"Man. United taraftarının aldığı her litre benzinin bize yeni bir transfer olarak döneceğini bilmek güzel" demişlerdi Dubaili şeyh Manchester City'i satın aldığında. Noel ve Liam Gallagher ya da kısaca Oasis, İtalya turnesinde. Milano'da Mediolanum Forum'da 11 bin kişiye söylemişler. Noel Carragher buralara kadar gelmişken değdirmeden olmaz diye düşünmüş olmalı ki konserde bir şarkıyı Kaka'ya armağan etmiş: "Don't look back in anger". Artık bu şarkı Kaka'ya mı yakışır; yoksa onun yolunu bekleyen Manchester City taraftarına mı, bilmem... Video sadece Kaka sunumunu içeriyor... Futbol Blog programı devam etseydi; bu hafta Ali Okancı ile kesin bu klibi yayınlardık...
3 Şubat 2009
Oasis'den Kaka'ya
"Man. United taraftarının aldığı her litre benzinin bize yeni bir transfer olarak döneceğini bilmek güzel" demişlerdi Dubaili şeyh Manchester City'i satın aldığında. Noel ve Liam Gallagher ya da kısaca Oasis, İtalya turnesinde. Milano'da Mediolanum Forum'da 11 bin kişiye söylemişler. Noel Carragher buralara kadar gelmişken değdirmeden olmaz diye düşünmüş olmalı ki konserde bir şarkıyı Kaka'ya armağan etmiş: "Don't look back in anger". Artık bu şarkı Kaka'ya mı yakışır; yoksa onun yolunu bekleyen Manchester City taraftarına mı, bilmem... Video sadece Kaka sunumunu içeriyor... Futbol Blog programı devam etseydi; bu hafta Ali Okancı ile kesin bu klibi yayınlardık...
İspanya'da Bizimkiler
İspanya'daki Türk futbolcular için sezon iyi gitmiyor. Nihat sakat, İbrahim Kaş'ın sesi çıkmıyor, Ersen Martin ülkeden firar etti. Necati de Real Sociedad'da ilk golünü ne zaman atacak, merakla bekliyorum. Her hafta maç sonuçlarına bakıyorum, nafile. 21 maç oynadı Necati, golü yok, sevince ortak ama. Bu hafta River Plate'den gelen Abreu'nün penaltı golüyle kazandılar Las Palmas deplasmanında. Oktay da ne dolaştı dünyayı demek lazım şimdi. Real Sociedad, 5. sırada, lider Xerez ile puan farkı 5. Ligin bitimine ise 20 hafta var. Atar galiba Necati...
Doğuştan Kartal
Galatasaray'ın Doktorları
Lincoln, Baros, Kewell, Linderoth sakat, De Sanctis idari izinli. Skibbe'yi sezon başından beri taşıyan kadronun yabancıları olmayınca Alman teknik adamın elindeki 16 kişiyle yaratabileceği varyasyonlar da azalıyor elbette. Galatasaray üç siklet aşağı düşmüş boksör gibiydi. Herşeye rağmen elde kalan sağlamlar da; Skibbe'nin sisteminden, üstelik böyle bir zeminde böyle bir rakip karşısında vazgeçmediler. Topu şişirmeden, ayağa tek pas, Nonda üzerinden dağıtılan top. Galatasaray açısından pozitif olan bu. Sezonun en iyi stoperi Bilica cezalıyken; Sivas az pozisyon verdi rakibine. Yeni ve yerinde transfer Kamanan da iki maçın skorunu belirledi. Turu da hakettiler. Kaleci kalitesiyle de penaltılarda üstünlük sağladılar. Mehmet Yıldız'ın kırmızı kartı garip, hoş Ümit Karan da buza küfredip atılmıştı. Futbolcular saha içinde birbirlerine küfür eder, bu da bir ilk oldu futbolumuz adına.
Maç sonundaki bayrak dikme operasyonuna (La Gazzetta haberi yorumsuz verdi) bakalım federasyon ne tepki verecek? Galatasaray, 30 kişilik kadrosundan ancak 16 kişi sahaya çıkartabiliyorsa bugünlerde 3 hedefinden birinin imha olması, belki de hayırlı olacaktır bu takım için. Sakatlar çok olunca Galatasaray sağlık kuruluna inanılmaz tepki var tabii. Bugün de iki telefon aldım bu konuda. Oyuncuları tek tek değerlendirmek lazım. Bakalım sağlık ekibi ne kadar suçlu? Sondan başlayalım, Barış ikili mücadelede oyun karakteri gereği savruk daldı ve dizini zorladı, (dizi döndü bilgisi doğru değil) bağ sakatlığı ise en iyi ihtimalle 1.5 ay demektir bu. Doktor mu suçlu, yoksa zemin mi? Linderoth, bırakın futbolu insanın sokakta yürüyüşünü bile etkileyecek bir kalça ameliyatı geçirdi. Futbol dünyasında benzeri yoktur bu sakatlığın. Kewell, kasık fıtığı olmuş ardından operasyon geçirmiş, Mart başından önce oynayamaz, bunu tıp bilimi söylüyor, 3 ay diye. Servet düşmüş, omuz bağını kopartmış, var mı bilen çaresini? Sabri üst adelesine darbe almış, yürürken bile acı çekiyor. Aydın antrenmanda ters basmış, bileğinde zorlanma var. Uğur diz kapağını kırmış, futbol oynaması için önce takımın temposunda düz koşu yapabilmesi lazım. Lincoln, diz kapağının hemen altına tekme yemiş, ödem yüzünden diz kıvrılmıyor bir hafta, bunu da yaşayan bilir. Baros'un bileğine tekme atmışlar, adamın ayağı şişmiş. Tüm bu sakatlık bilgilerinden sonra Galatasaray'ın doktorlarından şikayetçi olan varsa; tavsiyem kırıkçı, çıkıkçı, büyücü bulmaları.
Gelenek #2
İki alt postta Barcelona'ya dair bir gelenek var. Usta-çırak ilişkisi. Guardiola ve Xavi. Bu da rekabetin öteki yakasından bir gelenek. Real Madrid yeni bir futbolcu transfer ettiğinde, imza töreninde mutlaka o vardır: Di Stefano ve yeni transfer Faubert...
Blog İdman Yurdu
Blog İdman Yurdu projesinden futbol blogu sahibi arkadaşlar haberdardı. Kuru kuru rss linklerinden takip etmek yerine, editoryal bir ekibin elinin değdiği futbol bloglarına açılan bir kapı Blog İdman Yurdu. Kontratak ekibiyle ortak projemiz. Oyunu seven, düşünen, üretenler için Yargıcı'nın, AKM'nin önü gibi; bir toplanma noktası. Futbol bloglarındaki içeriği takip etmek eminim böyle daha keyifli 0lacaktır. Bakın; "öte yandan" -spor basını klişesi- diyorum şimdi; hiçbir emek karşılıksız kalmamalı. Hayatını yıllardır yazı yazarak -blogdan değil elbette- idame ettiren biri olarak; futbol bloglarına büyük emek harcayan, vakit ayıran dostların da -evet belki bir Ferrari değil(!)- yıllık kombinesini, iki deplasman kaçamağını reklamlardan kazanması en büyük dileğim. İki yıllık süreçte siteye kayıtlı futbol bloglarında üretilen postlar, Blog İdman Yurdu arşivinde mevcut. Blogunu kayıt ettirmek isteyen arkadaşlar sitedeki ilgili bölüme göz atsın. Dernek kurmayacağımıza; Eurovision'a katılmayacağımıza emin olun. Sadece futbol okumak isteyenlere halı gibi bir zemin yarattık... Her türlü önerinizi bekliyoruz...Arshavin Arsenal'de
Biten transfer postundan ayrı lazım bunu. Yılan hikayesi halt etmiş yanında. Arsenal ve Arsene Wenger'in platonik aşkında mutlu son. Arshavin en sonunda Arsenal'de. Zenit vermem diye tutturdu ama futbol dünyasında herşeye rağmen en son sözü futbolcular söylüyor. Abbas bağlasan durmaz. Zenit son dakikaya kadar direnince İngilizler de 15 milyon sterlini vermek zorunda kaldılar. Rosicky ve Fabregas'ın sağlam olduğu bir kadroda iş yapar mıydı? Tartışılır, ama onların olmadığı Arsenal'de iş yapacağı kesin...27 yaşında Premier Lig'e geliyor, bu yakaladığı sondan bir önceki tren...***
Atletico Madrid de bekleneni yaptı ve Meksikalı teknik direktörünü yolladı. Javier Aguirre bardağı taşırmıştı, 3 ay önce direkten dönmüştü, bu kez yırtamadı. Jesus Gil hayatta olsaydı beş kere kovmuştu ya...
Aceto'ya Mektup 3
Sevgili Aceto geleneksel Salı yazılarına devam ediyorum. Yorum yapan arkadaşlara yine teşekkür ederek başlıyorum. Bu arada blog açmamı isteyen arkadaşlara ayrıca "sağolun diyorum" ama Aceto Blasamico'da yazmaktan çok mutluyum. Blog işi ayrı bir disiplini gerektiriyor.Yeterince iyi yapamazsam mutsuz olurum o yüzden uygun görürsen sende şimdilik konuk olarak yazayım.Barcelona B bahsini açmaya sıra geldi.Bir dönem, Barcelona B forması giyip A takıma seçilemeyenler arasında yeralan Daniel Guiza'nın memleketimizdeki performansını referans alabiliriz.
Sanıyorum konuya yine hemen giremiyorum. Evveliyatını kendi gözlem ve zanlarımla sorgulayarak başlamak istiyorum.
1993-1994 sezonunda Beşiktaş'ın Ajax ile oynayacağı Kupa Galipleri Kupası maçını TRT adına takip ve anlatım için Amsterdam'da bulunmuştum.
Şanslıydım, Hollanda'da yaşayan gazeteci İlhan Karaçay bize mihmandarlık yapıyordu. Karaçay aynı zamanda Show TV'ye profesyonel destek veriyor ve çalışmanın tüm adımlarında yeni birşeyler öğreniyorduk. Karaçay'ın ağzından çıkan her kelimeyi kaydediyordum, İlhan abi konuşuyor, farkında değil ama değerli laflar ediyordi. O dönem internet yok, dergiler kanalıyla takip ediyoruz Avrupa Futbolunu ve tabii ki çok doyurucu detaylara ulaşmak mümkün olmuyor.Yerinde yaşayan bir kişinin kendisi için ilginç olmayan bilgiler sizin için korkunç değer arzediyor. İzlenimlerinizi kaydetmeyi biliyorsanız futbol topunun peşinde yaptığınız yolculuğun her kilometresinde size yeni pencereler açmakta yardımcı oluyor.
Ajax maçlarını eski stadı De Meer'de oynuyor, ama emektar yapı artık iyice dökülüyor. Yeni stadları Arena'ya taşınacakları için yatırım yapılmıyor. Takımın başında bir metod insanı olan Louis van Gaal var, Leo Benhakker'in Real Madrid'e gidişiyle işin başına geçmiş, 80'lerin sonunda Romario denen bir adam yüzünden yarışta PSV'den çok dayak yiyen Ajax, üstüne üstlük son iki yılın gol kralı futbolcusu Bergkamp'ı İnter'e kaptırmış. Neyse uzatmayalım, Van Gaal o yıl Litmanen ve ülkeye geri dönen Rijkaard çevresinde çok iyi bir takım yaratmış ve Ajax şampiyonluk için en güçlü aday durumunda..
Son antrenmanı izliyoruz, tesislerde onlarca irili ufaklı yeşil sahada neredeyse tüm yaş gruplarından yüzlerce genç çocuk geleceğin Ajax'ı için yetiştiriliyor. Karaçay, 9 yaşındaki futbolcu namzeti çocukların bile evlerinden alınıp bırakılmalarından, eğitim ve beslenme takiplerine kadar kulübün sorumluk aldığını; hatta üst yaş gruplarında gelecek vaad eden isimlerin eğitimlerinin bile Ajax tarafından karşılandığını anlatıyor. Tabii 1993 şartlarında bu anlatılanlar inanılmaz uçuk şeyler...Gördüğümüz zenginlik karşısında etkilenmemek mümkün değil, İlhan ağabey; "bu sene şampiyon olacaklar, hatta ülkenin önde gelen yorumcuları Van Gaal'in Ajax'ı Avrupa şampiyonu bile yapabileceğini iddia ediyorlar" diyor, ilgiyle dinliyorum. Ha birde cep telefonları ile ilgili bir muhabbet hatırlıyorum. On sene içinde çok ucuza edinilecek ve tüm dünyada kullanılacak gibi bir teknoloji dedikodusu yapmıştık. Antrenman sonrası tesisleri terkederken belki de takıma Avrupa şampiyonluğu kazandıran Kluivert'ın yanından geçmişizdir kimbilir? (O sene Hollanda şampiyonu, 2 sene sonrada Avrupa Şampiyonu oldular.)
Beşiktaş'ın Şifo'nun golüyle öne geçtiği maçta, Rijkaard ile R. de Boer'in attığı gollerle Ajax 2-1 kazanmıştı. İkinci yarıda oyuna giren İgnacio Tuhuteru'ya bayılmıştım. Recep ile Rıza'nın kanadını çökertmişti çocuk... Sonra o adamdan hiçbirşey olmadı..Seyahatten aklımda kalan iki önemli cümle vardı. Birincisi, Ajax altyapı sistemini etüd edip mevcut sistemlerini geliştirmek için Cruyff'un Amsterdam'a Barcelona kulübünden adamlar gönderdiğine ilişkin söylenti, ikincisi; İlhan Karaçay'ın Rijkaard'ın Milan'dan geri getirilmesinde gelecekte kendisinden çok şey bekleniyor olması yorumuydu.
Emektar Rijkaard ileride Ajax'ın başına geçebilirdi!
Türkiye'ye dönüşte izleyip, dinleyip gördüklerimizi kim ne kadar; nerede yazıp; nerede konuştu takip edemedim bilemiyorum ama o dönem TRT-3'den yayınladığımız bir Barcelona maçında;
Barcelona'nın Ajax altyapısını eski efsane isimleri Johan Cruyff'un özel direktifi ile izlettiğini ve PSV'de gelen Romario örneğinden de yola çıkılarak Barcelona'nın Hollanda futboluyla yaşadığı etkileşimi vurgulamaya çalışmıştım.
O dönem Show TV'nin Ankara bürosunda çalışan ve tek kanallı döneminin TRT spor servisinde yöneticilik yapan efsane ismi Arman Talay'dan telefonla tebrik almıştım. Sunuculuk hayatımda bir meslektaşımdan aldığım ilk tebrik olduğu için yeri ve önemi bambaşkadır.
Ne garip, Louis Van Gaal Ajax'tan sonra Barcelona teknik direktörü oldu. Rijkaard kariyerinde iniş ve çıkışlar yaşamasına rağmen Barcelona hocalığına kadar yükselip müthiş bir takım yarattı. Hikaye devam ediyor...
Barcelona alt yapısını gelecek Salı yazacağım, bu mektup onun için bir giriş oldu. Adem babadan başlamaya ne gerek vardı diyen kardeşlere selam ederim.
Sevgili Aceto, bugün Avrupa'nın en iyi altyapı akademilerinden birine sahip olan Barcelona'nın büyüklüğünde Cruyff direktifiyle Ajax sisteminin doğru zaman doğru yöntemlerle İspanya'ya transfer edilmiş olmasının bir etkisi olabilir mi acaba?
İşin güzel tarafı böyle bir transfer yer değiştirme değil, doğru uygulanırsa ikiye katlanma anlamına geliyor.
Eski güzel günlerimizden güç almayı bildiğimiz takdirde ayakta kalabiliriz.
Nur içinde yat Arman Talay
Okay Karacan
2 Şubat 2009
Son Transferler
Delikanlı Mexes
Saha içinde agresif olan futbolcuların bazıları için dışarda pamuk gibi adamdır derler. Doğrudur. Çift kişilikli bir sürü futbolcu tanıdım memlekette. Hikaye Roma'dan. Mexes o bebek yüzüyle saha içinde pek kabadayıdır, önüne gelene dayılanır. Saha dışında da farklı değilmiş. Roma'da vatandaşı Menez ile Gilda adlı diskoteke gidiyorlar. İçeride sağlam Lazio taraftarları var. Bu ikiliye laf atıyorlar. Mexes de meraklı zaten. Arbede çıkıyor, iki Fransız da hırpalanıyor. Roma böyle bir yer. Lazio'lular geçmişte eski Beşiktaşlı Zago'yu da bir kafede sıkıştırmışlardı...
Boca Juniors 2 - River Plate 0

Boca Juniors seriye bağladı artık. Beşli yaz turnuvasının ardından oynanan bir superclasico var her yıl şubat ayında lig başlamadan: Copa Revancha. Geçen hafta 2-1 mağlup etmişlerdi. Bu kez 2-0 ile geçtiler River Plate'i. Üstelik rakip ideal onbiriyle çıkarken, Boca Juniors çoluk çocuk ile sahaya çıkmış.
1 Şubat 2009
Jimmy Jump
Adam kurumsallaşmış artık. Sitesinden basın duyurusu yapıyor. Bir medya kiti eksik! Jimmy Jump, Santander-Barcelona maçında yine sahaya daldı. Amacı 5000. golü atmaktı ama Eto'o onu dışarı çıkardı yazıyor sitesinde. Euro 2008'de Tibet'e destek için Türkiye-Almanya yarı finalinde de sahaya dalmıştı. En güzeli ise 2004 finalinde Figo'nun suratına fırlattığı Barcelona bayrağıydı.
5000=Messi
Barcelona'nın lig tarihindeki 5000. golü en çok ona yakışırdı. Messi kendine yakışanı yaptı. Santander deplasmanında 1-0'dan Messi'nin iki golüyle maçı çevirip 2-1 aldılar. Starship'ten geliyor: Nothing's Gonna Stop Us Now
Güzel Senaryo
Real Madrid taraftarı için başta Ramon olmak üzere bu heyecan verici bir senaryo. Haziran'daki seçimlerde Florentino Perez başkan olacak. Ligin ikinci yarısı için çekilen posterde kareye girmeyen Predrag Mijatovic kapının önüne konacak. Yerine Zinedine Zidane gelecek ve Zidane beraberinde Benzema ve Ribery'i de getirecek.
Oliviera Real Betis'e
Benim beğendiğim bir golcü değil. Bu iyi golcü demek değil elbette. Real Betis, Zaragoza'ya bonservisinin %50 si için 9 milyon euro ödedi. Bonservisin diğer yarısı hala Milan'da. Karışık işler işte. Ricardo Oliviera 1. lige dönüyor. Ara transfer en çok parayı harcayan kulüp Real Madrid. Diarra-Huntelaar ve Faubert için 41.5 milyon euro verdiler...
Fenomen
Marca "Yaşayan Efsane" manşetini attı bu akşam Real Madrid'in Numancia deplasmanında 2-o kazandığı maçtan sonra. Goller Raul ve Robben'den. Raul 307 gole ulaştı ve kulüp tarihinde en fazla gol atan Alfredo di Stefano'yu yakaladı.503 lig maçında 214 gol
123 Şampiyonlar Ligi maçında 64 gol
Kral Kupası'nda 35 maçta 18 gol
İspanya Süper Kupası'nda 12 maçta 7 gol
UEFA Süper Kupa'da 4 maçta 1 gol
Kıtalararası Kupa finalinde 3 maçta 1 gol
Dünya Kulüpler Şampiyonası'nda 4 maçta 2 gol
ve İspanyol milli takımında 102 maçta 44 gol...
İlk golünü 5 Kasım 1994'de Atletico Madrid'e atmıştı. Asist Laudrup'dan....
***Di Stefano:
Lig: 282 maç, 216 gol
Şampiyon Kulüpler: 58 maç, 49 gol
Kral Kupası: 57 maç, 39 gol
Latin Kupası: 4 maç, 2 gol
Intercontinental: 2 maç, 1 gol
Kendim Ettim Kendim Buldum
4 günde iki mağlubiyet. Önce Udinese bu gece de Cagliari. Üstelik Torino'da. Üstelik 2-1'den 2-3. Üstelik 41 yıl sonra! Herşey geçen hafta Del Piero'nun fırlattığı montla başladı. Puan farkı 3'tü. Yarın Inter kazanırsa puan farkı 9. Fotoğraf Juventus'u anlatıyor zaten...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







