklı. Uzun yıllar üzerine ölü toprağı serpilmiş milli takımları artık büyüklere kafa tutabilecek kapasitede. Hazard başta olmak üzere, Lukaku, Fellaini, Witsel, defansın göbeğinde Vermaelen ve Kompany ve kalede Atletico Madrid'de büyük işlere imza atan Courtois ile Belçika taş gibi takım. Wilmots yönetimindeki Belçika, 7 seri galibiyetle eleme gruplarından gümbür gümbür geldi. İdeal 11'i dışında Mertens, Mirallas, Chadli, Adnan Januzaj, Vertonghen gibi kaliteli ayaklara sahip Belçika, fizik olarak finallerde ayakları yere en sağlam basan kadrolardan.
CAPELO'NUN RUSYASI NE YAPACAK? Bu Dünya Kupası'nda çok üst düzey teknik adamlar var elbette ama Fabio Capello'yu mutlaka ilk üçe yazmak lazım. Elemelerde önce tökezleyen sonra kendine gelen Rusya'da kaptan Shirokov'un sakatlığı İtalyan hocanın orta sahadaki planlarını bozacak. 4-1-2-1-2 ile takımını sahaya süren Capello'un en uçtaki gol silahları Kokorin ve Kerzhakov. Kalede neden Avrupa'nın büyük liglerine uzun yıllardır transfer olmadığı merak edilen İgor Akınfeev var, özel bir kalecidir. 2010'da İngiltere'nin başında istediklerini yapamayan Fabio Capello'nun Rusya ile neler yapacağı merak konusu. Takımın teknik kapasitesi geçmiş yıllara oranla düşük. İtalyan hocanın amacı burada en iyisini yapıp, 4 yıl sonra Rusya'daki Dünya Kupası'nda ev sahibi olmanın avantajını kullanıp bırakabileceği en iyi yerde bırakmak.Müthiş bir şampiyonluk yarışının yaşandığı Rus Ligi dışından kadroya oyuncu olmayan Capello'nun İtalyan genlerine saygısı devam ediyor. Ruslar, Belçika kadar kaliteli bir kadroya sahip değiller ama başlarında yaşlı bir kurt var.
CEZAYİR'İN İŞİ ÇOK ZOR Dünya Kupası'ndan sonra Trabzonspor'un başına geçecek olan Halilhodzic, Afrika Kupası'nda hayal kırıklığı yaşatmıştı. 2010 Dünya Kupası'na Fildişi Sahili ile gitmeyi hayal ederken finallere 3 ay kala görevine son verilen Bosnalı teknik adam, Afrika elemelinde Burkino Faso'yu geçerken de çok zorlanmıştı. Geçmişte Zidane, bugünlerde Benzema, Nasri gibi oyuncuları milli takım için ikna edemeyen Cezayir'in en üst seviyede futbol oynayan ismi Valencia'dan Feghouli. Tottenham'da şans bulan Bentaleb de orta sahada oyunu tutmayı başaran isimlerden. 1986 ve 2010 finallerinde tek bir maç bile kazanamayan Cezayir'in işi zor.
2002'NİN KAPTANI KORE'Yİ ÇALIŞTIRIYOR Güney Kore'nin futbol devrimi 2002 Dünya Kupası öncesi Hollandalı teknik adam Guus Hiddink önderliğinde başladı.12 yıl önce üçüncülük maçında Türkiye'ye kaybeden ve o tarihten sonra Avrupa'ya oyuncu ihraç etmeye başlayan Uzak Doğu ülkesini bugün 2002'deki takım kaptanı Hong Myung-Bo yapıyor. Takımın en önemli ismi bu sezon Bayer Leverkusen'de adeta döktüren Son Heung Min. 2010 Dünya Kupası'nda gruptan çıkmayı başaran ve son 16'da Uruguay'ın evine yolladığı Güney Kore de 4-2-3-1'i tercih eden takımlardan. Dünya Kupası'nın son grubunda Belçika'nın lider olarak gruptan çıkmasını bekliyorum. Cezayir bir finallere daha gelmenin gururunu yaşar sadece. İkinci bilet için ise Rusya, teknik adam farkıyla bir adım önde.
8 Haziran 2014
Brezilya 2014 / Rakamlar
2 Dünya Kupası tarihinde iki ülkenin ortak düzenlediği tek final 2002 yılında Japonya ve Güney Kore'de yapıldı. Türkiye, Dünya Kupası'nda yarı final oynadı ve finalleri üçüncü olarak tamamladı.
Kamerun savunmasından Rigobert Song ve Fransızların beyni Zinedine Zidane iki Dünya Kupası'nda kırmızı kart gördüler. Song, 94 ve 98'de, Zidane ise 1998'in ardından 2006'da.
3 2006 Dünya Kupası'nda Hırvatistan- Avustralya maçında hakem Graham Poll, Hırvat Simunic'e maç içinde üç kez sarı kart gösterdi.
4 Dünya Kupası tarihinde finalde en fazla kaybeden takım Almanya. Panzerler, 1966, 1982, 1986 ve 2002 Dünya Kupaları'nda finalde kaybettiler.
5 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak olan Brezilya, kupayı beş kez kazanmayı başardı. Sambacılar 1958, 1962, 1970, 1994 ve 2002'de kupayı kaldırdı.
Brezilya'daki Dünya Kupası, Güney Amerika kıtasında düzenlenen beşinci finaller olacak. Kıtadaki son Dünya Kupası 1978'de Arjantin'de düzenlenmiş, Tangocular kendi evlerinde kupayı kazanmıştı.
7 Futbolun gelişimi için büyük çaba gösteren ABD, Dünya Kupası'na yedi kez arka arkaya katılmayı başardı. ABD, 1990 finallerinden bu yana her Dünya Kupası için vize aldı.
10 Güney Afrika, Dünya Kupası'nı Afrika kıtasında düzenleyen ilk ülke oldu. 2010 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapan ülkede sevinen taraf İspanya oldu.
11 2002 Dünya Kupası'nda Türk Milli Takımı'nı 2-1 yendiği maçta başlattığı galibiyet serisini 2006'da 3-0 kazandığı Gana maçına kadar sürdüren Brezilya, arka arkaya 11 maçla kupa tarihinin en iyi performansını ortaya koydu.
15 1998, 2002 ve 2006 Dünya Kupası'nda forma giyen Ronaldo attığı 15 golle kupa tarihinin en golcü ismi oldu.
17 1958 Dünya Kupası'nda Brezilya'nın genç yeteneği Pele forma giydiğinde 17 yaşındaydı. Attığı golle kupa tarihinin en genç golcüsü olmayı başardı.
18 Dünya Kupası'nın bir sonraki durağı Rusya. Kış Olimpiyatları'nı bu yıl düzenleyen Rusya, 2018 yılında finalleri kuzeyimize getirecek.
24 2006 Dünya Kupası'nda Arjantin-Sırbistan maçında unutulmaz bir gol atan Cambiasso'nun son vuruşu öncesinde Arjantinli futbolcular 24 pas arka arkaya yapmıştı.
25 Almanların efsane ismi Lothar Matthaus, beş Dünya Kupası'nda forma giydi. 25 maçta sahaya çıkan Matthaus, finallerde en fazla forma giyen oyuncu oldu.
28 Dünya Kupası tarihinin en çok kırmızı kart çıkan turnuvasına 2006'da Almanya ev sahipliği yaptı. 64 maçta hakemlerin cebinden 28 kez kırmızı kart çıktı.
40 1982 Dünya Kupası'nı kazanan İtalya'nın kalesini koruyan Dino Zoff, finallere geldiğinde 40 yaşındaydı.
42 1994 Dünya Kupası'nda Kamerun'un Rusya'ya 6-1 kaybettiği maçta forma giyen Roger Milla 42 yaşındaydı ve finallerde oynayan en yaşlı futbolcu ünvanını aldı.
43 2014 Brezilya'da, 43 farklı ülkeden hakem görev yapacak. Doğan Babacan'dan 40 yıl sonra finallerde ilk kez bir Türk hakem, Cüneyt Çakır düdük çalacak.
66 Dünya Kupası'nda ilk maskot 1966'da finallerde kullanıldı. İngiltere'nin ev sahipliğini yaptığı kupanın maskotunun adı Willie'ydi.
74 Dünya Kupası'nda ilk kez 1974 yılında final oynayan ve Almanya'ya kaybeden Hollanda, bir sonraki finallerde Arjantin'e karşı kaybetti. Portakallar son Dünya Kupası'nda da final oynadı ve üçüncü kez kupayı kaldıramadan evine döndü.
82 Dünya Kupası'ndaki takım sayısı 16'dan 24'e 1982 yılında yükseltildi. Bu kupa ilk kez her kıtadan bir ülkenin finallerde yer almasıyla tarihe geçti.
94 ABD'de düzenlenen 1994 Dünya Kupası'nda futbolcuların isimleri ilk kez formanın sırtına yazıldı. Forma numaraları da göğüste yer aldı.
171 Kupa tarihinde en çok gol 1998'de Fransa'da atıldı. Ev sahibinin kazandığı finallerde 171 kez fileler havalandı.
300 Dünya Kupası tarihinde tribünlerin en boş kaldığı maç 1930 yılında Romanya ile Peru arsında oynandı. Uruguay'daki finallerde Montevideo'daki maçı tribünlerde 300 kişi izledi.
Brezilya 2014 / G Grubu
"Futbol 90 dakika süren bir oyundur ve sonunda Almanlar kazanır" bir futbol klişesidir ve bunu Almanlara söylediğinizde "Neden 4 Dünya Kupası'nı finalde kaybettik?" diye size sorarlar elbet. Son iki Dünya Kupası'nda üçüncü olan, 2002'de finalde kaybeden Almanlar, İspanya'nın yaptığı üçleme sonrasında Brezilya'ya Avrupa'nın bir numaralı favorisi olarak gidiyor ama kağıt üzerindeki bu artı değerler Güney Amerika kıtasında nakite çevrilir mi göreceğiz. 8 yıldır takımın başında olan Löw için artık kazanma vakti, yakaladıkları süper jenerasyonla buradan da elleri boş dönerlerse hoca değişikliğine gidecekleri kesin. Son dakikada gelen Reus'un sakatlık haberine rağmen, kupanın en golcü orta saha oyuncularına sahipler. Almanların orta sahası aynı zamanda forvet görevi görüyor. İki bekte de oynayan ve bu sezon Bayern Münih'te orta sahada görev yapan Lahm'ı bakalım Löw nerede kullanacak? Dünyanın en iyi kalecisi Neuer, onlarda, Mesut'un sezon içinde Arsenal'de gel-gitleri ve Khedira'nın sakatlık yüzünden sezonu boş geçirmesi ise eksileri. (ideal 11 tablosu Sport'tan, Reus'un sakatlığı öncesinden)
BENTO'NUN 11 İSTİKRARI La Liga ve Şampiyonlar Ligi trafiğinde sakat olduğu dönemlerde her türlü riski alan ve bedelini Dünya Kupası öncesi hazırlık döneminde ödeyen Cristiano Ronaldo'nun fizik olarak düşmüşken ne yapacağı Portekiz'in kaderini belirleyecek. Paulo Bento'nun değişmeyen bir 11'i var ama yıllardır Almeida'dan daha iyi santrfor çıkartamayan Portekiz'in Ronaldo olmayınca bir B planı yok.Defansın göbeğinde Alves, orta sahada Meireles, F.Bahçelilerin odağında olacak ama oyunu Ronaldo dışında domine edebilecek adam Moutinho. Bu sezon 47 maçta 51 gol atan Ronaldo, 2006 ve 2010'da yaşattığı hayal kırıklıklarının ardından burada da sakatlığı yüzünden silinip giderse Portekiz'in işi gruptan çıksa bile
Afrika elemelerinde Mısır'ı eleyip Brezilya'nın yolunu tutan Gana, 2010'da yarı finalin kapısından dönmüştü. Uruguay'a o gün kaybeden Gana, ilk kez katıldığı 2006'dan bu yana her kupada yer almayı başardı. Takımın başında tanıdık bir isim var. Appiah, 4 yıl ikinci adamlıktan sonra koltuğa oturdu. Futbolcuları soyunma odasında az konuştuğu için ona "Sessiz katil" diyor. Bir zamanlar defansif orta saha denildiğinde parmakla gösterilen ancak sakatlıklar yüzünden kariyeri yara alan Essien'in dönüşü Gana için önemli. Asamoah takımın kilit ismi, Milan'dan Schalke'ye giden Boateng'in enerjisi, Ayew'in hızlı oyunu ve Gyan'ın eskiyi aratsa da bitiriciliği.
ABD İÇİN KİLİT ADAM DEMPSEY Eleme grubunda 38 futbolcu deneyen Klinsmann, ABD'yi 4-2- 3-1 ile sahaya diziyor. Bir türlü olamayan Altidore'nin arkasında Dempsey takım için kilit adam. Sol açıkta Graham Zusi'ye dikkat. Atletik onbirin en önemli artısı uzun yıllardır iyi kaleciler yetiştiren ülkenin kalesinde Tim Howard'ın olması. Panzerler lider çıkar, bunu söylemek kolay, ikincinin adını ise bize Ronaldo verecek.
7 Haziran 2014
Brezilya 2014 / F Grubu
ARJANTİN
Güney Amerika'da futbol tarihi boyunca Brezilya ile ezeli rekabeti yaşayan Arjantin, kulüp kariyerinde her şeyi kazanan Messi'li kadrosuyla Dünya Kupası'nı kazanmak için hazır. Grubu da onları fazla hırpalamayacak gibi. Carlos Tevez'in alınmadığı forvet hattında 5 oyuncunun bu sezon attığı gol sayısı 124. Messi-Agüero-Higuain üçlüsü ve sezonu yüksek form grafiğiyle tamamlayan Angel Di Maria savunmaların kabusu olacak. Teknik direktör Sabella'nın takım üzerinde büyük otoritesi var. Oyun planını "Biz topa sahip olmayı isteyen bir takım değiliz. Kaotik bir oyun yapımız var. Sahada anarşi yaratma peşindeyiz" şeklinde açıklıyor. Avrupa'da tutunamayan Gago'nun milli takım için önemli bir isim olduğu ortada. Defans göbeğinde Garay ve Fernandes de çok üst düzey stoperler.
BOSNA HERSEK
Bosna Hersek ilk kez Dünya Kupası finallerine katılıyor ama kimse onlar için çantada keklik diyemez. Son 10 yılda Avrupa'nın büyük liglerine ihraç ettikleri oyuncular ve Safet Susiç yönetimindeki sağladıkları istikrar onları Arjantin'in ardından grupta şanslı kılıyor. 2010'da Play- Off'ta Portekiz'e elenip finallerinden kapısından dönmüşlerdi. Susiç, 4-4-2'den vazgeçmiyor ve bu sezon Manchester City'i golleriyle şampiyon yapan Edin Dzeko ve partneri Vedad İbiseviç ile forvet hattını kuruyor. Serie A tornasından geçmiş Pjanic ve Lulic'li orta sahanın önünde yolu bizim topraklardan da geçen Misimoviç var.Gaziantepspor forması giyen Medunjanin'in de defansın önünde yeri garanti.
İRAN
Carlos Queiroz, 1992'de şampiyon olan Portekizli gençlerin hocasıydı. Her zaman iyi bir ikinci adam olmayı başardı. 2011'den beri İran'da olan Portekizli hoca, yurt dışında doğmuş oyuncuları kadroya aldığı için medyanın hedefi olmuştu. 1978, 1998 ve 2006'da geldiği finallerden gruptan çıkamayan ve tek galibiyetini 98'de ABD'yi yenerek alan İran, savunma ağırlıklı bir takım. Hollanda'da yetişen genç golcüleri Reza ve orta sahada tecrübeli isim Nekounam önemli ayakları ama temposu düşük olan İran'ın bu grupta işi çok zor.
NİJERYA
Afrika'da eleme gruplarında Fildişi Sahili ile birlikte yenilgi yüzü görmeden grubundan lider çıkan ve Dünya Kupası'na gelen Nijerya, geçmişteki jenerasyonlarını arıyor. Stephen Keshi yönetiminde son iki yılda ayağa kalkan Nijerja'nın en önemli silahı Fenerbahçeli Emenike. İki kanatta Musa ve Moses gibi hızlı adamları var ve orta sahanın göbeğini Mikel-Onazi ikilisiyle tutuyorlar. Grupta Bosna Hersek ile ikincilik mücadelesi verecek.
Brezilya 2014 / E Grubu
Fransızların Dünya Kupası'nda ortası yok. 1998'de şampiyon olan kadro, 2002'den gol atamadan dönmüştü. 2006'da İtalyanlara finalde penaltılarla kaybettiler ve 2010'da futbol oynamaktan daha çok soyunma odasında çıkan isyanla vakit kaybedince maç kazanamadan evlerinin yolunu tuttular. Teknik direktör Dechamps, 98'de kupayı kaldıran takım kaptanı. Play-Off'ta 2-0'ın rövanşında Ukrayna'yı 3-0 ile geçerken bir golleri ofsayttı, zaten 2010'a da Henry'nin elle attığı golle gitmişlerdi. Takımın temel direği Juventus'ta forma giyen genç Pogba. Ribery bu takımın vitesiydi ancak sakatlığı kupaya gelmesine engel oldu. Her şeye rağmen kadrolarındaki isimler Avrupa'da üst düzey takımlarda forma giyiyorlar ve düşebilecekleri en iyi grupta yer alıyorlar.
ŞAKİRİ PATLARSA ŞANSLARI ARTAR Yunanistan ile birlikte Avrupa'da defansif oynadığı için eleştirilen milli takımların başında gelen İsviçre, 2010'da şampiyon İspanya'yı grupta mağlup ederek turnuvaya girmiş ama gruptan çıkamamıştı. Hitzfeld, orta sahada İtalya Serie A'nın sertliğinde pişen Gökhan İnler ve Behrami'yi kullanıyor. Sağ bekleri Lichsteiner de kıtanın en iyi defans oyuncularından biri. Şakiri bu turnuvada patlama yaparsa şansları artar. Son 15 maçta kalelerinde sadece 9 gol gördüler ama urnuvada ülkenin efsane golcüsü Alexander Frei'ı arayacaklar. Kosova doğumlu Xhaka'ya dikkat.
EVDEKİ RAKIMI ARARLAR Ekvador, Güney Amerika elemelerinde evindeki maçlarda rakım avantajını çok iyi kullanan bir takım, deplasmanlarda ise döküldüler, iyi forvetler yetiştiriyorlar ama defans için bunu söyleyebilmek mümkün değil. İlk kez 2002'de finallere gelen ve grupta sonuncu olan Ekvador, 2006'da grupta iki maç kazanmış, son 16'da İngilizlere kaybetmişti. Teknik direktörleri Kolombiyalı Rueda'nın futbolculuk kariyeri amatör düzeyde kalmış, Honduras ile yaptıkları onu bu seviyeye taşıdı.Takımın Avrupa tornasından geçmiş ismi Manchester United'lı Valencia. Sol açıkları Montero'ya dikkat.
PREMİER LİG DESTEKLİ HONDURAS Bir Kolombiyalı teknik adam da Honduras'ın başında var. Luis Fernando Suarez'in takımı, eleme grubunda üçüncü olup arka arkaya ilk kez finallere gelmeyi başardı. 2010'da galibiyet alamamışlardı. Sol bekleri Celtic'de forma giyen İzaguierre kaliteli adam. Orta sahada Premier Lig'de forma giyen Palacios ve Espinoza var. Forvet hattında Carlo Costly- Bengston elemelerde 16 gol attı ama bu grupta tek forvet oynamaları muhtemel. Fransızların bu gruptan güle oynaya çıkması lazım. İkincilik için favorim Ekvador.
ŞAKİRİ PATLARSA ŞANSLARI ARTAR Yunanistan ile birlikte Avrupa'da defansif oynadığı için eleştirilen milli takımların başında gelen İsviçre, 2010'da şampiyon İspanya'yı grupta mağlup ederek turnuvaya girmiş ama gruptan çıkamamıştı. Hitzfeld, orta sahada İtalya Serie A'nın sertliğinde pişen Gökhan İnler ve Behrami'yi kullanıyor. Sağ bekleri Lichsteiner de kıtanın en iyi defans oyuncularından biri. Şakiri bu turnuvada patlama yaparsa şansları artar. Son 15 maçta kalelerinde sadece 9 gol gördüler ama urnuvada ülkenin efsane golcüsü Alexander Frei'ı arayacaklar. Kosova doğumlu Xhaka'ya dikkat.
EVDEKİ RAKIMI ARARLAR Ekvador, Güney Amerika elemelerinde evindeki maçlarda rakım avantajını çok iyi kullanan bir takım, deplasmanlarda ise döküldüler, iyi forvetler yetiştiriyorlar ama defans için bunu söyleyebilmek mümkün değil. İlk kez 2002'de finallere gelen ve grupta sonuncu olan Ekvador, 2006'da grupta iki maç kazanmış, son 16'da İngilizlere kaybetmişti. Teknik direktörleri Kolombiyalı Rueda'nın futbolculuk kariyeri amatör düzeyde kalmış, Honduras ile yaptıkları onu bu seviyeye taşıdı.Takımın Avrupa tornasından geçmiş ismi Manchester United'lı Valencia. Sol açıkları Montero'ya dikkat.
PREMİER LİG DESTEKLİ HONDURAS Bir Kolombiyalı teknik adam da Honduras'ın başında var. Luis Fernando Suarez'in takımı, eleme grubunda üçüncü olup arka arkaya ilk kez finallere gelmeyi başardı. 2010'da galibiyet alamamışlardı. Sol bekleri Celtic'de forma giyen İzaguierre kaliteli adam. Orta sahada Premier Lig'de forma giyen Palacios ve Espinoza var. Forvet hattında Carlo Costly- Bengston elemelerde 16 gol attı ama bu grupta tek forvet oynamaları muhtemel. Fransızların bu gruptan güle oynaya çıkması lazım. İkincilik için favorim Ekvador.
5 Haziran 2014
Brezilya 2014 / D Grubu
İspanya, Hollanda,
Şili'li B Grubu'na "Ölüm grubu" etiketini bırakmayan bir
grup varsa o da D Grubu... İtalya, İngiltere, Uruguay ve Kosta Rika'lı grubun
toplamda 7 Dünya Kupası var. İtalyanlar, kazandıkları 2006'nın da favorisi değildiler
ama kupa tarihinde 12 yılda bir final oynayıp, ikisinden birini kazanma
gelenekleri var! Bu yüzden 2018'e dikkat. Cesare Prandelli, turnuvanın taktik
zeka olarak en iyi teknik adamlarından biri. Cannavaro- Maldini-Nesta'lı
jenerasyon sonrasında aynı defans kalitesine sahip olmadıkları
doğrudur. Mancini, Vialli, Baggio, Del Piero ve Totti gibi büyük
yetenekleri de yok ama bir futbol klişesinin içine her zaman
doldururlar: İtalya her zaman iyi bir turnuva takımıdır. Rossi'nin
alınmadığı forvet hattında Balotelli-Cassano görev yapacak gibi görünüyor.
Prandelli iki beyin ile oynayacak, Verratti ve Pirlo. Yaş ortalaması yüksek bir
takım ve enerjileri zorlu final yolunda onları nereye kadar taşır bilinmez. Her
daim sorun adam olan Balotelli, iyi bir turnuva geçirirse bu kadro kalitesiyle
son 8'i görür.
RÜYA FORVETLER SUAREZ-CAVANİ 1950'de Brezilya'daki Dünya Kupası'nı ev sahibini devirip kazanan Güney Amerika'nın ufak ama futbolu büyük ülkesi Uruguay, 2010'daki finallerin en iyi takımlarındandı, o grafiği ertesi yıl Copa America'ya da taşıdılar ancak son iki yılda savunma hattının geçmişi arattığını söylemek lazım. Takım son 4 yılda çok fazla değişiklik yaşamadı, bu sezon Premier Lig'i kasıp kavuran Luis Suarez ve PSG'li Edinson Cavani, bu finallerin en iyi forvet ikilisi olmaya aday. Oscar Tabarez çok tecrübeli bir teknik adam, 3. kez finallere geliyor. Galatasaray'daki grafiğiyle kaleci Muslera, bu sezon Atletico Madrid'de harika top oynayan stoper Godin ve önlerinde Gargano ile Uruguay, İngiltere ya da İtalya'yı alt etmeye çalışacak.
RÜYA FORVETLER SUAREZ-CAVANİ 1950'de Brezilya'daki Dünya Kupası'nı ev sahibini devirip kazanan Güney Amerika'nın ufak ama futbolu büyük ülkesi Uruguay, 2010'daki finallerin en iyi takımlarındandı, o grafiği ertesi yıl Copa America'ya da taşıdılar ancak son iki yılda savunma hattının geçmişi arattığını söylemek lazım. Takım son 4 yılda çok fazla değişiklik yaşamadı, bu sezon Premier Lig'i kasıp kavuran Luis Suarez ve PSG'li Edinson Cavani, bu finallerin en iyi forvet ikilisi olmaya aday. Oscar Tabarez çok tecrübeli bir teknik adam, 3. kez finallere geliyor. Galatasaray'daki grafiğiyle kaleci Muslera, bu sezon Atletico Madrid'de harika top oynayan stoper Godin ve önlerinde Gargano ile Uruguay, İngiltere ya da İtalya'yı alt etmeye çalışacak.
İNGİLİZLER BU KADROYLA... İngilizler her turnuvaya büyük
ümitlerle gelirler ve acı gerçekle kısa sürede yüzleşirler. Teknik adamlık
kariyerinde 14 kulüp ve 4 milli takım olan Hodgson'un elindeki kadro İtalya ve
Uruguay'ın bence gerisinde ama onlar topun yuvarlaklığına güveniyor. Rooney iyi
bir sezon geçirmedi, gol yollarında gözler Sturridge'de olacak. Sterling,
Chamberlain, Wilshere yetenekli ve genç adamlar, iki büyük rakip karşısında
büyük oynamaları gerekiyor. Sol bek Baines ise finallere gelen iyi sol
beklerden biri.
KOSTA RİKA'NIN SAĞLAM DEFANSI Eleme grubunda sağlam defansıyla dikkat çeken Kosta Rika, iyi bir kaleciye sahip. Keylor Navas'a, 3 takım karşısında da çok iş düşecek ancak ölüm grubundan son 16'ya kalmaları bir futbol mucizesi gerekteriyor. Hücumlarda Bryan Ruiz'in eline bakacaklar çünkü gol yollarındaki etkili isimler.
KOSTA RİKA'NIN SAĞLAM DEFANSI Eleme grubunda sağlam defansıyla dikkat çeken Kosta Rika, iyi bir kaleciye sahip. Keylor Navas'a, 3 takım karşısında da çok iş düşecek ancak ölüm grubundan son 16'ya kalmaları bir futbol mucizesi gerekteriyor. Hücumlarda Bryan Ruiz'in eline bakacaklar çünkü gol yollarındaki etkili isimler.
4 Haziran 2014
Brezilya 2014 / C Grubu
İki sıkı savunma yapan takım, Yunanistan ve Kolombiya ile birlikte grupta Japonya'nın varlığı, ilk turda seyir açısından çok fazla umut vermiyor ama Güney Amerika elemelerinde Uruguay'a 4, Şili'ye 3 gol atan Kolombiya'nın Radamel Falcao'suz finallerde ne yapacağı büyük merak konusu. Forvet hattında Jackson Martinez'i, eski Trabzonsporlu Teofilo Gutierrez ile birlikte kullanacaklar ama gözler bu sezon Monaco'da işin defansif yönüyle uğraşmaktan sol ayağının marifetlerini fazla gösteremeyen ama milli takımın da beyin olan James Rodriguez'in üzerinde olacak. Pekkerman yönetimindeki Kolombiya'da Galatasaray'da uzun yıllar kaleyi koruyan ve 43 yaşında Dünya Kupası kadrosuna girmeyi başaran kaleci Mondragon da var. Zuniga-Yepes-Zapata ve Armero'lu defans dörtlüsü iş yapar.
DROGBA VE ARKADAŞLARI Kamerun nasıl bir Eto'o takımıysa, Fildişi Sahili de Drogba takımı. Efsane golcü son büyük turnuvasına çıkıyor ve bahar aylarında Galatasaray'da sakatlığı kadar Brezilya'yı düşündüğü için de forma giymedi. Takımın gerçek yıldızı ise bu sezon Manchester City'i şampiyon yapan 3 adamdan biri olan dünyanın en iyi orta sahalarından Yaya Toure. Sabri Lamouchi'nin finallerin en tecrübesiz teknik adamlardan biri olduğu gerçek ama bu takım zaten sahada Drogba'nın direktifleriyle hareket ediyor. Son iki Dünya Kupası'nda önce Arjantin, Hollanda ardından Brezilya ve Portekiz'li ölüm gruplarına düşmüşler ve üçüncü olmuşlardı. Bu kez şanslı kura çektiler.
YUNANİSTAN BİLDİĞİNİZ GİBİ Biz son iki Dünya Kupası'na uzaktan baktık ama Komşu Yunanistan yine finallerde. Euro 2004'ü kazandıklarında oynadıkları futbolla doğrusu futbolseverlerin hafiften nefretini kazanan takım, bir dönem savunma anlayışını değiştirdi ama işler yolunda gitmeyince Alman teknik adam Otto Rehhagel'in kurduğu sisteme geti döndüler. Portekizli hoca Fernando Santos'un çalıştırdığı takımın golcüsü sezon ortasında Olympiakos'tan Fulham'a giden ama küme düşen takımına sakatlığı nedeniyle katkıda bulunamayan Mitroglou. Play-off'ta Romanya'yı eleyen Yunanistan, 1994 ve 2010'da katıldığı iki finallerde de gruptan çıkamamıştı. Sokratis gibi üst düzey bir stopere sahipler ve son iki sezonda bizim ligimize renk katan Gekas da, Salpingidis ve Samaras'lı forvet hattında sırasını bekleyecek.
İTALYAN İŞİ JAPONYA Japonlar, Brezilya'ya İtalyan teknik adam Alberto Zaccheroni yönetiminde geliyorlar. Onun bir zamanlar çalıştırdığı Milan'a devre arasında Rusya'dan gelen Keisuke Honda takımın asist ve frikik ayağı. 27 yaşındaki oyuncu için bu turnuva çok önemli. 98'den bu yana beş Dünya Kupası'na da katılan Japonlar, Okazaki , Kagawa ve Nagatomo'dan çok şey bekliyor.
3 Haziran 2014
Brezilya 2014 / B Grubu
Her Dünya Kupası'nın bir ölüm grubu vardır; Uruguay, İngiltere, İtalya'lı D Grubu mu yoksa İspanya, Hollanda, Şili'li grupta mı daha çok kan akar bunu göreceğiz.İspanyollar, Barcelona'nın temelini attığı jenerasyonla yapılmayanı yapıp 3 büyük turnuvayı arka arkaya kazandılar. 2008-2010 ve 2012'den sonra Brezilya'ya da büyük favori olarak geliyorlardı ki geçen sezon Konfederasyon Kupası'nda fiyakalarını Sambacılar bozdu. Bu sezon Barcelona orta sahasında Xavi ve İniesta'nın geçmişi aratan oyunları ve son bir yılda oynadıkları milli maçlarda zorlanmaları akıllara "Bir devrin sonu mu?" sorusunu getiriyor.İspanyA Milli Takımı'nı seçen Brezilyalı Diego Costa, Atletico Madrid'e bu sezon şampiyonluğu getiren isim oldu ama Şampiyonlar Ligi finaline sakat sakat çıkıp 8 dakika oynayan golcü oyuncu şimdi finallere yetişme derdinde. Orta sahada David Silva, defans göbeğindeki "El Clasico" kardeşliği, Pique ve Ramos, kalede büyük tecrübe Casillas ve kulübede babacan Vicente del Bosque ile İspanya, grubun elbette ki favorisi ama kağıt üzerinde şampiyonluk için gözümde Brezilya ve Almanya'nın gerisindeler.
HOLLANDA'NIN EN ZAYIF YANI DEFANS 2010'da İspanyollarla final oynayan Hollanda'da Van der Vaart sakatlandı ve finallere gelemiyor. Elemelerde Türkiye ile aynı grupta yer alan Portakallar, 4-3-3'ten yine vazgeçmeyecek ancak oynadıkları futbolun Total Futbol ile alakası yok. Louis van Gaal, topa sahip olmaktansa hızlı hücumları seven ve baskın yapan bir teknik adam. Galatasaray'da sezon finalini yüksek form grafiğiyle yapan Sneijder'in üzerine kurulması beklenen kadronun en zayıf halkası defans dörtlüsü. Forvet hattında Robben'in sağı, solu belli olmaz, maç da alır, dünyaları kaçırıp maç da kaybettirir. Bu sezon Manchester United'da silik bir sezon geçiren Van Persie'nin arkasında Sneijder nakışçı olacak, onun ardında ise orta sahada De Jong gibi sert bir oyuncuyla savunmanın önünü kapatıyorlar. Grup üç takım arasında açık ama Hollanda-Şili maçı en belirleyici 90 dakika olacak. Güney Amerika eleme grubundan finallere gelmek gruptan çıkmak kadar zor.
KURANIN EN ŞANSSIZI ŞİLİ de grup kuralarının şanssız takımıydı. Elemelerde iki gol ortalamasıyla oynadılar ama kalelerinde 16 maçta gördükleri 25 gol büyük soru işaretiydi. Marcelo Bielsa yönetiminde 2010'un en genç ikinci kadrosu olan ve en renkli futbolunu oynayan takımlardan biri olan Şili'de Arturo Vidal grup maçlarına yetişirse orta sahada Hollanda ve İspanya ile baş edebilirler. Valencia'nın forveti Vargas ve Barcelona'lı Alexis Sanchez hücumdaki silahları.
AVUSTRALYA'NIN İŞİ ÇOK ZOR Viduka, Kewell, Lucas Neill'lı jenerasyonu geride bırakan Avustralya'nın bu grupta şansı yok. Mark Bresciano, Tim Cahill gibi tecrübeli ayaklara sahipler ama Avrupa'nın üst düzey liglerinde oynayan çok az sayıda isim olması işlerini imkansıza yakın kılıyor.
2 Haziran 2014
Brezilya 2014 / A Grubu
Brezilya, 64 yıl önce Dünya Kupası'na ev sahipliği yaptığında efsane finalde Uruguay'a 2-1 kaybetmişti. Şimdi futbolun en yetenekli adamlarının çıktığı topraklarda bu kez eleme oynamadan geldikleri finallerde en büyük moral kaynakları, geçen sezon kazandıkları Konfederasyon Kupası... Son 3 büyük turnuvayı kazanan İspanyolları süpüren sambacılar, 2002'de son kupayı getiren Scolari yönetiminde forvetinden daha çok defans ve orta sahasına güveniyor. Dani Alves, David Luiz, Thiago Silva ve Marcelo dörtlüsünün arkasında Julio Cesar gibi tecrübeli bir kaleci var. Orta saha Premier Lig'in sertliğini ve tecrübesini almış Ramires, Oscar, Paulinho'dan kurulu. Forvet hattında geçen sezonki turnuvada tutunamayan Neymar bu sezon Barcelona'nın yoğun maç trafiğinde çok hırpalandı ama kendi topraklarında her zaman farklı futbol oynuyor. Fred ve Hulk ile tamamlanacak Brezilya 11'i bu gruptan 3 maçta 9 puanla çıkar.
Niko Kovac yönetiminde play-off oynayıp finallere gelen Hırvatların açılış maçını ev sahibi Brezilya ile oynayacak olmaları en büyük handikapları. Orta sahada Şampiyonlar Ligi'ni kazanan Real Madrid'li Modric ve Avrupa Ligi'ni kaldıran Sevilla'lı Rakitic'in performansı kaderlerini belirleyecek. Olic, Brezilya asıllı Eduardo ve Jelavic gibi forvetler, 4-2-3-1 dizilişi nedeniyle kulübede olacak, tek forvetleri ise Mario Mandzukic. Bu sezon Premier Lig'in en iyi defans oyuncularından Lovren'li savunma dörtlüsü sertliğini korursa, Hırvatlar, Brezilya'nın ardından gruptan çıkar.
Tunus'u play-off'ta saf dışı edip gelen Kamerun hala bir Eto'o takımı. Kalede Itandje vasat bir kaleci. Defans göbeğinde Galatasaraylı Chedjou'nun forması garanti. Eto'o'nun arkasında orta sahada Song bu sezonu boş geçirdi, gözler Enoh ve Makoun'da olacak ama 1990'da yarı final oynayan Kamerun'un bu grupta işi zor görünüyor. Alman teknik adam Volker Finke savunmaya çare bulamazsa ikincilik Meksika ve Hırvatlar arasında gider gelir.
Finaler öncesi hazırlık maçları Meksika için kabusa döndü. Orta sahada Montes'in sakatlığı ve finallere gelemeyecek olması, kaptan Marquez'in durumunun belirsizliği işlerini zorlaştırıyor. Ülkenin en önemli yeteneği Carlos Vela'nın olmayacak olması da Meksika'nın en büyük handikapı. Giovani ve Peralta'lı forvet hattıyla gol arayacaklar. 5-3-2 dizilişiyle grup maçlarını izlerken en azap veren takımlardan biri olabilirler. Teknik direktör Miguel Herrera, ülkede forma giyen oyuncuları tercih etti ve tek şansları Hırvatların vasat bir turnuva geçirmesi. Brezilya'nın ardından Hırvatistan'ın gruptan çıkmasını bekliyorum.
Baggio Şut, Üstten Aut...
Her şey galiba özenle kesilmiş Dünya Kupası maç programının buzdolabının kapısını iliştirmekle başlıyor. Brezilya'daki finallere 12 gün kala, 20 yıl önce Dünya Kupası'nda finalde Brezilya'ya karşı penaltı kaçıran bir İtalyan efsane düştü aklıma: Roberto Baggio. Her Dünya Kupası kendi kahramanını yaratır. 2014'te kim olacak bunu bilmiyoruz ama Baggio o penaltıyı atsaydı kahraman olacaktı ama auta giden top efsane olmasını önleyemedi. " O penaltı her gün geliyor aklıma. Penaltı kaçırmadım mı? Kaçırdım. Fakat hiçbir penaltı vuruşunda topu öyle havaya dikmemiştim. O finali tekrar oynamak isterdim." 3. ligde Vicenza formasıyla parladığında rakipler de boş durmuyordu. Tekmeler havada uçuşuyordu. Rimini maçında dizine aldığı darbeyle sağ dizinin bağları ilk kez koptu. Durmadı ayağa kalktı. 86'da Fiorentina formasını sırtına geçirdi. Floransa halkı ilk günden ona tapmaya başladı. Serie A'nın kasapları Baggio'ya kafayı takmıştı. Daha ilk sezonunda bir kez daha ameliyat masasının yolunu tuttu. Dizinden iki operasyon geçirip yola devam eden, üst düzey futbol oynayan çok az isim vardır. İflah olmaz derler bağ operasyonları sonrası dizler. 5 sezon kaldığı Fiorentina'da 55 gol attı. Agnelli Ailesi'nin her zaman çok parası olmuştu. Onlar sayesinde Juventus'un da. 18 Mayıs 1990 günü öğle saatlerinde -elbette internet sitesi de yoktu kulübün- Fiorentina, İtalyan medyasına bir açıklama yaptı: Roberto Baggio, 25 milyon liret karşılığında Juventus'a satılmıştı. Rekordu. Floransa ayağa kalktı ve uzun saatler boyunca da oturmadı. Kulüp binası taşlandı, çıkan olaylarda onlarca insan yaralandı. Torino'nun zengin çocukları, Floransa'nın esas oğlanını kaçırmıştı. İtalya'nın ev sahipliğini yaptığı 90 Dünya Kupası işte bu transferin gölgesinde start aldı. Baggio'nun hasmı ya da ondan hoşlanmayan Vialli idi. İlk maçın 11'inde kazanan Vialli idi. İşi bitiren ise Baggio. Sonraki maçlarda mucize adam Schillaci ile mükemmel ikili oldular. Yarı finalde Vialli, teknik direktörü yine ikna etti; Vicini formayı bir kez daha Vialli'ye verdi. Yedek kulübesindeki Baggio'nun sonradan oyuna girdiği maç 1-1'in ardından penaltılara gitti. 94'te kaçıran adamın 90'da penaltıyı attığını kaç kişi hatırları ki! Donadoni ve Serena'nın kaçırdığı seride Arjantin dört penaltıyı da gole çevirdi ve İtalya'yı kupa dışına itti o meşhur Maradona'nın Napoli halkına San Paolo'da İtalya'yı değil bizi destekleyin çağrısı yaptığı yarı finalde. Onların da ipini finalde Brehme çekecek, Almanya kupayı kaldıracaktı. Juventus formasıyla Floransa'ya deplasmana gittiği ilk maçta kazanılan penaltıyı atmayı kabul etmedi. Dedim ya penaltı Baggio'nun kaderiydi. Maçın ardından tribünden atılan Fiorentina atkısını boynuna takıp sahayı terk etti. Torino'nun züppe çocukları fena bozuldular. Baggio'yu kabullenemediler. Baggio'ya direnmek mümkün değildi. Milan'ın ambargo koyduğu yıllarda UEFA Kupası'nı kaldırdı. Kaptanlığa yükseldi. 1993 yılında Rivera ve Rossi'den sonra France Football'ın en iyi futbolcu ödülünü alan 3. İtalyan futbolcu oldu. 1994 ABD'de gruptan galibiyet almadan çıktılar. Nijerya maçında beraberlik golünü de atan oydu, 10 kişi kalan takımını uzatma dakikalarında ayakta tutan ve iki kez parçalanan sağ ayağıyla penaltıyı atan da. İspanya'yı ve yarı finalde Bulgaristan'ı geçerken Baggio yine assolistti. İspanyollara bir, Bulgarlara iki gol attı. 98'deki Ronaldo gibi 94 finali öncesinde de Baggio'nun finalde oynayıp oynamayacağı belli değildi. Adalesi çekiyordu ve son kararı ona bıraktılar. Sakat sakat maça çıktı. Uzatmalarda Brezilya kalesinde iki net fırsat yakaladı ama olmadı. 1994'de kaybeden İtalya'nın üzgün karesinde Baggio tek başınadır. Bir tek o mu kaçırmıştı 17 Temmuz 1994 günü Pasadena'da? Bir önceki finalde penaltıyı atan Baresi ilk penaltıyı dışarı vurdu. Brezilyalılar da Santos ile yıkıldılar. Albertini ve Evani kaleyi buldu. Sambacılar Romario, Branco ve bugünün teknik direktörü Dunga ile sektirmediler. İtalya'da Massaro kaçırdı ve o finalin hazin anında Taffarel'in olduğu kalenin 11 metre uzağına topu diken Baggio, üstten auta attı. Baggio, bugün 47 yaşında. Futbolu bırakalı 10 yıl oldu. Teknik adamlıktan uzak duruyor. Çok sonraları "Neden sen çok iyiydin?" sorusuna bir tek cevap verdi: "Ben önce düşünürdüm."
27 Mayıs 2014
İspanyollar Neden Kazanıyor?
Camp Nou'daki şampiyonluk maçında yüzlerce Barcelona taraftarının arasından kendilerine ayrılan tribüne doğru üzerlerinde Atletico Madrid formalarıyla yürüdüler. Çevrelerindeki hiçbir Barcelona taraftarı az sonra başlayacak kader 90 dakikası öncesinde rakiplerine ne sözlü ne de fiziki bir tacizde bulundu. 90 bin kişilik stadda Atletico Madrid'in 18 yıl sonra gelen şampiyonluğunu sadece 400 taraftarı görebildi. Bir gol atsalar şampiyonluğu kutlayacak Barcelonalılar ise kupayı değil de iki puan kaybettikleri bir lig maçından çıkar gibiydiler. Ağlayanı bir kenara neredeyse üzülen bile yoktu. Mesela sadece Atletico Madrid'in bu sene şampiyonluğu hak etmesi değil mesele bu şehrin sokaklarında gece gündüz spor yapan bu insanların adele ağrısının ne olduğunu bilmesi. Çünkü adele ağrısını çekenler yeşil çimde ya da parkede mücadele eden tuttukları takımların sporcularına karşı her zaman daha hoş görülüdür. Bir ülkenin tribünlerinde küfür varsa o ülkenin sokaklarında, sahalarında ter döken insanlar göremezsiniz. Medeniyet bazen spor mağazalarının büyüklüğü değil mi? Olimpiyat düzenlemek, bir aylık bir organizasyonu yapmaya aday olmak değil sadece. 1992 Barselona Olimpiyatları sadece bir şehrin değil tüm bir ülkenin spora bakış açısını değiştirdi. Okullarda başlatılan spor seferberliği bizim bildiğimiz beden eğitimiyle sınırlı kalmadı. Çocuklar hangi spora ilgi duyuyorsa yetenek sınavından geçti.
Barcelona ve Real Madrid bizim İstanbul kulüpleri gibi 15'in üzerinde dalda yarışmıyor. İspanya'da spor kültürü kasaba semt takımları üzerine kurulu. O kasaba deniz, nehir kıyısındaysa su sporları ön plana çıkıyor. Son 15 yılda sadece futbolda değil basketboldan tenise, hentboldan her dalda alt yaş milli takımlarına kadar Avrupa'da zirveye oynayan ve kupaları toplayan İspanyollar için Fransızlar'ın dopingli bir nesil yetiştirdiler iddialarını bir köşeye not edelim. Ama Dali ve Picasso'yla geride kalan yüzyıla damgasını vurmuş bu ülkenin uluslararası platformda en az sanatçılarının kadar sporcularının da ses getirdiğini ve mesele ülkeyi tanıtmaksa işte bu yolla en fiyakalı tanıtımı yaptıklarını da Fransızlar'ın notunun ardına ekleyelim. Euro 2008, 2010 Dünya Kupası ve Euro 2012'yi kazanan İspanyollar, 2014 Dünya Kupası'nda kimine göre favori kimine göre değil. Barcelona ve Real Madrid basketbol takımları Milano'daki Final Four'a kol kola gittiler. Evet, ikisi de şampiyon olamadı. UEFA Avrupa Ligi'nde Sevilla finale gelene kadar önce ezeli rakibi Real Betis'i sonra da yetmedi ülkesinden Valencia'yı eleyip finalde kupayı aldı. Grand Slam Turnuvaları'nda Rafael Nadal'ı anlatmaya gerek var mı? Ya da Formula 1 Pistinde Fernando Alonso'yu! NBA'de Gasol Kardeşleri ya da Barcelona'nın hentbol takımını... Dün gece Lizbon'da Şampiyonlar Ligi finali oynandı. Madrid şehrini yönetenler İspanya'nın başkentinin Sol Meydanı'na finalden bir hafta önce iki takımın dev formasını astılar. Sloganları basit ve güzeldi. "Kim kazanırsa kazansın sonunda Madrid kazanacak." Evet, dün Madrid kazandı.
Endülüs'ün Son Matadoru
Yedi yıl önce yine bir mayıs günü, İskoçya Glasgow'da finale çıktıklarında UEFA Kupası'nın son sahibiydiler. Kupayı arka arkaya kazanabilen tek takım vardı, Akbaba Beşlisi'nin fırtına gibi estiği dönemde, 1985 ve 1986 yıllarında Real Madrid. Bir yıl önce Hollanda Eindhoven'daki finalde her şey çok kolaydı. Bu kupayı ciddiye almayan İngilizlerin en ciddisi Middlesbrough masal yazmış ve finale gelmişti. Kalede efsane kalecileri Palop, şimdi Beşiktaş forması giyen Fransız stoper, sonraları Barcelona'nın iki bekini teslim alacak olan Dani Alves, Brezilyalı golcü Luis Fabiano, ele avuca sığmaz Arjantinli forvet Saviola ve kanatta fırtına gibi esen Jesus Navas'lı Sevilla, İngilizlere dört atıp kupayı almıştı. 16 Mayıs 2007'de karşılarında bu kez ülkelerinden bir takımı buldular; taraftarlarının hiç haz etmediği Barselona şehrinin kulübü Espanyol. Zaten yarı finalde de ender gelişen ataklarıyla Avrupa'da nam salmış Osasuna'yı elemişlerdi. O gün final 2-2 sona erdi. Espanyol'un bir golü yıllar sonra yolu Galatasaray'dan geçecek olan Albert Riera'dan geldi. Penaltı atışlarında Sevilla adına tek ıska, sonra Barcelona'ya gidecek olan Alves'den geldi, son penaltıyı atan Puerta, o finalden üç ay sonra yeni sezonun ilk maçında Getafe'ye karşı mücadele ederken 35. dakikada yere yığıldı ve hayatını kaybetti. İspanya'nın en umut vadeden sol bekiydi ve sadece 23 yaşındaydı. Kupayı kaybeden Espanyol'un o gün kaptanı yıllarca takımı sırtlayan Raul Tamudo'ydu. Ondan pazubandı alan Daniel Jarque ise Antonio Puerta'dan iki yıl sonra yine ağustos ayında İtalya'da hazırlık kampında sevgilisiyle telefonda konuşurken kalp krizi geçirdi ve hayata veda etti. İspanya'nın güneyinde Endülüs topraklarında Sevilla şehrinin iki takımından biri olan FC Sevilla, 108 yıllık tarihinde tüm kupaları son dokuz sezona sığdırdı. 1945-46 sezonunda kazandıkları tek şampiyonluk dışında 1957 yılından bu yana ikinci bile olmayı başaramayan Sevilla, bu sezona başlarken müzesinde iki UEFA Kupası, beş Kral Kupası ve bir İspanya Süper Kupası bulunduruyordu.
Ekonomik krizin vurduğu birçok Avrupa kulübü gibi ellerindeki en değerli adamları sattılar. Para Manchester City'deydi ve yıllardır Sevilla şehri dışında futbol oynamayı reddeden ve bu konudaki rahatsızlığı için doktor raporu da olan Jesus Navas, bol sıfırlı kontratı görünce bir günde iyileşti. Takımın klas golcüsü Alvaro Negredo ile birlikte sıcak ve güneşli Sevilla'dan soğuk ve yağmurlu Manchester'ın yolunu tuttular. Paris Saint Germain'in transfer şımarıklığı yüzünden boşa çıkan Kevin Gameiro ve Belçika'da parlayan Carlos Bacca'ya toplam ödedikleri para sadece 15 milyon avroydu. O karlı İstanbul akşamında maç ertelenmese ve ertesi gün o zeminde oynanmasa Juventus, hocası Conte'nin dediği gibi Galatasaray'a mağlup olmaz mıydı? Bunun adı İtalyan mızıkçılığı olsun ama o Juventus, Şampiyonlar Ligi'ne veda edince heybetli kadrosuyla şehri Torino'nun ev sahibi olduğu Avrupa Ligi'nin bir numaralı favorisi oldu. Futbol, kağıt üzerinde favorilerin yeşil sahada yüreği fazla olanlara yenildiği oyun... Fenerbahçe'nin altı yıl önce Şampiyonlar Ligi'nde unutulmaz iki maç sonunda penaltılarla elediği Sevilla, futbolu seven ama biraz da mesafeli duran bir kadın için adıyla da sempatik bir kulüp. Sev-illa. İnsan, sevdiğine; "Sev illa" der mi, demese iyi ama Sevilla'yı çok seven taraftarlarını bir final daha bekliyordu yıllar sonra. İki yıldızını sezon başında satan, kulübü bugünlere getiren Del Nido hapise girince başkansız kalan Sevilla, Avrupa Ligi'nde final yolunda bula bula ezeli rakibi Real Betis'i buldu. Cüneyt Çakır'ın yönettiği ilk maçta Real Betis, Sevilla'yı deplasmanda 2-0 yenince "Buraya kadar" diyenler yanıldı. Sevilla deplasmanda aynı skorla kazanıp, o çok sevdiği penaltılarla bir üst tura çıktı. Porto'yu evlerinde dört gol atıp perişan ettikleri turun ardından kısmetlerinde yine bir İspanyol takımı vardı: Valencia. İlk maçı 2-0 kazanan Sevilla bu kez rahat gitti ikinci maça.
Şehrin diğer takımı Real Betis gibi değildir elbette. Real Betis'in ligde küme düştüğünün kesinleştiği günlerdi ve Valencia bir anda skoru 3-0'a getirip, taraftarına Torino'daki finalin hayalini kurdurmaya başladı. Uzatmaların dördüncü dakikasıydı ve Mbia kafayı vurdu, kiralık olarak forma giyen Kamerunlu, Sevilla'yı finale taşıdı. Geçen yıl Fenerbahçe'yi eleyip finale çıkan Benfica, ligde sona bir hafta kala Porto'dan uzatmalarda gol yiyip şampiyonluğu kaybetmiş, ardından Avrupa Ligi finalinde Chelsea'ye boyun eğmişti. Bir sezonda üç kupanın bir kulpunu tutup kaldıramayan Benfica, geçen çarşamba akşamı Torino'daki finale sadece Lizbon'dan değil, İtalya ve Fransa'da çalışan binlerce taraftarıyla geldi. Juventus Arena'da Sevilla taraftarı onların yarısı kadardı. Bu sezonu şampiyon bitirmiş Benfica, kendisinin istediği ücreti vermediği için görevine son veren yönetime "100 yıl bir daha Avrupa Kupası kazanamayacaksınız" diyen teknik adam Bela Guttmann'ın bedduasından tam yedi final kaybederek çekmişti geride kalan 52 yılda. Bir zamanlar, Sergio Ramos, Dani Alves, Diego Simeone, Davor Suker, Ivan Zamarano ve Diego Armando Maradona gibi büyük yeteneklerin forma giydiği Sevilla'nın bu finale getirdiği kadro, kağıt üzerinde Benfica'dan güçsüzdü. 120 dakika dayandılar. Galatasaray-Arsenal finalinden 14 yıl sonra ilk kez bir finalin 120 dakikası da golsüz berabere bitti. Sevilla, penaltılarla bir kez daha güldü ve kupayı kazandı. Ertesi gün şehrin sokaklarında üzerinde küme düşmüş Real Betis forması olan bir genç geçti motosikletiyle. Sırtında ezeli rakibi, nefret ettikleri Sevilla'nın yedi yıl önce hayatını kaybeden sol bekinin adı ve numarası yazıyordu: 16-Puerta.
Ekonomik krizin vurduğu birçok Avrupa kulübü gibi ellerindeki en değerli adamları sattılar. Para Manchester City'deydi ve yıllardır Sevilla şehri dışında futbol oynamayı reddeden ve bu konudaki rahatsızlığı için doktor raporu da olan Jesus Navas, bol sıfırlı kontratı görünce bir günde iyileşti. Takımın klas golcüsü Alvaro Negredo ile birlikte sıcak ve güneşli Sevilla'dan soğuk ve yağmurlu Manchester'ın yolunu tuttular. Paris Saint Germain'in transfer şımarıklığı yüzünden boşa çıkan Kevin Gameiro ve Belçika'da parlayan Carlos Bacca'ya toplam ödedikleri para sadece 15 milyon avroydu. O karlı İstanbul akşamında maç ertelenmese ve ertesi gün o zeminde oynanmasa Juventus, hocası Conte'nin dediği gibi Galatasaray'a mağlup olmaz mıydı? Bunun adı İtalyan mızıkçılığı olsun ama o Juventus, Şampiyonlar Ligi'ne veda edince heybetli kadrosuyla şehri Torino'nun ev sahibi olduğu Avrupa Ligi'nin bir numaralı favorisi oldu. Futbol, kağıt üzerinde favorilerin yeşil sahada yüreği fazla olanlara yenildiği oyun... Fenerbahçe'nin altı yıl önce Şampiyonlar Ligi'nde unutulmaz iki maç sonunda penaltılarla elediği Sevilla, futbolu seven ama biraz da mesafeli duran bir kadın için adıyla da sempatik bir kulüp. Sev-illa. İnsan, sevdiğine; "Sev illa" der mi, demese iyi ama Sevilla'yı çok seven taraftarlarını bir final daha bekliyordu yıllar sonra. İki yıldızını sezon başında satan, kulübü bugünlere getiren Del Nido hapise girince başkansız kalan Sevilla, Avrupa Ligi'nde final yolunda bula bula ezeli rakibi Real Betis'i buldu. Cüneyt Çakır'ın yönettiği ilk maçta Real Betis, Sevilla'yı deplasmanda 2-0 yenince "Buraya kadar" diyenler yanıldı. Sevilla deplasmanda aynı skorla kazanıp, o çok sevdiği penaltılarla bir üst tura çıktı. Porto'yu evlerinde dört gol atıp perişan ettikleri turun ardından kısmetlerinde yine bir İspanyol takımı vardı: Valencia. İlk maçı 2-0 kazanan Sevilla bu kez rahat gitti ikinci maça.
Şehrin diğer takımı Real Betis gibi değildir elbette. Real Betis'in ligde küme düştüğünün kesinleştiği günlerdi ve Valencia bir anda skoru 3-0'a getirip, taraftarına Torino'daki finalin hayalini kurdurmaya başladı. Uzatmaların dördüncü dakikasıydı ve Mbia kafayı vurdu, kiralık olarak forma giyen Kamerunlu, Sevilla'yı finale taşıdı. Geçen yıl Fenerbahçe'yi eleyip finale çıkan Benfica, ligde sona bir hafta kala Porto'dan uzatmalarda gol yiyip şampiyonluğu kaybetmiş, ardından Avrupa Ligi finalinde Chelsea'ye boyun eğmişti. Bir sezonda üç kupanın bir kulpunu tutup kaldıramayan Benfica, geçen çarşamba akşamı Torino'daki finale sadece Lizbon'dan değil, İtalya ve Fransa'da çalışan binlerce taraftarıyla geldi. Juventus Arena'da Sevilla taraftarı onların yarısı kadardı. Bu sezonu şampiyon bitirmiş Benfica, kendisinin istediği ücreti vermediği için görevine son veren yönetime "100 yıl bir daha Avrupa Kupası kazanamayacaksınız" diyen teknik adam Bela Guttmann'ın bedduasından tam yedi final kaybederek çekmişti geride kalan 52 yılda. Bir zamanlar, Sergio Ramos, Dani Alves, Diego Simeone, Davor Suker, Ivan Zamarano ve Diego Armando Maradona gibi büyük yeteneklerin forma giydiği Sevilla'nın bu finale getirdiği kadro, kağıt üzerinde Benfica'dan güçsüzdü. 120 dakika dayandılar. Galatasaray-Arsenal finalinden 14 yıl sonra ilk kez bir finalin 120 dakikası da golsüz berabere bitti. Sevilla, penaltılarla bir kez daha güldü ve kupayı kazandı. Ertesi gün şehrin sokaklarında üzerinde küme düşmüş Real Betis forması olan bir genç geçti motosikletiyle. Sırtında ezeli rakibi, nefret ettikleri Sevilla'nın yedi yıl önce hayatını kaybeden sol bekinin adı ve numarası yazıyordu: 16-Puerta.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












































