
8 Haziran 2012
7 Haziran 2012
Ya O Gün... Bugün!..
“Ya o gün intihar edecektim ya da kendimi futbola verecektim” demişti. Acıların, kayıpların insanı daha güçlü yaptığını büyüdükçe öğreniyorsun, neye ağlaman gerektiğini, neyin sana vız geldiğini, neyin seni yıktığını, neyin sana “Bana koymaz bu” dedirttiğini.. Umudun da gerekçesi oluyor o acılar. Bazıları geçmiyor, sadece kabuk bağlıyor. Hayat sana hep o yaraları kaşıtıyor, takvim yaprakları hep hatırlatıyor. Ölenle ölünmüyor deniliyor da, ölünüyor işte… Bir zaman sonra…
Bazı insanların seveni kadar nefret edeni de vardır. Ve hatta "herkes seni seviyorsa iyi değildir" derler. Desinler… Bu adam öyle bir adamdı. Onu ülkesinde herkes seviyordu. Vakur, çalışkan, işini iyi yapan… Birinci lige taşıdığı Gijon’dan geride kalan sezonun devre arasında gönderdiler onu. Neresinden bakarsan bak haksızlık. Hayata sadece futbolla tutunan bir adamı, bahar aylarında tek başına bıraktılar. Ben de benzer sözler duymuştum babamın kıymetli bir dostundan cami avlusunda, babam bizi görmüyordu artık: “Emeklilik fikri ona göre değildi. Bazıları hızlı yaşar. Gazı kesersen...”O da vitesi yükseltti tekrar.. Dursa, “Evet” demese, birinci ligden bir takım yapışırdı yakasına. "Gel bizi çalıştır" derdi. O Villarreal’e “Evet” dedi. İkinci lig zor, Villarreal için de zor.. İmzayı atacak, takımın esaslı adamlarının gidişini izleyecek sonra yeni sezonu açacaktı… Ufak kasabalar, gölgede kalmış şehirlerde, köhne stadyumlarda ölümüne 90 dakikalar…
3 Temmuz 2004 akşamı telefon acı acı çalmıştı. Raul Preciado Sanz’ı, oğlunu, 15 yaşındaki çocuğunu kaybettiğinde hala kanserden göçüp giden karısının yasını sürüyordu. Yıllar sonra Mourinho’nun evindeki bilmemkaç maçlık yenilmezlik serisine son vermiş olması sadece bir istatistik. Rakam soğukluğu işte…
Kıta’nın öbür ucunda bir adamın, bir futbol öznesinin gidişine bu kadar üzülmeli mi insan? Onu da bilemiyorum ki. Ben bu adamı severdim, şampiyon yapmazdı seni ama amcama benzer, dayıma mı; ne bileyim işte, pek bizdendi... Sanki üst kattaki komşum, sanki yazlıkta mangal yaktığımız abi…
Kalp dediğin, kas ya hani… Kasılır böyle acılarla… Dayanmaz, kopar, yırtılır, paramparça olur ama "durdu" derler. Can kırıkları yapışmaz bir daha...Manolo Preciado... Çok fiyakalı bir adın vardı... Şarkı gibi, tınısı güzel… Adamdın... Biz buradan desek ne yazar... Ülkende öyle diyorlar... Sevdiklerinle hasretine son verdiğin yerde huzur bul!..
Arşiv: Bazen Neşe Bazen Keder
Bizim Gerçeğimiz
BİZİM GERÇEĞİMİZ BİZİM GERÇEĞİMİZDİR
Çocuk: "Baba, sen Atletico'da oynadın mı?"
Baba: "Tam oynayacaktım ama dizimde, tam şuradan sakatlandım. O zamandan beri de..."
Çocuk: "Peki Atletico her zaman final mi oynar?"
Baba (tereddüt eder): "Evet, neredeyse her zaman final oynarız.. Evet"
Çocuk: "O zaman biz United'dan, City'den, Ajax'dan, Porto'dan daha iyiyiz değil mi?"
Baba: "Evet... Evet, Evet"
Çocuk: "Baba peki hangisi daha önemli; Şampiyonlar Ligi mi Avrupa Ligi mi?"
Baba: "Duruma göre değişir"
POOMSE The Lost Years
Çocuk: "Baba, sen Atletico'da oynadın mı?"
Baba: "Tam oynayacaktım ama dizimde, tam şuradan sakatlandım. O zamandan beri de..."
Çocuk: "Peki Atletico her zaman final mi oynar?"
Baba (tereddüt eder): "Evet, neredeyse her zaman final oynarız.. Evet"
Çocuk: "O zaman biz United'dan, City'den, Ajax'dan, Porto'dan daha iyiyiz değil mi?"
Baba: "Evet... Evet, Evet"
Çocuk: "Baba peki hangisi daha önemli; Şampiyonlar Ligi mi Avrupa Ligi mi?"
Baba: "Duruma göre değişir"
POOMSE The Lost Years
4 Haziran 2012
29 Mayıs 2012
Classico
Geçen sezon Doni, bu sezon Mauri.. Sıradan futbolcular değil bunlar, kalburüstü yetenekler ve ikisi de takım kaptanı. Biri hem kendini hem Atalanta’yı yaktı. Doni zaten yolun sonuna gelmişti, dönüşü olmaz. Mauri de görünen o ki Lazio’yu yakacak. İtalyanlar cezası kısa süredece kesecektir. Lazio’ya Avrupa Ligi yolu kapanabilir. İlk akla gelen soru şu, bir önceki yıl Genoa’da oynayan sonra da Zenit’e giden genç Criscito da dahil bu adamlar nasıl oluyor da bahis şikesine karışıyorlar? Az mı kazanıyorlar? Bu bahislerden onlara kalan ne? Lazio kaptanı bu sezon bir milyon Euro’ya oynadı, net rakam bu. Lazio’nun bir önceki sezon şike yapıldığı iddia edilen maçından bahis mafyasının 2 milyon Euro kaldırıp, 600 binini futbolculara aktardığı söyleniyor. İşin içindeki Macar bahis mafyası da Singapur bağlantılı. Bir önceki operasyonda da Boşnakların adı geçiyordu. Cremona savcılığına göre, 2010-2011 sezonunda, Serie A ve Serie B’de oynanan Napoli-Sampdoria; Brescia-Bari; Brescia-Lecce; Bari-Sampdoria, Palermo-Bari, Lazio-Genoa ve Lecce-Lazio maçlarında şike var. Bir de Siena ve Conte soruşturması var ki Moggi’den yaka silkmiş, yıllar sonra kafasını kaldırabilmiş Juventus taraftarı için en büyük kabus bu. Geçen hafta 3 yıllık yeni sözleşme yaptıkları Conte de, adı geçen tüm futbolcular da masumuz diyorlar. Suçu kabul eden yok. Geçen sezon başında da Doni de böyle söze başlamış, ardından bahis mafyasıyla olan bağlantısını itiraf etmişti.
Savcılık, dün İtalyan medyasına, Mayıs 2011’de çekilmiş bir dizi fotoğraf dağıttı. Karelerde, Sculli ve Criscito, bahis mafyası üyeleriyle iyi risotto nasıl yapılır konulu bir sohbet yapmıyorlar elbette. Kaladze için de bir maçtan 50 bin Euro kaldırdığı iddiası var. Juventuslu Bonucci için de soruşturma var. Bu operasyonun devamı gelecek. Daha çok isim dökülür ortaya…1980, 1986, 2006 ve 2011’in ardından İtalyanlar artık şike skandallarını gelenekselleştirdiler. 2006’da ortalık toz duman olduğunda Almanya’da kupa ile dönmüşlerdi. Dün 06:30’da milli takım kampı basıldı ve Criscito’yu alıp götürdüler. Skandaldan yine beslenirler mi? Yok artık!...
22 Mayıs 2012
Galatasaray 2011-2012
Biri diğerinden çok daha fazla şampiyonluk hasreti çekse de, ikisi farklı nedenlerden dolayı dibe vursa da onların ortak yönü bu sezon ipi önde göğüslemiş olmaları. Juventus, Galatasaray, Nedved, Hakan Şükür, basiretsiz teknik adamlar, Pirlo, Selçuk İnan, yeni stad kelimelerine yüklemler eklemesek de birşeyler anlatır sanırım...Ünal Aysal’ın Adnan Polat’tan teslim aldığı Galatasaray, boya ve motordan çok kaporta problemi olan bir araçtı ve bırakın koşmayı yürümeyi unutmuştu. Polat ile yaratılan bir başka Galatasaray’dan bilinen Galatasaray’a dönüş tamamlanmamış olsa da başkalaştıran öznelerin kulüpten uzaklaştırılmış olması bile bu sene kazanılan şampiyonluğun tuzu, biberi...
Geçen sezonu 16 mağlubiyetle tamamlamış bir büyük takımın yenilmeye alışmış ruh halinden çekip çıkartmanın ilk hamlesi Fatih Terim oldu. Ardından da onun icraatları. Galatasaray’da neyi artık ne kadar oynadıkları ve kaç tane atıp kaç tane kurtardıkları önemli olmayan, tribüne gelen, futbol sohbeti yapanın adını bile duyduğunda irkildiği adamlarla yollarını ayırarak başladı Terim. O noktada ayar biraz şaşmış olabilir ki sezon başında gönderilen adamların çokluğu yüzünden sezon boyunca yarışta kadro derinliği en az olan takım da hep Galatasaray’dı. Bu oyunda rakibe karşı dik durmanın kuralı sağlam omurga. Onu sıfır isimlerle yarattı Terim. Muslera, Ujfalusi, Melo, Selçuk İnan ve Elmander... 3 hat boyunca sağda ve solda olanların en uçtaki partnerin önemi yok mu, var elbette ama geçen sezonu -5 averajla kapatmış bir takım için önce az yemek ve kazanacak kadar atmak önemliydi. İsim, isim gideyim bu kez....
Muslera: Lorik Cana artı kaç milyon, federatif haklar vs. Derken başta maliyeti anlaşılmadı ama Galatasaray’ın en büyük transfer hamlesiydi. Güney Amerika Kupası’ndan önce anlaşma yapılmamış olsa, o kupada kurtardıklarıyla bugün kendisine talip olan Chelsea’ye çoktan gitmişti. Lazio’da iyi bir defansın önünde oynayan bu küçük elli adam, Mondragon’dan sonra kaleyi kaplamasını bildi. Sezon boyunca bozmadığı çizgisini, Süper Final’de biraz olsun aşağı çekse de son maçta kurtardığı iki çıkmaz topla geldiği ilk sezonda yılın en iyi kalecisi olmayı başardı.
Eboue: Arsenal’de forma şansının azaldığı gerekçesiyle satıldı ama Wenger’in iki Afrika Kupası öncesinde, toplam 3 aya yakın gözden ırak olacağı gerekçesiyle de vazgeçtiğini düşünmedim değil. Rakip tribünler için kolay adam olmadı, rakip futbolcular için de. Oyunu bilen bu adam, yüksek dozdaki bir ligden gelmenin avantajıyla artık fıkra öznesi olan Sabri’den sağ beki devraldı. Afrika Kupası’na gittiğinde de takım onu çok aradı. Faul aldığında 3 hafta yok şeklinde kıvranıp, 30 saniye sonra ayağa kalkmasıyla da haklı bir şöhret edindi.
Ujfalusi: Bazıları kaptan doğar. Kariyer planlamasını doğru yapmak da buna denir. Atletico Madrid defansında bu sezon da banko oynardı. Katar ya da ABD yerine Galatasaray’ı tercih etmesiyle sezonun kendi adına ilk doğrusunu da yaptı. Sertliğe sertlikle cevap verecek oyun aklı, yaşının getirdiği yavaşlığı gölgeledi. Galatasaray’a Lucas Neill’in verdiğinden çok daha fazlasını verdi bu sezon.
Semih: Taraftarın gözünde kredisini tüketen Servet ve Gökhan Zan’ın yapacağı bir hata bin görüneceğinden, sonsuz krediye sahip bu evlat statüsündeki genç adam tüm eksikliklerine rağmen kendi adına rüya gibi bir sezon yaşadı. Rakiple yüksek toplarda ve omuz omuzalarda ezilmedi ama çıkış sürati ve dönüşleri zayıf olduğu için de bol bol pozisyon verdi. Şampiyonlar Ligi düzeyinde mi? Elbette ki değil, ama sıfır maliyetiyle Galatasaray yeni bir yürek ekledi vücuduna.
Hakan Balta: Son yıllarda daha iyi bir sezon geçirmemişti. Türkiye’nin oyunu bölgesinde en iyi okuyan adamlarından biri ama karakteri savaşçı olmayı engellendiğinden kimi zaman tribünlerin tepkisini çekti bu forma altında. Fizik olarak düşmediği sürece, en iyi yerli sol bek. Kadıköy’de attığı kritik golle, şampiyonluğa da direkt katkı yaptı.
Felipe Melo: Bu memlekette meraklısı dışında kimse İtalya Ligi izlemediğinden mi nedir; bolca atıldı, tutuldu. Fiorentina ve Juventus’ta bir sezonunda mükemmele yakın oynamış, bir sezonda ise Juventus kötü gittiğinde tribünlerin günah keçisi olmuştu. Kısa sürede bir armayı bu kadar sevince, sevgisini de bol tezahüratla verince samimiyeti sorgulanmadı değil. Kiralık statüsünde gelip bir formayla bu kadar bütünleşen adam azdır futbol dünyasında. Terim’in kariyerinde şampiyonluk yaşadığı sezonlarda, orta sahadakiler illa ki bol gol atar. Melo da kariyer rekorunu Galatasaray’da kırdı. Büyük maçları da büyük oynadı. Onan tanınan özgürlük kimi zaman gereksiz top kayıplarını da getirmedi değil ama Galatasaray, uzun zaman sonra göbekten dikine oynayan ve gevelemeyen bir adamla sezonu tamamladı. Riera ile kavgası çok şeyi silip götürebilirdi, affedilmez bir hataydı ama Terim krizi kendi açısından iyi yönetti.
Selçuk İnan: Espanyol ve Toulouse’a hayır deyip taraftarı olduğu takıma imza attı ve kendi kariyeri adına da doğruyu yaptığını sezon boyunca gösterdi. 39 maçta forma giydi ligde. Gelecek sezon Şampiyonlar Ligi trafiğiyle birlikte bu tempoyu kaldırması elbette ki imkansıza yakın. Sarı adamlarıyla frikik çalıştı ve bu sezon Avrupa’nın en iyi frikikçilerinden biri olmayı başardı. Biraz daha atsa, Juninho/Lyon efekti yaratabilirdi. Melo ile birlikte o lafta söylenen ama sahada pek görülmeyen oyunun iki tarafını oynama yeteneğiyle tavan yaptı. Yeni sezonda arkası biraz daha kollanırsa, asist sayısını da ikiye katlayacak kadar ara pası atar en uçtakilere...
Engin Baytar: “Terim, adam eder”in elbette ki istisnaları var ama deli mi dahi mi bu adam denilen Engin, bu kez kendini oyuna vermeyi başardı. Ne attığı gol sayısı ne de yaptığı asist bir büyük takımın orta sahasında oynayan oyuncu için yeterli ama sahaya verdiği renk ve mücadeleyle her şey istatistik değil dedirtti. Yine de yeni sezonda Selçuk’u yedekleyen ve yeni bir kanat oyuncusuna yerine kaptırma ihtimali olan adam olarak bitirdi sezonu...
Emre Çolak: Ligin ilk yarısında Fenerbahçe derbisiyle sahaya sürüldü ve bir devre boyunca da formayı bırakmadı. Ne o, ne de Engin, klasik kanat oyuncusu olmadığından, Galatasaray forvetleri istedikleri kadar beslenemedi. Fizik yapısı ve oyununa zarar veren gereksiz özgüveni ile bu çıkışı yapmasını beklemediğim bir oyuncuydu. Yeni sezon da o da onbirden düşmeye aday bir isim.
Elmander: Sezon başında onbirde düşünülmüyordu ama bonservisi elindeyken Türkiye’ye üstelik de makul bir yıllık ücretle neden geldiğini anlamadığım bu adam, Galatasaray taraftarı için sahadaki sigorta oldu. O varsa, takım ayakta kaldı. O oyundan çıkınca Galatasaray topu rakibe verdi. Ocak ayındaki sakatlık sonrasında en büyük kozu gücünü yitirince sallandı. Süper Final’de vasatı aşamadı, gol atamadı ama sezon boyunca bir takımın parçası olmak ne demek izleyen herkese gösterdi.
Necati Ateş: Şampiyonluklar bazen devre arasında yapılan transferlerle kaybedilir. Bazen de kazanılır. Necati, transferi Galatasaray’a kazandırdı. Kritik bütün deplasmanlarda işi bitirdi. Yaşı kadar, Antalya’da yediği idman da yetersizdi ki yeri geldi birçok maçta sallandı ama bu memlekette oyunu bilerek oynayan adamlardan biri olduğu için formayı zor çıkardı. Yeni sezonda kadro derinliği peşinde koşacak Galatasaray’ın kulübedeki ilk forveti olur.
Milan Baros: Tarak kemiği kırıldığı günden bu yana sırtında yazan ismin kendisine ait olduğunu kimselere inandıramadı. O sakatlığın kalıntıları idmanlarda yükleme yapmayı önledi. Güçsüz bir Baros, Galatasaray taraftarı için her zaman mide ağrısı oldu. Baros’a rağmen takımı şampiyon oldu bile denilebilir. Yeni sezonda Euro 2012’de bir rüzgar yakalarsa kendine 3 yıllık sözleşme verecek bir kulüp bulur.
Eboue: Arsenal’de forma şansının azaldığı gerekçesiyle satıldı ama Wenger’in iki Afrika Kupası öncesinde, toplam 3 aya yakın gözden ırak olacağı gerekçesiyle de vazgeçtiğini düşünmedim değil. Rakip tribünler için kolay adam olmadı, rakip futbolcular için de. Oyunu bilen bu adam, yüksek dozdaki bir ligden gelmenin avantajıyla artık fıkra öznesi olan Sabri’den sağ beki devraldı. Afrika Kupası’na gittiğinde de takım onu çok aradı. Faul aldığında 3 hafta yok şeklinde kıvranıp, 30 saniye sonra ayağa kalkmasıyla da haklı bir şöhret edindi.
Ujfalusi: Bazıları kaptan doğar. Kariyer planlamasını doğru yapmak da buna denir. Atletico Madrid defansında bu sezon da banko oynardı. Katar ya da ABD yerine Galatasaray’ı tercih etmesiyle sezonun kendi adına ilk doğrusunu da yaptı. Sertliğe sertlikle cevap verecek oyun aklı, yaşının getirdiği yavaşlığı gölgeledi. Galatasaray’a Lucas Neill’in verdiğinden çok daha fazlasını verdi bu sezon.
Semih: Taraftarın gözünde kredisini tüketen Servet ve Gökhan Zan’ın yapacağı bir hata bin görüneceğinden, sonsuz krediye sahip bu evlat statüsündeki genç adam tüm eksikliklerine rağmen kendi adına rüya gibi bir sezon yaşadı. Rakiple yüksek toplarda ve omuz omuzalarda ezilmedi ama çıkış sürati ve dönüşleri zayıf olduğu için de bol bol pozisyon verdi. Şampiyonlar Ligi düzeyinde mi? Elbette ki değil, ama sıfır maliyetiyle Galatasaray yeni bir yürek ekledi vücuduna.
Hakan Balta: Son yıllarda daha iyi bir sezon geçirmemişti. Türkiye’nin oyunu bölgesinde en iyi okuyan adamlarından biri ama karakteri savaşçı olmayı engellendiğinden kimi zaman tribünlerin tepkisini çekti bu forma altında. Fizik olarak düşmediği sürece, en iyi yerli sol bek. Kadıköy’de attığı kritik golle, şampiyonluğa da direkt katkı yaptı.
Felipe Melo: Bu memlekette meraklısı dışında kimse İtalya Ligi izlemediğinden mi nedir; bolca atıldı, tutuldu. Fiorentina ve Juventus’ta bir sezonunda mükemmele yakın oynamış, bir sezonda ise Juventus kötü gittiğinde tribünlerin günah keçisi olmuştu. Kısa sürede bir armayı bu kadar sevince, sevgisini de bol tezahüratla verince samimiyeti sorgulanmadı değil. Kiralık statüsünde gelip bir formayla bu kadar bütünleşen adam azdır futbol dünyasında. Terim’in kariyerinde şampiyonluk yaşadığı sezonlarda, orta sahadakiler illa ki bol gol atar. Melo da kariyer rekorunu Galatasaray’da kırdı. Büyük maçları da büyük oynadı. Onan tanınan özgürlük kimi zaman gereksiz top kayıplarını da getirmedi değil ama Galatasaray, uzun zaman sonra göbekten dikine oynayan ve gevelemeyen bir adamla sezonu tamamladı. Riera ile kavgası çok şeyi silip götürebilirdi, affedilmez bir hataydı ama Terim krizi kendi açısından iyi yönetti.
Selçuk İnan: Espanyol ve Toulouse’a hayır deyip taraftarı olduğu takıma imza attı ve kendi kariyeri adına da doğruyu yaptığını sezon boyunca gösterdi. 39 maçta forma giydi ligde. Gelecek sezon Şampiyonlar Ligi trafiğiyle birlikte bu tempoyu kaldırması elbette ki imkansıza yakın. Sarı adamlarıyla frikik çalıştı ve bu sezon Avrupa’nın en iyi frikikçilerinden biri olmayı başardı. Biraz daha atsa, Juninho/Lyon efekti yaratabilirdi. Melo ile birlikte o lafta söylenen ama sahada pek görülmeyen oyunun iki tarafını oynama yeteneğiyle tavan yaptı. Yeni sezonda arkası biraz daha kollanırsa, asist sayısını da ikiye katlayacak kadar ara pası atar en uçtakilere...
Engin Baytar: “Terim, adam eder”in elbette ki istisnaları var ama deli mi dahi mi bu adam denilen Engin, bu kez kendini oyuna vermeyi başardı. Ne attığı gol sayısı ne de yaptığı asist bir büyük takımın orta sahasında oynayan oyuncu için yeterli ama sahaya verdiği renk ve mücadeleyle her şey istatistik değil dedirtti. Yine de yeni sezonda Selçuk’u yedekleyen ve yeni bir kanat oyuncusuna yerine kaptırma ihtimali olan adam olarak bitirdi sezonu...
Emre Çolak: Ligin ilk yarısında Fenerbahçe derbisiyle sahaya sürüldü ve bir devre boyunca da formayı bırakmadı. Ne o, ne de Engin, klasik kanat oyuncusu olmadığından, Galatasaray forvetleri istedikleri kadar beslenemedi. Fizik yapısı ve oyununa zarar veren gereksiz özgüveni ile bu çıkışı yapmasını beklemediğim bir oyuncuydu. Yeni sezon da o da onbirden düşmeye aday bir isim.
Elmander: Sezon başında onbirde düşünülmüyordu ama bonservisi elindeyken Türkiye’ye üstelik de makul bir yıllık ücretle neden geldiğini anlamadığım bu adam, Galatasaray taraftarı için sahadaki sigorta oldu. O varsa, takım ayakta kaldı. O oyundan çıkınca Galatasaray topu rakibe verdi. Ocak ayındaki sakatlık sonrasında en büyük kozu gücünü yitirince sallandı. Süper Final’de vasatı aşamadı, gol atamadı ama sezon boyunca bir takımın parçası olmak ne demek izleyen herkese gösterdi.
Necati Ateş: Şampiyonluklar bazen devre arasında yapılan transferlerle kaybedilir. Bazen de kazanılır. Necati, transferi Galatasaray’a kazandırdı. Kritik bütün deplasmanlarda işi bitirdi. Yaşı kadar, Antalya’da yediği idman da yetersizdi ki yeri geldi birçok maçta sallandı ama bu memlekette oyunu bilerek oynayan adamlardan biri olduğu için formayı zor çıkardı. Yeni sezonda kadro derinliği peşinde koşacak Galatasaray’ın kulübedeki ilk forveti olur.
Milan Baros: Tarak kemiği kırıldığı günden bu yana sırtında yazan ismin kendisine ait olduğunu kimselere inandıramadı. O sakatlığın kalıntıları idmanlarda yükleme yapmayı önledi. Güçsüz bir Baros, Galatasaray taraftarı için her zaman mide ağrısı oldu. Baros’a rağmen takımı şampiyon oldu bile denilebilir. Yeni sezonda Euro 2012’de bir rüzgar yakalarsa kendine 3 yıllık sözleşme verecek bir kulüp bulur.
Sezonu 14 adamla oynayan Galatasaray’da, geriye kalan isimlerin oyuna ve skora verdikleri katkıyı ancak mikroskopla incelemek lazım. Ayhan futbolu bıraktı ama aslında sezon başında bırakmıştı. Ceyhun, Vernel modundan çıkamadı, sert olmadığı sürece forma bulamayacağını idrak edemedi. Yekta, Sabri gibi tribüne oynadı ve takım içi amigoluğa soyundu. Riera için gamsız, yetenekli ve sezon içinde devamlılığı olmayan diye not düşmüştüm geldiğinde. Şaşırtmadı. Sercan sezonu bu hafta açtı, fitness salonunda çalışıyor. Galatasaray’ı bir başka Galatasaray yapan hamlelerden biri olan Kazım, niye gitti, büyük bir sır olarak kaldı. Yiğit, Nişantaşı’nda kameralardan kaçarken attığı deparı yarım sezonda bir daha atmadı. Ufuk, ikinci kaleci artık benim dedirtti. Aykut, 9 yıldır bu memlekette nasıl kolay para kazanılır’ın dersini bir kez daha verdi. Servet kendini türkülere verdi, Gökhan Zan’ı kimse arayıp sormadı. Aydın, yıllardır cepten yediğini 2-3 maç iyi oyun ve bir kritik golle biraz olsun geri ödedi. Çağlar, idmanlardaki çift kalelerde yedek onbirin bir adamı olmaktan öteye gidemedi. Mehmet Batdal ise 15-20 dakikada olmaz benden dedirtmeyi başardı.
Galatasaray’ın 18. şampiyonluğunda Terim bu kez doğru ekibi kurdu. Hasan Şaş ve Ümit Davala, taktik olarak ne kadar katkıda bulundular bu soru işareti ama kazandığı kupaları önce Florya’nın havasında suyunda kazanan bir takım için iyi birer ağabey ve rol modeli oldular. Taffarel, İtalya’dan getirdiği şut makinesiyle Florya’da havayı değiştirdi, iyi kaleci vardır, çok iyi kalecinin çok iyi de idman vereni vardır diye bir futbol gerçeği yoksa da ben şimdi uydurdum. Melo’nun Galatasaray’ı tercih etmesinde büyük etken olan Taffarel, Muslera’yı hep fit tutmayı başardı. Euro 2008’de milli takım masal yazarken, takıma kondisyonu veren Amerikalı Piri tartışılan adamdı. Onun çalıştırdığı takımlar bir zaman sonra telef oluyordu. Piri, bunu tekzip etti ve sezon devamlılığının şampiyonluk için çok önemli olduğu 40 haftada, perde arkasında en önemli karakterlerden biri oldu.
Yedi sezondur lig yarışından uzak olan Fatih Terim, başarısız olsa belki de son denemesi olacak üçüncü Galatasaray döneminde, ciğerini bildiği kulübün takımını sil baştan yarattı. Onu hep başarıya götüren çift forvete dönmek için haftaların geçmesini bekledi ama daha sonra da geri dönüş yapmadı. Delisi birden fazla takımını kazansa da kaybetse de taraftarının gözünde savaşan bir onbir olmasını sağladı. 40 haftalık maratonda tek tek bakıldığında mutlaka taktik hatalar da yaptı ama sonunda geminin karaya yanaştırılıp yanaştırılmadığına bakılan bu oyunda bir sene önce karaya oturmuş Galatasaray’ı şık bir şekilde limana bağladı... İç denizlerden, okyanuslara çıkmak; onun hakkıdır...
19 Mayıs 2012
15 Mayıs 2012
Forma Müzeye?
10 Mayıs 2012
Başkaları Uyurken
Üç Yıldız
Atletico Madrid: 3
Athletic Bilbao:0

Üç ay önce şöyle bir tahmine kimsenin çok fazla itirazı olmazdı. Şampiyonlar Ligi finalinde El Clasico, Avrupa Ligi’nde de yarı finalde çakışmazlarsa Manchester derbisi. Kupa 2’de ne aradıklarını kendileri de bilmeyen İngilizler kendi lig yarışlarına döndüler. El Clasico finali de bir sürpriz bir kafa kafaya eşleşmede güme gitti.
Bilbao, Bielsa yönetiminde Avrupa’da sezonun en şık takımlarından biriydi. Şili kadar sempatik yapmayı başardı Bielsa, Baskların takımını da. Manchester’ı elerken de, Schalke’yi evine yollarken de büyük sempati ve övgü topladılar. Kulvardan birinde örselenmeleri normaldi, bu da lig oldu. Avrupa dönüşlerinde sallandılar. Kral Kupası finalini de düşünürsek, Bilbao ile harika bir sezon geçirdi Arjantinli hoca...
Atletico Madrid garip kulüp. Son 10 yılda iki sezon arka arkaya 7 yeni transfer yapıp ligi yedinci bitiren de onlar, iki sezon önce Avrupa Ligi’ni kazananlar da aynı forma. “Futbolda istikrar önemlidir”in bir istisnasını yarattılar biraz da zorunluluktan ve yetenek çok şeydir’in de altını çizmiş oldular bu akşam.
İki yıl önce Fulham karşısında kazanan onbirden kimse yoktu. Sıfırdan kurulan bir kadro, yeni bir kaleci, yeni bir golcü, bir sezonda iki teknik adam. Manzano’nun da bu takımın kurulmasında emeği büyük ama soyunma odasında Simeone kadar sert olmadığı ya da olamadığı ortada. Arjantinli geldi ve Atletico Madrid’i adam etti. Sezon başında ön tarafı ben işime bakarım, arka taraf ne hali varsa görsün diyen takım, oyunun onbir kişiyle oynandığını ve koşmayanın sahada olmayacağını Simeone ile anladı.
Ligde Bilbao, Atletico Madrid’i kolay süpürmüştü 3 golle, rövanşta da Atletico Madrid, Şampiyonlar Ligi biletine konsantre olduğundan 2-1 almayı başarmıştı. Atletico Madrid’in ne oynayacağını kestirmek kolay ama Bielsa’nın inişli-çıkışlı bir grafik çizen onbiri için bugün, o gün değildi. Orta sahada Atletico Madrid’den çok daha sert durmaları gerekiyordu ama bunu başaramdılar. Rahat çıktı, rahat sızdı Atletico Madrid. Simeone’nın adamları iyi başladılar ve işi bitiren adam sahne almakta gecikmedi.
Bu kupayı arka arkaya iki farklı takımla kazanmak akıl karı değil bu oyunda. İlkini kazandıktan sonra muhtemelen Şampiyonlar Ligi oynayan bir büyüğe gidersin. Agüero sonrasında cuk oturan ama oyunun acıklı tarafı Şubat ayında Calderon’da yuhalanan Falcao, İnzaghi’den emanet gol sevinçleriyle yine sahnedeydi. İlk golde son vuruş kadar ceza sahası içinde vuruş pozisyonu aldığı saliseler de önemli. Vücut, üç direğe kitlendi, sonrası kolay elbette!
İkinci golde Arda Turan’ın asistini de aynı santrfor zekasıyla soktu kaleye Falcao. İlk 20 sonrasında 20 metre geri atan ve ikinciyi geniş alanda arayan Atletico Madrid karşısında bir penaltı tartışması bir de Muniain’in uzaktan şutu dışında pozisyon üretemedi Bilbao. Bielsa devrede neşteri vurdu. Arda’nın karşısında dökülen Arutenetxe ve orta sahayı ileriye taşıyamayan Iturraspe kenara geldi. Oyunun Falcao dışında çözümü de; Atletico Madrid defansında Miranda, Godin göbeği, Juanfran ve Felipe Luis final nasıl oynanırsa öyle oynadılar. Gabi’nin de hakkını vermek lazım. Bilbao orta sahasındaki her adamdan daha iyiydi.
İkinci yarıda Simeone ile defans kurgusunu aylardır çok üst seviyeye taşımış Atletico Madrid karşısında Bilbao yakaladılarında da şanssızdı. Voleler ayağa oturmadı, direğin iki karış üstünden gitti. Fark bire inse başka bir oyun oynanırdı elbette. Atletico Madrid için o akşam bu akşamdı ki Diego ile de fişi çektiler.
Madrid’de yürüyüş mesafesinde iki kulübün taraftarının kupayı aldığında iki çeşme. Geçen hafta Cibeles’e tırmanan Real Madrid’lilerden sonra bu hece Neptuno’ya Atletico Madridliler çıkacak. Bilbao'nun üzüntüsüne kelimeler kifayetsiz...
İki farklı hoca, iki farklı 11. Bir forma, bir arma. İki yıl sonra aynı kupa...Bir de İnfantino dediğin adam madalyaları uzatan yancı...




9 Mayıs 2012
6 Mayıs 2012
Gol Karesi
FA Cup finalinde Ramires'in golü. Adam vizörün arkasında değil ama çekmiş arkadaş. Topa mı bakalım, çok uzaklardaki (!) Reina'nın gözlerine mi? Uzaktan kumanda da olsa nefis kare... Nasıl oluyor? üzerine blog arşivinden: Spor Fotoğrafçılığı
Leblebi
Dün "50'ye kadar yolu var" derken, kalan iki maç için kurulmuş bir cümleydi! Sağolsun Messi, derbide dörtleyip, son haftaya 50 ile girdi. Cristiano Ronaldo, son hafta 5 atsa yakalar da (!) Messi durur mu? 50, şık rakam. 50 , akıllara ziyan bir rakam. Avrupa gol krallığında Burak Yılmaz'ın bir zamanlar Tanu Çolak'ın yaptığını yapabilmesi için demek ki bu sezon 75 gol atması gerekiyormuş! Sıralamada üçüncü sırada bu sezon uçan Van Persie var 30 golle. Bundesliga'nın ilk yabancı (hata yapmışım, ilk Hollandalı olacak) gol kralı Huntelaar 29 gol attı. Rooney ve İbrahimoviç, 26 golle son iki haftaya giriyorlar. Burak Yılmaz ise 8. sırada.
Messi: Lig'de 50 gol, Şampiyonlar Ligi'nde 14 gol, Kral Kupası'nda 2 gol, İspanya Süper Kupa'da 3 gol, UEFA Süper Kupa, 1 gol, Dünya Kulüpler Şampiyonası, 2 gol... Barcelona formasıyla toplam 252 gol, 17 hat-trick, 4 poker!
5 Mayıs 2012
10 Yıl Önce Bugün
10 yıl önce bugün. 5 Mayıs 2002. Inter'in şampiyonluğu son haftada kaybettiği Lazio maçı...
Arşiv: 5 Mayıs ve Hector Cuper

Arşiv: 5 Mayıs ve Hector Cuper


Falkland vs. Malvinas
Londra 2012 Olimpiyatları öncesinde Arjantin'de hükümet eliyle yapılan bir prodüksiyon. İngilizlere göre Falkland Adaları, Arjantinlilere göre Islas Malvinas... Arjantinliler nefis bir video çekmişler, sloganı da İngiliz topraklarında yarışabilmek için Arjantin topraklarında idman yapıyoruz. Falkland'de filmin çekildiğinden İngilizlerin haberi yokmuş tabii...
La Liga'da Gol Krallığı
İspanya'da 1989-1990 sezonunda Hugo Sanchez'in Real Madrid formasıyla bir sezonda attığı 38 golün ardından Pizzi ve Ronaldo 30 barajını geçmişlerdi. "Harbi" Ronaldo'nun Barça formasıyla attığı 34 golün ardından son 3 sezona kadar gol kralları yine 30 barajının altında kaldılar ki bu patlama öncesindeki son kral da Güiza'dır. Ardından Forlan, 32 gol attı. Messi, 34 ile devam etti ve geçen sezon Cristiano Ronaldo 41 gol attı. Bu sezon Messi ve Ronaldo'nun rakamları artık yeter dedirtiyor. 50'ye kadar yolları var kalan iki maçta! Gol dağılımları tabloda. Messi, Espanyol derbisi ve Betis deplasmanı oynayacak. Cristiano Ronaldo ise bu akşam Granada deplasmanında ve son hafta Mallorca ile Santiago Bernabeu'da. Bilbao deplasmanı da gösterdi ki bütün takım Ronaldo'ya çalışacak kalan iki maçta...
4 Mayıs 2012
Hafta Sonu Futbol
5 Mayıs Cumartesi16:30 B. Dortmund - Freiburg @TRT Haber
16:30 Köln - Bayern Münih @TRT HD
19:15 Chelsea - Liverpool @NTVSpor
22:00 Granada - Real Madrid @NTVSpor
22:00 Barcelona-Espanyol @ NTV
6 Mayıs Pazar
14:00 Elazığspor - Bucaspor @TRT 3
14:00 Adanaspor - Kartalspor @TRT 6
14:00 Göztepe - Konyaspor @TRT Anadolu
15:30 Newcastle-Manchester City @ LigTV 3
16:00 Udinese - Genoa @Dsmart Spor
16:00 Cagliari - Juventus @Euro Futbol
19:00 Galatasaray - Beşiktaş @LigTV
19:00 Trabzonspor - Fenerbahçe @LigTV2
21:45 Inter - Milan @Euro Futbol
22:00 Valenciennes-PSG @ LigTV 3
7 Mayıs Pazartesi
20:00 Lille - Caen @LigTV2
22:00 Montpellier - Rennes @LigTV2
22:00 Blackburn - Wigan @LigTV3
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


Batsın Bu Dünya
Şampiyonlar Ligi Finali UEFA Press Kit 




