Oyunun son 5 dakikasında değil genelinde defans ve orta sahanız topu şişiriyorsa bu taktik değil güçsüzlüğün belgesedir. Ne sahaya dizildiğiniz üçler, dörtler; ne de Total ya da Shell futbol (!) Hem Galatasaray hem de Fenerbahçe'nin son haftalardaki derdi güçsüzlük. Sakatlıklar, milli takım arası ve kötü antrenman programların açtığı yara bu. Bu oyun artık sahada fit olmayan, ayakları yere sağlam basmayanı kabul etmiyor. İki takımı da, mevcut yetenekleri, oyun felsefelerinden öte; bir kere de bu gözle değerlendirmek lazım. Sahaya baktığınız zaman kaç fit oyuncu görüyorsunuz? Galatasaray'da başlayalım. Sabri, 2.5 ay top oynamamış, Servet sallanıyor, defansta iki fit adam Neill ve Caner. Mehmet Topal devamlı sakatlanıyor, düzenli antrenman yapmıyor. Elano sakatlıktan çıkmış, Ayhan aylardır maç yapmamış, Arda'nın arka adalesinde sorun dinlenmediğinden performansını etkiliyor. Giovani de henüz fit değil. Keita güçsüz. Jo da sakatlıktan çıkmış. Zorlasan sağlık, formda 3 adam zor sayarsın. Fenerbahçe'de Lugano sakatlıktan çıkmış, Gökhan iğne ile oynamış. Keza Cristian da öyle. Deivid sakatlıktan dönmüş, Güiza 1.5 yıldır fit değil. Alex kasığını sakınarak oynuyor. Semih kafasında formayı bitirmiş. Kariyerinin en iyi günlerini yaşayan Emre dışında sahaya kramponları sağlam basan adam var mı? Bu takımlar İstanbul Belediye ve Eskişehir'e mağlup oldu. Sadece yenilmekle kalmadılar, dayak da yediler. Hakemleri, rakibin yeteneklerini bir kenara bırakın. Kazanan bu iki takımdan kaç fit oyuncu sayarsınız?
10 Mart 2010
İstanbul'un Çelimsizleri
Oyunun son 5 dakikasında değil genelinde defans ve orta sahanız topu şişiriyorsa bu taktik değil güçsüzlüğün belgesedir. Ne sahaya dizildiğiniz üçler, dörtler; ne de Total ya da Shell futbol (!) Hem Galatasaray hem de Fenerbahçe'nin son haftalardaki derdi güçsüzlük. Sakatlıklar, milli takım arası ve kötü antrenman programların açtığı yara bu. Bu oyun artık sahada fit olmayan, ayakları yere sağlam basmayanı kabul etmiyor. İki takımı da, mevcut yetenekleri, oyun felsefelerinden öte; bir kere de bu gözle değerlendirmek lazım. Sahaya baktığınız zaman kaç fit oyuncu görüyorsunuz? Galatasaray'da başlayalım. Sabri, 2.5 ay top oynamamış, Servet sallanıyor, defansta iki fit adam Neill ve Caner. Mehmet Topal devamlı sakatlanıyor, düzenli antrenman yapmıyor. Elano sakatlıktan çıkmış, Ayhan aylardır maç yapmamış, Arda'nın arka adalesinde sorun dinlenmediğinden performansını etkiliyor. Giovani de henüz fit değil. Keita güçsüz. Jo da sakatlıktan çıkmış. Zorlasan sağlık, formda 3 adam zor sayarsın. Fenerbahçe'de Lugano sakatlıktan çıkmış, Gökhan iğne ile oynamış. Keza Cristian da öyle. Deivid sakatlıktan dönmüş, Güiza 1.5 yıldır fit değil. Alex kasığını sakınarak oynuyor. Semih kafasında formayı bitirmiş. Kariyerinin en iyi günlerini yaşayan Emre dışında sahaya kramponları sağlam basan adam var mı? Bu takımlar İstanbul Belediye ve Eskişehir'e mağlup oldu. Sadece yenilmekle kalmadılar, dayak da yediler. Hakemleri, rakibin yeteneklerini bir kenara bırakın. Kazanan bu iki takımdan kaç fit oyuncu sayarsınız?
Yarın Dündü
Burnley maçında Fabregas sakatlanmış, maç 1-1 olmuştu. Bendtner girdiği her pozisyonu dışarı atıyordu. Öyle böyle değil, 3 metreden topu kaleye sokamayan bir santrfor. Kaçırdığı her pozisyonun ardından yüzünde çıldırtan bir gülümseme. Oyundan çıkarken tribünler elbette ki yuhalamadı. Salakça bir mutluluk ifadesi yapışmıştı yüzüne, öyle gitti kenara. Bendtner'i Arsenal forvetine yakıştıran futbolsever yok ama eldeki malzeme de bu. Arsen Wenger devre arasında Bordeaux'dan Chamakh'ı istedi alamadı. 3 gün sonra Arsenal 2-1'in rövanşında Porto'yu ağırladı dün gece Emirates'de. Fabregas yok, Porto direnir mi? dedik. Erken gelen gollerle dağıldılar. 3 gün önce dağlara, taşlara vuran Bendtner hat-trick yaptı. Biri penaltı, ikisi beleşe son vuruş. Yetenek gerektiren goller değildi. Arsenal ya da bir başka İngiliz kulübünün taraftarının futbola bakış açısı bizden farklı elbette. İtalyanların bizle aynı tepkiyi verdiğini söyleyebiliriz. Santrfor doğru yerdeyse, pozisyona giriyorsa adamlar için sorun yok. Doğrusu da bu zaten. Aksi, zaten bütün takımda işlerin yolunda gitmediğinin göstergesidir. Yeter ki santrfor pozisyona girsin, bugün olmadı yarın atar diyorlar. Yarın dündü işte...
9 Mart 2010
Naklen Yayınlar
9 Mart Salı21.45 Sunderland – Bolton (SPORMAX)
21.45 Arsenal – Porto (FUTBOL SMART )
21.45 Fiorentina – B. Münich (EURO FUTBOL )
10 Mart Çarşamba
16.00 Kasımpaşa – Bursaspor (LİG TV)
20.00 Beşiktaş – İstanbul Belediye (LİG TV)
21.45 Burnley – Stoke City (SPORMAX)
21.45 Real Madrid – Lyon (FUTBOL SMART)
21.45 Manchester United – Milan (STAR TV)
3 Lige Kırmızı Top
Bu hafta sonunda La Liga, Serie A ve Premier Lig maçlarında ortak top kullanılacak. Nike'ın RED kampanyasının bir parçası bu. Özel dizayn toplar üç ligin maçlarında da sahada olacak. Avrupa'da muhtemelen Türkiye'de de satışa çıkacak bu kırmızı toplar. Fiyatı 100 Euro. Elde edilecek gelir Aids ve tüberküloz ile savaş için fonlara gidecek.
8 Mart 2010
Asabiyim Ben
Barcelona hafta sonunda Almeria deplasmanında 2-2 berabere kalırken Guardiola oyundan atıldı, İbrahimovic de kırmızı kart gördü. İki karar da tartışılır. Dün güce Inter-Genao maçı da 0-0 bitince ne Eto'o Mourinho'ya ne de Ibrahimovic (son 9 maçta 1 gol), Guardiola'ya yaradı dedim kendi kendime. Ibra olsa Inter, San Siro'dan boş yollamazdı Genoa'yı. Eto'o'nun oyun karakteri de Barça'da tamamlayıcıydı. Ibra'nın pivot özellikleri yerine Eto'o'nun topu gevelemeyen, gezgin oyunu ve presi Barça'yı rahatlatıyordu.
Guardiola'nın sinir yaptığı kesin Barcelona B'yi aldığı günden bu yana 5. kez kulübeden tribüne yollandı. Mourinho ile kapışıyorlar bu konuda. Portekizli de 4 kez tribüne yollandı İtalya'da. La Gazzetta, Guardiola'ın futbolculuk kariyerinde gördüğü kırmızı kartlara da dikkat çekiyor bugün. 11 yılda 8 kırmızı kart. Ondan daha iyisi var tabii! Tarihin en arıza adamlarından biri: Hristo Stoichkov. 7 sezonda 8 kırmızı kart...
7 Mart 2010
Santiago Bernabeu'da Final
Vicente Calderon'u gördükten sonra UEFA'nın bize karşı takındığı ters tutuma bir kez daha şahit oldum. O stadın hikayesi beklesin biraz biz Şampiyonlar Ligi finaline bakalım. Santiago Bernabeu'da 30 yıl sonra final oynanacak. Perez döneminde yaptıkları yenilemeyle stadı 5 yıldızlı hale getirdiler. Gittik, gördük gerçekten de finali hakediyor ama konum itibariyle bizim stadlar gibi şehrin göbeğine sıkışmış vaziyette. Şampiyonlar Ligi finali ilk kez Cumartesi akşamı oynanacak. 22 Mayıs'taki finali yerinde seyretmek isteyenler yarın ekran başına geçsinler. UEFA.com'da 11 bin bilet satılacak tarafsız seyirciler için. Bu 11 bilet için ay boyunca talep toplayacaklar, sonra kura ile kazananlar belli olacak. Bilet fiyatları 90 Euro'dan başlıyor. İki finalist takımın taraftarına 21biner koltuk ayrıldı. 22 bin koltuk ise UEFA tarafından rezerve edildi. Madrid'de finali seyretmenin yaklaşık faturası 500 Euro. 2 günlüğüne uçak gidiş-geliş ve merkezde 4 yıldızlı bir otelde 2 gece konaklama bu fiyata çıkar. Tabii finale kim çıkar? Onu için bekleyeceğiz daha...
Real Madrid 3 - Sevilla 2
Casillas ikinci yediğinde daha doğrusu yumurtladığında Ezel ezberi girdi tabii devreye. Noluyo lan? dedim. Barcelona, Almeria deplasmanında 2-2 berabere kalmış, 3 puan liderliği getirecek, maç olmuş 0-2. Real Madrid ve Barcelona'yı top yuvarlak olduğu sürece bu ligde devirebilecek takımlar ancak Valencia, Sevilla bir de ne durumda olursa olsun Atletico Madrid'dir. Ligin ilk yarısında da Sevilla deplasmanında kaybettikleri göre zor maçtı. Haftalardır bol kepçe atıp geldiler buraya. La Coruna'da 20 yıllık uğursuzluğa son verdiler, Tenerife'ye 18 yıl öncenin acabasıyla gittiler, beşleyip geldiler. FIFA virüsünün yani hafta ortasındaki milli maçların La Liga'nın zirvesini vurduğu kesin. Hem Barcelona hem de Real Madrid bunun sıkıntısını çekti.
Son haftalarda Barça'dan daha fazla keyif verdikleri kesin ama Santiago Bernabeu'da Sevilla her zaman kara belalılarıydı. Hafta başından beri Jesus Navas'ın Real Madrid'e transfer haberleri çıkmaya başlamıştı. Klasik işte, bizde de vardır, futbolcunun aklı çelinir. Navas da uçarak başladı oyuna, ters kanada attı, Capel çevirdi, Güntekin Onay Negredo'ya yazdı golü ama kazeye atan Xabi Alonso'ydu. Jimenez'in iki kanatlı, iki ön liberolu oyununda Negredo önde zayıf kaldı, Zokora'nın Real Madrid göbeğini tek başına ezip geçtiğini söylemek lazım. Kaka'nın Milan'daki iyi zamanlarına yaklaşan bir oyununa (sebebi sanırım pubistir) rastlayamadım daha Madrid'de. Robben'i satan bir takımın solda Marcelo'ya kalması yazıktır tabii. Defansın göbeği de Allah'a emanet. Garay ve Albiol uyumsuz. Sergio Ramos yine aslan parçası. Xabi Alonso'nun uyuşuk oyunu, Lass'ın sırtında sırıtan 10 numaralı forma, göbekten dikine toplar gelmeyince iş yine Ronaldo'ya kaldı... Onun adam geçmeleri ve ara pasları... Sezon genelinde Barça, çaktın mı sönmeyen Zippo ise, Real Madrid taşlı bir Dupont gibi duruyor...
İkinci yarıya girerken Jimenez garip bir değişiklik yaptı. Capel sarı kartlıydı, onu çıkartıp Perotti'yi sol kanada yolladı, Kanoute ile de ileride top tutmaya çalıştı. Kafasındaki plan bu olmalı. Tabii bardağın boş tarafından bakarsan bir intihardı. Yüklenen Madrid'i Capel vurabilirdi, Kanoute de top tutarken çokça dayak yedi. Sahanın kötüsü Negredo ile değişse Sevilla ikinci yarıda bir kişi eksik görünmezdi. Buna rağmen ikiyi buldular. Casillas frikik atılırken neyi hayal ediyorsa, saniye sonra uyandı, boşa da çuval gibi atladı. Golün sonrası Real Madrid efsanesi...
Şilili hemen iki adamını değiştirdi ve Lass'ın yapamadığını Guti 5 dakikada yaptı. Dikine muazzam toplar attı gamsız herif. Onu izlemek gibisi yok. İki dakikada iki golü buldular. Garay'ın 3. değişiklikte "ben mi?" diye kenara gelişi ve tabelanın Sevilla'ya kalkması komikti. "Gemileri yakmışız, defanstan bir adam çıkmış bir de ben mi çıkacağım?" diye düşünmüyor tabii adam. Sergio Ramos'un gol sevinci de "Valerie'nin göğüs uçları" demekti galiba. Ben başka anlam yükleyemedim. İkinci yarıda Perotti'nin sol kanatta yaptığı işlere hayran olmamak elde değil. Sevilla'nın yıllardır düzeltemediği defans dörtlüsü arkalarındaki efsane kaleciye rağmen yine yıkıldı. Bu arada oyun temposu düşmesine rağmen Real Madrid'in 3 topunun direkten döndüğünü söylemek lazım. 15 gün önce bu stadın içinde gezerken hayal ettiğim bir son dakika golüydü. O sahanın üzerine çöken tribünlerin bir son dakika golündeki hali... Ekran başında da olsa yine gördük. V. der Vaart ile köşeyi döndüler. Bir maçın güzelliğini aslında şuradan da anlarsın. 3. golden önce Real Madrid'in Ronaldo ile kaçırdığı güzel atağını İspanyol rejisi tekrar ekrana getirecek vakti bulamadı. Son golden önce rakip sahada kafasının pekmezi akıtılan ve iki kişi arasında ezilen Kanoute'ye faul vermeyen Gonzalez, 15 gün önce de Calderon'da Barça'ya çalışıyordu. Real Madrid puanları eşitledi ve averajla liderlik koltuğuna oturdu. 5 puanlık farkı eriten Atletico Madrid ve Almeria'ya elbette duacılar. Hafta içinde Guti "Mümkünse El Clasico'da puan farkı 2 olsun, o zaman işimizi kendimiz görürüz" diyordu. Şimdilik fazlası oldu. Şu maçı izleyip, yazdıktan sonra insana kötü hissettiren kendi memleketinde futbol sahasına atılan taşlardır. Biz harbiden de yoksa Taş Devri'nde miyiz? Pardon ama bizde sigara yasak. Medeniyet bizde. Santiago Bernabeu'nun orta yerinde purosunu yakıp Madrid'in havasını kirleten Maradona'ya selam olsun...6 Mart 2010
Krampon Yoksa Taş Var #2
Diyarbakırspor-Bursaspor maçını hakem tatil edene kadar izledim. "Bursaspor bir gol atsa ne olacak?" diye düşünüp durduk 17. dakikaya kadar. Bursalı futbolcu da düşünmüştür elbet.Bazen yeni şeyler söyleyemiyor insan. Tekrara giriyor ne söylense... Değişen birşey yok. Benim de kurabileceğim yeni bir cümle yok maalesef... Elimizden gelen buydu: Krampon yoksa taş var arşivden... 17 Kasım 2009 tarihli...
5 Mart 2010
Hafta Sonu Futbol
6 Mart Cumartesi13:30 Giresunspor-Boluspor / D Spor
15:00 Diyarbakırspor-Bursaspor / Lig TV
16:30 Köln-B.Münih / TRT 3
17:00 Arsenal-Burnley / Spormax
19:00 Fiorentina-Juventus / NTV Spor
19:00 Trabzonspor-Gençlerbirliği / Lig TV
19:30 Wolves-Man United / Spormax
21:00 Almeria-Barcelona / NTV
21:45 Roma-Milan / NTV Spor
22:00 St Etienne-Lille / Kanal A
23:00 Real Madrid-Sevilla / NTV
7 Mart Pazar
13:30 Samsunspor-Adanaspor / D Spor
16:30 Nurnberg-Leverkusen / TRT 3
18:00 Everton-Hull City / Spormax
18:00 Marsilya-Lorient / Kanal A
18:30 Hoffenheim-Mainz / TRT 3
19:00 Fenerbahçe-Antalyaspor / Lig TV
21:45 İnter-Genoa / NTV Spor
22:00 Bordeaux-Montpellier / Kanal A
22:00 Sao Caetano-Corinthians / Spormax
8 Mart Pazartesi
20:00 Konyaspor-Karşıyaka / D Spor
20:00 Eskişehirspor-Galatasaray / Lig TV
22:00 Wigan-Liverpool / Spormax
22:00 Valencia-Santander / NTV Spor
Foto: Balıkçı Sabahattin
4 Mart 2010
Arjantin'de Racon
Arjantin ve Anılar 9
1. boat on the river- styx2. hotel california- eagles
3. suddenly- billy ocean
4. el condor pasa andy williams
5. forever and ever- demis roussos
6. diamonds and rust- joan baez
7. let it be- the beatles
8. lady d'barbanvile- cat stevens
9. michelle- the beatles
10. girl- the beatles
11. angie- mick jagger
12. hey jude- the beatles
13. the rain- jose feliciano
14. and i love her- the beatles
15. the sound of silence- simon and garfunkel
16. goodbye my love goodbye- demis roussos
17. the professional- ennio morricone
18. love story- richard clayderman
19. yesterday- the beatles
20. morning has broken- cat stevens
21. if you leave me now- chicago
3 Mart 2010
7 Milyon
Bu teşekkür mesajını her tatile giderken ve her bir milyonda bir yazıyorum. Bu kez tatil yok. 39 ayda 7 milyon kişinin yolu geçmiş buradan. 4.766 post var. Birini okuyup geçmişi silip asan da var; yıkan da, sağolasın diyen de. Futbolu, gözleri kararmadan sevenlere selam ederim. İş yoğunluğundan, eskisi gibi olmasa da buradayım. Nefes ve klavye yettiği sürece...
Galatasaray'a Al Pacino Darbesi
İspanyollar motivasyon videolarıyla işi bitiriyorlar, belli oldu artık (!) Barcelona Şampiyonlar Ligi finalinden önce Gladyatör ile hazırlamıştı Manchester United'a. Hafta sonunda da Himalayalar'da 5 gün hayat mücadelesi verip kurtulamayan dağcı Inaki Ochoa de Olza'nın röportajını izlettirmişti Guardiola takımına. Bir okuyucunun dediği de doğru alsında. Barcelona bu! İbo Şov da seyretseler çıkar yenerler.Gelelim yeni hikayeye. Atletico Madrid teknik direktörü Sanchez Flores de bir aydır her maçtan önce Any Given Sunday 'dan Al Pacino'nun meşhur tiratını seyrettirmiş takıma. Ali Sami Yen'e cehennem diyorlardı. Metini de bu vurgu ile okuyun. Bence yakışmış. Demek ki Galatasaray'ın Avrupa Ligi'nden elenmesinde Al Pacino'nun da payı var(!) Al Pacino'nun tiratının orijinali burada. Ekşi sözlükte yapılmış çevirisini de eklemek lazım oldu tabii. "Yok, okuyamam, izlemek istiyorum" diyenler için ise video burada.
"ne soyliyecegimi bilemiyorum uc dakika sonra profesyonel kariyerinizin en onemli mucadelesi basliyor. her sey bugune bagli. ya takim olarak duzelir. yada parcalaniriz. santim santim*. taki biz bitene dek. su anda cehennemdeyiz. inanin. burada kalabilir ve kendinizi harciyabilirsiniz yada tekrar isiga ulasiriz. cehennemden yavas yavas cikabiliriz. bunu sizin icin yapamam. cok yasliyim. etrafa bakiyorum ve bu genc yuzleri gordugumde, orta yaslarda bir erkegin yapabilecegi tum hatalari yaptigimi dusunuyorum. tum parami savurdum. beni seven herkezi uzaklastirdim. aynada gordugum surata bile dayanamiyorum.yaslandiginizda sizden birseyler alir. bu hayatin bir parcasi. ama birseyleri kaybetmeye basladiginizda ogrenirsiniz. hayatin santimlerden ibaret bir oyun oldugunu anlarsiniz. macta hayatta ve futbolda hata payi okadar dusuk ki. erken yada gec atilan bir adim, sizi hedefinizden uzaklastirir. yarim saniye yavas yada hizli kalirsaniz, yakalayamazsiniz. her yerde santimler onemlidir, hayatin her molasinda, dakikasinda ve saniyesinde. bu takimda o santimler icin savasiriz. bu takimda biz ve etrafimizdaki, herkes, o santim icin savasir. o santim icin tirnaklarimizla bogusuruz. cunku birbirine eklendiginde kaybetmek ile yenmek arasindaki farki belirliyecek! olmek ile yasamak arasindaki farki!sunu bilin: her oyunda olmeye hazir olanlar o santimi kazanacaktir. bundan sonra bir hayatim olacaksa nedeni, o santim icin savasmaya ve olmeye hazir olmamdir. yasamak budur iste. yuzunuzun onundeki onbes santim! bunu yapmanizi sagliyamam. yaninizdakine bakin! gozlerine bakin! sizinle beraber o santim icin savasacak birini goreceksiniz. kendisini takim icin feda edebilecek birini goreceksiniz. gerektigi zaman ayni seyi sizin de onun icin yapacagini bildigi icin. iste bu bir takimdir. ya takim olarak duzeliriz. yada birey olarak oluruz..."Materazzi vs Zidane
Zinedine Zidane'a sorulacak soru kalmış mıdır, bilmiyorum ama her röportaj için kafasını çalanın doğal olarak ısıtıp ısıtıp sorduğu tek soru var. 2006 Dünya Kupası finalinde Materazzi'ya attığı kafa. Üzerine bin sayfa yazıldı. Zidane yeni bir laf etmedi. Son olarak "Özür dilemeyi asla düşünmüyorum" dedi geçenlerde. Materazzi çatlak herifin tekidir. Zidane'dan sonra Sampdoria maçında Delvecchio'dan da kafa yemişti. Zidane özür dilemem deyince resmi sitesinden kendince cevap vermiş İtalyan, fransızca olarak: "Merci beaucoup monsieur" (Çok teşekkürler") demiş. Aklı sıra gider yapmış Zidane'a... 
Elano'ya Londra Havası
Fotoğraf altı kısa olur ben biraz uzun yazayım: Elano, Atletico Madrid maçının ilk yarısında ayağına darbe aldı. İkinci yarının başında işaret etti. Oyundan aldındı. Ayak bileği bağlarda yırtığa saptandı. Kopma yoktu. İki hafta sahalardan uzak kalacağı açıklandı. Kasımpaşa maçında oynamadı. Milli takım aday kadrosundaydı. Sakat da olsa milli takım doktorunun kontrolünden geçeceğinden Londra'ya gitti. İstanbul'daki sakat Elano'ya Londra'nın havası iyi geldi. Şifa buldu. Bu fotoğraf Pazartesi günü yapılan antrenmandan. Beşe iki oynamadıkları kesin. As kadro yeşil yelek giymiş. Elano, Kaka ile ikili mücadelede. Elano dün gece forma giymedi. Bugün, yarın İstanbul'a döner. Bu fotoğraftan ne çıkar? "Hastalık yoktur, hasta vardır..."
2 Mart 2010
Dereağzı-Samandıra Mithat ve Gökhan Töre
Alt yapı maçlarını izlemenin en keyifli tarafı, olmuşları, olacakları ya da olmazları birbirinden ayırabilmektedir. Birkaç yıl önce izleyip de futbol sohbetine katık ettiğin genç adam, gelip A takıma çıktığında inceden futbol sevgisi okşanır insanın. Bunu elbette menajerlik oyunu vasıtasıyla ekran başında yapanlar da var ama kabul edelim ki, herkes bir alt yapı maçının oynadığı sahaya yakın oturmuyor ve gündüz saatlerinde oynanan maçları izleyecek vakti yok. Bir zaman önce Fenerbahçe-Galatasaray derbisi izliyorum Dereağzı'nda. Yetenekli oyuncuyu sahada seçebilmek pek de öyle marifet gerektirmez. Yıllarca binlerce topçu izleyen bir adam ayağına top yakışan, topu kırmayan, iftira değil pas atan, top ayağındaki kafası toprağa bakmayan ve sahada nerede duracağını bilen adam(lar)ı diğerlerinden ayırır. Mithat da öyle bir gençti. Öyle bir yetenek ki; izlerken top hep onun ayağında olsun istiyorsun. Teknikse teknik, oyun zekası ise işte ondan. Fizik desen; o işte yok. Tipik yere yakın, kıvrak orta saha oyuncusu. Mithat çok kulüp gezdi, bugün Rizespor'da. Fenerbahçe alt yapısından yetişen onlarcası gibi o da sarı-lacivertli formayı giyemedi ağabeyleriyle. Elbette ki detayını bilmiyorum. Mithat belki de profesyonel yaşamadı, takım içi ilişkileri ya da hocalarıyla arası iyi değildi. Vesaire, vesaire...Dün Lig Tv'de bizim programda bir röportaj yayınlandı. Chelsea'nin kadrosundaki tek Türk, Gökhan Töre ile konuşmuşlar. Milli takım için gelmiş İstanbul'a. Kadroya 35 kişinin çağrılmış olması hoşuna gitmemiş Gökhan'ın. Seçmelere gelmiş gibi kendini hissetmiş. Reserve takımda oynuyor, A takımla antrenmana çıkıyor. "Kimlere yakınsın?" diye soruyorlar. "Joe Cole, Essien ile aram iyidir, yemeğe gideriz. Ancelotti her antrenmandan sonra konuşur, uyarılarda bulunur" diyor.
"Yıllardır alt yapıdan neden oyuncu çıkmıyor?" (Çıkıyor bal gibi) diye soran Fenerbahçe camiası aslında önce bu soruyu sormalı. Alex ile hayatında bir kez olsun yemeğe çıkabilen alt yapı oyuncusu kim? Bırakın yemeği, Alex'i antrenmanda seyreden kaç 15'lik var? Fenerbahçe'de alt yapı Deraağzı'nda. A takım ise çok uzaklarda, Samandıra'da. Lille maçı öncesinde sakatların çokluğu yüzünden gençleri bir otobüse doldurup takviye için Samandıra'ya yollandığı söylenmişti. Nerede, ne olmak istiyorsan, ustaların yanında olacak, nefesini ensende hissedeceksin. Alex 5 yıldır Fenerbahçe'de. Alt yapıdaki gençler, onu bizler gibi televizyondan izliyor. Gençlerin rol modeli alacağı adamın, idmana çıkarken ne yaptığından, idmanda ne çalıştığından, ne kadar terlediğinden, ne kadar kaytardığından haberleri yok gençlerin. Aynı formayı taşıdıkları kahramanlarına taraftar uzaklığında bakıyorlar. (Samandıra'nın ulaşımı zor bir yer olması ve alt yapı oyuncularının antrenmanlara gidiş gelişlerinin problem olması elbette unutulmamalı) Samandıra'yı ayrı bir krallık olarak inşa eden Aziz Yıldırım'ın tarihi hatalarından biridir bu. Gençlerden uzak olan A takım futbolcularının da kalkıp Dereağzı'na maç izlemeye gelecek halleri yok. Halbuki onlar kenarda otursa, o gençler bir başka türlü oynayacak. Hagi, Emre'nin kramponlarını temizlerdi türünden bir hikayeye sahip Galatasaray, alt yapısından oyuncu çıkartabiliyorsa biraz da sebep budur. Florya'da tüm alt yapı, bir alt ya da bir üst sahada aynı tesiste. Ha bir de Mithat büyük futbolcu...
Hangi Oğuz Çetin?
Neyin hazırlığı olduğunu bilmediğimiz, yarın akşam kimsenin de izlemeyeceği bir milli maç var programda. Honduras ile oynayacağız. Bugün Oğuz Çetin'in basın toplantısını izledim. Fatih Terim'den sitayişle bahsettiğini görünce de ağzım açık kaldı. Çok değil iki ay önce Aksiyon Dergisi'nde Behram Kılıç'a röportaj veren Çetin bakalım Terim için neler demiş:"Fatih Terim’in yanındaki antrenörleri korumadrğını belirten Oğuz Çetin, “Terim dominant biri. Çalışırken zorlandınız mı?” şeklindeki soruya, “Zorlanmadım dersem yanlış olur. Ama kamuoyunda görünen Fatih hoca ile bizim içimizdeki Fatih hoca çok farklı. Çalışmalarımızda, inan bana, işleyişin direkt içinde olan benim. Her zaman, ki Metin hoca da öyle, Müfit hoca da öyle ama ben daha aktif, her zaman fikrini söyleyen, direten, konuşan, etkin olmaya çalışan bir yapıdaydım. Fatih hoca bu konularda dışarıya karşı bizi korumamış olabilir, ki korumadı.Çünkü bizim için söylenen çok şeyler oldu. ‘Bunlar konuşmaz, susar’ gibi eleştiriler oldu. O tip şeyler söylendiğinde ekip başı çıkıp ‘Bir dakika kardeşim! Siz ne diyorsunuz? Oğuz şöyledir, Metin böyledir’ falan demeliydi bana göre. Demedi.” şeklinde yanıt verdi. Oğuz Çetin Fatih Terim’in egosunun kendisini rahatsız edip etmediği şeklindeki bir soruyu, “Kendimden örnek vereyim. Ben Avrupa gördüm, eğitimliyim, belli bir tarzım var. Ama Türkiye bu değil ki. Şimdi Türkiye’de ben hocamı yadırgamıyorum ki. Hoca bu tarzla Türkiye’de bu başarıları elde etti. Hoca kavgacı kimliğini öne çıkarmasa bunları nasıl elde edecekti ki?"
Futbol ekip oyunudur. Başarıyı da, başarısızlığı da paylaşırsın. Beraber gelirsin. Beraber gidersin. Kazanılan kupalarda da ikinci adamlar, yardımcı antrenörlerin kaderidir. Adları fazla anılmaz. Ten Cate değil, Rijkaard; Carlos Quieroz değil, Alex Ferguson; Oğuz Çetin değil, Terim konuşulur. 2010 Dünya Kupası'na gidememenin bir faturası olmalıydı. Terim ve ekibi bu faturayı ödedi ve istifalarını verdiler. Oğuz Çetin'e göre kendisi de istifa etmiş. Süper Lig'de çalışmaya karar vermiş ama Hiddink göreve gelince kendisiyle çalışmak konusunda ısrarcı olmuş. Böyleyse böyle. İnanmak zorundayız.
Lakin geçmiş hikayeler bize hiç de öyle demiyor. Oğuz Çetin'in teknik adamlık kariyeri oportünizm üzerine kurulu. Mustafa Denizli'nin ayrılığı sonrasında Lorant ile yola devam eden, Alman teknik adamın gidişinden sorumlu tutulan ve koltuğa kurulan bir Oğuz Çetin hatırlıyoruz Fenerbahçe tarihinde. Büyük futbolcuydu Oğuz Çetin, aynı zamanda da efendi. Tüm kariyerine tanıklık etmiş biri olarak, Metin Tekin ve onun gibi üniversite diplomasına cebine koymuş eski futbolcuların da teknik adamlığa bir adım önde başlayacaklarını ümit ettim. Futbol tarihi büyük futbolcudan büyük teknik adam olmaz'ın örnekleriyle dolu. Maalesef Oğuz Çetin de hiçbir zaman Türk futbolunda kendine teknik adam olarak bir yer edinemedi. Anadolu macerasında iz bıraktığı söylenemez. Diyarbakırspor'a da rica minnet gittiği yazılıp çizilmişti.
Bugün futbol kamuoyunun önüne "Hiddink ile telefon, e-mail ile iletişim kuruyoruz, ona tüm futbolcuları geçmişin önyargıları olmadan anlattım" diyerek çıktı. Burada da Terim dönemine bir dokundurma var ama kendisiyle çelişiyor. Sadece İbrahim Toraman'ın çağrılmaması bile söyledikleriyle icraatlarının çeliştiğinin göstergesidir. Anlamı olmayan bir hazırlık karşılaşmasına 2.5 aydır maç oynamamış Sabri'yi çağırmanın da bir anlamı olmadığı gibi. Basın toplantısının sonunda "Her ne kadar yaşım, tecrübem gereği tek sorumlu olmam gerekiyorsa da şartlar beni buraya itti." diyor. Yaş meselesi anlayamadım ama o şartları hazırlayan ta kendisi. Kusura bakmasın; ayağında krampon varken attığı paslara da, efendiliğine de saygımız sonsuz. Ama oportünist Oğuz Çetin hayat boyu bize hep şu soruyu sordurttu, sordurtmaya devam ediyor: "Acaba Ali Şen haklı mıydı?" Galiba...
Deloitte Money League 2010
(1) Real Madrid 401,42 (3) FC Barcelona 365,9
3 (2) Manchester United 327,0
4 (4) Bayern Munich 289,5
5 (6) Arsenal 263,0
6 (5) Chelsea 242,3
7 (8) Liverpool 217,0
8 (11) Juventus 203,2
9 (10) Internazionale 196,5
10 (7) AC Milan 196,5
11 (15) Hamburger SV 146,7
12 (9) AS Roma 146,4
13 (12) Olympique Lyonnais 139,6
14 (16) Olympique de Marseille 133,2
15 (14) Tottenham Hotspur 132,7
16 (13) Schalke 04 124,5
17 (n/a) Werder Bremen 114,7
18 (20) Brussia Dortmund 103,5
19 (n/a) Manchester City 102,2
20 (17) Newcastle United 101,0
» Major Adında Bir Köpek
» Perez'in Bilmecesi
Naklen Yayınlar
2 Mart Salı14:00 Türkiye-Slovakya (U21) / NTV Spor
22:00 Brezilya-İrlanda / NTV Spor
00:10 Velez S.-Boca Juniors / NTV Spor
3 Mart Çarşamba
20:00 Türkiye-Honduras / NTV Spor
21:00 Hollanda-Amerika / Futbol Smart
21:45 Almanya-Arjantin / Kanal A
21:50 İtalya-Kamerun / Rai Uno
22:00 Fransa-İspanya / TV8
22:00 Brezilya-İrlanda / NTV Spor
00:10 Velez S.-Boca Juniors / NTV Spor
3 Mart Çarşamba
20:00 Türkiye-Honduras / NTV Spor
21:00 Hollanda-Amerika / Futbol Smart
21:45 Almanya-Arjantin / Kanal A
21:50 İtalya-Kamerun / Rai Uno
22:00 Fransa-İspanya / TV8
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

