26 Ocak 2014

Paris, Bir Problemim Var


Fransız sömürgesinden Paris'e göç etmiş bir ailenin çocuğu Nazi selamı verebilir mi? Nicolas Anelka'nın bir Fikret Kızılok unutulmazı İnişlerim, Çıkışlarım'ı hatırlatan bol isyanlı kariyerindeki son soru işte bu...

Bir futbolcunun müthiş yeteneğini kaçırdığı gol pozisyonuyla hatırlayabilir misiniz? Söz konusu Nicolas Anelka ise, evet. Fenerbahçe- Galatasaray derbisinde önce Song, ardından Mondragon'dan sıyrıldıktan sonra aut çizgisi dibinde Song'a bir kez daha çalım atıp direğe takılan Fransız yıldızı... Kariyeri boyunca rakip defansların arasına bir yılan gibi süzülen, ancak saha dışında hep sürüden ayrı takılan Anelka, bugünlerde bir ırkçılık davasıyla karşı karşıya. Hayır, Fransa'nın Karayipler'deki sömürgesi Martinique'den gelen bir ailenin çocuğu olan Anelka teninin rengi nedeniyle ırkçı saldırılara maruz kalmadı. Fransızlar'ın son yıllardaki en tartışmalı komedyeni olan ve gösterileri anti-semitist olduğu iddiası ile birçok şehirde yasaklanan Dieudonne'nin meşhur ettiği ve ters Nazi selamı olarak bilinen 'Quenelle'i gol sevinci olarak İngilizler'in futbol sahnesine koyan Anelka, her zaman tefe konulduğu ülkesi Fransa'da manşetlerin darağacına çıkarıldı. Futbol dünyasında biri isyan edecekse Anelka zaten bunun için dünyaya gelmişti. Paris'in banliyösünde doğup büyüyen ama bir türlü 'Paris'li kabul edilmeyen Anelka bir mıknatıs gibi polemiği üzerine çekti yine. Bütün kariyerinde olduğu gibi. 

BİR YERDE ÇOK DURAMIYOR Fransızlar'ın futbolcu fabrikası Clairefontaine'e geldiğinde 14 yaşındaydı. Thierry Henry, David Trezeguet gibi sonraları rakip kaleleri sarsacak takım arkadaşları edindi kendine. Üçünün de yolları alt yapı sonrası ayrıldı. Paris Saint Germain onu kadrosuna kattığında Anelka 16 yaşındaydı. Fransa'da bir genç yıldız adayı olacak ve Arsene Wenger peşinde olmayacak! Fransız hoca yeni göreve geldiği Arsenal'e Anelka'yı hediye etti ve genç yıldız, ikinci sezonunda iki kupayı da alan Londra kulübünün 11'inin değişmezi oldu. Ertesi sezon 17 golle takımın en fazla gol atan forvetiydi ama bugün 34 yaşında olan Anelka kariyeri boyunca arıza çıkartan adam olmanın ilk adımını Arsenal formasıyla attı. Bir yerde çok duramıyordu, akıl babası ağabeyi Claude, Ronaldinho'nun menajer ağabeyi sınıfındandı. Müthiş yeteneğin kariyeri daha o günlerde istikrar üzerine değil, ne kadar çok takım gezerse o kadar fazla para kazanır üzerine kurgulandı. Gidene dur denmezdi. Arsenal'a kulüp tarihinin rekor ücretini ödedi Real Madrid. Daha 20 yaşındaydı ve Madrid medyası pahalı Fransız gencine kafayı taktı. Anelka birileri ona kafayı taktığında boyun eğecek adam değildi. Real Madrid'in soyunma odasında İspanyol yıldızlar Raul, Morientes ve Guti'nin başını çektiği gruptan uzak durup her zaman olduğu gibi oynadığı mevkiden memnun olmayınca, tesisin bahçesindeki kuşlarla konuştuğu ve deli olduğu dedikodusu yayıldı. İspanyol medyası kan kokusunu almıştı; Anelka, peşinde muhabirler olmadan adım atamıyordu Madrid'de. Arsenal'den sonra ikinci isyanını, Del Bosque yönetimindeki Real Madrid'de üç gün idmana çıkmayarak sahneye koydu. Faturası 500 bin avro para cezası ve 45 gün kadro dışı kalmak oldu. 

DROGBA İLE KORKULU RÜYA Kariyeri boyunca kulüplerin 140 milyon avrodan fazla bonservis ödediği Anelka her zaman pahalı bir oyuncak olarak kaldı. Önce kürkçü dükkanı Paris Saint Germain, ardından Liverpool, Manchester City ve Fenerbahçe. "Nobre çıktı, Anelka girdi" cümlesinin sıkıntılı öznesi Fransız yıldız, Kadıköy'de de "Gitmek istiyorum" dediğinde soluğu bir zaman sonra "Burası küçük kulüp, kalamam" dediği Bolton'da aldı. Form geçici, klas kalıcıdıydı ya, artık "Yokuş aşağı koşuyor" denildiği gün bir sıçrama yaptı ve soluğu Chelsea'de aldı. Drogba ile birlikte dört yıl boyunca kalecilerin kabusu oldular. Ocak 2012'de "Çin'e gidiyorum" dediğinde kimse şaşırmadı, çünkü Anelka hep giderdi. Şampiyonlar Ligi'ni kaldıran partneri Drogba da soluğu aynı takımda aldı. Üç vakte kadar sıkıldılar ve Drogba, Galatasaray'ın, Anelka, Juventus'un yolunu tuttu. İtalya'da onu sahada gören olmadı ama kariyer hanesine bir şampiyonluk daha yazdırdı ve en sonunda ters Nazi selamını vereceği West Bromwich Albion forması... Fransızlar'ın iyi işlediği tek taş yüzüktü Anelka ama gelin görün ki bir türlü parmaklarına oturmadı. Euro 2000'de şampiyon olan kadronun genç yıldızı ertesi yıl L'Equipe gazetesinin muhabirini tokatlayınca, gazete ve Anelka arasında bitmeyen savaş başladı. 2001-2007 yılları arasında Fransız Milli Takımı formasını gün geldi o reddetti, gün geldi teknik adamlar kadroya almadı. O her aday kadroya çağrılmadığında "Gülüyorum" demekle yetindi. Evet, umurunda bile değildi, çünkü onun 'Paris' ile her zaman bir problemi vardı. Euro 2008'de forma giydi, Maviler'i 2010 Dünya Kupası'na götüren golü deplasmanda İrlanda'ya attı, rövanşında beraber yetiştiği Henry'nin eli-koluyla Güney Afrika'nın yolunu tuttular. Meksika'ya 2-0 mağlup oldukları maçın devre arasında hocası Domenech'e küfür etti, oyundan alındı, takımdan atıldı ve 18 maç ceza aldı. Paris'e cevabı kısaydı: "Palyaçolar sürüsü." 

'BENİM DOSTLARIM BANA YETER' 2004 yılında Müslümanlığı seçen Anelka, 'Paris'e göre Müslümanlığı seçtikten sonra 'az Fransız' olan Ribery'e verdiği destekle de ülkeyi ayağa kaldırdı. O müthiş diskuru hatırlarsak eğer: "Gourcuff'u tokatlayan Ribery kötü. Neden? Çünkü Gourcuff iyi Fransız. Ribery ise Müslüman, benim gibi. Fransa'da ne zaman kaybetsek, tenimizin rengi ve dinimizi konuşurlar. Ben hiçbir zaman Fransız milli marşını söylemek istemedim. Siz Paris'te tekdüze entelektüel hayatınızı yaşarsınız ama Manş'ın öteki yakasına geldiğinizde üç kelime İngilizce konuşamazsınız. Ben ise dört dil biliyorum. Düşmanı olmayan adam, değerleri olmayan adamdır. Benim dostlarım bana yeter." Şimdi sormak lazım; İstanbul günlerinde bir Fikret Kızılok şarkısına rastgelmiş midir acaba Nicolas Anelka?: İnişlerim çıkışlarım/ o kendimden kaçışlarım/ gidişlerim dönüşlerim/ içimdeki sancı/ o kısır döngülerim/ şarkılarım sancılarım/ kadınlarım hüsranlarım/ dostluklarım acılarım/ içtiğim su/ o pusu duruşlarım/ yarım kalan sevgilerim/ uyanmamış sabahlarım/ perdesiz gecelerim/ paramparça oluşlarım/ yalanlarım yanlışlarım/ o arkamdan bakışlarım/ kendime geç kalışlarım/ içtiğim su/ o pusu duruşlarım/ yokuşlarım kalışlarım/ umutlarım kaygılarım / inançlarım gözyaşlarım/ ben miyim bu şarkıdaki satırlarım (SABAH Pazar)



25 Ocak 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


25 Ocak Cumartesi
13.30 Gençlerbirliği - Ç.Rizespor @Lig Tv
14.45 Bournemouth - Liverpool @Tivibu Spor 1
16.00 Bursaspor - Eskişehirspor @Lig Tv
16.30 B.Dortmund - Augsburg @TRT Spor
17.00 Real Madrid - Granada @NTV Spor Smart
18.00 Guingamp - PSG @Tivibu Spor 1
19.00 Trabzonspor - Beşiktaş @Lig Tv
19.00 Napoli -Chievo @Tivibu Spor 2
19.00 Karşıyaka - Mersin İdman Yurdu @TRT Spor
19.00 Valladolid - Villarreal @NTV Spor Smart
19.30 Stevenage - Everton @Tivibu Spor 3
19.30 E.Frankfurt - Hertha Berlin @TRT Haber
21.00 Valencia - Espanyol @NTV Spor Smart
21.00 Nantes - Reims @Tivibu Spor 2
21.45 Lazio - Juventus @Tivibu Spor 1
23.00 Sevilla - Levante @NTV Spor

26 Ocak Pazar
13.00 Almeria - Getafe @NTV Spor Smart
13.30 Sivasspor - Kayserispor @Lig Tv
13.30 Verona - Roma @Tivibu Spor 1
15.00 Sheffield United - Fulham @Tivibu Spor 2
15.30 Elazığspor - Akhisar Bld. @Lig Tv 2
15.30 Genk - Gent @tvnet
16.00 Cagliari - Milan @Tivibu Spor 1
19.00 Anderlecht - Club Brugge @tvnet
16.00 K.Erciyesspor - Antalyaspor @Lig Tv
16.30 Werder Bremen - E.Braunschweig @TRT Spor
17.00 Chelsea - Stoke City @Tivibu Spor 2
18.00 Osasuna - Athletic Bilbao @NTV Spor Smart
18.00 Bordeaux - St. Etienne @Tivibu Spor 1
18.30 Hamburg - Schalke 04 @TRT Haber
19.00 Gaziantepspor - Galatasaray @Lig Tv
19.00 Fethiyespor - Samsunspor @TRT Spor
20.00 Rayo Vallecano - Atletico Madrid @NTV Spor
21.45 Fiorentina - Genoa @Tivibu Spor 2,
22.00 Barcelona - Malaga @NTV Spor Smart,
22.00 Monaco - Marseille @Tivibu Spor 1

27 Ocak Pazartesi
20.00 Fenerbahçe - T.Konyaspor @Lig Tv
20.00 Denizlispor - Balıkesirspor @TRT Spor
23.00 Real Sociedad - Elche @NTV Spor Smart

23 Ocak 2014

Deloitte Football Money League Raporu 2014

Deloitte Football Money League Raporu 2014

1 Real Madrid 518,9 milyon Euro 
2 Barcellona 482,6
3  Bayern Münih 431,2
4  Manchester United  423,8
5 PSG  398,8
6 Manchester City 316,2
7  Chelsea 303,4
8 Arsenal  284,3
9 Juventus 272,4
10 Milan  263,5
11 Borussia Dortmund 256,2
12 Liverpool 240,6
13 Shalke04 198,2
14  Tottenham Hotspur 172
15  Internazionale 168,8
16 Galatasaray 157
17  Hamburg 135,4
18 Fenerbahçe 126,4
19 AS Roma 124,4
20 Atlético Madrid 120
21 Stuttgart  116,5
22 Napoli 116,4
23 Valencia 116
24 Corinthians 113,3
25 Newcastle 111,9
26 Benfica 109,2
27 Ajax 107,6
28 Ss Lazio 106,2
29 West Ham 104,8
30 O. Marsilya 104,3

21 Ocak 2014

Mario Balotelli'ye 3 Soru


Mario Balotelli / Barselona/17 Ocak 2014
"İtalyan Milli Takımı'nda oynuyorum. Juventus'ta milli takımdan çok arkadaşım var. Mancini de eski hocam. Ondan çok şey öğrendim. Ona çok şey borçluyum. Maçı izlemeye başlarken 'İyi maç olsun' dedim, tarafsızdım ama Sneijder golü atıp Galatasaray kazanınca doğrusu Juventus için de üzülmedim. Mancini'nin çalıştırdığı takımın gruptan çıkmasına da sevindim" 

Ara transfer döneminde Galatasaray'ın menajeri Mino Raiola ile görüştüğü iddiaları ve diğer transfer teklifleri için ise Mario Balotelli ser verdi sır vermedi ama lider Juventus'un 30 puan gerisinde kalan Milan'da da mutlu olmadığını organizasyon boyunca kurduğu cümlelerle belli etti. Milan'a transferiyle eski takımı Inter'in taraftarının büyük tepkisini çeken İtalyan yıldız "Milan'da teknik adam yeni değişti. Seedorf tecrübesini bize aktaracak. (Bu röportajın ardından Seedorf yönetiminde ilk maçına çıkan Milan'ın Verona'yı 1-0 yendiği maçın tek golünü penaltıdan Balotelli attı) Takım zor durumdayken benim transfer konuşmam doğru olmaz. Menajerim benim adıma görüşüyordur" diye konuştu.

Şampiyonlar Ligi'nde Arda Turan'lı Atletico Madrid ile eşleşen Milan'ın "Tur şansı nedir?" yönündeki sorular karşısında ilk olarak İspanyol ekibinin golcüsü Diego Costa'ya övgüler yağdıran Balotelli "Atletico Madrid bu sezon çok iyi takım oldu ama ben onlardan korkmuyorum. Futbolda rakibinize korktuğunuzu hissettirirseniz kaybedersiniz. Biz de savaşmalıyız. Milan'ın bu kupanın tarihinde yaptıklarını herkes hatırlıyordur" dedi. Organizsyon yapıldığı Barselona şehrinde yayın yapan spor gazetelerinin muhabirlerinin "Manchester City-FC Barcelona eşleşmesi" hakkındaki ısrarlı soruları sonrasında Mario Balotelli'nin sesini yükselterek "Eski takımım Manchester City'nin turu geçmesini istiyorum. Barcelona'nın işi bu kez zor. Aynı soyunma odasını paylaştığım arkadaşlarım kazansın" cevabını verdi. (SABAH) 


20 Ocak 2014

The Juventus Story

Sundance Film Festivali'nde bir futbol filmi. "Black and White Stripes: The Juventus Story". Angelli Ailesi ve Juventus tarihi. 

19 Ocak 2014

Thierry Henry Röportajı


Thierry Henry röportajı /17 Ocak 2014 /Barselona 

DROGBA’NIN GELMESİNİ İSTERİM
Drogba’nın gelecek sezon MLS’e (ABD Futbol Ligi) geleceği yönünde ben de haberler okudum ama ne kadar doğru bilmiyorum çünkü Çin’den Avrupa’ya döndükten sonra Galatasaray’da çok önemli işler yaptı. Benim oynadığım takım New York Red Bulls ya da Los Angeles Galaxy farketmez, Drogba, ABD’ye futbol oynamaya gelirse bu ligin geleceği açısından çok önemli bir fırsat olur. Didier, futbol tarihinin en büyük golcülerinden. Son 15 yılda yaptıkları inanılmaz.  Eğer bu kararı verip ABD’ya futbol oynamaya gelirse kendisi de bundan büyük keyif alacaktır. Buradaki futbolcular Drogba ile ya da ona karşı oynamak isterler. Elbette kararı Drogba verecek ama ben onun MLS’de oynamasını isterim. Xavi için de benzer transfer haberleri var ama ben Xavi’nin kariyerini Barcelona’da bitirmesini isterim. Xavi, Barcelona’da büyüdü ve oradan kopabilmesi çok zor. Drogba’nın alacağı karar daha kolay. Galatasaray’a çok katkı sağladı ama kulüp tarihinde Xavi’nin Barcelona’da olduğu kadar yeri yok.
GALATASARAY’IN JUVENTUS’U ELEMESİ SÜRPRİZ DEĞİL
New York’ta yaşadığım için saat farkı nedeniyle Avrupa’daki lig maçlarını izlemekte zorlanıyorum ama Şampiyonlar Ligi maçlarını kaçırmıyorum. En azından geniş özetleri mutlaka izliyorum. Galatasaray’ın Juventus’u yendiği maçı da izledim. Galatasaray’ın Juventus’u son maçta yenip gruptan çıkmasına sürpriz diyebilirler ama bence değil çünkü Galatasaray’da çok büyük futbolcular var. Pası Drogba’nın verdiği golü Sneijder’in attığı bir takımdan bahsediyoruz. Takımdaki diğer oyuncular da çok kaliteli ve tecrübeli. Geçen sezon da Şampiyonlar Ligi’nde gruptan çıkmayı başarmışlardı. Chelsea ile de şansları bence eşit. Drogba’nın olduğu takıma hiçbir  zaman zayıf taraf diyemezsiniz.

TAFFAREL İÇİN ÇOK KOLAY BİR KURTARIŞTI
Benim için futbolda dün yok. Bir maç bittiğinde biliyorsunuz ki üç gün sonra yine bir maça çıkacaksınız. Bunu unutursanız başarılı olma şansınız yok. Kazandıklarım kadar kaybettiklerimin de benim için çok önemli. Lig şampiyonlukları, Şampiyonlar Ligi, Dünya Kupası bunlar harika ama kaybettiklerimi de iyi hatırlıyorum. 2006 Dünya Kupası, 2000’de Galatasaray’a kaybettiğimiz UEFA Kupası.  O maçta Taffarel’in kurtardığı kafa vuruşum mesela.  Galatasaraylılar Taffarel’in çok zor bir pozisyonu kurtardığını düşünmüştür hala da öyle düşünüyordur ama bana göre Taffarel için çok kolay bir toptu. O yerini almıştı, onu iyi tanırım ve çok severim, o pozisyonda benim vuruş açım yoktu, zor olan benim içindi ama emin olun Taffarel çok daha zor pozisyonları kurtarmıştır kariyerinde. Kopenhag’da asıl iyi olan Hagi idi.  Çok büyük oynadı. O gün bütün Galatasaray takımı bizden iyi oynadı ve kupayı hakettiler. Bazı günler rakibiniz sizden iyi olur ve sizi yener, bunu kabul etmeniz lazım. O gün de (17 Mayıs 2000) Galatasaray, Arsenal’den daha iyi bir takımdı ve bizi yendiler.

MESUT VE ARSENAL ŞAMPİYON OLABİLİR
Arsenal benim kariyerimde çok önemli bir kulüp, orası her zaman evim olacak. Bu sezon Mesut Özil’in gelmesine çok sevindim. O son yılların en yetenekli futbolcularından biri ve en önemlisi çok genç yaşta Real Madrid’de büyük tecrübe kazandı. İngiltere’de herkes Arsenal’in yıkılmasını bekliyor ama takım her hafta bu dileği boş çıkartıyor. Manchester City ve Chelsea’ye ligin zirvesinde her hafta cevap vermek, kazanmak kolay değildir. Şampiyonluk için ise "Neden olmasın" diyorum. Kadro kaliteli ve ligin zirvesindeler.

KONUŞURKEN GÖZÜNÜN İÇİNE BAKMALIYIM
Ben eski kafalı adamım. İnternet’e de uzak yaşıyorum. Facebook’ta bir fan sayfam var ama Twitter ve İnstagram kullanmıyorum.  Şimdi genç futbolcular ikisini de yoğun kullanıyor, onlara da saygım var ama ben değişemem. Bana göre ben sohbet ettiğimde konuştuğum insanın gözüne bakmalıyım, onu da o şekilde dinlemeliyim. Şimdi seninle yaptığımız gibi. Bu yüzden Türkiye’deki hayranlarım da bilsin ki Twitter’daki bütün Thierry Henry  hesapları sahte. Gerçek Henry şu anda karşında ve futbol sahasında.

ALTIN TOP’U RİBERY ALMALIYDI
Bence Cristiano Ronaldo, Altın Top ödülünü haketmedi. Bütün samimiyetimle söylüyorum, Fransız olduğum için Ribery kazanmalıydı demiyorum. Ribery bu ödülü haketti. Platini ve Zidane’dan sonra ilk kez bir Fransız futbolcu bu ödülü alacaktı. Frank (Ribery) bütün sezon yaptıklarıyla Bayern Münih’in kupalar kazanmasını sağladı. O takımı için oynayan bir futbolcu. Bu kadar çalışıp bu kadar başarılı olduğunuzda o ödülü alamıyorsanız bence bu futbolun ruhuna ihanettir. Ribery bence pes etmeyecek. Bu sezon Bayern Münih ile yine kupalar kazanabilir, Dünya Kupası’nda da Ribery gibi oynarsa 2014 yılının ödülünü alabilir.
GİDEMEYEN SADECE TÜRKİYE DEĞİL
Dünya Kupası’nı kim alır gerçekten tahmin etmek zor. 1998 ve 2000’de kupayı kazandık. 2002’de Dünya Kupası’ndan gol atamadan döndük. Ben artık Fransa için bir taraftarım. Bu kupayı kazanırlarsa ne ala ama herkesin bilmesi gereken şey bu kadronun Euro 2016’ya hazırlandığı.  Euro 1996’da da öyle olmuştu. O kadro ev sahibi olduğumu Dünya Kupası’nı kazanmak için hazırlanmıştı. Şimdi hedef yine ev sahibi olduğumuz Euro 2016’yı kazanmak ama Brezilya’dan kupayla dönersek de hiç fena olmaz. Evet, Dünya Kupası’nda Türkiye yok. Olmadığı için de herkes çok üzgündür ama unutmayın burası finaller ve birçok ülke sizin gibi finallere gidemedi.

 TÜRKİYE’DE DE ORTASI YOK!

 İtalya’da, İngiltere’de, İspanya’da futbol oynadım ama her zaman amacım oynadığım takımın taraftarlarını mutlu etmekti. Bunu her seferinde başaramadığımı biliyorum.  Baskı üzerimizde her zaman var. Türkiye’yi de biliyorum. Sizde de birşeyin ortası yok. Ya sevinç ya üzüntü.Her şeyi uç noktaları yaşıyor taraftar. Medya benim için her yerde aynı. İşler yolunda gittiğinde sorun yok ama takım kötü olduğunda peşimizi bırakmazlar. Barcelona’da sürekli beni takip eden gazeteciler vardı. Akşam yemekte ne yediğimi, hangi peyniri sipariş ettiğimi, hangi marka soda içtiğimi  ertesi gün gazetede okuyordum.  Kabul edin bu biraz garipti.  



Sizin Hiç Babanız Öldü Mü?


Futbolseverin bitmeyen tartışmasıdır bu seçimler. Pele mi, Maradona mı? George Best ya da Cruyff diyenler de çıkardı geçmişte. Şimdi soru Messi mi, Cristiano Ronaldo mu? En büyük, en iyi kim? Her zaman FIFA organizasyonlarında en önde olan, sponsorların sevgilisi, kocaman gülümsemesiyle ve doğru çıkmayan onca tahmini ve gereğinden fazla samimiyetiyle samimiyetsiz duran Pele mi yoksa mükemmel olmayan adamların en mükemmeli, hayatta çok yanlış yapan ama yeri geldiğinde de sekiz rakibini ipe dizer gibi çalımlayan Maradona mı? Yetenek denildiğinde akla gelen Messi mi yoksa çalışmak ve kendini geliştirmekle en iyi olunabileceğini kanıtlayan Cristiano Ronaldo mu? Geride kalan yıl için bu sorunun cevabı yine görkemli, bol sponsor şovlu bir gecede cevap buldu. Siyah smokini, güzel sevgilisi ve şirin oğluyla FIFA Yılın Futbolcusu ödül törenine gelen Ronaldo, giymesi karşılığında 1 milyon avro aldığı o garip vişne çürüğü takım elbisesiyle, az ötesinde oturan son üç yılın en iyisi Messi'ye "Bu kez rahatsız olma, ben çıkıyorum podyuma" dedi ve ödülü eline aldığında ağlamaya başladı. Real Madrid'den yılda 16 milyon avro, bir o kadar sponsorlarından kazanan bir futbol yıldızı ağlar mıydı? 

Bayern Münih ile geride kalan sezonda bütün kupaları kazanan Ribery; Messi ve Ronaldo'nun ödül töreninin sabahında Nike-Adidas savaşının kahramanları olarak çıktıkları basın toplantısına beyaz tişörtle katılan tarafsız yıldızdı. Futbol bir takım oyunuysa, geçen sezon onun takımından daha iyisi yoktu, o da o takımın vites koluydu. Olmadı. Işığı olmayan Ribery, Ronaldo podyuma yürürken dudaklarını ısırıyordu. Üç yıl önce Wesley Sneijder de Inter ile üç kupa kazanmış, Hollanda Milli Takım formasıyla Dünya Kupası'nda final oynamış ama iş yılın futbolcusu ödülüne gelince, sahneye çağrılan yine Messi olmuştu. 


1956 yılında France Football dergisinin yayın yönetmeni Gabriel Hanot'un "Avrupa'da yılın futbolcusunu seçelim" fikri ile çıkılan yolda 'Ballon d'or' Altın Top, futbol dünyasının en prestijli ödülü olmayı başardı. France Football'un, Avrupa kıtasından futbolcuların aday gösterildiği oylamada, bu dünyada eski kıta dışında da iyi futbolcular olabileceğini anlaması için 40 yıl geçmesi gerekti. 1995 yılında Milan'ın efsane forveti Liberyalı George Weah, kural değişince aday olduğu ödülü kaldırdı ve Fransız dergisi oylamayı tüm dünyadan 96 gazeteciye yaptırmaya başladı. Cruyff, Platini ve Marco van Basten'in üçer kez kazandığı Altın Top ödülünü, 80'lerin sonunda Napoli'yi tek başına sırtlayan Maradona, Avrupalı olmadığı için hiç kazanamadı. 2010 yılında FIFA ve France Football yılın futbolcusunu ortak seçmek için anlaşınca da devreye yeni kurallar girdi. Artık yılın futbolcusunu, FIFA üyesi ülkelerin milli takım teknik direktörleri ve kaptanları seçecekti. Cristiano Ronaldo'nun kazanabilmesi için Portekiz ve İsveç arasında oynanan Dünya Kupası play-off karşılaşmalarının ardından son oy kullanma tarihinin değiştirilmesi, FIFA tarihine bakıldığında basit bir skandaldı. İspanyol medyasının tek yürek Portekizli yıldızın arkasında durması, Fransızlar'ın milli takımın da medarıiftiharı Ribery'i desteklemeleriyle kızışan oylamada, sakatlık yüzünden bu sezon iki ay sahalardan uzak kalan Messi'nin şansı pek yoktu zaten. Arjantinli yıldız her yıl olduğu gibi bu yıl da rüküş olmayı başardı ve senede bir gün futboluyla değil de ceketiyle konuşulmayı başardı. 


Ronaldo'nun 2013 yılında attığı goller, takımı Real Madrid'e kupa kazandırmadı ama sanırım hiçbir futbolsever, Portekizli'nin müthiş azmi, profesyonelliği ve futbola olan bitmek bilmeyen açlığının karşılığını almış olmasına itiraz etmez. Futbol tarihi ise bu ödülü kazananlar kadar yanına yaklaşamayan onca büyük yıldızla dolu. Futbolda 9 ve 10 numaraların gerek yetenek, gerekse istatistiklerle her zaman yakın olduğu Altın Top ödülünü bir savunma oyuncusu ya da kalecinin alabilmesi her zaman uzak ihtimal olarak kaldı. 1963'te Ruslar'ın efsane kalecisi Lev Yashin'den 43 yıl sonra İtalyanlar'ın 'top geçer adam geçmez'cilerinden Fabio Cannavaro, Dünya Kupası'nı Berlin'de kazandıktan beş ay sonra yılın futbolcusu olmayı başardı. Peki sahada her şeyi yapan, kupalar kaldıran ve bu ödülü kazanamayanlar? Paolo Maldini, çeyrek asırdan fazla giydiği Milan formasıyla beş Şampiyonlar Ligi kazandı, defansın her yerinde oynadı ama ancak iki kez aday olabildi. Real Madrid formasıyla Şampiyonlar Ligi'nde 72 gol atan ve bu kupayı üç kez kazanan Raul, 2001 yılında Michael Owen'ın ardından ikinci olabildi. Bayern Münih kalesinde yıllarca devleşen Oliver Kahn, 2001 ve 2003 yıllarında aday olmayı başardı ama Lev Yashin'den sonra yılın en iyi futbolcusu seçilen kaleci olmayı başaramadı. 

Defans göbeğinde yıllarca resital veren Milan'ın efsane kaptanı Franco Baresi de oynadığı bölgenin kurbanı oldu ve ancak 1989 yılında bir kez aday olabildi. Üç Hollandalı'dan Marco van Basten üç kez, Gullit bir kez ödülü kazanırken, ön liberoların atası kabul edilen Frank Rijkaard 1988 ve 1989 yıllarında podyumda en fazla oyu alan üçüncü isim olabildi. Manchester United ile 1999 yılında üç kupa birden kazanan ve İngilizler'in son 20 yıldaki en yetenekli ismi olan David Beckham tüm dünyada bir futbol ikonu olmayı başardı ama o da 1999 yılında Rivaldo'yu ödülü alırken izlemek zorunda kaldı. Son 10 yılın en iyi takımı Barcelona'nın orta sahasında döktüren Xavi ve Iniesta da çok yaklaştıkları Altın Top'a biraz da takım arkadaşları Messi yüzünden uzaktan baktılar. Barcelona ve Inter'de kazanılabilecek her kupayı kazanan Samuel Eto'o da en iyi zamanında yılın futbolcusu olmayı başaramadı. 


Fransızlar'ın şık golcüsü Thierry Henry, 2000 ve 2006 yılları arasında her sezon en iyi futbolcu arasına girmeyi başardı ama en iyi sezonunda da Juventus'un orta sahasını tek başına parselleyen Pavel Nedved'in gerisinde kaldı. Soru cevapsız kalmasın. Jose Dinis Aveiro, Portekizli bir bahçıvandı. 2005 yılında, 52 yaşında hayatını kaybetti. Oğlu Cristiano, Altın Top ödülü alırken hiç unutmadığı babasını hatırladı ve ağlamaya başladı... Galiba bir Cemal Süreya şiirinde olduğu gibi.... Sizin hiç babanız öldü mü? Benim bir kere öldü kör oldum Yıkadılar aldılar götürdüler Babamdan ummazdım bunu kör oldum /// ... Yüzümden ummazdım bunu kör oldum Siz hiç sabunluyken ağladınız mı? 

12 Ocak 2014

Brezilya'dan Abim Geldi


Futbolcuların kariyer hikayelerinin başlangıcı birbirinin kopyasıdır aslında. Dünyanın her yerinde yoksulluk içinde boğuşan bir ailenin sokak arasında, mahallenin boş arsasında, Adana'nın sıcağında, Erzurum'un ayazında, Rio'nun plajında, La Boca'nın betonunda top peşinde koşan yetenekli çocuk, hayatının ilk menajeriyle tanışır. Bu ya semtin futboldan, futbolcudan anlayan abisidir, ya bir kulüp çalışanıdır, ya bir gazeteci ya da işten elini ayağını çekmiş bir antrenör. Para pul da konuşulmaz. "Eti senin kemiği benim" hikayesidir: "Hele bir oynasın, pişsin de bakarız abisi..." Sonrası ise kurtlar sofrası. Çocuk iyiyse ilk profesyonel sözleşmesinde masaya baba dahil birden fazla 'abi' oturur. Biri keşfetmiştir, biri yokluk zamanlarında masraflarını karşılamıştır, biri mahalle takımındaki kaptanıdır, biri semtin takımından alıp, o koca kulübün altyapısına götüren ve elması işletendir. Bol sıfırlı sözleşme imzalandığında herkes pastadan kalın bir dilimle kalkmak için birbirini kollar ve genç yeteneğin yeni formasıyla verdiği ilk pozun ardından sırtı sıvazlanır...

Bizde Ahmet, Mehmet, Ali, Veli için de geçerlidir bu senaryo. Brezilya'da sonu -ho ile biten onlarcası, Arjantin'in Riquelme'si, Carlos'u için de hikayenin ilk paragrafı böyle yazılır. İlk kontratın bitimine doğru eğer büyük futbolcu kumaşın varsa devreye ülkenin, eşi bulunmaz yeteneklerden biriysen ise uluslararası menajerler devreye girer. Arda Turan'ın Atletico Madrid'e transferinde masaya oturan dünyanın bir numaralı menajeri Portekizli Jorge Mendes gibi... Bonservisin yüzde 15'ine varan menajer komisyonunu, elin oğluna kaptırmak istemeyen aileler ise (Neymar, Anelka, Mesut Özil, Messi) çocuklarının menajerliğini üstlenir. Aile içinden çıkan menajerlerin en ünlüsünü geçen hafta İstanbul'da ağırladık. Son 15 yılın en iyi beş futbolcusu diye sorulsa istisnasız her futbolseverin adını listeye yazacağı Ronaldinho'nun ağabeyi Robert de Assis Moreira. Beşiktaş ile pazarlık için geldiği İstanbul'da yöneticilerle şık restoranlarda poz veren, taraftarlarla fotoğrafı çektiren Assis, babalarının 1998'deki vefatından sonra kardeşi Ronaldinho'nun hem ağabeyi hem de babası rolüne soyunmuş eski bir futbolcu. 

Büyük yetenek diye geldiği Gremio'dan Avrupa kıtasına ulaşmayı da başaran, silik İsviçre ve Portekiz kariyerinin ardından kardeşinin Paris Saint Germain'e transferine aracılık ettikten sonra, 29 yaşında futbolu bırakan bir futbol tüccarı. Real Madrid'in "Daha yakışıklı, forması daha çok satar" diyerek Barcelona'ya kaptırmadığı David Beckham, İspanya'nın başkentinin yolunu tutarken, Ronaldinho da Rüştü Reçber ile birlikte Barcelona'ya ilk adımını atmıştı. Hakkını vermek lazım iyi yönetti kardeşinin kariyerini Roberto Assis. Barcelona ile zirveye çıkan Ronaldinho'nun egosu bir gün soyunma odasına sığmadığı gün, kardeşini alıp Milano'nun yolunu tuttu. Beşiktaş ile günler süren pazarlıktan çok daha meşakkatlisini Milan Başkanı Galliani ile yaptı Roberto ve yıllık 6.5 milyon avroyu aile hesaplarına yazdırdı. İtalya'da birinde coştuğu birinde yattığı iki sezon geçirdi Ronaldinho. Brezilya ekonomisi ayağa kalkınca kürkçü dükkanının yolunu tutanlardan oldular ve Ronaldinho üç yıl önce Flamengo'ya imza attı. Güzel başladı, kötü bitti. 


Mayıs 2012'de Flamengo'nun resmi ürünlerinin satıldığı mağazaya giren bir adam torbalara Ronaldinho formalarını doldurdu ve ödeme yapmadan dışarı çıkmak istedi.  Durdurdular. Adam bağırmaya başladı: "Flamengo, kardeşime ödemesini geciktirdi. Ben de mağazayı boşaltacağım." Kulübün finans müdürü evinden koştu geldi, bir ay önce kara para aklamak ve vergi kaçakçılığı yüzünden beş yıl hapis cezasına çarptırılan Roberto Assis ile 25 forma alması için el sıkıştılar! Roberto kapıdan çıkarken kardeşinin fotoğrafının basılı olduğu iki havluyu da poşete attı. Ne koparsa kârdı! İşte Beşiktaş ile yaşanan transfer pazarlığının aslı da budur galiba. Atletico Mineiro ile biten sözleşmesini uzatırken Ronaldinho ve ailesinin zengin bir talipliye ihtiyacı vardı. 21 Mart'ta 34 yaşına girecek olan kardeşine dünyanın öbür ucunda yıllık 6 milyon veren bir kulübün yöneticisiyle bir hafta boyunca lüks restoranlarda kim yemek yemek istemez ki? Bir İstanbul masalının sonunda Ronaldinho kulübünde kaldı. Karnı doyan Roberto Assis'e afiyet; yine hayalleriyle oynanan taraftara da geçmiş olsun... 

11 Ocak 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar


11 Ocak Cumartesi
14:00 TRT 1İst. Büyükşehir Bld. - Samsunspor
14:45 LigTV 3 Hull City - Chelsea
17:00 LigTV 3 Tottenham Hotspur - Crystal Palace
17:00 NTV Spor SmartAthletic Bilbao - Almeria
19:00 NTV Spor SmartCelta Vigo - Valencia
19:00 TRT Spor Orduspor - Adanaspor
19:30 LigTV 3 Manchester United - Swansea City
21:00 NTV Spor Smart Atletico Madrid - Barcelona
23:00 NTV Spor Smart Elche - Sevilla
12 Ocak Pazar
13:00 NTV Spor Smart Getafe - Rayo Vallecano
13:30 TRT Spor Tavşanlı Linyitspor - Balıkesirspor
16:00 TRT Spor Roma - Genoa
16:05 LigTV 2Newcastle United - Manchester City
18:00 NTV Spor SmartReal Betis - Osasuna
18:10 LigTV 2S toke City - Liverpool
19:00 TRT Spor Manisaspor - Ankaraspor
20:00 Smart Spor Fenerbahçe - Alanyaspor
20:00 NTV Spor SmartEspanyol - Real Madrid
22:00 NTV Spor Levante - Malaga
13 Ocak Pazartesi
20:00 TRT SporAdana Demirspor - Boluspor
22:00 LigTV 2Aston Villa - Arsenal
23:00 NTV Spor Villarreal - Real Sociedad

5 Ocak 2014

2014 Spor Takvimi


Ocak: Bizde Süper Lig tatile girdi ama bu ay İngiltere, İtalya ve İspanya'da yarış tam gaz devam edecek. Türkiye Kupası'nda ise ocak ayında yoğun mesai var. Ay ortasından itibaren iki gruptaki tüm zorlu mücadeleleri atv ve a Haber ekranlarından takip edebilirsiniz. Ayın en görkemli spor organizasyonu ise kuşkusuz Avustralya Açık Tenis Turnuvası. 13 Ocak'ta başlayacak olan turnuva, 26 Ocak'ta sona erecek. 

Şubat:
 Bizle beraber Almanya, Fransa da futbola geri dönecek. Dünyanın en görkemli spor organizasyonlarından biri olan ve kurallarını bilmeseniz bile sizi ekran başına kitleyen NFL'in SuperBowl finali 2 Şubat'ta New Jersey'de oynanacak. Ayın en önemli organizasyonu şüphesiz, komşu Rusya'daki Kış Olimpiyatları. 7-23 Şubat arasında Soçi'de yapılacak Kış Olimpiyatları için Putin kesenin ağzını açtı ve 50 milyar dolar harcadı. Açılış töreninin büyük bir gövde gösterisine dönmesi bekleniyor. Galatasaray'ın Şampiyonlar Ligi'nde Chelsea ile oynayacağı ilk maç ise 26 Şubat'ta. Trabzonspor da Avrupa Ligi'nde 20 Şubat'ta Juventus deplasmanında. Rövanş 27 Şubat'ta Trabzon'da. 

Mart: Atletizmde Dünya Salon Şampiyonası 7-9 Mart arasında Polonya'da. Paralimpik Kış Olimpiyatları ise 7-16 Mart arasında yine Soçi'de. Galatasaray, 18 Mart tarihinde Londra'da Chelsea ile rövanş maçına çıkacak. Formula 1 sezonu Melbourne'da açılacak. Avustralya Grand Prix'si 16 Mart'ta, Malezya ise 30 Mart tarihinde. 

Nisan: Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde çeyrek final maçları da ayın ilk 10 gününde oynanacak. 13 Nisan tarihinde Londra Maratonu koşulacak. Formula 1'de nisan ayının durakları Bahreyn, Çin ve Teksas. Ay sonunda ise Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde yarı final maçları var. 
Mayıs: Atletizm tutkunları 9 Mayıs tarihini ajandalarına yazsın. Doha'da Diamond Lig var. Ay boyunca bisikletseverlerin gözü İtalya Bisiklet Turu'nda olacak. Avrupa Ligi finali, 14 Mayıs tarihinde Torino'da. İngilizler FA CUP finalini Wembley'de 17 Mayıs tarihinde oynayacak. Dünya Kupası nedeniyle geçen sezondan daha erken sona erecek olan lig maratonlarının kreması, 24 Mayıs'ta Lizbon'daki Şampiyonlar Ligi finali olacak. Roland Garros Tenis Turnuvası 25 Mayıs'ta başlayacak ve 8 Haziran'a kadar sürecek. 

Haziran: Biz yine yokuz ama Dünya Kupası, Brezilya'da bir başka güzel olacak. Kumandanıza sahip çıkın, çünkü 12 Haziran'da başlayacak olan Dünya Kupası'nın finali 13 Temmuz'da. Formula 1 sevenler için Kanada, Avusturya Grand Prix'leri haziran ayında. Atletizmde Diamond Lig, 14 Haziran'da New York'ta. Tenisseverlerin olmazsa olmazı Wimbledon Açık ise 23 Haziran'da başlayacak ve 6 Temmuz'da sona erecek. 

Temmuz: Dünya Kupası'nın 13 Temmuz'daki finali en önemli gün ama 5-27 Temmuz arasındaki Fransa Bisiklet Turu ekran başında görsel bir şölen vaat ediyor. 5 Temmuz'da Paris'te, 18 Temmuz'da ise atletizm meraklıları için Monako'da Diamond Lig var. Almanya ve Macaristan Grand Prix'leri de temmuz ayında. 

Ağustos: Avrupa'da tüm futbol ligleri yine bu ayda start alacak. İngiltere Premier Lig'de ilk hafta maçları 16 Ağustos'ta. 18-24 günleri arasında Berlin'de Avrupa Yüzme Şampiyonası var. Zürih ise 12-17 Ağustos günleri arasında Avrupa Atletizm Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak. 23 Ağustos-14 Eylül arasında ise İspanya Bisiklet turu var. Belçika Grand Prix'si 24 Ağustos'ta. 24 Ağustos'ta Birminhgham'da ve 28 Ağustos'ta Zürih'te Diamond Lig var. Amerika Açık Tenis Turnuvası da ayın son haftasında, 25 Ağustos'ta başlayacak ve finali 8 Eylül tarihinde. 

Eylül: Sonbaharla birlikte Şampiyonlar Ligi heyecanı yine başlayacak. Eylül ayında İspanya Santander'deki Dünya Yelken Şampiyonası dışında büyük organizasyon yok. Formula 1'in durakları İtalya, Monza (7 Eylül) ve Singapur'da (21 Eylül). 

Ekim: Ayın 3'ünde Çin'de başlayacak ve dokuz gün sürecek Dünya Jimnastik Şampiyonası'nı kaçırmayın. Futbolda Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde grup maçlarının yanı sıra milli maçlar da ekim ayında yoğunlaşacak. 5 Ekim'de Japonya'da, 12 Ekim'de Kış Olimpiyatları'na da ev sahipliği yapan Soçi'de Formula 1 yarışları var. MotoGP ay boyunca, Japonya, Avustralya ve Malezya'da koşulacak. 

Kasım: 2014'te belki de en kısır ay. Spor takviminde kasım ayında büyük bir şampiyona yok ama her dalda liglerde yarış kızışacak. Basketbolda Euroleague maçları kaçmaz. 2 Kasım'da Austin'de, 9 Kasım'da Sao Paolo'da, 23 Kasım'da ise Abu Dabi'de Formula 1 yarışları var. 

Aralık: Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde 2015 yılında yola devam eden takımlar belli olacak. 3-7 Aralık arasında Doha'da Dünya Kısa Kulvar Yüzme Şampiyonası var.(Pazar Sabah)

3 Ocak 2014

Hafta Sonu Naklen Yayınlar

04 Ocak 2014, Cumartesi
14:45 Blackburn Rovers - Manchester City @Tivibu
17:00 Malaga - Atletico Madrid @NTVSpor
17:00 Rochdale - Leeds United @Tivibu
19:00 Valladolid - Real Betis @NTVSpor Smart HD
19:15 Arsenal - Tottenham @Tivibu
21:00 Valencia - Levante @NTVSpor Smart HD
23:00 Almeria - Granada @NTVSpor Smart HD

05 Ocak 2014, Pazar
13:00 Sevilla - Getafe @NTVSpor Smart HD
14:00 Nottingham Forest - West Ham @Tivibu
16:15 Derby County - Chelsea @Tivibu
17:00 Barcelona - Elche @NTVSpor Smart HD
18:30 Manchester United - Swansea City @Tivibu
19:00 Osasuna - Espanyol @NTVSpor Smart HD
21:00 Real Sociedad - Athletic Bilbao @NTVSpor

06 Ocak 2014, Pazartesi
13:30 Napoli - Sampdoria @Tivibu
16:00 Udinese - Verona @Tivibu
16:00 Parma - Torino @Tivibu
19:30 Lazio - Inter @Tivibu
20:00 Real Madrid - Celta Vigo @NTVSpor Smart HD
23:00 Rayo Vallecano - Villarreal @NTVSpor Smart HD

31 Aralık 2013

2013 Son

anımsıyor musun?
bir çetemiz vardı: Vahşi Siyah Atlar
ısmarlama serserilikler yaşardık
kimselere bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi
sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak
yabancıları mahalleye sokmamak gibi
Ve bir gün gideceğimiz Amerika vardı
herkesin bir Amerika'sı vardı o zamanlar
herkes gece istasyonlarında
kendi Amerika'sını arardı

kısık ışıklı arkadaş odaları
plağın bir yüzünü kaplayan uzun parçalar eşliğinde
kendi rüyalarımıza dalar, dağılırdık
okyanuslar, gemi yolculukları, kanayan ıslıklar
ve dünyanın bütün limanları
önümüzde sessizce uzardı

BİTERDİ PLAK. DİSK BOŞA DÖNERDİ.
DÜŞLERİMİZ ÇARPIP GERİ DÖNEN SULARDI ŞİMDİ
BÖYLE ZAMANLARDA İLK SÖZÜ SÖYLEMEKTEN
KAÇINIRDI HERKES
SONRA BİRİ USULCA KALKAR, HERKESE ÇAY KOYARDI
ANIMSIYOR MUSUN?

Vahşi, siyah atlardık
kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan
deri ceketlerimize sığdırdığımız düşlerimiz kadar
aşık ve düşmandık
dünya acıtırdı bizi, herşey kanatır, herşey yaralardı
sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden
öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey
geceleri uyumayan çocuklardık,
otobüs garlarında uzun maceralar umar
apansız yolculuklara çıkardık
uykulu kentlere girerdik gece yarıları
ıssız ağaçlar olurdu yol kenarlarında
gökyüzünde parlak yıldızlar, her yere aynı uzaklıkta
sarhoş bindiğimiz otobüsün penceresinden
sanki bambaşka bir dünyaya bakardık
sonra saklayarak yüzümüzü birbirimizden
yumruklarımızı sıkar, sessizce ağlardık
ışığı açık kalmış pencereler, kepengi örtülü dükkanlara,
yaz bahçelerinden taşan çiçeklere,
adını bile bilmediğimiz bu kente
neye olduğunu bile bilmediğimiz bir hasretle
uzun uzun bakardık
anımsıyor musun?
ahh o gece yolculukları
bir başka kente, bir başka insan olmanın umutları
kaç yol arkadaşı kaldı şimdi geriye
gençliğin ilk acılarını birlikte keşfettiğimiz
kaç yol arkadaşı?
sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak
ne kalıyor elimizde?
ölenler,
terkedenler,
bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler

vahşi siyah atlardık; yılkıya bırakıldık
içimizden kimse gidemedi Amerika'ya
kendi Amerika'sı da olmadı hiçbirimizin
yağmur aldı
rüzgar aldı
zaman aldı
o vahşi siyah atları
herşey o eski rüyada kaldı

çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde
çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların
öldükleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar
peki, sen anımsıyor musun? (Murathan Mungan)

29 Aralık 2013

2013'ün F Raporu

Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak ülkede büyük kupadan bir yıl önce düzenlenen Konfederasyon Kupası'nı bir kenara bırakırsak, tekli yıllar öksüzdür futbol dünyasında. Avrupa Şampiyonları ve Dünya Kupası arasına sıkışan bir yılı daha geride bıraktık. Gelin 2013'ün bir 'F raporu'nu alalım. Dünya Kupası'na yine gidemediğimiz, Fatih Terim'in Galatasaray'ı yeniden zirveye taşıdığı, ardından hiçbir başarının cezasız kalmadığı kulübüyle yollarını ayırdığı, Fenerbahçe'nin çeyrek asrı aşkın özlemini çektiği Türkiye Kupası'nı arka arkaya ikinci kez kazandığı, Beşiktaş'ın feda ile geçirdiği sezonu geride bıraktık. Hikmet Karaman yine takım değiştirdi, Yılmaz Vural yine takım arıyor, aslında çok da değişen bir şey yok futbolumuzda. İki harika kaleci Tolga ve Onur, sol bek Caner, santrfor Burak Yılmaz zirve yaptı. Salih Uçan'ın yıldız olabilme ihtimalini sevdik. Drogba, Sneijder, Malouda geldi futbol dünyamıza. Yine Avrupa'ya kimseyi satamadık ama Avrupa'da nisan ayını gördük. Fenerbahçe, Avrupa Ligi'nde finalin kapısından döndü, Galatasaray ise elenirken bile Real Madrid'i yine İstanbul'dan eli boş gönderdi. Selçuk Yula'yı, Doğan Koloğlu'nu, Kadir Özcan'ı uğurladık. İspanyollar'ın bir türlü sevemediği Mourinho, kendisine âşık İngilizler'e yine kalbini verdi. 14 yıldır Real Madrid'i yenemeyen Atletico Madrid, Arda'lı kadrosuyla bunu hem de Kral Kupası'nda başardı. Paris Saint Germain bize futbolda parayla saadet olur; Bayern Münih, Barcelona'dan da daha iyi takım varmış dedirtti. Guardiola bir yıllık inzivadan sonra teknik adamlığa döndü. Tribünler doldu taştı, kramponlar bu yıl biraz daha hafifledi, toplar yine direği yalayıp auta gitti, "Uzaktan çok iyi vurur" denilen adamların bazıları yine dağlara taşlara vurdu, olmayacak goller oldu, kaçmayacak goller kaçtı. Kademesini kaybeden bekler, forveti aralarından kaçıran stoperler, topu doksana yollayan 10 numaralar, çıkmaz denilen topu çıkaran kaleciler, rakibin içinden geçen kanat oyuncuları. 


Bir de bazıları krampon astı, ceketini alıp gitti futbol dünyasından. Jübile çok uzak bir kelime bize ama 2013'te memlekette "Futbolu bıraktı" denildiğinde içimizi cız ettiren biri de olmadı doğrusu. Futbol kültürünün bizdeki gibi kitapçıda bir rafa değil, koca dükkana sığmadığı İngilizler ise bir dönemin kapanışına tanıklık ettiler. Son çeyrek asırda, rakiplerinin kabusu olan ve Class 92 filmiyle ölümsüzleşen Manchester United'ın teknik direktörü Alex Ferguson ile birlikte David Beckham ve Paul Scholes da yeşil sahadan deri koltuklara giden merdivenleri tırmandılar. İki yıl önce ligin son maçında uzatmanın dördüncü dakikasında şampiyonluğu kaptırdığı ezeli rakibi Manchester City için geçen sezon başında taraftarına "Bir tesadüftü. Bunu bu sezon size kanıtlayacağız" sözünü veren Sir Alex Ferguson, mayıs ayında sözünü tuttu ve 26 yıl oturduğu koltuktan 38 kupayla evinin yolunu tuttu. Onun bir zamanlar kafasına krampon fırlattığı evlatlarından biri David Beckham da "Artık yokum" dedi geride kalan sezonda. Futbol endüstrisinin ikon çocuğunun sağ kanattan adrese yolladığı ortaları, destek ayağının üzerine kıvrılan vücuduyla vurduğu nefis frikikleri de öksüz kaldı. Sponsor yağmuru altında dünyanın en çok kazanan futbolcusu olduğu yıllardan, ABD'de lig tatile girdiğinde mevsimlik pamuk işçisi gibi İtalya'nın yolunu tutan ve sevdası meşin yuvarlaktan vazgeçmeyen o çok 'profesyonel' Beckham, Paris Saint Germain formasıyla çıktığı son maçtaki gözyaşlarıyla kariyerinin en amatör karesini de armağan etti bizlere. 


Orta sahada şu oyunun iki yönünü de oynama meseleyse eğer bunu dert etmeyen isimlerden biriydi Paul Scholes. Gözündeki rahatsızlık nedeniyle veda ettiği futbola, yetiştiği kulüp Manchester United'ın ona ihtiyacı var diye geri döndü ve son kazanılan şampiyonlukta işin ucundan tutan abilerden biri oldu. Steven Gerrard'ın kaptan, bayrak adam ve en yetenekli ayaklar olduğu Liverpool'da hep bir adım geride kaldı Anfield Road dışından bakanlar için ama Jamie Carragher sahaya yüreğini koyan adamlar 11'nin vazgeçilmeziydi. "O 11'e Carragher'ın yanına kimi stoper koyarsın?" derseniz, "Bir başka kramponları asan istikrar abidesi Tomas Ujfalusi" derim. Oynadığı her takımda kaptanlığa kadar yükselen ve taraftarın sevgi kadar saygı da duyduğu Çek savunmacı, Galatasaray'da sakatlıklar geçen ikinci sezonunun ardından ülkesine Sparta Prag'a döndü ama futbol, o futbolu bırakmadan onu bırakmış ki çok da fazla ısrarcı olmadı. Ujfalusi artık Galatasaray teknik ekibinde görev yapıyor. Futbolda defansın en kalın romanını yazmış İtalyanlar'ın geride kalan 10 yılda geçilmez duvarı demek Cannavaro-Nesta ikilisiydi. Bayrak adam Lazio'dan Milan'a gittiğinde çok taraftarın kalbini kırdı ama Nesta, yaşadığı tüm sakatlıklara rağmen 2000'li yıllarda dünyanın en iyi beş stoperinden biri olmayı başardı. Sahada bir deli arıyorsanız ondan iyisi gelir mi bilinmez ama ülkesi Hollanda dışında, İspanya, İtalya ve Almanya'da şampiyonluklar yaşayan 'kabadayı' Mark van Bommel'in sarı ve kırmızı kartlarla renklenen kariyeri, PSV'deki son maçında gördüğü kırmızı kartla son buldu. Deco, Louis Saha, Dejan Stankoviç'e de 2013'te el salladı futbol dünyası... Sertab Erener şarkısıyla veda edelim o zaman biz de hem geride kalan yıla hem de gidenlere: Aldırma deli gönlüm/Giden gitsin /Sen şarkılar söyle içinden boşver... Mutlu yıllar... (SABAH PAZAR)

Kayseri Erciyes-Galatasaray


Juventus maçının provası kabul ettiği Elazığspor maçına üçlü savunmayla çıkan ve bu dizilişten Gençlerbirliği deplasmanında işler yolunda gitmeyince dönen Mancini'nin, dün de maça bir saat kala açıklanan onbiri hangi dizilişle sahaya süreceği büyük muammaydı. İtalyan hocanın yarattığı bu kafa karışıklığı, rakip teknik adamların da zihnini bulandırıyor. İtalyan teknik adama, yardımcısı ve eski takım arkadaşı Attilio Lombardo'nun verdiği rakip analiz raporları artık iş yapmaya başladı. Geçen hafta Trabzonspor maçında Yekta tercihi ve sağ içe atılan Melo, dün de lig maçlarında sürekli tribünde oturan Bruma'nın onbirde başlaması gibi... Fatih Terim ile sadece Beşiktaş deplasmanında kazanan bir takım alan ve evinden uzakta sürekli sorun yaşayan Mancini, tek galibiyeti yine bu şehirde almıştı. 2-0 öne geçip, 2-2 ile krize girdiği Kayserispor maçından 4-2 galip ayrılan İtalyan hoca, dün de 45-60 arasında fark ikiye indiğinde suratını astı ama rakip Erciyesspor'un yapıp yapacağı da buydu zaten. Haziran'daki Dünya Kupası'nın yarattığı iştah Sneijder'in oyununa da yansıdı. Hollandalı 10 numaranın oyun zekası ve tecrübesine Bruma biraz olsun ayak uydurabilse sarıkırmızılı takım rakibini ağır bir hezimete de uğratabilirdi. 
Felipe Melo ise oynadığı futbolla adeta "Beni Brezilya Milli Takımı'na almazsanız, şampiyon olamazsınız" dedirtti. Sneijder'in golünde sert ama bilinçli ortası ve açık ofsayt pozisyonunda attığı kafa golüyle Melo, tabelayla bol bol oynarken, "G.Saray, neden F.Bahçe'nin (bir maç eksiğiyle) 5 puan gerisinde?" sorusunun kısa bir cevabı olan Selçuk İnan dün sezonun ilk yarısındaki standartının üzerine çıktı. Sneijder'in hücumdaki varlığının da Selçuk'un savunma görevini arttırdığını ve milli oyuncunun bir rol değişimi içinde olduğunu da unutmamak lazım elbette. Hikmet Karaman kariyerinde birçok kez G.Saray'a sorun çıkartmış bir teknik adam. Dün de doğrusu G.Saray'ın rakibi Erciyes değil Hikmet Karaman'dı.

Fakat görüldü ki geçmiş istatistikler sadece bir hatıra. Mancini ise üç kulvarda da yoluna devam eden takımını devre arasın kampında yeni transferler de gelince "Al Dente" pişirecek gibi duruyor. Bu Galatasaray ağızda kolay dağılmayan, dişe dokunur, lezzetli bir İtalyan makarnası olma yolunda... (SABAH)

27 Aralık 2013

Hafta Sonu Naklen Yayınlar



27 Aralık 2013, Cuma
20:00 Kasımpaşa - Akhisar Bld. @LigTV2
20:00 Gençlerbirliği - Beşiktaş @LigTV

28 Aralık 2013, Cumartesi
13:30 Elazığspor - Çaykur Rizespor @LigTV
14:00 İst.Büyükşehir Bld. - Balıkesirspor @TRT 1
16:00 Gaziantepspor - Bursaspor @LigTV
17:00 Manchester City - Crystal Palace @LigTV3
19:00 Kayseri Erciyesspor - Galatasaray @LigTV
19:00 Karşıyaka - Ankaraspor @TRT Spor
19:30 Cardiff - Sunderland @LigTV3

29 Aralık 2013, Pazar
13:30 Orduspor - Şanlıurfaspor @TRT Spor
13:30 Torku Konyaspor - Eskişehirspor @LigTV2
13:30 Sivasspor - Karabükspor @LigTV2
15:30 Newcastle United - Arsenal @LigTV2
16:00 Trabzonspor - MP Antalyaspor @LigTV
18:00 Chelsea - Liverpool @LigTV3
19:00 Mersin İdmanyurdu - Adanaspor @TRT Spor
19:00 Fenerbahçe - Kayserispor @LigTV

24 Aralık 2013

Beşiktaş Formaları Kitabı Kampanyası



Proje Hakkında
Merhabalar,
İsmim Barış İzgördü ve New York’ta yaşayan, futbola karsı büyük bir sevgi besleyen bir Grafik Tasarımcıyım. Futbola olan bu büyük sevgimin çoğunluğu aynı zamanda taraftarı da olduğum klüp olan Beşiktaş’a karşı içimde olan karşılıksız sevgiden gelmektedir. Beşiktaş 1903’de kurulmuş bir Türk spor Klübüdür ve halen ülkenin en büyük spor klüplerinden birisi olmaya devam etmektedir. Klüp aynı zamanda benim de doğup büyüdüğüm şehir olan ülkenin en büyük vilayeti İstanbul menşeilidir. 15 yıldan fazla bir süredir gurbette olduğumdan, aile fertlerim dışında hayattaki en büyük özlemim de Beşiktaş’tır.
Bu sıla hasretini biraz olsun dindirebilmek için son 10 yıllık süre zarfında bu formaları biriktirmeye başlamıştım. En sonunda, bu formaları güzel bir proje ve güzel bir yardım işi için kullanmaya karar verdim. Tüm kolleksiyonumu içine alan ve bende olmayan formaların resimlerini de diğer kolleksiyoncu arkadaş, kardeş ve abilerimden aldığım bir kitap tasarladım. Tarihi formalarımızın resimlerinide kendi imkanlarımla dijital ortamda yeniden ürettim.
Bu kitabin tüm geliri Amerika ve Türkiye’deki ihtiyaç sahibi olan Lösemili çocuklar yararına olacaktır. Kesinlikle kar amacı gütmeyen, kişisel bir projedir ve şimdiden yardımlarınız için çok teşekkür ederim.
Neye ihtiyacımız var ve siz ne alacaksiniz?
Öncelikle bu kitabın baskısı için bir finansman gerekmektedir. Paylaşılan video ve resimlerden de görebileceğiniz gibi ciltli bir baskısı ve kaliteli bir kağıdı olacaktır. Sadece 2000 adet limitli sayıda baskısı yapılacak ve 1903 adedi numaralandırılacaktır. Matbaa olarak global anlamda pek çok araştırmadan sonra en nihayetinde en uygun olan işletmeyi buldum ve kampanyaya en uygun olduğunu düşündüğüm bir matbaa ile anlaştım. Bu kampanyanın ilk amacı matbaa masrafını karşılamak olacaktır. Bu kampanya sayesinde kitabın belli sayıdakı adedi zaten satılmış olacak ve geri kalanının satışı ile de daha çok gelir elde edilmesi için satış yoluyla bağış toplanacaktır.
Bu kampanyadaki rakamları minimum bağış miktarlari olarak görmeyiniz. 1 dolardan başlayıp dilediğiniz miktarda bağışta bulunabilirsiniz.
Etki
Bu kampanya ile eminimki milyar dolarlık şirketlerin bağış kampanyalarıyla boy ölçüşemeyeceğim, ama yinede -ufacık da olsa- bu kampanya benim gibi futbol fanatiklerinin de etrafindakiler için yararlı olabileceklerinin bir delili olacaktır. Dahada önemlisi, her bir dolarlik yardım, Lösemili çocuklar için yemek, barınma ve sağlık hizmetleri olarak kullanılacak ve bir fark yaratacaktır.
Daha başka nasıl yardım edebilirsiniz?
Eğer parasal anlamda yardım edemiyorsaniz, sakın üzülmeyin. Sadece tüm arkadaş ve tanıdıklarınızla bu kampanyayı paylaşırsanız, bu bile yeterli olacaktır. Ne kadar çok paylaşım olursa, o kadar çok projenin gerçekleşmesine yaklaşılacağını umuyorum.
Teşekkürler

22 Aralık 2013

Jimmy Jump Kim Sen Kimsin?

Şampiyonluk sevincini yaşamak için tribünlerdeki taraftarın son düdüğün ardından sahayı istila etmesinin sayısız örneği vardır, bunu Türkiye'de de görürsünüz, dünyanın öbür ucunda Arjantin'de de... Kimi zaman sevinçle başlayan, sonu çimlerde hüzünle biten son haftalar da yok değildir. İngilizler için coşkuyu sahaya taşımak bir gelenek. İki maçı hatırlayalım tarihten. Sene 1994. İngiliz futbolunda küme düşmenin kenarından geçmeyen Everton, o sezon puan tablosunun sonuna demir atar. Mayıs ayına gelindiğinde işin artık şakası yoktur. Ev sahibi oldukları Goodison Park'ta rakip 10 maçtır kaybetmeyen Wimbledon'dır. Bahislerde 'banko' görünen Wimbledon'a bir de başkandan özel prim gelir; "Maçı kaybetmeyin, sizi Las Vegas'a götüreceğim" der başkan. Cazip primin etkisiyle mi artık, yoksa Everton'un küme düşme stresi mi; Wimbledon ilk 20 dakikada 2-0 öne geçer. Sonrası ise Everton taraftarı için bugün bile anlatılan büyülü bir hikayedir. Takım muhteşem bir geri dönüşe imza atar ve maçı 3-2 kazanıp, ligde kalmayı garantiler. Tribünler de Goodison Park'ın çimlerine yuvarlanır. Bugün Galatasaray'ın teknik direktörü olan Roberto Mancini iki sezon önce Manchester City ile ezeli rakibi Manchester United'a deplasmanda altı gol atar. Takımı puan farkını beşe kadar çıkarır ama karşısındaki adam Alex Ferguson'dur. United, şubat ayından itibaren sol şeride geçip gaza basarken, sağa çeken Mancini'nin takımı ligin bitimine altı hafta kala sekiz puan geriye düşer. Herkes şampiyon yine Manchester United derken, İtalyan hocanın takımı derbi dahil, beş maçını kazanır, United bu kez tekler ve son hafta kazananın şampiyon olacağı maçlara çıkılır. Manchester City'e galibiyeti ve şampiyonluğu getiren golü Kun Agüero uzatmaların dördüncü dakikasında attığında, 44 yıldır şampiyon olmayan takımın, şampiyonluk nedir bilmeyen taraftarları Etihad Stadı'nın çimlerinde yuvarlanmaya başlar. Bunlar güzel oyunun güzel hikayeleri. Bir de madalyonun öteki yüzü var elbette. 

10 gün önce "Mustafa Özel kim?" diye sorulsa sokakta, muhtemelen kimsenin verecek bir cevabı yoktu. Google ise bu ismi yazdığımızda çok sayıda esere imza atmış Boğaziçi Üniversitesi mezunu bir iktisatçı ile tanıştırıyordu bizi. Sonra bir başka Mustafa Özel bir dakikada meşhur oldu memlekette. Kasımpaşa-Beşiktaş maçında ne skor ne de oyun Beşiktaş açısından iyi gitmiyordu. Kasımpaşalı Donk dünyanın en garip ve saçma hareketlerinden birine imza atmış ve elindeki ikinci topu oyundaki topa çarptırıp rakibin gol pozisyonunu kesmişti ilk yarıda. Maçın sonu yaklaşırken, sahaya giren ve Fernandes'i tartaklayan Mustafa Özel hikayeyi kendi penceresinden "Beni sahaya ittiler, Fernandes'e sarıldım" diyerek anlattı ertesi gün Emniyet'ten çıkarken. Fıkra gibi işte, zaten bu satırları da sıcak evinden okuyordur. Evet, Andy Warhol haklıydı, bir gün herkes 15 dakikalığına meşhur olacaktı ama bu kadarı da değil... Mustafa Özel ertesi gün bir spor programına çıkıp neredeyse Beşiktaş'a taktik veren yorumcu oldu. 15 dakika kaldı canlı yayında ve kolundan sürüklenip stüdyo dışına atıldı. Bu kadar şöhret ona yeterdi! 

Konu eğer sahaya atlamak ve şöhret olmaksa, bunu 15 dakikadan uzun yıllara yayan Jimmy Jump'ı hatırlatmadan olmaz. Dünya onu Euro 2004'te tanıdı. Kupanın finalinde sahaya atlayan ve kafasında Katalanlar'ın alametifarikası, 'barretina' beresi olan Jaume Marquet'in hedefi dört yıl önce Barcelona kaptanıyken, ezeli rakipleri Real Madrid'e imza atan Portekiz milli takımı kaptanı Luis Figo'ydu. 'İhanet eden' Figo'nun yüzüne Barcelona bayrağını atan Jimmy Jump, finalde golü atan Yunanistan'ın golcüsü Charisteas'tan bile meşhur oldu ertesi gün. Hayat işte; o finalde Jimmy Jump sahaya girdiğinde finali yöneten Markus Merk, Mustafa Özel'in sahaya girdiği maçtaki hakem hatalarını yorumlamak için Lig TV stüdyosundaydı. Hayatını o günlerde emlakçılık yaparak kazanan ve sahaya girip şovunu yapmayı en büyük özgürlük olarak tanımlayan Jimmy Jump, 2005'te El Clasico'da da sahaya daldı. Aynı yıl yolu İstanbul'dan da geçti. Olimpiyat Stadı'ndaki Şampiyonlar Ligi finalinde hedefi yine sahaya girmekti ama başaramadı. İki yıl sonra Atina'da sahaya daldığında şovu ziyan oldu çünkü yayıncı kuruluş reklama gitmişti! 2006 Şampiyonlar Ligi finalinde Arsenal'li Henry'ye sahaya girip Barcelona'nın 14 numaralı formasını verdi, Fransız oyuncu ertesi sezon o formayla kariyerine devam etti. Euro 2008 yarı finalinde biz Almanlar karşısında ter dökerken sahaya dalan ve Tibet'e destek verip, Çin'i protesto eden de Jimmy Jump'tı. 2010 Dünya Kupası'nda İspanya'dan Güney Afrika'ya kadar onca yolu sadece kafasındaki 'barretina'yı finalde saha kenarında duran Dünya Kupası'na takmak için gitti. Sahaya girmeyi başardı ama kupaya bir metre kala güvenliklere yakalandı ve sadece 300 dolar ceza ödedi. Formula 1 pistine girmek, sutopu maçında havuza atlamak kesmedi Jimmy Jump'u. 2010'da Norveç'te Eurovision şarkı yarışmasında İspanya sahnedeyken tüm dünya bir kez daha Jimmy Jump ile hasret giderdi. Sanata ilgisi büyüktü. Sokakta kitap sattığı günlerdi ve soluğu Goya ödül töreninde aldı, bıraksalar kürsüden Javier Bardem'in yerine bir de teşekkür konuşması yapacaktı. Hikayesini bir kitapta topladı, geçinebilmek için bugünlerde sitesinden Jimmy Jump imzalı ürünler satıyor 37 yaşındaki Jaume Marquet. Hedefi elbette 2014 Dünya Kupası finali. Milyonlarca fanı da onun Brezilya'da yapacağı şovu merak ediyor. Yolu bir daha İstanbul'dan geçer mi bilinmez ama Jump'un Türkiye'de tuttuğu takım Beşiktaş; evinde de bir forması var. Tehlikenin farkında mısınız? (!)