5 Haziran 2014

Brezilya 2014 / D Grubu


İspanya, Hollanda, Şili'li B Grubu'na "Ölüm grubu" etiketini bırakmayan bir grup varsa o da D Grubu... İtalya, İngiltere, Uruguay ve Kosta Rika'lı grubun toplamda 7 Dünya Kupası var. İtalyanlar, kazandıkları 2006'nın da favorisi değildiler ama kupa tarihinde 12 yılda bir final oynayıp, ikisinden birini kazanma gelenekleri var! Bu yüzden 2018'e dikkat. Cesare Prandelli, turnuvanın taktik zeka olarak en iyi teknik adamlarından biri. Cannavaro- Maldini-Nesta'lı jenerasyon sonrasında aynı defans kalitesine sahip olmadıkları doğrudur. Mancini, Vialli, Baggio, Del Piero ve Totti gibi büyük yetenekleri de yok ama bir futbol klişesinin içine her zaman doldururlar: İtalya her zaman iyi bir turnuva takımıdır. Rossi'nin alınmadığı forvet hattında Balotelli-Cassano görev yapacak gibi görünüyor. Prandelli iki beyin ile oynayacak, Verratti ve Pirlo. Yaş ortalaması yüksek bir takım ve enerjileri zorlu final yolunda onları nereye kadar taşır bilinmez. Her daim sorun adam olan Balotelli, iyi bir turnuva geçirirse bu kadro kalitesiyle son 8'i görür.

RÜYA FORVETLER SUAREZ-CAVANİ 1950'de Brezilya'daki Dünya Kupası'nı ev sahibini devirip kazanan Güney Amerika'nın ufak ama futbolu büyük ülkesi Uruguay, 2010'daki finallerin en iyi takımlarındandı, o grafiği ertesi yıl Copa America'ya da taşıdılar ancak son iki yılda savunma hattının geçmişi arattığını söylemek lazım. Takım son 4 yılda çok fazla değişiklik yaşamadı, bu sezon Premier Lig'i kasıp kavuran Luis Suarez ve PSG'li Edinson Cavani, bu finallerin en iyi forvet ikilisi olmaya aday. Oscar Tabarez çok tecrübeli bir teknik adam, 3. kez finallere geliyor. Galatasaray'daki grafiğiyle kaleci Muslera, bu sezon Atletico Madrid'de harika top oynayan stoper Godin ve önlerinde Gargano ile Uruguay, İngiltere ya da İtalya'yı alt etmeye çalışacak. 

İNGİLİZLER BU KADROYLA... İngilizler her turnuvaya büyük ümitlerle gelirler ve acı gerçekle kısa sürede yüzleşirler. Teknik adamlık kariyerinde 14 kulüp ve 4 milli takım olan Hodgson'un elindeki kadro İtalya ve Uruguay'ın bence gerisinde ama onlar topun yuvarlaklığına güveniyor. Rooney iyi bir sezon geçirmedi, gol yollarında gözler Sturridge'de olacak. Sterling, Chamberlain, Wilshere yetenekli ve genç adamlar, iki büyük rakip karşısında büyük oynamaları gerekiyor. Sol bek Baines ise finallere gelen iyi sol beklerden biri.

KOSTA RİKA'NIN SAĞLAM DEFANSI  Eleme grubunda sağlam defansıyla dikkat çeken Kosta Rika, iyi bir kaleciye sahip. Keylor Navas'a, 3 takım karşısında da çok iş düşecek ancak ölüm grubundan son 16'ya kalmaları bir futbol mucizesi gerekteriyor. Hücumlarda Bryan Ruiz'in eline bakacaklar çünkü gol yollarındaki etkili isimler.




4 Haziran 2014

İspanya-Arjantin Finali ve Papa

Brezilya 2014 / C Grubu


İki sıkı savunma yapan takım, Yunanistan ve Kolombiya ile birlikte grupta Japonya'nın varlığı, ilk turda seyir açısından çok fazla umut vermiyor ama Güney Amerika elemelerinde Uruguay'a 4, Şili'ye 3 gol atan Kolombiya'nın Radamel Falcao'suz finallerde ne yapacağı büyük merak konusu. Forvet hattında Jackson Martinez'i, eski Trabzonsporlu Teofilo Gutierrez ile birlikte kullanacaklar ama gözler bu sezon Monaco'da işin defansif yönüyle uğraşmaktan sol ayağının marifetlerini fazla gösteremeyen ama milli takımın da beyin olan James Rodriguez'in üzerinde olacak. Pekkerman yönetimindeki Kolombiya'da Galatasaray'da uzun yıllar kaleyi koruyan ve 43 yaşında Dünya Kupası kadrosuna girmeyi başaran kaleci Mondragon da var. Zuniga-Yepes-Zapata ve Armero'lu defans dörtlüsü iş yapar. 

DROGBA VE ARKADAŞLARI 
Kamerun nasıl bir Eto'o takımıysa, Fildişi Sahili de Drogba takımı. Efsane golcü son büyük turnuvasına çıkıyor ve bahar aylarında Galatasaray'da sakatlığı kadar Brezilya'yı düşündüğü için de forma giymedi. Takımın gerçek yıldızı ise bu sezon Manchester City'i şampiyon yapan 3 adamdan biri olan dünyanın en iyi orta sahalarından Yaya Toure. Sabri Lamouchi'nin finallerin en tecrübesiz teknik adamlardan biri olduğu gerçek ama bu takım zaten sahada Drogba'nın direktifleriyle hareket ediyor. Son iki Dünya Kupası'nda önce Arjantin, Hollanda ardından Brezilya ve Portekiz'li ölüm gruplarına düşmüşler ve üçüncü olmuşlardı. Bu kez şanslı kura çektiler.

YUNANİSTAN BİLDİĞİNİZ GİBİ 
Biz son iki Dünya Kupası'na uzaktan baktık ama Komşu Yunanistan yine finallerde. Euro 2004'ü kazandıklarında oynadıkları futbolla doğrusu futbolseverlerin hafiften nefretini kazanan takım, bir dönem savunma anlayışını değiştirdi ama işler yolunda gitmeyince Alman teknik adam Otto Rehhagel'in kurduğu sisteme geti döndüler. Portekizli hoca Fernando Santos'un çalıştırdığı takımın golcüsü sezon ortasında Olympiakos'tan Fulham'a giden ama küme düşen takımına sakatlığı nedeniyle katkıda bulunamayan Mitroglou. Play-off'ta Romanya'yı eleyen Yunanistan, 1994 ve 2010'da katıldığı iki finallerde de gruptan çıkamamıştı. Sokratis gibi üst düzey bir stopere sahipler ve son iki sezonda bizim ligimize renk katan Gekas da, Salpingidis ve Samaras'lı forvet hattında sırasını bekleyecek.

İTALYAN İŞİ JAPONYA 
Japonlar, Brezilya'ya İtalyan teknik adam Alberto Zaccheroni yönetiminde geliyorlar. Onun bir zamanlar çalıştırdığı Milan'a devre arasında Rusya'dan gelen Keisuke Honda takımın asist ve frikik ayağı. 27 yaşındaki oyuncu için bu turnuva çok önemli. 98'den bu yana beş Dünya Kupası'na da katılan Japonlar, Okazaki , Kagawa ve Nagatomo'dan çok şey bekliyor.






3 Haziran 2014

Brezilya 2014 / B Grubu



Her Dünya Kupası'nın bir ölüm grubu vardır; Uruguay, İngiltere, İtalya'lı D Grubu mu yoksa İspanya, Hollanda, Şili'li grupta mı daha çok kan akar bunu göreceğiz.İspanyollar, Barcelona'nın temelini attığı jenerasyonla yapılmayanı yapıp 3 büyük turnuvayı arka arkaya kazandılar. 2008-2010 ve 2012'den sonra Brezilya'ya da büyük favori olarak geliyorlardı ki geçen sezon Konfederasyon Kupası'nda fiyakalarını Sambacılar bozdu. Bu sezon Barcelona orta sahasında Xavi ve İniesta'nın geçmişi aratan oyunları ve son bir yılda oynadıkları milli maçlarda zorlanmaları akıllara "Bir devrin sonu mu?" sorusunu getiriyor.İspanyA Milli Takımı'nı seçen Brezilyalı Diego Costa, Atletico Madrid'e bu sezon şampiyonluğu getiren isim oldu ama Şampiyonlar Ligi finaline sakat sakat çıkıp 8 dakika oynayan golcü oyuncu şimdi finallere yetişme derdinde. Orta sahada David Silva, defans göbeğindeki "El Clasico" kardeşliği, Pique ve Ramos, kalede büyük tecrübe Casillas ve kulübede babacan Vicente del Bosque ile İspanya, grubun elbette ki favorisi ama kağıt üzerinde şampiyonluk için gözümde Brezilya ve Almanya'nın gerisindeler. 

HOLLANDA'NIN EN ZAYIF YANI DEFANS 
2010'da İspanyollarla final oynayan Hollanda'da Van der Vaart sakatlandı ve finallere gelemiyor. Elemelerde Türkiye ile aynı grupta yer alan Portakallar, 4-3-3'ten yine vazgeçmeyecek ancak oynadıkları futbolun Total Futbol ile alakası yok. Louis van Gaal, topa sahip olmaktansa hızlı hücumları seven ve baskın yapan bir teknik adam. Galatasaray'da sezon finalini yüksek form grafiğiyle yapan Sneijder'in üzerine kurulması beklenen kadronun en zayıf halkası defans dörtlüsü. Forvet hattında Robben'in sağı, solu belli olmaz, maç da alır, dünyaları kaçırıp maç da kaybettirir. Bu sezon Manchester United'da silik bir sezon geçiren Van Persie'nin arkasında Sneijder nakışçı olacak, onun ardında ise orta sahada De Jong gibi sert bir oyuncuyla savunmanın önünü kapatıyorlar. Grup üç takım arasında açık ama Hollanda-Şili maçı en belirleyici 90 dakika olacak. Güney Amerika eleme grubundan finallere gelmek gruptan çıkmak kadar zor. 

KURANIN EN ŞANSSIZI ŞİLİ 
de grup kuralarının şanssız takımıydı. Elemelerde iki gol ortalamasıyla oynadılar ama kalelerinde 16 maçta gördükleri 25 gol büyük soru işaretiydi. Marcelo Bielsa yönetiminde 2010'un en genç ikinci kadrosu olan ve en renkli futbolunu oynayan takımlardan biri olan Şili'de Arturo Vidal grup maçlarına yetişirse orta sahada Hollanda ve İspanya ile baş edebilirler. Valencia'nın forveti Vargas ve Barcelona'lı Alexis Sanchez hücumdaki silahları. 

AVUSTRALYA'NIN İŞİ ÇOK ZOR 
VidukaKewell, Lucas Neill'lı jenerasyonu geride bırakan Avustralya'nın bu grupta şansı yok. Mark Bresciano, Tim Cahill gibi tecrübeli ayaklara sahipler ama Avrupa'nın üst düzey liglerinde oynayan çok az sayıda isim olması işlerini imkansıza yakın kılıyor.






2 Haziran 2014

Atletico Madrid'de
Caminero'nun 3 Sezonu


2014 Dünya Kupası
Naklen Yayın Programı


Brezilya 2014 / A Grubu


Brezilya, 64 yıl önce Dünya Kupası'na ev sahipliği yaptığında efsane finalde Uruguay'a 2-1 kaybetmişti. Şimdi futbolun en yetenekli adamlarının çıktığı topraklarda bu kez eleme oynamadan geldikleri finallerde en büyük moral kaynakları, geçen sezon kazandıkları Konfederasyon Kupası... Son 3 büyük turnuvayı kazanan İspanyolları süpüren sambacılar, 2002'de son kupayı getiren Scolari yönetiminde forvetinden daha çok defans ve orta sahasına güveniyor. Dani Alves, David Luiz, Thiago Silva ve Marcelo dörtlüsünün arkasında Julio Cesar gibi tecrübeli bir kaleci var. Orta saha Premier Lig'in sertliğini ve tecrübesini almış Ramires, Oscar, Paulinho'dan kurulu. Forvet hattında geçen sezonki turnuvada tutunamayan Neymar bu sezon Barcelona'nın yoğun maç trafiğinde çok hırpalandı ama kendi topraklarında her zaman farklı futbol oynuyor. Fred ve Hulk ile tamamlanacak Brezilya 11'i bu gruptan 3 maçta 9 puanla çıkar. 

Niko Kovac yönetiminde play-off oynayıp finallere gelen Hırvatların açılış maçını ev sahibi Brezilya ile oynayacak olmaları en büyük handikapları. Orta sahada Şampiyonlar Ligi'ni kazanan Real Madrid'li Modric ve Avrupa Ligi'ni kaldıran Sevilla'lı Rakitic'in performansı kaderlerini belirleyecek. Olic, Brezilya asıllı Eduardo ve Jelavic gibi forvetler, 4-2-3-1 dizilişi nedeniyle kulübede olacak, tek forvetleri ise Mario Mandzukic. Bu sezon Premier Lig'in en iyi defans oyuncularından Lovren'li savunma dörtlüsü sertliğini korursa, Hırvatlar, Brezilya'nın ardından gruptan çıkar. 

Tunus'u play-off'ta saf dışı edip gelen Kamerun hala bir Eto'o takımı. Kalede Itandje vasat bir kaleci. Defans göbeğinde Galatasaraylı Chedjou'nun forması garanti. Eto'o'nun arkasında orta sahada Song bu sezonu boş geçirdi, gözler Enoh ve Makoun'da olacak ama 1990'da yarı final oynayan Kamerun'un bu grupta işi zor görünüyor. Alman teknik adam Volker Finke savunmaya çare bulamazsa ikincilik Meksika ve Hırvatlar arasında gider gelir. 

Finaler öncesi hazırlık maçları Meksika için kabusa döndü. Orta sahada Montes'in sakatlığı ve finallere gelemeyecek olması, kaptan Marquez'in durumunun belirsizliği işlerini zorlaştırıyor. Ülkenin en önemli yeteneği Carlos Vela'nın olmayacak olması da Meksika'nın en büyük handikapı. Giovani ve Peralta'lı forvet hattıyla gol arayacaklar. 5-3-2 dizilişiyle grup maçlarını izlerken en azap veren takımlardan biri olabilirler. Teknik direktör Miguel Herrera, ülkede forma giyen oyuncuları tercih etti ve tek şansları Hırvatların vasat bir turnuva geçirmesi. Brezilya'nın ardından Hırvatistan'ın gruptan çıkmasını bekliyorum. 





Şampiyonlar Ligi 2014-2015
Dört Torba


Baggio Şut, Üstten Aut...


Her şey galiba özenle kesilmiş Dünya Kupası maç programının buzdolabının kapısını iliştirmekle başlıyor. Brezilya'daki finallere 12 gün kala, 20 yıl önce Dünya Kupası'nda finalde Brezilya'ya karşı penaltı kaçıran bir İtalyan efsane düştü aklıma: Roberto Baggio. Her Dünya Kupası kendi kahramanını yaratır. 2014'te kim olacak bunu bilmiyoruz ama Baggio o penaltıyı atsaydı kahraman olacaktı ama auta giden top efsane olmasını önleyemedi. " O penaltı her gün geliyor aklıma. Penaltı kaçırmadım mı? Kaçırdım. Fakat hiçbir penaltı vuruşunda topu öyle havaya dikmemiştim. O finali tekrar oynamak isterdim." 3. ligde Vicenza formasıyla parladığında rakipler de boş durmuyordu. Tekmeler havada uçuşuyordu. Rimini maçında dizine aldığı darbeyle sağ dizinin bağları ilk kez koptu. Durmadı ayağa kalktı. 86'da Fiorentina formasını sırtına geçirdi. Floransa halkı ilk günden ona tapmaya başladı. Serie A'nın kasapları Baggio'ya kafayı takmıştı. Daha ilk sezonunda bir kez daha ameliyat masasının yolunu tuttu. Dizinden iki operasyon geçirip yola devam eden, üst düzey futbol oynayan çok az isim vardır. İflah olmaz derler bağ operasyonları sonrası dizler. 5 sezon kaldığı Fiorentina'da 55 gol attı. Agnelli Ailesi'nin her zaman çok parası olmuştu. Onlar sayesinde Juventus'un da. 18 Mayıs 1990 günü öğle saatlerinde -elbette internet sitesi de yoktu kulübün- Fiorentina, İtalyan medyasına bir açıklama yaptı: Roberto Baggio, 25 milyon liret karşılığında Juventus'a satılmıştı. Rekordu. Floransa ayağa kalktı ve uzun saatler boyunca da oturmadı. Kulüp binası taşlandı, çıkan olaylarda onlarca insan yaralandı. Torino'nun zengin çocukları, Floransa'nın esas oğlanını kaçırmıştı. İtalya'nın ev sahipliğini yaptığı 90 Dünya Kupası işte bu transferin gölgesinde start aldı. Baggio'nun hasmı ya da ondan hoşlanmayan Vialli idi. İlk maçın 11'inde kazanan Vialli idi. İşi bitiren ise Baggio. Sonraki maçlarda mucize adam Schillaci ile mükemmel ikili oldular. Yarı finalde Vialli, teknik direktörü yine ikna etti; Vicini formayı bir kez daha Vialli'ye verdi. Yedek kulübesindeki Baggio'nun sonradan oyuna girdiği maç 1-1'in ardından penaltılara gitti. 94'te kaçıran adamın 90'da penaltıyı attığını kaç kişi hatırları ki! Donadoni ve Serena'nın kaçırdığı seride Arjantin dört penaltıyı da gole çevirdi ve İtalya'yı kupa dışına itti o meşhur Maradona'nın Napoli halkına San Paolo'da İtalya'yı değil bizi destekleyin çağrısı yaptığı yarı finalde. Onların da ipini finalde Brehme çekecek, Almanya kupayı kaldıracaktı. Juventus formasıyla Floransa'ya deplasmana gittiği ilk maçta kazanılan penaltıyı atmayı kabul etmedi. Dedim ya penaltı Baggio'nun kaderiydi. Maçın ardından tribünden atılan Fiorentina atkısını boynuna takıp sahayı terk etti. Torino'nun züppe çocukları fena bozuldular. Baggio'yu kabullenemediler. Baggio'ya direnmek mümkün değildi. Milan'ın ambargo koyduğu yıllarda UEFA Kupası'nı kaldırdı. Kaptanlığa yükseldi. 1993 yılında Rivera ve Rossi'den sonra France Football'ın en iyi futbolcu ödülünü alan 3. İtalyan futbolcu oldu. 1994 ABD'de gruptan galibiyet almadan çıktılar. Nijerya maçında beraberlik golünü de atan oydu, 10 kişi kalan takımını uzatma dakikalarında ayakta tutan ve iki kez parçalanan sağ ayağıyla penaltıyı atan da. İspanya'yı ve yarı finalde Bulgaristan'ı geçerken Baggio yine assolistti. İspanyollara bir, Bulgarlara iki gol attı. 98'deki Ronaldo gibi 94 finali öncesinde de Baggio'nun finalde oynayıp oynamayacağı belli değildi. Adalesi çekiyordu ve son kararı ona bıraktılar. Sakat sakat maça çıktı. Uzatmalarda Brezilya kalesinde iki net fırsat yakaladı ama olmadı. 1994'de kaybeden İtalya'nın üzgün karesinde Baggio tek başınadır. Bir tek o mu kaçırmıştı 17 Temmuz 1994 günü Pasadena'da? Bir önceki finalde penaltıyı atan Baresi ilk penaltıyı dışarı vurdu. Brezilyalılar da Santos ile yıkıldılar. Albertini ve Evani kaleyi buldu. Sambacılar Romario, Branco ve bugünün teknik direktörü Dunga ile sektirmediler. İtalya'da Massaro kaçırdı ve o finalin hazin anında Taffarel'in olduğu kalenin 11 metre uzağına topu diken Baggio, üstten auta attı. Baggio, bugün 47 yaşında. Futbolu bırakalı 10 yıl oldu. Teknik adamlıktan uzak duruyor. Çok sonraları "Neden sen çok iyiydin?" sorusuna bir tek cevap verdi: "Ben önce düşünürdüm." 

27 Mayıs 2014

İspanyollar Neden Kazanıyor?


Camp Nou'daki şampiyonluk maçında yüzlerce Barcelona taraftarının arasından kendilerine ayrılan tribüne doğru üzerlerinde Atletico Madrid formalarıyla yürüdüler. Çevrelerindeki hiçbir Barcelona taraftarı az sonra başlayacak kader 90 dakikası öncesinde rakiplerine ne sözlü ne de fiziki bir tacizde bulundu. 90 bin kişilik stadda Atletico Madrid'in 18 yıl sonra gelen şampiyonluğunu sadece 400 taraftarı görebildi. Bir gol atsalar şampiyonluğu kutlayacak Barcelonalılar ise kupayı değil de iki puan kaybettikleri bir lig maçından çıkar gibiydiler. Ağlayanı bir kenara neredeyse üzülen bile yoktu. Mesela sadece Atletico Madrid'in bu sene şampiyonluğu hak etmesi değil mesele bu şehrin sokaklarında gece gündüz spor yapan bu insanların adele ağrısının ne olduğunu bilmesi. Çünkü adele ağrısını çekenler yeşil çimde ya da parkede mücadele eden tuttukları takımların sporcularına karşı her zaman daha hoş görülüdür. Bir ülkenin tribünlerinde küfür varsa o ülkenin sokaklarında, sahalarında ter döken insanlar göremezsiniz. Medeniyet bazen spor mağazalarının büyüklüğü değil mi? Olimpiyat düzenlemek, bir aylık bir organizasyonu yapmaya aday olmak değil sadece. 1992 Barselona Olimpiyatları sadece bir şehrin değil tüm bir ülkenin spora bakış açısını değiştirdi. Okullarda başlatılan spor seferberliği bizim bildiğimiz beden eğitimiyle sınırlı kalmadı. Çocuklar hangi spora ilgi duyuyorsa yetenek sınavından geçti. 

Barcelona ve Real Madrid bizim İstanbul kulüpleri gibi 15'in üzerinde dalda yarışmıyor. İspanya'da spor kültürü kasaba semt takımları üzerine kurulu. O kasaba deniz, nehir kıyısındaysa su sporları ön plana çıkıyor. Son 15 yılda sadece futbolda değil basketboldan tenise, hentboldan her dalda alt yaş milli takımlarına kadar Avrupa'da zirveye oynayan ve kupaları toplayan İspanyollar için Fransızlar'ın dopingli bir nesil yetiştirdiler iddialarını bir köşeye not edelim. Ama Dali ve Picasso'yla geride kalan yüzyıla damgasını vurmuş bu ülkenin uluslararası platformda en az sanatçılarının kadar sporcularının da ses getirdiğini ve mesele ülkeyi tanıtmaksa işte bu yolla en fiyakalı tanıtımı yaptıklarını da Fransızlar'ın notunun ardına ekleyelim. Euro 2008, 2010 Dünya Kupası ve Euro 2012'yi kazanan İspanyollar, 2014 Dünya Kupası'nda kimine göre favori kimine göre değil. Barcelona ve Real Madrid basketbol takımları Milano'daki Final Four'a kol kola gittiler. Evet, ikisi de şampiyon olamadı. UEFA Avrupa Ligi'nde Sevilla finale gelene kadar önce ezeli rakibi Real Betis'i sonra da yetmedi ülkesinden Valencia'yı eleyip finalde kupayı aldı. Grand Slam Turnuvaları'nda Rafael Nadal'ı anlatmaya gerek var mı? Ya da Formula 1 Pistinde Fernando Alonso'yu! NBA'de Gasol Kardeşleri ya da Barcelona'nın hentbol takımını... Dün gece Lizbon'da Şampiyonlar Ligi finali oynandı. Madrid şehrini yönetenler İspanya'nın başkentinin Sol Meydanı'na finalden bir hafta önce iki takımın dev formasını astılar. Sloganları basit ve güzeldi. "Kim kazanırsa kazansın sonunda Madrid kazanacak." Evet, dün Madrid kazandı. 

Endülüs'ün Son Matadoru

Yedi yıl önce yine bir mayıs günü, İskoçya Glasgow'da finale çıktıklarında UEFA Kupası'nın son sahibiydiler. Kupayı arka arkaya kazanabilen tek takım vardı, Akbaba Beşlisi'nin fırtına gibi estiği dönemde, 1985 ve 1986 yıllarında Real Madrid. Bir yıl önce Hollanda Eindhoven'daki finalde her şey çok kolaydı. Bu kupayı ciddiye almayan İngilizlerin en ciddisi Middlesbrough masal yazmış ve finale gelmişti. Kalede efsane kalecileri Palop, şimdi Beşiktaş forması giyen Fransız stoper, sonraları Barcelona'nın iki bekini teslim alacak olan Dani Alves, Brezilyalı golcü Luis Fabiano, ele avuca sığmaz Arjantinli forvet Saviola ve kanatta fırtına gibi esen Jesus Navas'lı Sevilla, İngilizlere dört atıp kupayı almıştı. 16 Mayıs 2007'de karşılarında bu kez ülkelerinden bir takımı buldular; taraftarlarının hiç haz etmediği Barselona şehrinin kulübü Espanyol. Zaten yarı finalde de ender gelişen ataklarıyla Avrupa'da nam salmış Osasuna'yı elemişlerdi. O gün final 2-2 sona erdi. Espanyol'un bir golü yıllar sonra yolu Galatasaray'dan geçecek olan Albert Riera'dan geldi. Penaltı atışlarında Sevilla adına tek ıska, sonra Barcelona'ya gidecek olan Alves'den geldi, son penaltıyı atan Puerta, o finalden üç ay sonra yeni sezonun ilk maçında Getafe'ye karşı mücadele ederken 35. dakikada yere yığıldı ve hayatını kaybetti. İspanya'nın en umut vadeden sol bekiydi ve sadece 23 yaşındaydı. Kupayı kaybeden Espanyol'un o gün kaptanı yıllarca takımı sırtlayan Raul Tamudo'ydu. Ondan pazubandı alan Daniel Jarque ise Antonio Puerta'dan iki yıl sonra yine ağustos ayında İtalya'da hazırlık kampında sevgilisiyle telefonda konuşurken kalp krizi geçirdi ve hayata veda etti. İspanya'nın güneyinde Endülüs topraklarında Sevilla şehrinin iki takımından biri olan FC Sevilla, 108 yıllık tarihinde tüm kupaları son dokuz sezona sığdırdı. 1945-46 sezonunda kazandıkları tek şampiyonluk dışında 1957 yılından bu yana ikinci bile olmayı başaramayan Sevilla, bu sezona başlarken müzesinde iki UEFA Kupası, beş Kral Kupası ve bir İspanya Süper Kupası bulunduruyordu. 

Ekonomik krizin vurduğu birçok Avrupa kulübü gibi ellerindeki en değerli adamları sattılar. Para Manchester City'deydi ve yıllardır Sevilla şehri dışında futbol oynamayı reddeden ve bu konudaki rahatsızlığı için doktor raporu da olan Jesus Navas, bol sıfırlı kontratı görünce bir günde iyileşti. Takımın klas golcüsü Alvaro Negredo ile birlikte sıcak ve güneşli Sevilla'dan soğuk ve yağmurlu Manchester'ın yolunu tuttular. Paris Saint Germain'in transfer şımarıklığı yüzünden boşa çıkan Kevin Gameiro ve Belçika'da parlayan Carlos Bacca'ya toplam ödedikleri para sadece 15 milyon avroydu. O karlı İstanbul akşamında maç ertelenmese ve ertesi gün o zeminde oynanmasa Juventus, hocası Conte'nin dediği gibi Galatasaray'a mağlup olmaz mıydı? Bunun adı İtalyan mızıkçılığı olsun ama o Juventus, Şampiyonlar Ligi'ne veda edince heybetli kadrosuyla şehri Torino'nun ev sahibi olduğu Avrupa Ligi'nin bir numaralı favorisi oldu. Futbol, kağıt üzerinde favorilerin yeşil sahada yüreği fazla olanlara yenildiği oyun... Fenerbahçe'nin altı yıl önce Şampiyonlar Ligi'nde unutulmaz iki maç sonunda penaltılarla elediği Sevilla, futbolu seven ama biraz da mesafeli duran bir kadın için adıyla da sempatik bir kulüp. Sev-illa. İnsan, sevdiğine; "Sev illa" der mi, demese iyi ama Sevilla'yı çok seven taraftarlarını bir final daha bekliyordu yıllar sonra. İki yıldızını sezon başında satan, kulübü bugünlere getiren Del Nido hapise girince başkansız kalan Sevilla, Avrupa Ligi'nde final yolunda bula bula ezeli rakibi Real Betis'i buldu. Cüneyt Çakır'ın yönettiği ilk maçta Real Betis, Sevilla'yı deplasmanda 2-0 yenince "Buraya kadar" diyenler yanıldı. Sevilla deplasmanda aynı skorla kazanıp, o çok sevdiği penaltılarla bir üst tura çıktı. Porto'yu evlerinde dört gol atıp perişan ettikleri turun ardından kısmetlerinde yine bir İspanyol takımı vardı: Valencia. İlk maçı 2-0 kazanan Sevilla bu kez rahat gitti ikinci maça. 

Şehrin diğer takımı Real Betis gibi değildir elbette. Real Betis'in ligde küme düştüğünün kesinleştiği günlerdi ve Valencia bir anda skoru 3-0'a getirip, taraftarına Torino'daki finalin hayalini kurdurmaya başladı. Uzatmaların dördüncü dakikasıydı ve Mbia kafayı vurdu, kiralık olarak forma giyen Kamerunlu, Sevilla'yı finale taşıdı. Geçen yıl Fenerbahçe'yi eleyip finale çıkan Benfica, ligde sona bir hafta kala Porto'dan uzatmalarda gol yiyip şampiyonluğu kaybetmiş, ardından Avrupa Ligi finalinde Chelsea'ye boyun eğmişti. Bir sezonda üç kupanın bir kulpunu tutup kaldıramayan Benfica, geçen çarşamba akşamı Torino'daki finale sadece Lizbon'dan değil, İtalya ve Fransa'da çalışan binlerce taraftarıyla geldi. Juventus Arena'da Sevilla taraftarı onların yarısı kadardı. Bu sezonu şampiyon bitirmiş Benfica, kendisinin istediği ücreti vermediği için görevine son veren yönetime "100 yıl bir daha Avrupa Kupası kazanamayacaksınız" diyen teknik adam Bela Guttmann'ın bedduasından tam yedi final kaybederek çekmişti geride kalan 52 yılda. Bir zamanlar, Sergio Ramos, Dani Alves, Diego Simeone, Davor Suker, Ivan Zamarano ve Diego Armando Maradona gibi büyük yeteneklerin forma giydiği Sevilla'nın bu finale getirdiği kadro, kağıt üzerinde Benfica'dan güçsüzdü. 120 dakika dayandılar. Galatasaray-Arsenal finalinden 14 yıl sonra ilk kez bir finalin 120 dakikası da golsüz berabere bitti. Sevilla, penaltılarla bir kez daha güldü ve kupayı kazandı. Ertesi gün şehrin sokaklarında üzerinde küme düşmüş Real Betis forması olan bir genç geçti motosikletiyle. Sırtında ezeli rakibi, nefret ettikleri Sevilla'nın yedi yıl önce hayatını kaybeden sol bekinin adı ve numarası yazıyordu: 16-Puerta. 

11 Mayıs 2014

Bazı Mayıslar Sonbahar


Sokakta da stadyumlarda işler kötü gidiyor İtalya'da. Bir ülkenin mutsuzluğuna artık Adriano Celantano şarkıları da yetmez oldu. Matteo Renzi, sokaktaki mutsuzluğu yok etmek ekonomiye çeki düzen vermek için 22 Şubat'ta başbakanlık koltuğuna oturduğunda İtalya'nın en genç başbakanı ünvanını aldı. Sadece 39 yaşındaydı ve 16 bakandan oluşan kabinesinde sekiz kadına yer verdi. Floransa Valiliği'nden başbakanlık koltuğuna uzanan Renzi aynı zamanda sıkı bir Fiorentina taraftarıydı ve geçen hafta Roma'da oynanan İtalya Kupası finalini izlemek için Roma Olimpiyat Stadı'nda yerini aldı. 

Yüzden fazla ülkede naklen yayınlanacak maç, saatinde başlamayınca kameralar bir Napoli tribününü bir Matteo Renzi'yi göstermeye başladı. Roma sokaklarında Napoli taraftarı, şehrin ev sahibi Roma taraftarıyla çatışmış ve bir taraftar ağır yaralanmıştı. Napoli kaptanı Hamsik, kale arkasındaki taraftarlarının yanına gitti ve tribün lideri Gennaro de Tommaso ile uzun bir pazarlık başladı. Evet, İtalya'da bir kez daha bir tribün lideri maçın oynanıp oynanmayacağına karar veriyordu. Napoli'de mafya üyesi olduğu bilinen Tommaso ikna olunca takımlar soyunma odasından çıktılar. Başbakan Renzi ise şeref tribününde olan biteni izliyordu. Napoli kupayı kazandı, Renzi "Stadı terk etmedim çünkü bu ülkeyi onlara bırakmak istemiyorum" diyerek Tommaso gibilere mesaj yolladı. Napoli'nin tribün liderinin 'izniyle' oynanan final 10 yıl önce yarıda kalan Roma derbisini akıllara getirdi doğal olarak. 

İtalyan medyası gece yarısı arşivlerden Roma kaptanı Totti'ye "Stad dışında polis aracı ufak bir çocuğu ezdi. Maça devam etmeyin" diyen tribün lideri Daniele de Santis'in saha içine girdiği derbinin haberlerini çıkardı. Çocuğun ezildiği haberi bir söylentiydi, doğru çıkmamış ama o gün o derbi yarıda kalmıştı. Finalin sabahında ise Napoli'de yedi avroya araba yıkayan ve annesinin "Tek suçu Napoli'yi sevmekti. Benim oğlum mafya üyesi değil. Biz onurlu bir aileyiz" dediği komadaki Ciro Esposito'yu vuranın 10 yıl önce derbiyi oynatmayan Daniele de Santis olduğu ortaya çıktı. Gennaro de Tommaso beş yıl stadyumlara giriş yasağı aldı, Daniele de Santis tutuklandı ve Ciro Esposito hastane odasında hayata tutunmaya çalışıyor, Matteo Renzi ise ülkesini "İtalya'yı ben yönetiyorum"a inandırma peşinde. 

İtalya'nın güneyinde futbola kurşun sıkılırken, kuzeyinde ise vefa duygusu yine ağır bir bıçak yarası aldı ama öncesi var. Beş yıl önce yine aylardan mayıs. Paolo Maldini, 901 kez giydiği Milan formasına veda ediyordu San Siro'da. 25 yıl Milan'da oynamış efsane kaptana veda edebilsinler diye çocuklar için bilet fiyatının üç avro olduğu o maçın sonunda tek tek tribünleri dolaşan Maldini, üç tribünden büyük alkış alırken, Milan'ın fanatik taraftarlarının olduğu kale arkası Curva Sud'ün önüne geldiğinde yuhalandı. Acıydı ama gerçekti, Milan kale arkası Maldini'yi küfürlerle uğurluyor ve "Sadece Franco Baresi" tezahüratıyla eski kaptanlarını hatırlatıp Maldini'yi yok saydıklarını ilan ediyorlardı. 


Maldini el kol hareketleriyle kale arkasını diğer tribünlere şikayet ederken, gözyaşlarına boğuldu. O anda Curva Sud tribününden açılan pankartta "Paralı asker dediklerinden alkış mı bekliyorsun" yazıyordu ve Milan kaptanı kendisini omuzlara almak isteyen takım arkadaşlarının yanından hızla uzaklaşıp soyunma odasına gitti. Milan Curva Sud tribünü o günden iki yıl önce La Gazzetta dello Sport'a verdiği röportajda lafını sakınmayan ve "Tribünü rant kapısı haline getirdiler. Hepsi paralı asker. Milan'ı baltalıyorlar" diyen Maldini'den intikamlarını almışlardı. 

Maldini, o gün sadece "Onlardan biri olmadığım için gurur duyuyorum" diyebildi. Maldini, Milan ise; Javier Zanetti, Inter demekti son 20 yılda Milano'da. Maldini'nin gözyaşlarıyla hatırlanan o mayıstan beş yıl sonra, Zanetti'nin gözyaşları aynı stadyumun toprağına düştü. Arjantinli 22 yıllık futbol kariyerinin 20 yılını Inter'de geçirmiş ve geçen yıl yaşadığı ağır sakatlığa rağmen futbola devam deyip, bu sezon Maldini gibi 40'ına geldiğinde "Buraya kadar" kararı almıştı. Herkes onun geçen hafta oynanan Milano derbisinde forma giyeceğini ve tribünleri selamlayacağını sandı İtalya'da. Öyle düşünmeyen biri vardı. Inter Teknik Direktörü Walter Mazzarri. Milan'ın tek golle kazandığı derbide üç oyuncu değişiklik hakkını da kullanan Mazzarri, Zanetti'yi oyuna sokmadı. Arjantinli kaptan başını iki elinin arasına alarak gözyaşlarını sakladı ve yedek kulübesinde son düdüğünü bekledi derbinin. Ertesi gün Juventus şampiyonluğunu ilan etti. 


12 yıl önce Ciro Esposito'nun vurulduğu Roma'da, Napoli tribün lideri Gennaro de Tommaso'nun finalin oynanmasına izin verdiği Roma Olimpiyat Stadı'nda, ligin son maçına lider çıkan Zanetti önderliğindeki Okan-Emre'li Inter, Lazio'ya 4-2 mağlup olmuş ve Juventus şampiyon olmuştu. Zanetti saha ortasında dizlerinin üstüne çökmüş, ağlıyordu, tarih 5 Mayıs 2002 idi. İtalya'da bu sezon fikstür çekildiğinde Inter'in son iç saha maçı Lazio ile idi. Zanetti dün gece forma giydi mi, tribünlere veda edebildi mi? Cevabı mı? Javier Zanetti'den iki yaş genç başbakan Matteo Renzi'in doğduğu şehir Floransa'da, Toskana lehçesiyle dendiği gibi: "Chissa" (Kim bilir?) 

10 Mayıs 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar



10 Mayıs Cumartesi
16:30 Bayern München - Stuttgart (TRT Haber)
16:30 Mainz 05 - Hamburger SV (TRT Spor)
18:00 Vitoria Setubal - Olhanense (Tivibu)
18:00 Belenenses - Arouca (Tivibu)
19:00 Gençlerbirliği - MP Antalyaspor (LigTV)
19:00 Verona - Udinese (Tivibu)
20:00 Porto - Benfica (Tivibu)
21:45 Inter - Lazio (Tivibu)
22:00 Lille - Paris SG (Tivibu)
22:00 Bordeaux - Marseille (Tivibu)
23:00 Levante - Valencia (NTVSpor Smart HD)
23:00 Estudiantes - San Lorenzo (TVNet)

11 Mayıs
Pazar
00:30 Internacional - Atletico Paranaense (LigTV3)
02:00 RB Newyork - Chicago Fire (Sports TV)
12:30 Zenit St. Petersburg - Dinamo Moscow (LigTV3)
13:30 Atalanta - Milan (Tivibu)
14:45 CSKA Moscow - Tom (LigTV3)
15:30 Standard Liege - Club Brugge (TVNet)
16:00 Sampdoria - Napoli (Tivibu)
16:00 Torino - Parma (Tivibu)
17:00 Manchester City - West Ham (MovieMax Speed)
17:00 Liverpool - Newcastle United (Digiturk)
18:00 Sporting Lisbon - Estoril (Tivibu)
18:00 Athletic Bilbao - Real Sociedad (NTVSpor Smart HD)
19:00 Gaziantepspor - Eskişehirspor (Digiturk)
19:00 Elazığspor - Beşiktaş (LigTV2)
19:00 Trabzonspor - Galatasaray (LigTV)
19:00 Kasımpaşa - Çaykur Rizespor (DT Salon 1)
19:00 Kayseri Erciyesspor - Bursaspor (LigTV3)
19:00 Sivasspor - Akhisar Bld. (DT Salon 3)
19:00 Torku Konyaspor - Kayserispor (DT Salon 2)
19:00 Anderlecht - Genk (TVNet)
20:00 Atletico Madrid - Malaga (NTVSpor Smart HD)
20:00 Celta Vigo - Real Madrid (Smart Spor)
20:00 Elche - Barcelona (NTVSpor)
21:45 Roma - Juventus (Tivibu)
22:00 Fluminense - Flamengo (LigTV3)

5 Mayıs 2014

4 Mayıs 2014

Geçen Ömürden De Geçiyor

Altyapısından yetiştiği takımın büyüyünce golcü olacak umuduydu Sedat Debreli. Pozisyonu bildiğiniz 9 numara. Doğru zamanda doğru yerde olmak yetenek kadar önemli futbolda. Sliding Doors (Rastlantının Böylesi) filminde olduğu gibi. Bir saniyelik bir kararla, bir imzayla, bir formayla her şey değişir futbolcunun hayatında. 9 numara Sedat bir zaman sonra forvet arkası oldu, Suat Kaya'nın futbola veda ettiği maçta ön liberoydu. Biraz daha kalsa Galatasaray'da stoper olacak oradan da saha dışına çıkacaktı. Geçen, ömürden de geçiyor. Sedat Debreli şimdi 31 yaşında. Florya'da valizini topladı, memleketi turladı. Onunla aynı günlerde vitrine çıkan İlker Erbay da, yerli Roberto Carlos adayıydı. Galatasaray'ın idmanlarında fırtına gibi esen, Pinto sırtına alıp giderdi karşı karşıya kaldığında ufak tefek İlker'i. Yıllar sonra alt yapısından yetiştiği Galatasaray'ın futbolcuları Bolu'ya kamp yapmaya geldiğinde alt liglerde forma giyen bir futbolcu tedirginliğiyle dönem arkadaşlarıyla eski günleri yad etmişti. 


Kolay iş değil futbolcu olmak hele ki en üst ligde oynamak. Meşhur Barcelona altyapısı La Masia'dan son 15 yılda yetişen 150 futbolcudan toplasan 20'si yükselebildi A takıma. Gerisi elbet ekmek yemeye devam ediyor futboldan ama hayal ettikleri değil; bulabildikleri formayla. Abdullah Avcı'nın artık şehir efsanesine dönen 2005 yılında Avrupa şampiyonu ve dünya dördüncüsü olan 17'lik yıldız adaylarından bugün ayakta kalabilen kaç isim var ki? Kariyeri erken zirve yapıp son iki yılda sıradanlaşan gurbetçi Nuri Şahin, Trabzon kalesinde harikalar yaratan Onur Kıvrak, bu sezon Ersun Yanal sayesinde Avrupa'nın en iyi sol beklerinden biri olmayı başaran Caner Erkin, 10 yıldır Galatasaray'da patlama yapması beklenen ve bu sezon ağır bir sakatlık geçiren Aydın Yılmaz, biraz Aykut Demir, biraz Volkan Babacan. Gerisi olmadı o kadronun... 


Manchester United'ı zirveye taşıyan ve uzun yıllar oradan indirmeyen, en sonunda da filmi çekilen (The Class of 92) 92 kuşağına (Beckham, Butt, Giggs, Neville kardeşler, Scholes) benzer bir kuşağı da 2000'lerin ilk yarısında Galatasaray yakalamıştı altyapısında. 87-88 doğumlu kuşağın şöhreti, daha bu gençler A takımla sahaya çıkmadan menajerlik oyunlarının meraklıları sayesinde ülkeyi sarmıştı. En iyi golcü, fırtına gibi kanat, hava topu vermeyen stoper, yorulmak nedir bilmeyen ön libero, Emre-Okan gibi orta saha... O kadar çoktular ki, 12 tanesi pişmek için kulübün pilot takımı Beylerbeyi'ne yollandı. Ülke futbolunun acı gerçeği, "altyapı yarışmaz, yetiştirir"i yine gözardı eden teknik adamlar en fazla iki üçüne forma verip, 30'lukları sahaya sürdü. Zafer Şakar bu kuşağın ağabeyiydi. Orta sahada nefis tekniğiyle yerli Xavi olabilirdi. Olmadı. Oğuz Şabankay, Almanya'da bir hazırlık maçında oynadığı futbolla yanımda oturan Alman gazeteciyi mest etmiş, "Ne şanslısınız, biz de böyle saf yetenekler yok" dedirtmişti. 

Mülayim Erdem, Galatasaray'ın unutulmaz forveti Arif Erdem'in yeğeniydi. Amca kontenjanından girmemişti altyapıya. Orta sahada top ayağındayken sürekli yukarda kafasıyla "Gün gelir belki Pirlo olur" bile dedirtiyordu ama bizim memlekette hali vakti yerinde ailelerin çocuklarının futbol sahasında eksiği hırs. Kayboldu gitti Mülayim. Mehmet Güven sessiz ve utangaç bir çocuktu, atlaman gereken bir eşik vardır futbolda büyük hedefleri olan bir takımda tutunabilmek için. Eksiğin neyse ona bulman, onu geliştirmen ve vazgeçmemen lazım... Yavaş kaldı Mehmet Güven hızlanan futbolda... 


Ferhat Öztorun, İstanbul'un futbolcu yetişmesi zor semtlerinden Etiler'de büyümüş, bankacı babası onu yıllarca Etiler'den Florya'ya idmana getirip götürmüştü. Bir Fenerbahçe derbisinde yediği ters çalım, sonra gaza basamadığı Trabzonspor yılları... Cafercan Aksu, milli takımın alt yaş gruplarının değişmez forvetiydi. Bir turnuvadan bir turnuvaya, 18'ine gelmeden eskitilen üç dört pasaport... Zayıf ve çelimsizdi, yaş grubundaki defanslarla baş edebiliyordu ama iş büyük sahneye çıkmak olunca, ezildi... Özgürcan Özcan, Hakan Şükür'ün sayısını unuttuğumuz veliahtlarından biriydi. Cafercan'ın aksine yaşıtlarının yanında üç-dört yaş büyük duruyor, güçlü fiziğiyle stoperleri hava toplarında eziyordu. Hakan Şükür, Necati, Ümit Karan, Hasan Kabze dörtlüsünün arkasında bekleyen genç yetenek olmak belki de kariyerinin en büyük talihsizliğiydi. 
Uğur Uçar, kiralık gönderildiği Kayseri'den pişip döndüğünde "olmuştu" ama güzel oyunun kabus tarafıyla Konya'nın buzlu zemininde tanıştı, diz kapağı kırıldı. Hepsi hâlâ futbol sahnesinde, olmak istedikleri yerlerde değiller, hayalleri vardı hepsinin, beraber büyüdükleri takım arkadaşları gibi... 

Manisa'ya kiralanmasa, Robert Pires'i İstanbul'a getiren meşhur uçak Atatürk Havaalanı'na inebilse; Arjantinli büyük (!) yetenek Carrusca futbolcu çıksa, Adnan Polat, Manisa formasıyla Fenerbahçe karşısında izleyip "Kim bu çocuk?" diye sorduğunda Adnan Sezgin "Bizim altyapıdan, kiralık verdik" demese; Adnan Polat "Sezon sonunda takıma dönüyor" yanıtını vermese; hayal etmese, futbola aşık olmasa, çok çalışmasa, hatalarından ders çıkarmasa; Stanford Bridge'de o çok da uzun olmayan boyuyla Londra semalarına yükselip o kafayı vuramayacak, direkten dönen topu Chelsea ağlarına yollayamayacak ve ekran başındaki Cafercan'ı, Özgürcan'ı, Mülayim'i, Zafer'i, Ferhat'ı Uğur'u, Mehmet'i, Oğuz'u "Goolll" diye oturdukları yerde zıplatamayacaktı "Kocakafa" Arda Turan.. Arda ile beraber Bayrampaşa'nın sokaklarında ve Florya Metin Oktay Tesisleri'nde büyüyenlerin yolları ayrı ama hâlâ iyi dostlar. "Stand By Me"de dediği gibi "12 yaşındaki arkadaşlarım gibi arkadaşlarım bir daha hiç olmadı." Kimin oldu ki? 

2 Mayıs 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


2 Mayıs Cuma
21:30 Bastia - Lille (Tivibu)
22:00 Rayo Vallecano - Athletic Bilbao (NTVSpor Smart HD)

3 Mayıs Cumartesi
14:45 West Ham - Tottenham (DT Salon 2)
15:30 Kayseri Erciyesspor - Gaziantepspor (LigTV2)
15:30 Eskişehirspor - Kayserispor (DT Salon 3)
15:30 Karabükspor - Torku Konyaspor (LigTV3)
15:30 Antalyaspor - Elazığspor (LigTV)
16:30 Hamburger SV - Bayern München (TRT Haber)
17:00 Barcelona - Getafe (NTVSpor Smart HD)
17:00 Manchester United - Sunderland (DT Salon 2)
19:00 Gaziantep BBSK - Fethiyespor (TRT HD)
19:00 Galatasaray - Gençlerbirliği (LigTV)
19:00 Beşiktaş - Kasımpaşa (LigTV2)
19:00 Boluspor - Tekden Denizlispor (TRT Spor)
19:00 Malaga - Elche (NTVSpor Smart HD)
19:30 Everton - Manchester City (LigTV3)
20:30 Nacional - Sporting Lisbon (Tivibu)
21:00 Osasuna - Celta Vigo (NTVSpor Smart HD)
21:45 Fiorentina - Napoli / İtalya Kupası Finali (TV8)
23:00 Valladolid - Espanyol (NTVSpor Smart HD)

4 Mayıs Pazar
00:30 Sao Paulo - Coritiba (LigTV3)
02:00 River Plate - Racing Club (TVNet)
06:00 Atletico Mineiro - Goias (LigTV3)
12:30 Lokomotiv Moscow - Zenit St. Petersburg (LigTV3)
13:00 Almeria - Real Betis (NTVSpor Smart HD)
15:30 Hatayspor - Giresunspor (LigTV)
15:30 Bursaspor - Trabzonspor (LigTV)
15:30 Çaykur Rizespor - Sivasspor (LigTV2)
15:30 Arsenal - West Bromwich Albion (LigTV3)
16:00 Parma - Sampdoria (Tivibu)
16:00 Genoa - Bologna (Tivibu)
17:00 Şanlıurfaspor - Orduspor (TRT HD)
17:00 Balıkesirspor - İst.Büyükşehir Bld. (TRT 1)
18:00 Levante - Atletico Madrid (NTVSpor)
18:00 Chelsea - Norwich City (LigTV3)
19:00 Akhisar Bld. - Fenerbahçe (LigTV)
19:00 Club Brugge - Anderlecht (TVNet)
20:00 Olhanense - Porto (Tivibu)
20:00 Benfica - Vitoria Setubal (Tivibu)
20:00 Sevilla - Villarreal (NTVSpor Smart HD)
21:45 Milan - Inter (Tivibu)
22:00 Marseille - Lyon (Tivibu)
22:00 Real Madrid - Valencia (NTVSpor Smart HD)
22:00 Flamengo - Palmeiras (LigTV3)

5 Mayıs Pazartesi
20:00 Lazio - Verona (Tivibu)
22:00 Crystal Palace - Liverpool (LigTV3)
22:00 Juventus - Atalanta (Tivibu)
23:00 Real Sociedad - Granada (Ntvspor Smart HD)

4-4-2 Mayıs 2014


27 Nisan 2014

Senin Kariyerin Kaç Promil?



"Tarabya'da Dolce Vita diye bir gece kulübü vardı. Biz de her akşam oraya takılıyor, orada içiyor eğleniyoruz. Mekan zula yerde, gazeteciler falan kimse bilmiyor, önceleri haftada bir gün gitmeye başladık. Sonra hemen hemen her gece takıldık, ben, Yaşar, Erdoğan, keyfimiz kıyaktı. Bir gece yine sabahladık Dolce Vita'da, ertesi sabah antrenmana gittik, tabii biz zomuz, birkaç saatlik uyku, daha ayılamamışız, esniyoruz. O sırada soyunma odasına toprağı bol olsun teknik direktör Stankoviç girdi ve 'Ohh Mamma mia mia dolce vita' dedi. Ben tabii şok oldum, döndüm Yaşarlara 'Bu hoca nereden öğrendi lan bu Dolce Vita gece kulübüne takıldığımızı, hani lan kimse bilmiyordu, mekan zulaydı' dedim. Yaşar 'Bu yoksa bizi mi takip ediyor?' dedi, o arada Stankoviç bizim bir işler karıştırdığımızı anladı, üstümüze geldi biz de öttük. Meğerse Dolce Vita, tatlı hayat anlamına geliyormuş. Adamın bir şeyden haberi yokmuş, bizi uykusuz görünce 'O tatlı hayat, dolce vita, İstanbul ne güzel' diye takılmak istemiş. Ben nereden bileyim dolce vitayı, biz sadece bizim takıldığımız mekan sanıyoruz, öyle bir enayilik yapıp, yakalanmıştık."

Yıllar sonra o günleri böyle anlatmıştı Arif Kocabıyık. Türk futbolunun gelmiş geçmiş en büyük yeteneklerini sıralasak ilk beşten hiç düşmeyecek sambacı görünümlü bu kadife ayaklı adam, kariyerinde spor sayfalarından daha çok magazin sayfalarında manşet olmayı başardı. Mehtap Ar ile yıllarca süren fırtınalı aşkı, gece kulüplerinin değişmez müdavimi ve her yakalandığında artık "uslandım" diyen ama eninde sonunda gecenin karanlığında kaybolan bir futbol figürüydü o. Futboldan milyon dolarların kazanılmadığı, tribünlere açık büfelerin kurulmadığı, kaşar ekmek ayranlı yılların kahramanlarındandı. Yıllar sonra bu hikayeyi, İzmir'de damacana su sattığı dükkanında oturduğu günlerde anlattı... 

Geçen hafta yine futbolu eksik ama magazini bol bir derbiyle geçirdik. Teri soğumadan kendini İstanbul'un karanlıklarına atan Gökhan Töre'yi bu kez paparazziler değil omuzuna saplanan kurşunlar taşıdı gazete manşetlerine. Oynadığı futbolla ya da yeteneğiyle bir kez olsun gazetelerin birinci sayfasının göbeğine manşet olamayan, kusura bakmasın pek de olamayacak görünen, bu genç adam, idmana beş saat kala, gün ağırırken, hayatının belki de en keskin virajını döndü. Altı kişinin kurşunlandığı, onca futbolcu basketbolcunun olduğu gece kulübünde yaşananlar, kulüp yöneticileri tarafından "Unutturmalıyız. Şampiyonlar Ligi hedefimiz var" denilerek üzerine örtüldü. 


Nasıl olmuşsa bir kurşun gecenin karanlığında sekmiş ve altı kişi ölümden dönmüştü. Örttüler çünkü örtmeseler, en çok kendileri üşürdü. En başta da kulübün sportif direktörü, işi futbolculara profesyonelce yaşamayı öğretmek, gerektiğinde uyarmak ve 111 yıllık camiada sporcu olmanın sorumluluğunu hatırlatmak olan Önder Özen... 

Yetenek futbolda sadece bir tren biletidir. Hangi istasyonda ineceğinize karar veren ise akıtılan ter ve hayatın en güzel yıllarında adı profesyonel yaşamak olan yapılan fedakarlıklardır. Sahadaki 90 dakika sadece bir vitrin. Yediğinden içtiğine, takımla idmanından, eksiğini kapattığın bireysel antrenmanına, düzenli uykudan, alkolün kenarından geçmeyen bir hayata. Büyük yük gibi görünür ama gerçek olan futbolcu olmasa ayda kazanacakları parayı yeri geldiğinde bir gece kulübünde iki saatlik eğlencenin adisyonu olarak veren bu insanların yoldan çıktıklarında yanlarında ne o derin bakışlı sarışınlar kalır ne de işi sadece futbolcu kankası olmak olan o garip insanlar sürüsü...

Raul ile 15 yıl Santiago Bernabeu'yu ayağa kaldıran Guti gün geldi Arnavutköy'de ters yola girip bir İETT otobüsüne çarptı. George Best artık bu dünyada değil ve sevenleri onun "1969'da içki ve kadınları bıraktım. Hayatımın en kötü 20 dakikasıydı" sözüne gülümsüyor şimdi. Sergen Yalçın, Bayern Münih'te de oynardı, Real Madrid'de de ama Siirt Jetpa'da oynamak zorunda kaldı. Colin Kazım, İngiltere'de seçilmiş genç yetenekti, İstanbul onu 'Kelepçeli Kazım' yaptı. Sercan Yıldırım, Manchester United'ın beğendiği genç bir yıldızdı. Gecenin karanlığında hız denemeleri yapan ve bunu beş saniyelik videolarla sosyal medyada paylaşan bir kaybedene dönüştü. Pascal Nouma denildiğinde akla gelen ilk tezahürat "Nouma bizi diskoya götür". 

İkisi de telefon kulübesinde üç kişiye çalım atabilecek kadar yetenekliydi, ama gecenin yorgunluğu ayaklarında derman bırakmadı. Hakan Tecimer ve Yusuf Şimşek yapabileceklerinin yarısını bile yapamadılar. Adriano geride kalan 10 yılın en büyük golcüsü olabilirdi ama o Milano günlerinde evinde değil gece kulüplerinde sabahlamayı tercih etti ve sayısını kendisinin de unuttuğu kulüplerin en sonuncusundan geçen hafta iki gün idmana gelmediği için kovuldu. Batuhan Karadeniz 16 yaşından beri kendini büyük golcü sanıyor ama takımın kamp yaptığı otelden gece yarısı gece kulübüne firar edecek kadar sorumsuz. Gascoigne, Lampard ve Gerrard'dan daha yetenekliydi ama kahvaltıyı birayla yapmasa iyiydi... 


İlhan Mansız, yerli Beckham'dı ama koltuk değnekleriyle Reina'ya gitmeyi tercih etti. Tony Adams, Arsene Wenger elinden tutmasa Londra'nın bir köşesinde alkolik olarak hayatına devam edecekti. Maradona ve Ronaldinho, idmanda alkol koktukları için Barcelona'da kapının önüne koyuldular. Ümit Karan şık golcüydü ama Frame diye bir gece kulübü açıp, içtiğini bedavaya getirdi... Okan Koç kanatlarda fırtına gibi esebilirdi, bir gece trafikte iki araç ötede olduğunu gören Sinan Engin kendisini cepten aradığında "Evdeyim abicim" dedi ve bitti.

Elbette ki say say bitmez promili yüksek adamlar. Futbol tarihi diyor ki: O yeteneğinle bindiğin trenden gideceğin yer -tut ki 30'ların ikinci yarısındaki- son istasyonsa; gecenin karanlığı seni öyle bir yerde indirir ki, sonrası yürü yürü bitmez. Üstelik de tek başına. O zaman o kankalarını hiç arama, telefonu açmaz, meşgule alırlar... Sarışınlar ise artık kızıldır zaten...(SABAH Pazar) 

Milano'da Bir Koreografi

Taraftarlar, hiçbir televizyon endüstrisinin umurunda değil ama taraftarın varlığı ve sesi olmazsa futbol bir sıfır olur. Futbol bir tutku hikayesidir her zaman da böyle olacak. Bu tutku olmadan futbol ölüdür, 22 adam bir sahada koşar, topa tekme atarlar. Futbol önemli bir meseledir. (İnter Curva Sud-Tribün kapatma cezaları için. İnter-Napoli maçındaki koreografi.)