5 Ekim 2012

El Clasico 7/10

Son yılların en çok siyasi mesaj içeren El Clasico'su olacağı kesin. Barselona'daki kampanyalar Pazar akşamı Camp Nou'yu arenaya çevirecek. Video'yu izlemek yeterli. "İki bayrakla gelin diyorlar. Koreografi de 98 bin kartonla Katalonya bayrağı....

Video:7/10/2012
Real Madrid: 1 Barcelona: 2
Real Madrid: 1 Barcelona: 3
Süper Kupa 2011
Barcelona: 1 Real Madrid: 1
Real Madrid: 0 Barcelona: 2
Real Madrid: 1 Barcelona: 1
Barcelona: 5 Real Madrid:0
Real Madrid:0 Barcelona: 2
Barcelona: 1 Real Madrid:0
Real Madrid:2 Barcelona:6
Barcelona: 2 Real Madrid: 0
Real Madrid:4 Barcelona:1
El Clasico'da İhanet
Laporta döneminde Barcelona vs. Real Madrid
Barça ve Kaçan Yıldızlar
Ben Luis Figo

Hafta Sonu Futbol


5 Ekim Cuma
19:00 Hertha Berlin - 1860 Münih @FogTV
20:00 Trabzonspor - Kasımpaşa @Lig TV
20:00 Karabükspor - Orduspor @Lig TV 2
20:00 Gaziantepspor - Antalyaspor @Lig TV 3
21:30 Augsburg - Werder Bremen @TRT Haber
22:30 Celta Vigo - Sevilla @Ntv Spor

6 Ekim Cumartesi
14:00 Tavşanlı Linyitspor - Kayseri Erciyesspor @TRT Spor
14:45 Manchester City - Sunderland @Lig TV 3
16:00 İstanbul BŞB - Gençlerbirliği @Lig TV
16:30 Bayern Münih - Hoffenheim @TRT Haber
17:00 Chelsea - Norwich City @Lig TV 3
19:00 Galatasaray - Eskişehirspor @Lig TV
19:00 Elazığspor - Akhisar Belediyespor @Lig TV 2
19:00 Samsunspor - Denizlispor @TRT Spor
19:00 Göztepe - Konyaspor @TRT Web
19:30 Schalke 04 - Wolfsburg @TRT Web
19:30 West Ham United - Arsenal @Lig TV 3
23:00 Real Betis - Real Sociedad @Ntv Spor

7 Ekim Pazar
14:30 Ingolstadt 04 - Kaiserslautern @FogTV
15:30 Southampton - Fulham @Lig TV 3
16:00 Sivasspor - Bursaspor @Lig TV 2
16:30 Mönchengladbach - E.Frankfurt @TRT Haber
18:00 Newcastle United - Manchester United @Lig TV 3
18:30 Hannover 96 - Borussia Dortmund @TRT Haber
19:00 Fenerbahçe - Beşiktaş @Lig TV
19:00 Mersin İY - Kayserispor @Lig TV 2
19:00 Adana Demirspor - Adanaspor @TRT Spor
20:50 Barcelona - Real Madrid @Ntv Spor
22:30 Atletico Madrid - Malaga @Ntv Spor

İtalya Serie A, Fransa Lig 1 ve İngiltere Federasyonu Kupası (FA Cup) maçları Tivibu ve TRT ekranlarından yayınlanacak. 

4 Ekim 2012

Sabahattin Bey ve
Pep Guardiola

Lokantası hep doludur Sabahattin Bey’in. Balık satar İstanbul’un deniz görmeyen eski bir semtinde. Bir lord kadar şıktır, İtalyan papuçları, kruvaze ceketleri, beyaz pantolonu ve kimi zaman ipek fuları... Kapıda yakalamadıysa mutlaka masada bulur sizi ve selamını eksiz etmez ilk kez ayak bassanız bile dükkanına. İşini sever, dürüsttür, “deniz levreği” diyorsa o deniz levreğidir, sosa bulamaz mezelerini, sadede lezzzeti bulmuştur. Patrondur ama bir bakarsanız salatayı getirmiş, boşalan kadehi doldurmuş ve hatta kül tablasını değiştirmiş. Hafif mahcubiyet bile uyandırır müşterisinde bunlar... Sabah gün doğmadan gidip balığı halden seçer ya da oltacısı gelir bırakır, mutfağa girecek malzemesini özenle satın alır ve yıllardır değişmez... Hikayesi olan adamdır Sabahattin Bey.“Ben de yapabilirim” diyebilirsiniz, diyorlar zaten... Ne dükkanlar açılıyor ve ne işletmeler batıyor bu şehirde: “Ben de doldururum dükkanı, ben de kurarım bu düzeni.." 
 
Sabahattin Bey’i, “Balıkçı Sabahattin” yapan neyse, Guardiola’yı da “Guardiola’lı Barcelona” yapan odur işte... “Barcelona’yı ben de çalıştırırım, benim de elimde Xavi-İniesta-Messi olsa ben de kazanırım...” Sabahattin Bey, dükkanı sana bıraksa üçüncü günde kasaya kurulur hesapları sayarsın, Guardiola da sana takımı emanet etse; bir hafta sonra soyunma odasında sesini duyuramazsın. O dükkanı oğluna bırakır; Guardiola da Tito Vilanova’ya... Gelenektir bu, dükkanları eskiten, tarihi müessese yapan... Bizim memlekette 10 yıl önce açılmış köfteci tabelasına “Tarihi” yazdığından idrak etmemiz zordur. Tarih böyle yazılır aslında, bir lokantanın kapısında ya da bir kulübün soyunma odasında... İsimler değişir; zaman yorar, tüketir adamları ama gelenek sürer. Rinus Michels’ten öğrendiklerini Cruyff koyar sahaya... Onun inandığı, mirasını bıraktığı Rijkaard gün gelir alır bayrağı... Sonra dükkanda servis aksayınca devreder Guardiola’ya... Sen ona “Genç teknik adam” dersin, önünü açtılar sanırsın ama o zaten yaşlanmıştır Camp Nou’nun duvarları arasında. Şen kahkahaların yükseldiği, kadehlerin tokuşturulduğu lokantalar kadar mesut ortamlar değildir ama futbol dünyası. Zirveye de çıksan tepede oksijen azalır, kazandığın kupalar bir oksijen maskesi olmaz sana. Dört yılda fotoğraf fotoğraf, çizgi, çizgi çöken Pep Guardiola’nın vedası da bundandır belki de...
O nefes almaya gitti ama onun gibilerinin yolunu açarak... Ya da onun gibi olacaklarına inandıklarını takımlarının başına getiren kulüp başkanlarını terse yatırarak (!) ‘Ne kadar yaşlı, o kadar tecrübeli’den; ‘genç olsun ama Guardiola gibi yolu açık olsun’a dönen son yılların teknik adam tercihinde hadi peki trendinde, oltaya takılanların ağzından iğneyi alalım. Bakalım hangileri istavrit, çinekop hangileri kaya balığı?
Luis Enrique, Guardiola gibi Barcelona’nın alt yapısında çalışmış ama iş A takım hocalığına gelince önce Katalan olmadığı için kaybeden sonra doğru zamanda doğru yerde olamadığı için valizi toplayan bir futbolcu eskisi. Çiçeği burnunda bir teknik adamdı Roma’ya geldiğinde asabi Luis Enrique. Atletico Madrid’in teklifini kabul etmeyen ve Roma gibi kadrosunda “Totti ne isterse o olur” kalibresinde bir kaptana sahip kulübe gelmek pek akıl karı değildi. Roma, Guaridola modelinden etkilenmiş, futbolculuk kariyerinin heybetiyle İspanyol’a güvenmişti. Olmadı... Luis Enrique bu işe soyunan kendisi gibi tecrübesiz isimlerin bunu ilk kendi ülkelerinde başardıklarından haberdar değildi galiba (!) Kendisi gibi Guardiola modeli olan Roma eskisi Montella’dan bayrağı teslim alan Luis Enrique, “İspanyollar, İtalya’da başarılı olamaz” klişesinin altına bir çentik daha attırdı ve evine döndü. Oysa ki o da Guardiola gibi alt yapıdaki oyuncuları en usta şeflerin lokantalarına götürüyor bir ağabey gibi seviliyordu Barcelona’da. Niye acaba? Leonardo, sambacılar arasında Avrupa kariyeriyle en saygı gören isimlerden biriydi. Milan da onun eviydi. 12 yıldır futbolcu, sportif direktör kartvizitiyle çıkmadığı Milanello tesislerinde gün geldi Ancelotti’den boşalan koltuğu oturdu. İtalyan medyası “yok artık” dedi. Kariyerinde takım çalıştırmamış Brezilyalı, sahada ne kadar efsane olursa olsun, Çizme’nin devinin başına nasıl geçerdi? Inter’den yediği 4 golü, Real Madrid’e 3 atarak belki telafi etti ama Manchester United ile eşleşmeden 180 dakika tabelaya 7-2 yazınca, patron Berlusconi bileti kesti. Leonardo, Guardiola olamadı ama Judas oldu! Büyük ümitlerle Inter’e getirilen Rafael Benitez gönderilince devre arasında kovulmanın intikamını, Milan’a ihanet ederek aldı ve şehrin öteki renklerine bağladı kendini. Fakat sadece altı aylığına. İtalya Kupası’nı kazanmasına rağmen, Mourinho artığı takımdan kaçmayı uygun gördü ki soluğu sportif direktör olarak Paris Saint Germain’de aldı. Futbol dünyası küçük... Bir zaman sonra da koltuğuna oturduğu Ancelotti’yi kendi getirip teknik adam yaptı Katar sermayesiyle uçan kulübe. Leonardo da, Guardiola olamadı. Neden acaba? İz bırakmayan bir futbolcunun büyük teknik adam olması, en damardan olanı, Mourinho’nun hikayesi, uzun ve başkadır ama onun öyküsü bizzat Mourinho ile başlar. Andre Villas Boas, Porto’da 17 yaşındayken rakip takımları izleyip analiz videolarını hazırlayan beyindi. Mourinho, Şampiyonlar Ligi’ni ilk kez kazanırken de rakiplerin eksilerini onun raporlarından okudu. “Çocuk”, Chelsea yıllarının ardından Mourinho’dan koptu ve alttan başladı. Academica’da vitrine çıktı ve Porto’nun başına geçip sezon sonunda dünyaya “Benim adım Andre Villas Boas beyler” dedirttiğinde sadece 32 yaşındaydı. Guardiola modelinin en parlak temsilcisi olacak” denilen Boas, doğduğu toprakları çok erken terkedip, entrikalarla tarihi yazılmış Ada’nın yolunu tuttu ve... Chelsea’de takımın ağır ağabeylerine söz geçiremedi, kendi futbolunu oynatamadı ve gönderildi... Bıraktığı takım, bir başka genç teknik adam DiMatteo ile Şampiyonlar Ligi’ni kazanırken; Boas, parlak zekasının kredisinin hatrına, şimdi Tottenham’ın başına geçti. Londra’da bir başka kulüpte olursa ne ala... Olmazsa neden acaba? Ranieri’yi gönderen İnter Başkanı Moratti onu göreve getirdiği ismini kulüpte bile bilmeyen vardı hiç şüphesiz. Andrea Stramaccioni, 25 yaşından beri Roma ve çevresinde alt yapılarda çalışmış ve iki seneden daha bir az zamandır da Inter alt yapısında görev yapan bir teknik adamdı. Leonardo’ya burun kıvıran gazeteler onun için de patırtı kopardı elbette. Guardiola modelini bir de Inter denese fena mı olurdu. Pro Lisansı bile olmayan bu genç teknik adam, Milano derbisinde Milan’ı devirip ezeli rakibinin şampiyonluk yoluna koca bir taş koyunca, Inter taraftarından geçer not aldı ama yeni sezonda işi zor. İhtiyarlar heyetinin olduğu Inter soyunma odasında bu “tüysüz” delikanlı ne kadar dayanabilecek, onun tahminini yapıyorlar şimdi İtalya’da... Leonardo’dan sonra Stramaccioni de olmazsa, neden acaba? Kaya balıklarının en akılda kalanları bunlar. Peki ağızda tat bırakanlar? Genç yaşta çalıştıkları kulüplerin müzelerine yeni raf taktıran tek adam Guardiola değil elbette. Dört ülkede de şampiyonluk gören Jose Mourinho ondan önce yola çıktı ama son dönemde Bayern Münih gibi bir devi iki kaz alt etmeyi başaran B.Dortmund’un futbol aklı Jürgen Kloop, takımın başına geldiğinde 41 yaşındaydı. Onu buraya getiren ise 30’ların başında yönetmeyi başladığı Mainz’dı elbette. Conte orta karar bir takım bile çalıştırmadan küllerinden doğan Juventus ile sezonu namağlup şampiyon tamamladı. Boas ile dikiş tutturamayan Chelsea’nin “geçici” teknik adamı Roberto Di Matteo, Abramovich’in kabusu olan Şampiyonlar Ligi’ni kazanıp takımın başında kalmaya hak kazandı. Liverpool bu sezon Guardiola kadar genç birini tercih etti. Swansea City’de parlayan Brendan Rogers... Roberto Martinez de Wigan’a geldiğinde Guardiola’nın bayrağı teslim aldığı yaşta değildi. İstavrit de olsalar, çinekop da olsalar hiçbiri Guardiola gibi bir lüfer değil... Neden acaba? Belki de her şey değil ama çok şey saha dışındaki yaşanmışlıklar... Biraz hayat bilgisi, biraz felsefe, biraz cesaret, biraz şefkat, biraz disiplin, biraz özgüven, biraz ihanet, biraz aşk, biraz keder, biraz tutku, biraz inat, biraz vefa, biraz müzik (Viva La Vida/Coldplay) biraz şiir, biraz roman...
Josep Guardiola: Neden acaba?

Barcelona altyapısının çalıştığı ve “Mini” olarak bilinen tesislerde 30 yıldır bir taraftar her gün genç oyunculara destek veriyordu. İşi olmayan Cristobal uzun yıllardır Barcelona kulübü idareciler, teknik adam ve futbolcuların yardımıyla hayatını idame ettiriyordu. Guardiola, 25 yıldır tanıdığı bu yaşlı adamı, Camp Nou’da yedikleri yemeklere davet etti. Cristobal artık takımla birlikte yemek yerken, Guardiola futbolcuların “Başkan hayatlar”ı keşfettikleri söylüyordu. Camp Nou’da 2009’da kazanılan Real Madrid maçı sonrasında soyunma odasında sevince Cristobal da ortak oldu. Birkaç saat sonra mutlu bir şekilde hayata veda etti.
Barcelona’ya geldiği günden bu yana sakatlıklar boğuşan Arjantinli stoper Gabi Milito’ya daha kulübe resmen hoca olmadan önce hastanede ziyaret etti ve dibe vurmuş futbolcuya sahip çıktı. Üç saatlik görüşmenin ardından medyanın karşısına geçti ve “Milito’yu sahada görmeyi, kupa kazanmaya tercih ederim” dedi.
Rijkaard’dan boşalan koltuğu oturan Guardiola’yı, Barcelona’da teknik direktörün çalıştığı odada ufak bir televizyon bekliyordu. Göreve geldiği ilk gün Barselona’da kendi cebinden büyük ekran bir televizyon ve kayıt cihazları aldı, kulübün faturayı ödeme teklifini reddetti.
Barcelona’nın sponsoru Audi, teknik direktör ve futbolculara her sezon başında birer otomobil hediye ediyordu. Guardiola otomobili, teknik ekibindeki antrenörlere de verilmediği için kabul etmedi ve “Biz bir ekibiz” dedi.
Barcelona’da takım içi disiplinine uymayan futbolcular takım arkadaşlarına yemek ısmarlıyordu. Guardiola bu geleneği de değiştirdi. Dört galibiyet arka arkaya aldıklarında takımı yemeğe kendi cebinden götürdü ve futbolcuların ödeyeceği para cezalarının Rett sendromuyla savaş veren bir vakıfa bağışlanacağını açıkladı.
2008 Kasım’nda teknik ekibi içinde kaleci antrenörü olarak görev yapan Juan Carlos Unzue’nin babası vefat etti. Barcelona’nın ertesi gün maçı olmasına rağmen Guardiola, kulüp idarecilerine tüm takım ve teknik kadronun Barselona dışındaki cenazeye katılacağını söyledi. Cenazede “Günlük yaşıyoruz. Bugün burada olmamız gerekiyordu. Yarın maça bakarız” dedi.
Şampiyonlar Ligi finalinde Barcelona’nın rakibi Manchester United’dı. Finale bir hafta kala Katalanlar, Roma’ya çıkartma yapmaya hazırlanırken, Guardiola, kulüpte 33 yıl boyunca masörlük yapan Angel Mur’un bileti olmadığını öğrendi. Genç hoca, çocukluğundan beri tanıdığı yaşlı masörü özel davetlisi olarak Roma’ya götürdü.
Roma’da kazanılan Şampiyonlar Ligi kupasının rehavetiyle ligde şampiyonluğu garantileyen Barcelona sezonun son haftasında Deportivo La Coruna deplasmanına gitti. 1-1 biten maçın ardından Guardiola, kafiledeki masörden, malzemeciye, futbolcudan, yöneticiye kadar herkesi sürpriz bir yemeğe götürdü. La Coruna’da rezerve ettiği restoranda masa ıstakoz ve şampanyalarla donatılmıştı.
Kral Kupası’nda 3. Lig ekibi Cultural Leonesa ilk maçı sahasında 2-0 kaybetmiş, Camp Nou’ya ümitsiz gelmişti. Zayıf rakibini 5-0 mağlup eden Barcelona’nın soyunma odasının kapısında dünya yıldızlarından forma almak isteyen Cultural Leonesa’lı futbolcuların beklediği gören Guardiola, soyunma odasının kapısını ardına kadar açtı ve misafir takım oyuncularına “Lütfen girin ve evinizdeymiş gibi rahat olun” dedi.

Pardon, total futbol mu dediniz?.. (4-4-2 // Eylül 2012)

Ramos-Mesut-Mourinho

Barcelona hakem desteğiyle Sevilla deplasmanından çıktığında puan tablosundaki fark 11 idi. El Clasico’ya bir hafta kala Real Madrid, Deportivo La Coruna karşısına çıktı. Sergio Ramos bir yıl aradan sonra ilk kez sağ bekteydi. Manchester City maçında kesik yiyen ardından Mourinho ile kapışması bir hafta manşetlerden düşmeyen “Reis”, elektrik kablolarının kesildiği Vallecano maçında da yedekti ama bir gün sonra oynanan maçta onbirde çıkmıştı. Real Madrid o akşam 0-1 geriye düştüğü maçta pek de iyi oynamadan 4-1 kazandı. Hikaye maçın devre arasında soyunma odasında yaşanmış. Kriz döneminde “Mourinho hocamdır. Saygıda kusur olmaz”, “Ramos’u severim, iyi çocuktur” ile geçiren ikili yine kapışmış.

Sergio Ramos, felaket bir ilk yarı oynayan ve oyundan çıkmayı sonuna kadar hakeden Mesut Özil ikinci yarıya çıkmayınca, mesaj derdine düşmüş. Mesut’un formasını içine giyen Sergio Ramos’un bu protestosunu maçın ertesi günü farkedemediler ama bir gün sonra patladı medyada. Ramos, gol atacağımı hissettim ikinci yarıda bunu da Mesut’a moral vermek için ona hediye edecektim dese de bu pek inandırıcı bulunmadı. Has adamı Mesut’un kenara gelmesine bozulan Ramos, Mourinho’ya bir kez daha gider yapmıştı...


Bu Ramos’un Mourinho ile ilk dalaşması değil elbette. Geçen sezon yaşananları hatırlatmakta fayda var. El Clasico’yu kaybetmiş olmasına rağmen Ocak ayına 5 puan farkla giren Real Madrid, Kral Kupası’nda Katalanlara elenmişti. Ardından Jose Mourinho ve Ramos arasındaki dialog dışarı sızınca da kıyamet kopmuştu. Real Madrid’de futbolcular ve teknik adam arasındaki krizin sebebi de, kaybedilen maçların ardından Mourinho’nun medya karşısına çıktığında futbolcuları suçlaması, “Sahadaki benim takımım” değildi demesi...


Geçen sezon ne olmuştu? (Ocak 2012)

Mourinho: Maçtan sonra röportajlarda beni batırmışsınız.
Ramos: Hayır “Mister”, Siz sadece gazetelerin yazdığı kadarını okudunuz. Bizim söylediklerimizin hepsini değil..
Mourinho: Doğrudur, siz İspanyollar, Dünya Kupası kazandınız ve gazeteci arkadaşlarınız sizi kolluyor. Kaleci gibi!!!..
Casillas: (Bu muhabbetten 30-40 metre uzakta diğer kalecilerle çalışıyor). Mister, burada her şey adamın yüzüne söylenir!
Mourinho: Sergio (Ramos), Puyol’un golünde neredeydin?
Ramos: Pique’yi marke ediyordum.
Mourinho: Puyol’u marke etmen gerekiyordu.
Ramos: Evet ama Pique çok boş kalıyordu biz de markajı değiştirmeye karar verdik.
Mourinho: Ne oluyor? Şimdi de teknik direktör mü oldunuz?
Ramos: Hayır ama sahada şartlara göre olur bu değişiklikler. Bazen bunu yapmak lazım. Siz hiç futbolcu olmadığınız için bazen saha içinde ne döndüğünü bilmezsiniz…

Real Madrid: 1 Barcelona: 2
Real Madrid: 1 Barcelona: 3
Süper Kupa 2011
Barcelona: 1 Real Madrid: 1
Real Madrid: 0 Barcelona: 2
Real Madrid: 1 Barcelona: 1
Barcelona: 5 Real Madrid:0
Real Madrid:0 Barcelona: 2
Barcelona: 1 Real Madrid:0
Real Madrid:2 Barcelona:6
Barcelona: 2 Real Madrid: 0
Real Madrid:4 Barcelona:1
El Clasico'da İhanet
Laporta döneminde Barcelona vs. Real Madrid
Barça ve Kaçan Yıldızlar
Ben Luis Figo

Serie A Yıllık Ücretler 2012-2013





Her yıl yayınladığım La Gazzetta dello Sport'un Serie A'da yıllık ücretler tablosu. Rakamlar, net milyon Euro'dur. Geçen 3 yılın rakamları da blog arşivinde mevcut. Dijital kopyalar mevcut olmadığından bu sezon gazeteden fotoğraflayıp aktardım. Bu da kusurum olsun, affedin...

28 Eylül 2012

Hafta Sonu Futbol

El secreto de sus ojos


28 Eylül Cuma
20:00 Orduspor - Galatasaray Lig TV
21:30 Fortuna Düsseldorf - Schalke 04 TRT Haber

29 Eylül Cumartesi
13:00 Zenit - Lokomotiv Moskova Lig TV 2
14:45 Arsenal - Chelsea Lig TV 3
15:00 Kayseri Erciyesspor - Adana Demirspor TRT Spor
16:30 Werder Bremen - Bayern Münih TRT Haber
17:00 Bursaspor - Gaziantepspor Lig TV 2
17:00 Norwich - Liverpool Lig TV 3
17:00 Fulham - Man. City Lig TV 3
19:00 Kasımpaşa - Fenerbahçe Lig TV
19:00 Akhisar - Karabükspor Lig TV 2
19:00 Rizespor - Samsunspor TRT Spor
19:00 Karşıyaka - 1461 Trabzon TRT Web
19:30 Borussia Dortmund - B.Mönchengladbach TRT Haber
19:30 Man. United - Tottenham Lig TV 3
23:00 Sevilla - Barcelona Ntv Spor

30 Eylül Pazar
12:30 CSKA Moskova - Dinamo Moskova Lig TV 2
15:00 Şanlıurfaspor -Ankaragücü TRT 1
15:00 Kartalspor - Boluspor TRT Web
16:00 Eskişehirspor - İstanbul BŞB Lig TV
16:30 Eintracht Frankfurt - Freiburg TRT Haber
18:00 Aston Villa - WBA Lig TV
18:30 Wolfsburg - Mainz TRT Haber
19:00 Trabzonspor - Mersin İY Lig TV
19:00 Antalyaspor - SB Elazığspor Lig TV 2
19:00 Manisaspor - Bucaspor TRT Spor
20:00 Gençlerbirliği - Kayserispor Lig TV 3
20:50 Real Madrid - La Coruna Ntv Spor
22:30 Espanyol - Atletico Madrid Ntv Spor
00:30 Gremio - Santos Lig TV 3

1 Ekim Pazartesi
20:00 Beşiktaş - Sivasspor Lig TV
20:00 Denizlispor - Göztepe TRT Spor
22:00 QPR - West Ham United Lig TV 3

27 Eylül 2012

Guardiola&Baggio

Yakın arkadaşı röportajda adresi göstermiş, ne kadar doğru çıkar bilinmez. İki Milano kulübünden biri. Pep Guardiola'nın Inter ya da Milan'ın başına geçme ihtimalinden daha önemlisi yardımcı tercihi. Roberto Baggio.. Olur olmaz ama olursa fotoğrafı bile güzel olur o kulübenin...
  Roberto Baggio

26 Eylül 2012

Katalan Mahallesi



Messi ile Iniesta misket oynadığın arkadaşın, arka mahalleye kavgaya gideceksen Pedro ile Alexis'i alacaksın yanına.
Puyol, ağır abi, dayağı yersen mahalleden adam çağırmaya gittiğinde okeyi bırakan abi...
Busquets, bakkalın oğlu, top onun, patladığında bi koşu alıp gelir yenisini, hem gazozlar da beleş.
Xavi, sınıfın çalışkanı, sözlülerde tahtadan inmez, arkadaşlarını kurtarır. Defterlerini de kendi kaplar.
Mascherano, mahalleye sonradan taşınan çocuk, misketlerin efendisi, morsta herkesi ütüyor. Pique'yi seven kızı seviyor ama söylemiyor.
Fabregas, liseyi yurt dışında okumuş mahallenin çocuğu. Enerji içeceği içiyor toprak sahada, arkadaşları ise hala Ankara gazozu.
İbrahimoviç, Laz müteahhitin oğlu, babasının inşaatına yakın olsun diye taşındılar mahalleye,misketlerini ütenleri döver, maçta pas vermezdi.
Henry, pazar Büyükada vapurunda Comanchero çalan müzik setini omuzlamış genç. Kahvede pis yedili oynarken elleri fazla uzun.

Galatasaray'a Çileğin Faydaları



Geçmişi çok meraklıları dışında bilinmediği ve Galatasaray camiasında da tanınmadığı için X adamdı Ünal Aysal kulübüne başkan seçildiğinde. Başarılı bir işadamının ağzından dökülen kurumsallaşma, görevlerin profesyonellere devri ülke futbolunda ilk kez duyulan vaadler değildi. Bir de ekranlarda çok görünmeyeceğini ve kulübün idaresiyle uğraşacağını söyledi ilk günlerde. Pek tuttuğu söylenemez. Onun döneminde futbol şubesi ayağa kalktı, basketbol taraftarı tribüne döndü ama burada teknik adam ve koça yazılan kredinin kaç olduğu da takip edenlerin takdiri. Bu yaz döneminde Hamit, Burak, Umut gibi üç kaliteli yerli isim, üstüne yılan hikayesine dönmüş Amrabat ve ülke standartlarında maliyeti ucuz, iş yapar Dany alınmışken taraftarını mutsuzluğa iten ve son güne kadar beklentiye sürükleyen de Ünal Aysal oldu. Ne metaforsa bu, 3 ay boyunca manşetlerden düşmedi: Çilek... En çok seveni için bile keçiboynuzu tadı veren bir meyve haline geldi çilek. Aysal, pastanın tabanını, kremasını tamam etmişti, ona göre bir çilek eksikti. Ortada ne 6 yabancı hesabı vardı ne de taktik. Teknik kadronun da bu hesaplar içinde olduğunu sanmıyorum. Fernando Torres’den Kaka’ya uzanan yolda onca isim geçti çilek için. Ve transfer dönemi kapandı. Galatasaray ligin 5. haftasında ligin lideri ve kulüp başkanı yine devre arasında çilek transferinden bahsediyor. Elde 25 oyuncudan oluşan bir kadro var. Bir kere hala çilek demek bu kadroya hakaret, iki; Hakan Balta’nın sakat sakat oynadığı bir takıma elde 4 santrfor varken, oyun kurucu da Selçuk İnan iken hala çilekten bahsetmek hangi futbol aklının eseridir bilinmez. Ünal Aysal, derin futbol bilgisine sahip olmak zorunda değil. Çevresinde danışmanları var. Biri de çıkıp, takımın konsantrasyonunu bozuyorsunuz, özgüvenlerini zedeliyorsunuz demiyor mu? Galatasaray bu sezon şampiyonluğun en büyük adayı. Bu şampiyonluğu da kaybederse bunun sebebi çilek dedikoduları ve devre arasında pastanın üzerine dikilecek çilek olur. 

Strese iyi gelir, sakinleştirici etkisi vardır,Sigara dumanının etkilerini azaltır. Sigara içilen bir odadayken gün boyunca ağza iki çilek atılması önerilir.Çocuk felci ve ağız-deri yaralarına yol açan virüsleri öldürücü etkisi vardır,Kansere yakalanma riskini azaltır,Mide ve bağırsak zayıflıklarını giderir,Safra kesesi hastalıklarına iyi gelir,Yüksek ateşi düşürür,Dişlere ve diş etlerine iyi gelir, diş taşlarının oluşmasını engeller,Cilde canlılık kazandırır.

22 Eylül 2012

Red Bull Street Style
Dünya Finali


İtalya'da gerçekleşecek Red Bull Street Style Dünya Finali, 22 Eylül C.tesi, 22:15'de www.redbull.com.tr'de!

Kneegrab (Diz tutma), Shoulder Slide(Omuz Kaydırağı) - Dünyanın dört bir yanındaki en iyi serbest stil futbolcular, topu vücutlarının üzerinde yerçekimine kesinlikle aykırı bir stilde dans ettirirler. En iyileri de bunu sanki hiçbir çaba harcamadan yapıyorlarmış gibi gösterir.  Futbol hiçbir zaman yalnızca futbol değildir; bazıları için kendini ifade etme biçimidir. Serbest stil futbolcular futbol topuyla dans edercesine yaptıkları gösterilerle izleyenlerin nefeslerini kesip imkansız diye bir şey olmadığını ispatlamaya çalışır.. 
Red Bull Street Style dünyanın dört bir yanından “futbolun yalnızca futbol olmadığına” inananları bir araya getiriyor. Futbolun ateşli ülkeleri Brezilya, Arjantin ve Almanya da dahil 50'den fazla ülke, 22 Eylül Cumartesi akşamı gerçekleşecek Red Bull Street Style Dünya Finali'nde tüm hünerlerini gösterecekler. İçlerinde ünlü futbolcular Filippo Inzaghi, Fabio Cannavaro ve Edgar Davids gibi isimlerin bulunduğu jüri ise Yaratıcılık, Kontrol ve Stil kriterlerinde yarışmacıları değerlendirecek. 
Her yıl daha iyi serbest stil futbolcuların sahneye çıktığı Türkiye’de, en son 2010’da yapılan Red Bull Street Style Dünya Finali’nde ülkemizi Fatih Şaşmaz temsil etmişti. Bu sene ise Türkiye Şampiyonu Erkan Yetim ülkemizi İtalya, Lecce'de gerçekleşecek Dünya Finali'nde temsil ediyor olacak. Erkan'a öncelikle elemelerde, elemeleri geçtiği taktirde de finalde başarılar diliyoruz. 
RedBull Street Style Nedir? 
Red Bull Street Style futbolla ritim ve stili birleştiren heyecan verici bir spor... Son yıllarda dünya çapındaki futbol kalelerinde büyük bir popülerlik kazanmış olan bu sporun kuralları son derece basit: 3 dakika, 2 oyuncu ve 1 top. Sporcular teke tek mücadele ediyor. Bir yandan kendilerini ifade ederken bir yandan da gövdeleriyle çeşitli top numaraları sergiliyorlar. Jüri, sporcuların müzikle kombinasyon halindeki stilini, tekniğini ve yaratıcılıklarını değerlendiriyor. Her bir mücadele aynı formatta gerçekleşiyor: Her bir serbest stil futbolcu 20 saniye boyunca jüri üyelerini etkilemeye çalıştıktan sonra topu rakibine veriyor. Red Bull Street Style kadın erkek demeden bütün serbest stil futbolcuları yeteneklerini ispatlamaya çağırıyor! 

21 Eylül 2012

Kimi...

"Herkes yenenin peşinden gider; kimi önde yürür, kimi onu arkasından çeker, kimi varlığını yanında belli eder." // İlahi Komedya- Kanto 6 // Dante Alighieri 

Hafta Sonu Futbol


21 Eylül Cuma

20:00 Karabük - Antalyaspor @ Lig TV
21:30 Nürnberg - Eintracht Frankfurt @ TRT Haber

22 Eylül Cumartesi

14:45 Swansea City - Everton @ Lig TV 3
16:00 Şanlıurfaspor - Kartalspor @ TRT Spor
16:30 Schalke 04 - Bayern Münih @ TRT Haber
17:00 Chelsea - Stoke City  @ Lig TV 2
17:00 Kayserispor - Eskişehirspor @ Lig TV
17:00 İstanbul BŞB - Orduspor @ Lig TV 2
20:00 Adana Demirspor - Torku Konya @ TRT Spor
20:00 Gaziantepspor - Beşiktaş  @ Lig TV
20:00 Mersin İY - Gençlerbirliği @ Lig TV 2
23:00 Barcelona - Granada @ NTV Spor

23 Eylül Pazar

13:00 Mallorca - Valencia @ NTV Spor
15:30 Liverpool - Manchester United @ Lig TV 3
16:00 Samsunspor - Boluspor @ TRT 1
16:30 Leverkusen - M'Gladbach @TRT Haber
17:00 Elazığspor - Bursaspor @ Lig TV
17:00 Sivasspor - Kasımpaşa Lig @TV 2
18:00 Manchester City - Arsenal Lig @ TV 3
18:30 Werder Bremen - Stuttgart TRT Haber
19:00 Atletico Madrid - Valladolid @NTV Spor
20:00 Galatasaray - Akhisar Belediye @Lig TV
20:00 Göztepe - Rizespor @ TRT Spor
22:00 Botafogo - Corinthians @ Lig TV 3
22:30 Rayo Vallecano - Real Madrid @NTV Spor

24 Eylül Pazartesi

20:00 Fenerbahçe - Trabzonspor @ Lig TV
20:00 Bucaspor - Karşıyaka @ TRT Spor

20 Eylül 2012

Pep @ New York

Dört yılda her şeyi kazan. Sonra Rijkaard gibi bir yıl kenara çekil. Bu da bir Barça geleneği sanki. Guardiola, New York'ta bir apartman dairesi kiralamış. 3 çocuğu ve eşiyle futbol sezonunu burada geçirecek. Katalunya'nın bağımsızlığı için kampanyalara destek veriyor, videolar çekiyor. İngilizcesini geliştirmesine gerek var mı, onu bilmiyorum. Kariyeri yeteri kadar dil bilgisi vermiştir ama bu adamların bu da yetmez tavrı var. Yolun sonu büyük bir ihtimalle Manchester United. 4-4-2 Eylül sayısı için Pep Guardiola ve Balıkçı Sabahattin başlıklı bir yazı yazdım, ikisi de sevdiğim adamlar. Ay sonunda burada olur o yazı.

Hayatta da Bir Numara

Dzeko'nun golünde şaşırttı. O bu kadar kolay yatmazdı. Vuruş o kadar iyi değildi. İkinci gol, pis gol. Bunlardan çok yemiştir. Yerden seken, serseri bir frikik. Sonra döndü maç. Santiago Bernabeu, Ronaldo'nun golüyle bilmemkaçıncı kez yıkılırken, bu kare anlamlı. Tribünler ayakta ama Casillas sevinmiyor. A) Yediği gollerden dolayı mahcup B) Sergio Ramos yedek, Mourinho takımı medya önünde açık açık eleştirmiş. Buna bozuk. İkisi de değil. Dawid Zapisek, 14 yaşında Polonyalı bir çocuk. Rahatsızlığı önemli... Casillas'ın büyük hayranı. Euro 2012'de onunla tanışma fırsatını da yakalıyor... Sonra, hayat varsa umut vardır da ya hayat yoksa. Manchester City maçından önce David'in ölüm haberini alıyor Casillas. 3. gol sonrası bu fotoğraf karesinin hikayesi budur. Geçenlerde "İyi kaleci miyim bilmiyorum ama bir zaman sonra iyi adamdır diye anılmak isterim" demişti. Bazıları sadece kaleci oldukları için 1 numara değil bu hayatta... Bazıları...

19 Eylül 2012

Liam Gallagher
Bernabeu'dan Atıldı


Manchester City taraftarı Liam Gallagher, Bernabeu'da Dzeko golü atınca Real tribününde arıza çıkartıyor...

16 Eylül 2012

Efsane

Kim efsane, kim değil?
Bunu öğrenmek için tribünlerin tepesine değil;
çocukların odalarına asılan posterleri sayacaksın!

15 Eylül 2012

Hafta Sonu Futbol

15 Eylül Cumartesi
14:45 Norwich - West Ham @Lig TV 3
16:00 Kartal - Samsunspor @ Trt Spor
16:30 Dortmund - Leverkusen @ Trt Haber
17:00 Manchester United - Wigan @ Lig TV 3
17:00 Queens P.R. - Chelsea @ PL Tv
17:00 Stoke - Manchester City @ Lig TV 2
18:00 Kasımpaşa - Gaziantepspor @ Lig TV
19:00 Fürth - Schalke 04 @ Trt Haber
19:30 Sunderland - Liverpool @ Lig TV 3
20:00 Karşıyaka - Ankaragücü @ Trt Spor
20:30 Antalyaspor - Galatasaray @ Lig TV
20:30 Bursaspor - Karabükspor @ Lig TV 2
21:00 Getafe - Barcelona @ Ntv Spor
23:00 Sevilla - Real Madrid @ Ntv Spor
00:30 Fluminense - Atletico Goianiense @ Lig TV 3
16 Eylül Pazar
16:30 Anzhi - Krasnodar @ Lig TV 3
16:30 Freiburg - Hoffenheim @ Trt Haber
18:00 Eskişehirspor - Gençlerbirliği @ Lig TV 2
18:00 Reading - Tottenham @ Lig TV 3
18:00 Trabzonspor - Sivasspor @ Lig TV
18:30 Frankfurt - Hamburg @ Trt Haber
20:00 Denizlispor - Adana Demirspor @ Trt Spor
20:30 Akhisar - İstanbul BŞB. @ Lig TV 2
20:30 Fenerbahçe - Mersin İY @ Lig TV
22:00 Cruzeiro - Vasco da Gama @ Lig TV 3
22:30 Atletico Madrid - Rayo Vallecano @ Ntv Spor
17 Eylül Pazartesi
20:00 Adanaspor - Bucaspor @ Trt Spor
20:00 Beşiktaş - Elazığspor @ Lig TV
20:00 Orduspor - Kayserispor @ Lig TV 2
22:00 Everton - Newcastle United @ Lig TV 3

8 Eylül 2012

O Bakış

Birileri kazanacak, birileri kaybedecek. Birileri tebrik edecek, birileri.....

7 Eylül 2012

La Liga'da Türk Tutkusu

Brüksel’den yolu geçenler şahit olmuştur. Şehirde 100 binden fazla Türk yaşar ve onlara “Nerelisiniz?” diye sormanıza gerek yoktur. Hepsi, Afyon, Emirdağ’lıdır. 60’larda Almanya’ya gidenlerin peşine takılmak yerine Belçika’yı tercih eden “Kötü Ahmet” Ahmet Öztürk bir dokumacıydı. 50 yılda binlerce Emirdağlı onun yolunu izledi ve bugün Brüksel’deki Türk mahalleleri 2011’de 96 yaşında vefat eden “Kötü Ahmet” sayesinde oluştu. Futbol fena halde hayata benzer ya hani, İspanyol futbolunda, Türk oyuncuların Kötü Ahmet’i de Tayfun Korkut. Almanya’da yetişmiş olmanın avantajıyla “Avrupalı kafası” sayesinde Fenerbahçe’den gittiği Real Sociedad’da uyum sorunu yaşamayıp formayı kapan ve ardından gelenlerin yarattığı hayal kırıklığına rağmen bugün La Liga’da Nihat Kahveci’nin iz bırakmasına da sebep olan isim Tayfun Korkut. Bugün La Liga’da top koşturmuş birçok Türk futbolcu ya kramponlarını astı ya da memlekete kesin dönüş yaptı. Onların “Oley” diyarındaki maceralarına bir göz atalım hep beraber.

Tayfun Korkut
Tayfun, 21 yaşında geldiği Fenerbahçe’de 5 yıl forma giydikten sonra 2000 yılında Real Sociedad’ın yolunu tuttu. Alman alt yapısında yetişen Tayfun, La Liga tarihinde ilk Türk’tü. Doksanların ortasında Goya Ödülleri’ne 12 dalda aday olan ve bizde pek duyulmasa da İspanya’da çok ses getiren bir film, La Pasion Turca, Türk Tutkusu, 12 yıl sonra bacayı saracaktı ama yerel medya ilk Türk futbolcuyu yine bu manşetle karşıladı. Ardından aynı kulübe gelen Nihat da sakat sakat gelecekti ama yıllar sonra Nuri ve Hamit gibi Tayfun da ilk günlerinde sakatlıkla boğuştu Real Sociedad’da. Flamenco sanatçısı Antonio Carmona’ya benzettiler onu ve çok sevdiler. “Türkiye’de bir yıl daha kontratım vardı ama kariyerimde yeni bir sayfa açmak istedim dedi ilk röportajını verdiği El Mundo Deportivo’ya. 3 yıllık kontratının son iki senesinde Sociedad’da iyi futbol oynadı ve bir sezon Espanyol macerasının ardından 2004 yılında Beşiktaş’a geri döndü.

Arif Erdem
Hakan Şükür, vazgeçemediği partnerini gün gelmiş yalnız bırakıp Torino’nun yolunu tutmuştu. Olmadı yine bir araya geldiler ve ikilinin forvet hattını oluşturduğu Galatasaray, Parken’da UEFA Kupası’nı kaldırdı. Arif, Avrupa’dan gelen ilk teklife evet dedi ama Tayfun kadar kolay adapte olamadı İspanya’ya ve Real Sociedad’a. Partneri Hakan, Inter’in yolunu tutarken Arif, İspanya’da ne yemekleri beğendi ne dil öğrenebildi. Galatasaray’da kahkahalar yükseldiği yemek masalarının muzip adamı İspanya’nın havasını soluyan her Türk futbolcu gibi sakatlandı ve Sociedad kariyeri sadece yarım sezon sürdü. Denemek istemişti Arif, olmayınca yuvasına döneceğinin farkındaydı. Sociedad için yıllar sonra Galatasaray ile eşleştiğinde Madrid medyasına “Sociedad benim ikinci kulübüm” dedi. Bu sözünü de tuttu ve futbolu bırakırken üçüncü bir takım formasını giymedi.

Oktay Derelioğlu
2000 yılında Türk futbolunun Galatasaray ve milli takımla Avrupa Şampiyonası’nda kıta vitrinine çıkması İspanya’ya futbolcu ihracatımızın en önemli sebebi elbette. Tayfun ve Arif ile birlikte o sezon Oktay da Las Palmas yolcusuydu. Beşiktaş kariyerinin ardından Jet-Pa fiyaskosunun kurbanı olan Oktay’ın tatil için mükemmel bir adres olan Las Palmas’daki günleri kabusu döndü. İdmanda takım arkadaşıyla kavga da etti, bana pas atmıyorlar diye manşetlere de çıktı ve kariyerine Las Palmas’da 2 maç yazdırıp Türkiye’nin yolunu tuttu. Ondan sonra kimse tutamadı Oktay’ı. Trabzonspor, Fenerbahçe, Akçaabat, Sakarya derken gün geldi ekranda transfer duyumcusu oldu ve “Eto’o bitmiş” ile hafızalara kazındı.

Fatih Akyel
Galatasaray’da parlayan Fatih Akyel, İspanyolların radarına sokan Galatasaray’ın 2-0 geriye düşüp 3-2 kazandığı Real Madrid maçıdır. Roberto Carlos’un o akşam başını döndüren Fatih, bir yıl önce de Süper Kupa finalinde kaleye attığı şut hep oralarda olan Mario Jardel’e asist olunca Galatasaray bir kez daha Real Madrid için kabus olmuştu. Fatih’in en az Oktay’ın tercihi gibi güzel bir tatil yöresi olan Mallorca kariyeri, Arif Erdem kadar kısa sürdü ama dönüşü İstanbul’da bir kıyamet alemetiydi. Arif, yuvasına dönerken, Fatih Akyel, 5 maça çıktığı İspanya’dan direkt Kadıköy’e gitti ve Fenerbahçe’ye imza attı. Galatasaray’ın 4.5 milyon dolara sattığı Fatih’in Mallorca günlerine hülle diyenler de oldu. Florya’daki bir şampiyonluk kutlamasında yoldan geçen Fenerbahçeli’yi kovalayan Fatih, ezeli rekabetin ateşiyle bir zaman sonra Uludağ’da bu kez bir Galatasaray taraftarıyla kapıştı Bochum, PAOK’da silik günlerinin ardından Trabzonspor’a imza attı ve son 5 yılda 5 kulüp değiştirdi.

Nihat Kahveci
30 Ağustos 2001’de EL Mundo Deportivo gazetesinin Bask bölgesine gönderdiği baskılarda manşet “Beşiktaş operasyonu”idi. Beşiktaş’ın eski hocası Toschack’ın gözü iki Türk forvetteydi. Ahmet Dursun ve Nihat Kahveci. İspanyol gazeteciler iki ismi de Tayfun Korkut’a sordular ve Tayfun “Nihat, Ahmet’ten daha iyi futbolcu” dedi. 18 yaşında alt yapısında yetiştiği Beşiktaş’da A takımda forma giymeye başlayan ve 27 gole imza atan Nihat, Sociedad’a giderken İstanbul’da kulübü karıştı. Daum, “Nihat’ı satan şampiyonluğu da satar” diyerek ağır konuştu. Yıllar sonra Lucescu, aynı sözü İlhan Mansız için söyleyecekti. Dizindeki menisküs yüzünden transfer gecikse de Nihat, 2002 yılının ilk günlerinde 5 milyon dolar karşılığında Real Sociedad formasını sırtına geçirdi. Arif, Oktay ve Fatih Akyel’in İspanyol medyasının hafızasında bıraktığı kötü iz, Nihat’ın önündeki en büyük engeldi. İlk sezonunda altısı ilk 11’de 11 maça çıktı ve tek gol atabildi. İkinci sezonunda ise kelimenin tam anlamıyla patladı Nihat Kahveci. İspanya’da son 20 yılda en uyumlu forvet ikilisi denilince ilk beşte sayılan Nihat-Kovaçeviç işbirliği Real Sociedad’ı uçurdu. 35 maça çıkan Nihat, 23 gol attı ver 29 gol atan Makaay’ın ardından Ronaldo ile birlikte gol krallığında ikinci sırayı aldı. Sociedad, o sezon şampiyon Real Madrid’in sadece 2 puan gerisinde ligi ikinci sırada bitirdi. 2003-2004’te 32 maçta, 14, ertesi sezon 23 maçta 13 gol atan Nihat, Sociedad’daki son senesinde 24 maçta yedi gol atarken, bir taraftan da diz sakatlıklarından muzdaripti. Sociedad tarihinde 2.3 maç başına 1 golle en iyi golcü ünvanını ele geçiren Nihat’ın İspanya’daki başarısının altında yatan sebep Tanrı vergisi yeteneği kadar ülkeye sağladığı uyumdu da. İspanyolcayı kısa sürede öğrendi ve kariyeri boyunca da bir İspanyol futbolcu gibi davrandı. Bugün Avrupa’nın yolunu tutacak genç Türk futbolcular için saha dışındaki uyumuyla Tugay ile birlikte parmakla gösterilecek isimdir Nihat. 2006’da bonservisi cebinde geldiği Villarreal altın zamanlarını yaşıyordu. Pires ve Llorente ile uyumu yakaladığı ikinci sezonunda 43 maçta 24 gole imza attı. Bir diz operasyonu daha geçirmiş olmasına rağmen Euro 2008’e de damgasını vurdu. Villarreal’de unutulması gereken son sezonunun ardından kürkçü dükkanına döndü ama Nihat artık oralı olmuştu. Beşiktaş’taki iki baharı, kışa çevirdi kısa sürede. Takım arkadaşlarıyla uyum sağlayamadı, bireyselliğe kaçtı, kazandığı para tartışıldı ve ve ve... La Liga tarihinin en başarılı Türk futbolcusu daha fazla linçe dayanamadı. Bugün, artık oralı olduğunu ispat etti ve Villarreal alt yapısında göreve başladı. Bir daha Türkiye’ye döner mi bilinmez.

Rüştü Rençber
Real Madrid’in Los Galacticos adını verdiği transfer politikası 3 yıldır sürerken, geride kalan 4 yılda dibe vuran Barcelona, 2003 yılında yeni başkan Laporta önderliğinde beyaz sayfa açtı. O sayfaya Ronaldinho ile birlikte adını yazdıran isimlerden biri de Rüştü’ydü. Yabancı kaleci tercih etmeyen Barcelona’nın bu tercihi, 10 yıldır kaleci krizinin çözülmediği Katalan kulübünde ilk günden itibaren şüpheyle karşılandı. Laporta, 2002 Dünya Kupası’ndaki performansından etkilendi Rüştü’ye hep destek verdi ama bir kaleci için yeni takımında nasıl başladığın her zaman çok önemlidir. Rüştü, talihsiz goller yedi, hatalar yaptı hazırlık maçlarında ve genç kaleci Valdes, yeni teknik direktör Rijkaard’ın gözdesiydi. Rijkaard, yabancı dil bilmeyen Rüştü’ye hep mesafeli durdu, defansla uyum için Valdes birinci tercihiydi. La Liga’da Avrupa Birliği dışından 3 futbolcu onbirde forma giyebilir kuralı da Rüştü’nün önünü kapadı. O sezon Ronaldinho, Marquez ve Saviola bu kontenjanı dolduruyordu. Dünyanın en büyük kulüplerine imza atmak ne kadar zorsa, ayrılığı da vazgeçmişliği de o kadar kolay oldu Rüştü’nün. Soluğu tekrar Fenerbahçe’de aldı ama Rijkaard da önünü açtığı Valdes ile iki şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi Kupası kazandı.

Necati Ateş
Galatasaray’ın 16.şampiyonluğunda Hakan Şükür-Ümit Karan ve Hasan Kabze ile forvetin kare asını oluşturan Necati Ateş’in kariyerinin en iyi döneminde kaderini değiştiren adam Feldkamp oldu. Alman teknik adam, Galatasaray’daki ikinci macerasında huysuz bir ihtiyardı ve disiplin gösterisi yapmak için Necati’yi takımdan gönderdi. Necati, 2008 yılında Nihat referasıyla Real Sociedad’ın kapısından girdiği takım ikinci ligdeydi. İspanyol medyası da ona neden Galatasaray’da oynamdığını sordu. 3 sezonda 75 gol attım ama yeni hocanın ne yapmak istediğini anlamadım dedi Necati. Bir de ütopik bir manşet vardı. Nihat’ı geçebilecek mi? “Kitap okumam ama çok film izlerim”den “NBA severim, kolumdaki dövme Zafira adında bir ejderha”ya kadar tüm detaylarını okudu İspanyollar ama Necati Ateş’in teknik adam kabusu orada da sürdü. Juanma Lillo ile yıldızı barışmadı. Nihat’tan sonra gol umudu olan Necati, Real Sociedad tribünlerini bütün bir sezon hayal kırıklığına uğrattı. İş artık bu adam futbolcu mu noktasına geldiğinde zaten sezon bitmişti. Necati soluğu Türkiye’de Antalyaspor’da aldı. Adı bir zamanlar asparagas da olsa Real Madrid ile anılan Necati, Abreu ile yaşadığı pas tartışmaları, ona bir yıl daha şans tanınmadığı için haksızlık yapıldığını yazan Basklı köşe yazarlarına rağmen La Liga kariyerini kısa kesmek zorunda kaldı.

Mehmet Topal
Krampon alacak parası yoktu ki 3 numara büyük emanet kramponun içine gazete kağıdı koyup girdi seçmelere Malatya’da. Çanakkale’den Galatasaray’a oradan da Valencia’ya uzanan bir rüyanın öznesi oldu Mehmet Topal. Galatasaray’a ilk geldiği günlerde uzun bacaklarıyla rakipten çaldığı toplarla dikkat çekti. Sonra geliştirdiği vücuduyla da oynamayı öğrenip orta sahada seçme bir kesici olmayı başardığında Emery’nin dikkatini çekti. Ali Sami Yen’de bir maçta omuzundaki bağları koparmasa bir yıl önce gidecekti İspanya’ya. Valencia onu unutmadı, Emery de ısrarını sürdürdü. 5 milyon Euro’dan daha düşük bir rakama Valencia gibi zorda olan bir kulüp, Avrupa’da daha iyisini bulamazdı zaten. Saha dışında her zaman düşük profil çizen, medyadan kaçan ve yeşil zeminde işini yapmaya çalışan Mehmet, Valencia’daki ilk sezonunda takıma kolay adapte oldu ama İspanyol kulübü sürekli olarak yıldızlarını sattığından kan kaybı kaçınılmazdı. Eşinin oturma izni için aylarca uğraşan Mehmet, zor gördüğü İspanyolcayı da bir yıl içinde söktü. Şehirde çok sevildi, mütevazi kişiliğiyle taraftarın her zaman takdirini kazandı. “Türk örümcek”lakabını alan Mehmet geride kalan sezonda geçirdiği beyin travması, Stoke City’e attığı muhteşem gol, stoperde ve ön liberoda standartın üzerinde oyunuyla Valencia’da kalacağının sinyallerini veriyordu ama hocası Emery valizlerini topladı. İspanya’daki ekonomik kriz yüzünden bir yıllık sözleşmesi kalan Mehmet’in sezon başına aldığı 1 milyon 250 bin Euro’ya zam yapmayan Valencia, kapısını çalan Fenerbahçe’yi geri çevirmedi. Kariyerinin en iyi döneminde en iyi rakamı kazanmak isteyen her profesyonel futbolcu gibi Mehmet de bu teklife hayır demedi ve iki yıl aradan sonra 105 yıllık ezeli rekabetin parçalısı değil çubuklusunu sırtını geçirdi.

Ersen Martin
Hakan Şükür tipi santrfor modasının en canlı renklerine Denizli kariyerinde büründüğü Ersen Martin, 2007-2008 sezonunda devre arasında Trabzonspor’dan Recreativo Huelva’ya transfer olduğunda bunun adı sürpriz imza oldu. Bu imza FİFA’lık oldu. Trabzonspor itiraz etti ama bu transferde Ne Ersen güldü ne de İspanyolların asırlık kulübü. Adının yanına 3 gol yazdırıp gerdi döndü Ersen Martin.

İbrahim Kaş
Beşiktaş alt yapısından yetişen İbrahim Kaş, Getafe’ye 2008 yılında imza attığında İspanyol gazetelerinde kutu haber olmaktan öteye gidemedi. 22 yaşındaki bu genç oyuncunun “Nihat’ın eski takımı”ndan geldiğini yazdılar. Bonservisi cebinde Madrid şehri kulübünün yolunu tutan İbrahim, garip ama gerçek ertesi sezon bir milyon dolar karşılığında Beşiktaş tarafından kiralandı. İnönü’de Baki Mercimek’ten sonra tribünlerde en fazla saç baş yolduran adam olan İbrahim Kaş, sezon bittiğinde Madrid’e gerdi döndü ve ama Getafe yönetimi onu tanımakta zorlandı. Tekrar Türkiye’ye Bursaspor’a dönen İbrahim Kaş, La Liga kariyerini Fatih Terim’in Euro 2008 için açıkladığı geniş kadronun –çıkartılan 3 isimden biri oldu- içinde yer almasına borçludur.

Arda Turan
Galatasaray’daki üçüncü döneminde Fatih Terim, “10”un etrafında bir takım kuruyordu 2011 yazında. Türk futbolunun son 10 yıldaki en büyük yeteneğinin koluna takılan kaptanlık pazubandı ve üstüne giydirilen Metin Oktay sorumluluğu insafsızlıktı. Arda Turan,bir yıldır peşinde olan Atletico Madrid’e Galatasaray evet dediğinde Chelsea’ye de gitmiş olabilirdi! Eğer, A Milli Takım’dan ayrılan Hiddink, Londra kulübünün yolunu tutsaydı. 9 Ağustos 2011’de resmileşen transfer, Türk futbolunda bir Avrupa kulübünün ödediği en yüksek bonservis bedeliydi bir Türk futbolcu için. 12 milyon Euro karşılığında Madrid’in yolunu tutan Arda’yı Barajas havalaanında 30’dan fazla İspanyol gazetecinin yanı sıra 20 kadar Türk medya mensubu karşıladı ve imza atana kadar 4 gün boyunca peşinden ayrılmadı. Alman Milli Takımı’nın formasını giyse de Türk, Mesut Özil’in müthiş yeteneği de bu kadife kramponların sahibine bol kredi sağladı Madrid’in öteki yakasında. İlk röportajında ligi domine eden Real Madrid ve Barcelona’yı devirebiliriz dediğinde medya bunu manşetlere taşıdı ama doğrusu Atletico Madrid taraftarının kendisini de inanmıyordu buna. Galatasaray’da yaratıcı Arda, Atletico Madrid’de kendisinden istenen kostümü çabuk giydi. Artık daha çok koşuyor ve mücadele ediyordu. Üstün tekniğiyle de İspanyol rejisine Atletico maçlarında bol bol tekrar yaptırıyordu ince çalımlarından sonra. Simeone göreve geldikten sonra biraz soğuk baksa da Arda’ya, o yine pes etmedi ve ilk sezonunda Atletico Madrid onbirinin vazgeçilmezi oldu. Cristiano Ronaldo ile Madrid’in dışında sosyetenin tercihi La Finca’da aynı sitede oturan Arda, “Ben, ben olduğum için beni seviyorlar” dediği Atletico Madrid taraftarının gözbebeği oldu. Her maçta 90 dakika sahada kalmadı ama oyundan alındığı her maçtan sonra Vicente Calderon’da 50 bin taraftarın alkışlarıyla kenara geldi. İspanyolcayı söktüğü söylenemez. Türkiye’den gelen dostlarıyla vakit geçiren, Hamit ve Nuri ile buluşan Arda’nın İspanyolcayı öğrenmesinden daha kolay olanı sempatik kişiliğiyle takım arkadaşlarına Türkçe öğretmesidir kuşkusuz. Falcao da bu modaya uydu ki Beşiktaş maçları öncesinde Türkçe mesajlar yolladı Twitter’dan. Uyum sorunu çekmedi Madrid’de Arda. Daha İspanyol giyinmeye başladı, geç saatte yenen akşam yemeklerine de bir zaman sonra alıştı. Favori Türk restoranından ise vazgeçmedi, takım arkadaşlarını da oraya çay içmeye götürdü. Diego’lu ya da Diego’suz Arda bu sezon da Calderon’un gözbebeği olmaya aday. UEFA Kupası’nı alt yapıdayken Galatasaray’da ağabeyleri kaldırmıştı, Arda da o kupayı 12 yıl sonra Bükreş’te kaldırmayı başardı.

Hamit Altıntop
Schalke 04 ve Bayern Münih’te müthiş bir kariyer ve bonservisi elinde olan Türk Milli Takım kaptanı. Bundesliga’nın en iyisi seçilen Nuri Şahin için 10 milyon Euro ödeyen Jose Mourinho için Hamit Altıntop kaçmaz fırsattı. Portekizli kaçırmadı da. Lakin, Tayfun ve Nihat gibi Hamit de sakat başladı sezona. Nuri’nin sakatlığı onu, onun sakatlığı Nuri’yi yordu Madrid medyası karşısında. Katalan medyası da Real Madrid sakat iki Türk aldı manşetleri atınca iyi başlamadı İspanya macerası Hamit’in ve öyle de devam etti. Ağır sakatlığın ardından sezon ritmini bulan Real Madrid onbirinde forma bulabilmek kolay değildi. İyi Hamit, Arbeloa’ya forma göstermezdi ama Madrid’de alt yapıdan yetişen ya da İspanyol oyunculara olan medya desteği karşısında işi bir kat daha zorlaştı Hamit’in. Böyle bir manşet kampanyası altında kalması da sürpriz olurdu zaten. Hamit’i bedavaya alan Real Madrid ona ödediği yıllık ücret kadar bir rakama Galatasaray’a bonservisini verdi. Olan sakatlık belası yüzünden Hamit’in bir yılına oldu.

Nuri Şahin
Xabi Alonso’nun alternatifi olarak alınan Nuri, şampiyon Dortmund’dan Real Madrid’e geldiği taraftarın bakışı pozitifti ama sakatlıklar onun da İspanya kariyerini kabusa çevirdi. Marca ve As gazeteleri günde 10 sayfa ayırdıkları Real Madrid sayfalarında Nuri’nin sahalara dönüş tarihinin sürekli ertelendiğini manşet yapmaktan usanmadılar. Hamit ve Mesut ile birlikte forma giymek en büyük avantajıydı ama iyileştikten sonra Milli takımla maça çıkması bile Madrid’e ihanet olarak yorumlandı. Alonso’nun rotasyondaki alternatifi olan Nuri’ye ancak sezonun ikinci yarısında şans veren Mourinho, uzun maraton boyunca Xabi Alonso’dan hiç vazgeçmedi. “Real Madrid treni bir futbolcunun kariyerinde bir kere geçer” sözü meşhurdur futbol dünyasında. Nuri’nin Real Madrid tercihi doğruydu ama Real Madrid’in Nuri’den kolay vazgeçmesi ne kadar doğru, bunu yıllar gösterecek.

Emre Belözoğlu
Lazio’ya attığı iki aşırtma golle ve son haftada Juventus’a kaybettikleri şampiyonlukla hatırlanan Inter kariyerine, ardından Newcastle günleri. Boğaz’ın Maradona’sı hep o oldu. Emre Belözoğlu, Fenerbahçe’de futbolu bırakmayı düşünürken bir kez daha soluğu dış hatlarda aldı. Tayfun Korkut nasıl Nihat’a Sociedad kapılarını açtıysa, Arda da ağabeyim dediği Emre’ye oynadığı futbolla Atletico Madrid’in kapısını araladı. Avrupa’da kalburüstü bir orta saha oyuncusunu bonservisi cebindeyken kim istemez ki? Atletico Madrid, orta sahasında kadro derinliği yaratmak adına, sportif direktörü Caminero’nun dediği gibi “Onun tecrübelerinden çok faydalanacağız” dediği Emre Belözoğlu biraz da menajer Jorge Mendes’in yardımlarıyla kırmızı-beyazlı formayı giydi. Galatasaraylı olarak bilinirken Fenerbahçe’ye transfer olduğunda “Ben Fenerbahçeliydim” diyerek çocukluğunda tuttuğu takımı ilk kez açıklayan Emre, Madrid’de As Gazetesi’ne verdiği röportajda “10 yaşımdan beri Atletico Madrid’i takip ediyorum” diyerek bir başka hatırasını da bu kez İspanyollarla paylaşmış oldu... (4-4-2 Türkiye // Ağustos 2012)


Pasion Turca
Aile geleneklerine göre eğitilen Desideria, yörenin zenginlerinden Ramiro ile evlenmesine karşılık mutsuz ve tekdüze bir yaşam sürer. Genç kadın arkadaşlarıyla birlikte tatil yapmak üzere, İspanya'dan Türkiye'ye gelir. Grubun rehberliğini yapan bir Türk genci Yaman'a aşık olur.”
Doksanların ortasında İspanya’da Türk algısına bir başka bakış açısı getiren Vicente Aranda’nın yazıp yönettiği “La Pasion Turca” (Türk Tutkusu) adlı film kısaca böyle anlatır kendini. Oryantalizmin doruklarında dolanan, Goya Ödülleri’nde 1995 yılında 12 dalda aday olan film, bizde pek ses getirmese de prodüktörünü İspanya’da ihya etmişti. Güzin Özipek ve Rasim Öztekin’in de tutkulu ama bir o kadar da batıdan uzak Yaman’ın anne ve kardeşini oynadığı “Türk Tutkusu”, İspanya imzalı “Midnight Express” eleştirileri de almıştı. Aradan 15 yıl geçmiş olmasına rağmen “La Pasion Turca” bugün hala İspanyolların gözünde bir Türkiye referansı. İtalya’da “Fumare come turco” (Türk gibi –çok- sigara içmek) ya da Osmanlı’ya ithafen söylenen “Mamma li Turchi” (Annecim, Türkler) ile gelişen olumsuz yargıların Endülüs topraklarındaki sinematografik bir tezahürüydü bu film...