Torres'i Liverpool'a 36 milyon euro'ya sattıktan sonra Atletico Madrid Aguero'nun bonservisini 60 milyon euro'ya yükseltti. Şampiyonlar Ligi görmemiş, İspanya'da kupa kazanmamış bir futbolcu için kağıt üzerinde de olsa yüksek bir rakamdı geçen sezon başında. Atletico Madrid yönetimi şimdi kafayı duvarlara vuruyordur. Manchester City ki Ronaldo için 170 milyon veririz diyen şeyhin eline geçti Madrid'e Aguero için geliyor. Mark Hughes uzun zamandır izletiyormuş dersem saçmalık olur. Selim Soydan olsa izlemeye giderdi ama(!) Sorun Man. City'nin 60 milyonu bastırdığında Arjantinli'yi ilk uçağa bindirebilme ihtimali. Aguero peki ayrılır mı? Arap şeyhi Atletico Madrid'de kazandığının 3 katı derse ne Kun'u kalır ne de Aguero'su...
24 Eylül 2008
Yallah Aguero
Torres'i Liverpool'a 36 milyon euro'ya sattıktan sonra Atletico Madrid Aguero'nun bonservisini 60 milyon euro'ya yükseltti. Şampiyonlar Ligi görmemiş, İspanya'da kupa kazanmamış bir futbolcu için kağıt üzerinde de olsa yüksek bir rakamdı geçen sezon başında. Atletico Madrid yönetimi şimdi kafayı duvarlara vuruyordur. Manchester City ki Ronaldo için 170 milyon veririz diyen şeyhin eline geçti Madrid'e Aguero için geliyor. Mark Hughes uzun zamandır izletiyormuş dersem saçmalık olur. Selim Soydan olsa izlemeye giderdi ama(!) Sorun Man. City'nin 60 milyonu bastırdığında Arjantinli'yi ilk uçağa bindirebilme ihtimali. Aguero peki ayrılır mı? Arap şeyhi Atletico Madrid'de kazandığının 3 katı derse ne Kun'u kalır ne de Aguero'su...
Arsene Wenger'in Bebekleri
Arsene Wenger seviyor ilklere imza atmayı. Maç kadrosunun yaş ortalaması 19. Sahaya çıkan onbirin ise 20. İlla da gençler oynasın ile akşamı edenlerden değilim. Top kimin ayağına yakışıyorsa o oynasın.Arsenal-Sheffield United 6-0
Gol: 31' e 42' Bendtner; 44', 49' e 86' Vela, 57' Wilshere.
Arsenal: Lukasz Fabianski (1985); Gavin Hoyte (1990), Alexandre Song (1987 - 69') Francis Coquelin 1991), Johan Djourou (1987), Kieran Gibbs (1989); Fran Merida (1990 -69') Henri Lansbury 1990), Aaron Ramsey (1990), Jack Wilshere (1992), Mark Randall (1989); Carlos Vela (1989), Nicklas Bendtner (1988 - 69') Jay Simpson 1988).
Yedekler: Vito Mannone (1988), Jay Emmanuel-Thomas (1990), Abu Ogogo (1989), Emmanuel Frimpong (1992)
Arsene Wenger ve Olasılıksız
25 Yıl Önce Bugün Camp Nou'da
25 yıl önce bugün. Barcelona, A. Bilbao karşısına çıkıyor seyircisi önünde. O dönem Bask takımları domine ediyorlar ligi. Goikoetxea bir sezon önce Schuster'e dalmış, Alman 9 ay sahalardan uzak kalmış. Bugünün Real Madrid teknik direktörü intikam için çıkıyor sahaya. Yakalarsa sallayacak Goikoetxea'ya. Vuruyor ama hakkını vermiyor Schuster. Vatandaşı Nietzsche'yi okumamış besbelli: "Seni öldürmeyen şey güçlü kılar'"dan habersiz. Hakem faul bile çalmıyor. Goikoetxea oyunda kalıyor; canı yanınca da vuracak adam arıyor sahada. Maradona kurbanı oluyor. Bilbao Kasabı 25 yıl önce bu akşam Camp Nou'da giydiği kramponları hala saklıyor. Sormuşlar, pişman mısın? "Değilim" diyor. "Schuster bana kasıtlı girmeseydi kızıp sinirimi Maradona'dan çıkartmayacaktım..."
Güle Güle Bay Kanat
yoksa birden fazla siyah ceketin; çoksa, çoğalıyorsa gittiğin cenazeler yıllar geçtikçe. camiden çıktığında yakandan alıp da cebine koyduğun rahmetlinin fotoğrafını ne yapacağını bilmiyorsan, sadece eş dost akraba değil; sevdiğin ama tanımadığın insanların da cenazesinde son bir veda ediyorsan; artıyor bu iğne delikleri. hani bazı kumaşlar tutmuyor da o delikleri, bazıları tutuyor işte. delik deşik oluyor siyah ceketin sol yakası. iğne deliklerine bakıp hangisi hangi cenazeden diye de çıkartamıyorsun anasını satim...ölüyorlar
delik deşik oluyorsun...
hem siyah ceketin
hem de sen...
23 Eylül 2008
Javier Zanetti: 600. Maç
Inter gibi futbol değirmeni bir kulüpte 600. maçına çıkmak! Inter tarihinde bunu başarabilmiş iki oyuncu var. 756 maçla Bergomi ve 634 maçla Facchetti. 90'lardan itibaren 25 sol bekin, son 15 yılda 12 teknik adamın değiştiği Inter'de ilk maçına Ağustos 95'de çıktı Javier Zanetti. Çarşamba akşam San Siro'da oynanacak Lecce maçında 600. kez Inter formasını giyecek. Marcos ve Zapatista'lara verdiği destekle Inter taraftarının da aklını almıştı. Ne tribünlerin politik görüşü kaldı ne kulübün duruşu. Yıllardır takım içinde Arjantin çetesinin lideri olmakla da suçlanır, yabancı oyuncu seçiminden ilk onbire kadar herşeye el attığı da. Geçelim şimdi bunları. Defans ve orta sahada oynamadığı mevki kalmadı. Ben en çok oyun rölantiye girdiğinde onun topu alıp sıfıra inme çabasına hayranımdır. Serie A gibi bir ligde rakibi karşılayan bir oyuncu olarak bütün sezonu cezasız geçirebilmek te ayrı bir marifet. Geçen sezon ligin tüm maçlarında forma giydi Zanetti.
Lecce maçına 600. kez forma giymesinin şerefine özel hazırlanmış kaptan bandıyla çıkacak. Soruyorlar, ne hissediyorsun diye? "600. maç önemli ama hafta sonunda derbide, santra noktasında bir büyük bayrak adam Maldini'nin elini bir kez daha sıkmak çok daha önemli ve anlamlı benim için" diyor. Bunlar hem futbolcu hem de büyük adamlar. Çok büyük hem de...
Zanetti Öncesi Isınma Turu
Javier Zanetti başlıklı yazı öncesi ısınma turu olsun bu satırlar. Serie A'nın bayrak adamlarının güncel istatistiklerine bakalım. Maldini 40 yaşında, Costacurta'dan neyim eksik deyip geçen sezonunun sonunda bıraktı. Nesta da sakat olunca rotasyona girip kenarda iki nefeslenecek vakti bile olmadı. Maldini'nin Milan'da oynadığı maç sayısı 873. 620 lig maçı, 139 Avrupa Kupası. Daha detayına girmeyelim. 7 şampiyonluğu, 5 Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırdı. Kariyerindeki tek eksik UEFA Kupası. Onu da bu sezon almadan gitmem diyor galiba... Del Piero 33 yaşında, geçen hafta Zenit'i frikikle yıktı. Juventus formasıyla çıktığı maç sayısı 564. Bunların 35'ini 2. ligde oynadı. 5 şampiyonluğu, 1 Şampiyonlar Ligi kupası var. 2010 yılında Premier Lig'e gitmeyi düşünüyor. Totti 32 yaşında. 510 maça çıktı Roma formasıyla. Serie A'da oynadığı maç sayısı 396. Roma'da şampiyonluk görmeden giden çok yıldız var. Onun en azından bir şampiyonluğu var. Sakatlıklar olması Del Piero'yu yakalayabilirdi. Rus oligarklar, Arap şeyhleri, Amerikalı patronlar... Bunlar futbolun romantik adamları. Şimdi topu Javier Zanetti'ye atabilirim...
Juventus Maçı Öğrenciye 5 Euro
Avrupa'da kombine fiyatlarının yer aldığı futbol aşkının bedeli başlıklı yazı sonrası Türkiye'de de taraftar olmanın maliyeti üzerine tartışmalar yapıldı. İngiltere ve İtalya'daki kombine fiyatlarının şaşkınlık yarattığını söylemeliyim. İngiltere'de biletler 200-300 sterlin ama... diyenler de var elbette. O biletler Japon turistlere ama... Yarın İtalya'da Serie A maçları var. Juventus, Torino'da Catania ile oynuyor. Çarşamba günü olması dolayısıyla tribünler dolmayabilir. Juventus bilet fiyatlarını açıkladı: Üniversiteliler dahil tüm öğrenciler sadece 5 euro. Biletin yanında öğrenci kimliğini gösterip giriyorsun tribüne. 3 büyükler de bilet fiyatlarında öğrencilere indirim uygulasa. Güzel insan Bağış Erten'e selam olsun. Arda'lar; Arda'yı çıplak gözle tribünden izleyemeden nasıl Arda olacaklar? diye soruyordu dün akşam Futbol Extra'da... Del Piero'lar 5 euro'ya izliyor işte...
Klinsmann'a Absinth
Bayern Munih-Werder Bremen maçının ardından merak etmiştim, araya iş girdi. Bayern Munih'in sahasındaki en farklı mağlubiyeti nedir? 32 yıl önce 19 Ekim 1976'da Schalke 04, Bayern Munih'i 7-0 mağlup etmiş. 2-5 biten maçın sabahında Bild gazetesi manşetten Klinsmann kaç hafta daha namağlup kalır diye sormuş. Cevabı akşam aldılar! Beckenbauer'in maç sonrası Klinsmann'a tavsiyesi ise: "Octoberfest'e gidip 2 litre bira içsin". Ben olsam direkt Absinth tavsiye ederdim... 5 gol birayla unutulur mu?
Ljungberg Günlüğü #3
Bu adamın futbola dönmeye niyeti yok. New York'da takılmaya devam ediyor. Beşiktaş'a getiremedik(!)Ljungberg Günlüğü
Andres Fleurquin
Yıllar çabuk geçiyor ile lafa kolay girilir. Fleurquin Galatasaray'a geldiğinde 26 yaşındaydı. 33 yaşına gelmiş. Uruguay'ın en zengin ailelerinden birinin çocuğu olduğu aslında paraya pula ihtiyacı olmadığı söylenirdi. "Babasının işleri bozulmuş şimdi ailesine Fleurquin bakıyormuş" daha ilginç bir hikaye olabilirdi ama yok öyle birşey. Andres Fleurquin iyi futbolcu muydu? Emin değilim. Bülent Akın'ın yanında daha iyi duruyordu ama bu da nasıl ölçüyse artık! Josico'nun Maldonado'dan iyi olabilme ihtimali gibi galiba... İspanya'da Cadiz forması giyiyor Fleurquin.
Tevazu
2010'un Maskotu: Zakumi
For a Few Dollars More
Çalıştırdığı takımı ilk sezonunda şampiyon yapmış, ikincisinde kılpayı 2. olmuş, Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek final oynatmış, dünyada ben futbolseverim diyen istisnasız herkesin adını ezbere bildiği bir efsane; bırakın Avrupa'yı kendi ülkesi Brezilya'da bile çalıştıracak takım bulamaz mı? Zico analizi yapmayacağım. Hakkında binlerce sayfa yazıldı çizildi. Özbekistan'da adını Rivaldo transferiyle duyuran Bunyodkor takımıyla anlaştı Zico. Kabul, Japonya'da futbol misyoneriydi ama Fenerbahçe ile bir başka kartvizit bastırmamış mıydı kendine? Aziz Yıldırım'ın, "Zico ve ekibinin talep ettiği yüksek ücret nedeniyle anlaşamadık" açıklamasını pek kabul edilir bulmamıştım ama ortada bir gariplik var. Zico galiba yüksekten uçuyor ve istediği rakamı da sadece Özbekistan kulübü verdi. Rivaldo tamam ama Zico'nun yaptığının bence başka bir açıklaması yok. Güzel adamdın Zico lakin başka film gelmedi aklıma...
22 Eylül 2008
Milli Takımlar Kendi Liglerinde Şampiyon Olur Mu?
Geçen hafta programdan önce Lig TV'den Mehmet Özkan ile Aragones'i konuşurken söz milli takım hocalığından-kulüp hocalığına geçişteki zorluk adına Scolari'ye geldi. Eldeki kadro kalitesi adına şu soruyu yönelttim: "Chelsea Portekiz milli takımı oynasa kim kazanır?" İkimiz de "Chelsea" dedik. Şimdi bu soruyu Avrupa'nın 5 büyük ligi ve bizim milli takımı için farklı bir şekilde soruyorum. Ülke milli takımları sizce kendi liglerinde şampiyon olur mu? Kendi liginde oynayan milli takım oyuncularını, kulüp takımlarından çekip almıyor, klonluyoruz bu konuya kafa patlatırken. Klose hem B. Munih de hem milli takımda, Arda hem Galatasaray hem de milli takımda. İlk cevaplayan ben olayım: Banko şampiyon olur diyebileceğim milli takım yok. İngiltere kesinlikle olamaz. Türk milli takımının da şansı yok. İtalya ve Almanya milli takımı son haftaya kadar zorlar. İspanya için tereddütüm var ama ona da olamaz derim. Fransa milli takımı Domenech dışında bir hocayla kendi liginde şampiyon olur. İlla da banko arıyorsak Hollanda ve Portekiz kendi liglerinde uzak ara yaparlar. Avrupa'nın diğer ufak ligleri ve Güney Amerika'yı dikkate almayalım. Söz sizde...
Hardal Meselesi
Uzun zamandır futbol dışında yazmıyorum blogda, hardal meselesi -ki önemli meseledir- onunla bir sokağa çıkma zamanıdır. Önce Barış ve Ayhan'dan bahsetmeliyim. Beşiktaş meydanından yıkılan Tansaş'ın yanındaki Geçit Büfe'nin sahibiydi Barış. Ayhan da döner ustası. Onlardan daha iyi döner yapan yoktu(r) semtte. Bir sabah geldim, yıkıntıyla karşılaştım, ne Barış vardı ne Ayhan, kalakaldım o meydanda. Hala ararım o döneri ve büfenin hardalını. Barış kendisi yapardı hardalı. Tarifi de vermişti ama üşendim her nedense. Hakkını yemeyeyim Üsküdar iskelesine giden büfenin kötü sosislisini yeme sebebim de o kıvamında ve zehir gibi acı hardaldır. Bir de Kızılkayalar'ın hardalı vardır ki; sağolsun Bağdat'daki garsonlar her uzattıkları müşteriye aman dikkat çok acı uyarısı yaparlar. Yurtdışında kimileri Virgin, Fnac'den çıkmaz, cd, dvd peşinde koşturur ben de market, şarküteri, gurme dükkanı gezerim. Rafların önünde bol vakit geçirmişliğim, valizi sosla vs.. doldurmuşluğum vardır. Bizim Delizia hardalına rakip hardal arıyorum yıllardır. Alıyorum, geliyorum yok bu da beş para etmez diyorum. Piyasada ketçap üreten tüm firmaların hardalları zaten bir garip. Fransa'dan 6'lı mini pakette aldığım hepsi bir arada da aradığımı bulamayınca umudu kestim artık. Hardal Delizia'dır dedim; tartışmayı bitirdim kendi adıma. Post burada biter ben gider ekmeğe sürer yerim Delizia'yı...
Sinema Pongolle
Herkesin inandığı, sevdiği büyük futbolcular vardır. Maçlarını kaçırmadığı, hakkındaki haberleri kaçırmadığı. Bir de madalyonun öteki yüzü... En azından benim için. Sevmediğim, inanmadığım futbolcular. El Hadji Diouf, Ricardo Oliviera, Nani ve Sinema Pongolle mesela. Liverpool'un Fransız Houllier'in emrinde olduğu günlerde vitrine çıkmıştı. Ne o kulübe ne de Premier Lig'e yakıştırdım. Olmadı, yapamadı. La Liga'nın en düşük bütçeli takımlarından R. Huelva'ya gitti. Atletico Madrid bu sezon Şampiyonlar Ligi'ne gidince kadroyu geniş tutalım dedi ve Forlan-Aguerro'nun arkasında yedek beklesin diye ona imza attırdı. Forlan sakatlanınca da son lig maçında formayı kaptı ve 2 gol attı. Atletico Madrid Semih'i istiyor haberlerini ciddi bulmuyordum. Semih'e büyük haksızlık etmişim. Şu Sinema denen arkadaşın yerinde Semih olsa fena mı olurdu? Dizi olurdu...
Gascoigne&Beckham


Çocukluğumuz unutulmaz karelerindedir. Her dükkanda vardı neredeyse. Veresiye satan-Peşin satan. Ne üzülmüşümdür o veresiye satan amcaya... Beckham'ın 2009 takviminden bir kare ve Gascoigne'in yine torbada içki sona yürüyüşü bana bu tabloyu hatırlattı. Scarface'den Toni Montana ile seslendirirsek: In this country, you gotta make the money first. Then when you get the money, you get the power. Then when you get the power, then you get the women...
Carrizo?
Milan-Lazio maçındaki gollerde kaleci hatası var mı? Dün gece Serie A'nın gollerini 24 saat boyunca tekrarlayan kanalda 2-3 kez izledim arka arkaya. Seedorf tavana çakıyor, Zambrotta insafsızca uzak köşeye bombalıyor; Pato direk dibine kafayla bırakıyor. Kaka yayın dışından lamba gibi asıyor. Carrizo 4 gol yedi. Ben 4 golde de vurduran takım arkadaşlarını suçlu buldum. Merak ediyorum blog ahalisi ne düşünüyor? Zarate'nin dar açıdan yakın direk dibine vurduğu topta Abbiati suçlu, onda tereddütüm yok... 4 gol yiyen kaleci masum mudur?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






