Andrea Casula 11 yaşındaydı29 Mayıs 1985 20:15
Heysel
Geçen sezon Doni, bu sezon Mauri.. Sıradan futbolcular değil bunlar, kalburüstü yetenekler ve ikisi de takım kaptanı. Biri hem kendini hem Atalanta’yı yaktı. Doni zaten yolun sonuna gelmişti, dönüşü olmaz. Mauri de görünen o ki Lazio’yu yakacak. İtalyanlar cezası kısa süredece kesecektir. Lazio’ya Avrupa Ligi yolu kapanabilir.
Savcılık, dün İtalyan medyasına, Mayıs 2011’de çekilmiş bir dizi fotoğraf dağıttı. Karelerde, Sculli ve Criscito, bahis mafyası üyeleriyle iyi risotto nasıl yapılır konulu bir sohbet yapmıyorlar elbette. Kaladze için de bir maçtan 50 bin Euro kaldırdığı iddiası var. Juventuslu Bonucci için de soruşturma var. Bu operasyonun devamı gelecek. Daha çok isim dökülür ortaya…
Biri diğerinden çok daha fazla şampiyonluk hasreti çekse de, ikisi farklı nedenlerden dolayı dibe vursa da onların ortak yönü bu sezon ipi önde göğüslemiş olmaları. Juventus, Galatasaray, Nedved, Hakan Şükür, basiretsiz teknik adamlar, Pirlo, Selçuk İnan, yeni stad kelimelerine yüklemler eklemesek de birşeyler anlatır sanırım...
Üç ay önce şöyle bir tahmine kimsenin çok fazla itirazı olmazdı. Şampiyonlar Ligi finalinde El Clasico, Avrupa Ligi’nde de yarı finalde çakışmazlarsa Manchester derbisi. Kupa 2’de ne aradıklarını kendileri de bilmeyen İngilizler kendi lig yarışlarına döndüler. El Clasico finali de bir sürpriz bir kafa kafaya eşleşmede güme gitti.
Bilbao, Bielsa yönetiminde Avrupa’da sezonun en şık takımlarından biriydi. Şili kadar sempatik yapmayı başardı Bielsa, Baskların takımını da. Manchester’ı elerken de, Schalke’yi evine yollarken de büyük sempati ve övgü topladılar. Kulvardan birinde örselenmeleri normaldi, bu da lig oldu. Avrupa dönüşlerinde sallandılar. Kral Kupası finalini de düşünürsek, Bilbao ile harika bir sezon geçirdi Arjantinli hoca...
Atletico Madrid garip kulüp. Son 10 yılda iki sezon arka arkaya 7 yeni transfer yapıp ligi yedinci bitiren de onlar, iki sezon önce Avrupa Ligi’ni kazananlar da aynı forma. “Futbolda istikrar önemlidir”in bir istisnasını yarattılar biraz da zorunluluktan ve yetenek çok şeydir’in de altını çizmiş oldular bu akşam.
İki yıl önce Fulham karşısında kazanan onbirden kimse yoktu. Sıfırdan kurulan bir kadro, yeni bir kaleci, yeni bir golcü, bir sezonda iki teknik adam. Manzano’nun da bu takımın kurulmasında emeği büyük ama soyunma odasında Simeone kadar sert olmadığı ya da olamadığı ortada. Arjantinli geldi ve Atletico Madrid’i adam etti. Sezon başında ön tarafı ben işime bakarım, arka taraf ne hali varsa görsün diyen takım, oyunun onbir kişiyle oynandığını ve koşmayanın sahada olmayacağını Simeone ile anladı.
Ligde Bilbao, Atletico Madrid’i kolay süpürmüştü 3 golle, rövanşta da Atletico Madrid, Şampiyonlar Ligi biletine konsantre olduğundan 2-1 almayı başarmıştı. Atletico Madrid’in ne oynayacağını kestirmek kolay ama Bielsa’nın inişli-çıkışlı bir grafik çizen onbiri için bugün, o gün değildi. Orta sahada Atletico Madrid’den çok daha sert durmaları gerekiyordu ama bunu başaramdılar. Rahat çıktı, rahat sızdı Atletico Madrid. Simeone’nın adamları iyi başladılar ve işi bitiren adam sahne almakta gecikmedi.
Bu kupayı arka arkaya iki farklı takımla kazanmak akıl karı değil bu oyunda. İlkini kazandıktan sonra muhtemelen Şampiyonlar Ligi oynayan bir büyüğe gidersin. Agüero sonrasında cuk oturan ama oyunun acıklı tarafı Şubat ayında Calderon’da yuhalanan Falcao, İnzaghi’den emanet gol sevinçleriyle yine sahnedeydi. İlk golde son vuruş kadar ceza sahası içinde vuruş pozisyonu aldığı saliseler de önemli. Vücut, üç direğe kitlendi, sonrası kolay elbette!
İkinci golde Arda Turan’ın asistini de aynı santrfor zekasıyla soktu kaleye Falcao. İlk 20 sonrasında 20 metre geri atan ve ikinciyi geniş alanda arayan Atletico Madrid karşısında bir penaltı tartışması bir de Muniain’in uzaktan şutu dışında pozisyon üretemedi Bilbao. Bielsa devrede neşteri vurdu. Arda’nın karşısında dökülen Arutenetxe ve orta sahayı ileriye taşıyamayan Iturraspe kenara geldi. Oyunun Falcao dışında çözümü de; Atletico Madrid defansında Miranda, Godin göbeği, Juanfran ve Felipe Luis final nasıl oynanırsa öyle oynadılar. Gabi’nin de hakkını vermek lazım. Bilbao orta sahasındaki her adamdan daha iyiydi.
İkinci yarıda Simeone ile defans kurgusunu aylardır çok üst seviyeye taşımış Atletico Madrid karşısında Bilbao yakaladılarında da şanssızdı. Voleler ayağa oturmadı, direğin iki karış üstünden gitti. Fark bire inse başka bir oyun oynanırdı elbette. Atletico Madrid için o akşam bu akşamdı ki Diego ile de fişi çektiler.
Madrid’de yürüyüş mesafesinde iki kulübün taraftarının kupayı aldığında iki çeşme. Geçen hafta Cibeles’e tırmanan Real Madrid’lilerden sonra bu hece Neptuno’ya Atletico Madridliler çıkacak. Bilbao'nun üzüntüsüne kelimeler kifayetsiz...
İki farklı hoca, iki farklı 11. Bir forma, bir arma. İki yıl sonra aynı kupa...



FA Cup finalinde Ramires'in golü. Adam vizörün arkasında değil ama çekmiş arkadaş. Topa mı bakalım, çok uzaklardaki (!) Reina'nın gözlerine mi? Uzaktan kumanda da olsa nefis kare... Nasıl oluyor? üzerine blog arşivinden: Spor Fotoğrafçılığı
Dün "50'ye kadar yolu var" derken, kalan iki maç için kurulmuş bir cümleydi! Sağolsun Messi, derbide dörtleyip, son haftaya 50 ile girdi. Cristiano Ronaldo, son hafta 5 atsa yakalar da (!) Messi durur mu? 50, şık rakam. 50 , akıllara ziyan bir rakam. Avrupa gol krallığında Burak Yılmaz'ın bir zamanlar Tanu Çolak'ın yaptığını yapabilmesi için demek ki bu sezon 75 gol atması gerekiyormuş! Sıralamada üçüncü sırada bu sezon uçan Van Persie var 30 golle. Bundesliga'nın ilk yabancı (hata yapmışım, ilk Hollandalı olacak) gol kralı Huntelaar 29 gol attı. Rooney ve İbrahimoviç, 26 golle son iki haftaya giriyorlar. Burak Yılmaz ise 8. sırada.
Messi: Lig'de 50 gol, Şampiyonlar Ligi'nde 14 gol, Kral Kupası'nda 2 gol, İspanya Süper Kupa'da 3 gol, UEFA Süper Kupa, 1 gol, Dünya Kulüpler Şampiyonası, 2 gol... Barcelona formasıyla toplam 252 gol, 17 hat-trick, 4 poker!


İspanya'da 1989-1990 sezonunda Hugo Sanchez'in Real Madrid formasıyla bir sezonda attığı 38 golün ardından Pizzi ve Ronaldo 30 barajını geçmişlerdi. "Harbi" Ronaldo'nun Barça formasıyla attığı 34 golün ardından son 3 sezona kadar gol kralları yine 30 barajının altında kaldılar ki bu patlama öncesindeki son kral da Güiza'dır. Ardından Forlan, 32 gol attı. Messi, 34 ile devam etti ve geçen sezon Cristiano Ronaldo 41 gol attı. Bu sezon Messi ve Ronaldo'nun rakamları artık yeter dedirtiyor. 50'ye kadar yolları var kalan iki maçta! Gol dağılımları tabloda. Messi, Espanyol derbisi ve Betis deplasmanı oynayacak. Cristiano Ronaldo ise bu akşam Granada deplasmanında ve son hafta Mallorca ile Santiago Bernabeu'da. Bilbao deplasmanı da gösterdi ki bütün takım Ronaldo'ya çalışacak kalan iki maçta...
5 Mayıs Cumartesi
Arşiv:
28 Nisan Cumartesi
Sene 2012 Jupp Heynckes, Bayern Münih’in başında. Allianz Arena’da ilk maçı 2-1 almışlar. Real Madrid’in rövanş için motivasyonu efsane yıldızı Juanito’nun unutamadıkları bir demeci: “Santiago Bernabeu’da 90 dakika çok uzundur.” Basın toplantısında İspanyol gazeteciler de bunu soruyor Heynckes’e, “İyi bilirim” diyor 67 yaşındaki Alman teknik adam. O bilmeyecek de kim bilecek…
Sene 1985... Jupp Heynckes. Borussia Monchengladbach’ın hocası. UEFA Kupası’nda çeyrek finalde rakipleri Real Madrid. Düsseldorf’taki ilk maçta Real Madrid’i hezimete uğratıyorlar. Skor 5-1…
Muhteşem geri dönüşlerin takımı Real Madrid, yarı finalde de yine efsane iki maç oynuyor. San Siro’da İnter’e 3-1 mağlup oluyorlar. İki Tardelli bir de Salguero kendi kalesine. Real’in golü Valdano’dan. Rövanşta 90 dakikayı Real Madrid 3-1 kazanıyor. Uzatmalarda Santillana’nın iki golüyle Real Madrid finale çıkıyor ve bir başka Alman, Köln’ün elinden kupayı alıyorlar.
Jupp Heynckes’in yolu 12 yıl sonra bir kez daha Santiago Bernabeu’ya düşüyor. Bu kez rakip kulübede değil. Real Madrid’in hocası Heynckess, takım ligde iyi gitmiyor, Barcelona’nın şampiyon olduğu sezonu Bilbao ve Sociedad’ın ardında dördüncü sırada bitiriyorlar ama 32 yıl sonra en büyük kupayı getiren de Heynckes oluyor. Rakip finalde Juventus, kupayı getiren tek gol Mijatoviç’ten...
Koltuğu devraldığı Rijkaard kadar hiçbir üst düzey teknik adam bu kadar yokuş aşağı koşmamıştır futbol dünyasında. Bir sene inziva ardından Galatasaray'da yaşadığı hayal kırıklığı, azalan talipliler ve vitrinden düşmek için yeterli bir tercih. Avrupa futbolundan uzakta Erik Gerets gibi garip bir milli takım tercihi. Guardiola, Rijkaard'ın mirasını mı yedi? Yedi, yemedi, yediyse de helalı hoş olsun derler adama, Barcelona, Rijkaard'ın babasının malı değildi. Bir geleneği devam ettirdiler. B takımından gelip hiçbir hoca onun kazandıklarını kazanamaz bu futbol dünyasında. Birinci sezonundan itibaren de "Barcelona dışında bir takımda başarılı olana kadar rüştünü ispat edemeyecek" kılıcı kafasının tepesinde sallandı. 2008-2012 arasında Guardiola'daki fiziki değişim inanılmaz. Her şeyi kazanan, stadyumlardan güle oynaya çıkan, kazandıkça medyanın eleştirilerinden muaf olan adam kırklarının ilk yarısında 4 yılda çöktü. Çünkü Barcelona'yı tek başına idare ediyor. Geçen yıl Kral Kupası finalinde maç uzatmalara gitmeye yakınken yanımda oturan Barcelona'lı gibi birçok Katalan da onun oyunu okuyamadığını ve maç çevirecek hamleleri yapamadığından muzdarip. Garip ama gerçek... Yetiştiği kulüpte 3 yılı doldururken o koltukta, sözleşmeyi uzun tutmak yerine bir yıl uzatmakla gideceğinin sinyalini geçen yıl vermişti zaten... Futbolcusu kanser olmuş, yardımcısı kanser olmuş Guardiola, bir fıtıkla devam ediyor hayatına... Doktorların ona artık biraz dinlen, kenara çekil dediği söyleniyor...