18 Şubat 2011

Hafta Sonu Futbol

18 Şubat Cuma
20:00 Eskişehir-Sivas @ Lig TV
21:30 Nurnberg-Frankfurt @ TRT HD

19 Şubat Cumartesi
14:00 Kasımpaşa-Ankaragücü @ Digi
14:00 Bolu-Samsun @ TRT 1
16:00 Bursa-Gaziantep @ Lig TV
16:30 B.Dortmund-St Pauli @ TRT 3
17:00 Gençlerbirliği-Karabük @ Digi
19:00 Galatasaray-Buca @ Lig TV
19:00 Bologna-Palermo @ Spormax
19:30 Mainz-Bayern Munih @ TRT 3
21:00 Real Madrid-Levante @ NTV Spor
21:45 İnter-Cagliari @ TV8 & Spormax
22:00 Lorient-Bordeaux @ Kanal A
23:00 Zaragoza-A.Madrid@ NTV Spor

20 Şubat Pazar
13:30 Mersin İY-Karşıyaka @ TRT 1
13:30 Kartal-Diyarbakır @ TRT 1
13:30 Juventus-Lecce @ TV8
14:00 West Ham-Wolves @ PL TV
14:00 Kayseri-Antalya @ Digi
16:00 Chievo--Milan @ TV8 & Spormax
16:00 Man. City-Notts County @ NTV Spor
16:30 Leverkusen-Stuttgart @ TRT 3
17:00 Konya-İstanbul BŞB @ Digi Kanal
18:00 Montpellier-Lille @ Kanal A
18:30 M.Gladbach-Schalke 04 @ TRT 3
19:00 Altay-Denizli @ TRT 1
19:00 Beşiktaş-Fenerbahçe @ Lig TV
21:45 Napoli-Catania @ TV8 & Spormax
22:00 Barcelona-A.Bilbao @ NTV Spor
22:00 Toulouse-Rennes @ Kanal A

21 Şubat Pazartesi
20:00 Manisa-Trabzonspor @ Lig TV

17 Şubat 2011

Biz Manchester United'dık

Şehrin daha eski mahalleleri var elbet ama bizimki de fena sayılmazdı. Elinde arasına şokella sürülmüş iki bisküviyle Can yanımıza geldiğinde, evde annesi hazırladı sanmıştık. Paketini gösterdi: Çokoprens'miş. Koştuk mahallenin bakkalına... Nike yok ortalıkta, Adidas var ama pahalı. Almanya'da akrabası olan Adidas, Puma giyiyor işte. Esemsport var çokça. Sahamız çoktu. Apartmanın aralığı, Japon kale oynamak için idealdi. Beş kişiye kadar kaldırırdı o duvarlar.

Cadde tenhaydı o zamanlar, bırak trafiğin tıkanmasını, bir saat araba geçmediği olurdu öğleden sonra. Kale taşlarını apartmanın bahçesinde saklardık. Standart getirmiştik işte, hep aynı çocuk adımlarıyla ölçer, yerleştirirdi taşları... Sonra çocuk da büyüdü adımları da tabii... Çayır dediğimiz yer güzeldi ama eğimliydi. Orta sahadan topu aldın mı, hafif bayır aşağı kaptırır giderdin. İlk yarı bayır aşağı oynayan avantalı olurdu. Bir de yukarıdaki mahallede bir saha vardı. Toprak ama nizami... Eski bir Beşiktaşlı futbolcu yaptırmıştı o sahayı. Yok; öyle halı saha işleten, para kazanan bir akıl değil onunki... Kaleleri cebinden almış, file bile taktırmıştı. Önemli maçlarda kireç dökülürdü. Boş bulmak zordu o sahayı, sahanın çevresindeki apartmanlarda oturan çocuklar kollardı. Yabancı gelip oynayamazdı...

Ya o mahallede doğmuş, ya da ufak yaşta mahalleye taşınmıştık. Ağabeyler, Aykut Kocaman ile bir semt kulübünün genç takımında forma giyerdi. Biz mahallede alt yapıydık. Onlarla oynamak hayaldi, iyi olanları seçer, ufaktan ufaktan takıma katarlardı. Öyle pat diye golcü olamazdın... Defanstan başlardın. Solak olan her zaman şanslıydı, ağabeylerden biri vasat da olsan "Geç bakalım sen sola" derdi. Hiyerarşi vardı, büyükler, ağabeyimiz; küçükler kardeşimizdi. Mahalle yeni taşınan çocuklar öyle hemen takıma giremezlerdi. Aydın da ilk kez biz caddede oynarken gelmişti yanımıza. "Yok" demiştik; "Ben de oynayabilir miyim?" diye sorduğunda. Gidip kaldırıma oturdu, bütün maçı izledi. Sonra Aydın'ı da aldık mahalle maçlarına...

Kaleden başlarsın ama bizim mahallede büyüyünce "Kaleci olacağım" diye tutturan bir çocuk vardı. Babası kaleci eldivenleri almıştı ona, büyük geliyordu ellerine ama olsun fiyakalıydı. O kaleyi kimseye bırakmadığından yeni gelen ortaya geçerdi. Aydın hepimizden iyiydi, çelimsizdi ama tekniğiyle işi bitiriyordu. O zaman "Platini Aydın" derdik. Alır, verir, adam geçer, şutu burunla vurmaz, plase bırakırdı. "Ben de oynayabilir miyim Aydın" bizim takımın kralı oldu. O büyük sahanın sahibi mahallenin çocuklarını fena madara eder olduk. "Oğlum Aydın var lan onlarda" diyorlardı. Maç biter, köşedeki bakkalda gazoz içer, eve dönerdik. O bakkalın oğlu bizim mahallede oturur, ama bakkalın olduğu mahallenin takımında oynardı. Sevmezdik... O zamanlar maçtan dönünce annelerimiz terli sırtımıza tülbent koyardı... Biz Manchester United'dık... Alt yapımız da vardı, sonradan mahalleye taşınan Aydın'ımız da...
Bizim çayırda gün geldi inşaat başladı... Lükse bir site yapacaklardı. "Ulan zaten eğimliydi" dedi biri... Büyümüştük biraz. Olmadı otobüse atlar; başka sahaya da giderdik çok istersek... Bizim çayır elden gitti. Havuzlu bir site yaptılar, gittik, dolandık, hayret bayır da kaybolmuştu. Biz "Mahalle" diyorduk; oraya taşınan çocuklar ise "Site". Hani şimdi şehrin dört bir tarafında yapılan, acayip isimli siteler var ya; havuzlu, güvenlikli vs. işte ondan... O siteye çocukların hepsi aynı zamanda taşındığından daha takım olamamışlardı. Hem zaten ağabey yaştakiler de sitede takılmıyorlardı. Ağabey-kardeş ilişki yoktu o sitede...

Biz Beşiktaş'ta mahalle takımına forma yaptırmıştık, krampon desen o da var. Bu çocukların kramponu yoktu ama teneke Bixi kola içiyorlardı. Kimse kimsenin ufak halini bilmediğinden de hepsi birbirleriyle dalaşıyor, kavga ediyorlardı habire.. Onların sitedeki sokaklar maç yapmaya müsait değildi, en fazla Japon kale oynardın, çok dardı. Bizim caddeden ise artık çok araba geçer olmuştu. Tam akmışsın rakip kaleye, çekeceksin şutu, biri "Araba geliyor" diye bağırırdı. Hani araba geldiğinde tamam da; bazen defansta eksik yakalanan yalandan "Araba" diye bağırırdı. Oyun durunca da "Nerede lan araba!" diye kavga kopardı. Biz bu yeni sitenin çocuklarıyla yukarı mahallenin sahasında oynamak için sözleştik. Bunlar aynı renk tişört giyip gelmişler, biz de formaları çekmişiz. Bunlar havalı; ama aldık havalarını. Mahalle pardon takım olamamışlar ki! Nasıl olacaklar; şunun şurası en fazla 6-7 aydır oturuyorlardı o sitede. Onlar Manchester City idi. Biz o toprak sahada bunları çok benzettik...Sonra Aydın taşındı mahalleden... O arkadaş kaleci olamadı... Cadde korna sesleriyle doldu, bizim top oynadığımız yaştaki çocuğu tek başına ekmek almaya göndermez oldular... Biz aşık olduk, top yerine kızların peşinde koştuk... Yusuf ağabey vardı, onu bıçakladılar, öldü... Aykut Kocaman, Fenerbahçe'de önce kral sonra hoca oldu... O toprak saha hala yerinde duruyor ama orada da artık çocuklar futbol oynamıyor...

15 Şubat 2011

Üzülmez mi İnsan Üzülür Elbet

İdmanda ve soyunma odasında her kavga eden takımdan gönderilse... Çok örneği var bunun, para cezası verilir, kadro dışı bırakılır, mesele takım içinde çözülür, sezon sonu geldiğinde arıza devam ediyorsa hatlar kesilir, taraflardan biri gider, olmadı ikisi de yollanır.
İbrahim Üzülmez'in veda toplantısına katılan Beşiktaş Başkanı'nın amacı belli. Taraftar tepkisi büyük ve o pazubandı hediye edip ya da "alt yapının başına geç" deyip kendince durumu yumuşatmaya çalışıyor. Bu medyaya yansıyan ikinci olay ama ben fazlasının da olduğunu tahmin ediyorum. Üzülmez adaşıni hiçbir zaman sevmedi. Takım içindeki hiyerarşide Toraman'ın da onu uzun zamandır takmadığı küfür edecek kadar cüreti olduğundan belli...

İbrahim Üzülmez "Delinho" bugün gitti ama Toraman'ın da ipini çekti. Bu basın toplantısını izleyip gözü dolmayan futbolsever azdır. Bazı adamlar saflığı, adamlığı; renkler üstüdür. Üzülmez de böyle bir adamdı. Neyse o işte... Beğenirsen, beğenmezsin ama "Deli İbo" budur....

Yukarıdaki fotoğraf 1 Nisan 2010 tarihli posttan. O tarihte Beşiktaş, fotoda görünen isimlerle sözleşme yenilemişti. 5 futbolcudan üçünü yaşı 35 ve üstüydü. Bu imzaların doğru bir transfer hamlesi olmadığını yazmışım o tarihte.
Bu oyunculardan ikisi gitti. Üzülmez'in de dün ipi çekildi. Rüştü de sezon sonunda gidecek. Beşiktaş tribünlerinin İbrahim Toraman'ı da bu takımda barındırmayacağına inanıyorum. Beşiktaş, Ankaragücü maçına "31 yaş" ortalaması bir takımla çıktı ve kaybetti. Birileri hep yanlış yapıyor ama bedelini başkaları ödüyor...

Sports Illustrated 2011 Swimsuit

Sports Illustrated 2011 Swimsuit

Naklen Yayınlar

15 Şubat Salı
19.00 Aris – Manchester City / EURO FUTBOL
21.45 Milan – Tottenham / EURO FUTBOL

16 Şubat Çarşamba
19:30 Fiorentina-Inter / Tv8 /Spormax (Yorum)
21.45 Roma – Shakhtar D. / EURO FUTBOL
21.45 Arsenal – Barcelona / STAR TV

17 Şubat Perşembe
20.00 Beşiktaş – Dinamo Kiev / STAR TV
20.00 Napoli – Villarreal / EURO FUTBOL
22.05 Sparta Prag – Liverpool / EURO FUTBOL
22.05 Sevilla – Porto / STAR TV

13 Şubat 2011

Simao Sonrası Atletico Madrid

Fernando Torres’in 58 milyona gittiği transfer döneminde Atletico Madrid, Sergio Agüero’ya gelen teklifleri kabul etmedi. Satabilecekleri en iyi zamandı. İspanya içinde adamın rakamı belli ama İngiltere’ye, Chelsea ve Manchester City’den birine iyi bir rakama okutabilirlerdi. Agüero satılır mı? Bu sorunun cevabına bakalım. Zamanında Fernando Torres’i sattıklarında, kaptanını, golcüsünü satan takımdan hayır gelmez yorumları yapılmıştı. Atletico Madrid o parayla Forlan ve Simao’yu aldı. Bugün Simao’nun Beşiktaş’a gitmesi sonrasında takım çöktü. Agüero ve Forlan yine sahada ama gol atamıyorlar, çünkü attıran adamların en yakışıklısı artık Beşiktaş’ta. Simao sonrasında ne oldu, bakalım? 2011’in ilk maçında Santander gibi zayıf bir takımla evinde golsüz berabere kaldı Atletico Madrid. Ardından Hercules deplasmanında dağıldılar. 4-1 kaybettiler. A. Bilbao, Madrid’e geldi, 3 puanı, 2 golle aldı. A.Madrid’den o maçta da gol sesi çıkmadı. Barcelona deplasmanında 3 yediler ve son olarak Valencia, 1-0 geriye düştüğü maçı çevirdi ve Vicente Calderon’da 2-1 kazandı. Kral Kupası’nda Real Madrid’e elenen Atletico Madrid, ligde Şampiyonlar Ligi potasının 15 puan uzağında. Dört maçtır kaybeden takımda, geçen sezon Avrupa Ligi’ni kaldıran teknik direktör Flores’in kellesi isteniyor. Forlan da, Agüero da golcünün kralı ama Uruguaylı 4, Arjantinli 6 maçtır gol atamıyor. “Neredesin Simao!”dan başka akla ne gelir!

Del Piero ile 18 Yıl

18 yıldır Juventus forması giyiyor. Aldığı yıllık ücret de aslında bu dönem için de futbolda ne kadar çok şeyin değiştiğinin bir göstergesi. Alessandro Del Piero 36 yaşında. "Bandiera" dedikleri bizim de bayrak adam diye çevirdiğimiz adamların son temsilcilerinden. Roma'da Totti de en az onun kadar direndi gelen tekliflere ve her zaman Del Piero'dan fazla kazandı, Roma bütçesi, çapı daha küçük bir takım olmasına rağmen. Del Piero'nun 1993-94 sezonunda Juventus ile imzaladığı sözleşmede yazan rakam 130 bin Euro. O zamanlar buna 250 milyon liret diyorlardı. 1995 yılında patlamayı yaptığında rakam 1.8 milyon Euro'ya yükseldi. 1999, İtalya'da rakamlar patladığı sene. Milyonlar saçıldı, futbolcular zengin oldu, kulüpler battı, 3 yıllık vadede.. O sezon en iyi kontratını yaptı: Yıllık 5.7 milyon Euro. Tabii bu arada kimler geldi, kimler geçti. Forvetteki en uzun partneri 10 yılla Trezeguet oldu. 2003 yılında imaj haklarını da kulübe vermek şartıyla 5 milyon Euro aldı yıllık. İtalya'da reklamlarda bol bol futbolcu kullanırlar. Bu da iyi gelir kapısıdır kulüpler ve futbolcu için. Son sözleşme 2008 yılındaydı. Ortalaması 3.85 milyon Euro'ya geldi. Şimdi yolun sonunda. Del Piero, 3 milyon Euro istiyor. Juventus, 2 milyon Euro veriyor. Buluşurlar ortada...

11 Şubat 2011

Xavi Röportajı

Sid Lowe'ın The Guardian'da yayınlanan Xavi röportajı. Barış Gerçeker çevirmiş ve blogunda yayınlamış. Teşekkürler... Röportajın orijinali de burada...

10 Şubat 2011

Hafta Sonu Futbol

12 Şubat Cumartesi
14:00 Bucaspor-Konyaspor @ Digi
14:45 Man. United-Man. City @ Spormax
16:00 Sivasspor-Trabzonspor @ Lig TV
16:30 Bayern Munih-Hoffenheim @ TRT HD
17:00 İstanbul BŞB.-Gençlerbirliği @ Digi
17:00 Arsenal-Wolves @ Spormax
19:00 Gaziantepspor-Galatasaray @ Lig TV
19:00 Milan-Parma @ TV8
19:00 Atletico Madrid-Valencia @ NTV Spor
19:30 Sunderland-Tottenham @ PL TV
19:30 Kaiserlaustern-Dortmund @ TRT 3
21:00 Sporting Gijon-Barcelona @ NTV Spor
21:45 Roma-Napoli @ Spormax & TV8
22:00 St. Etienne-O.Lyon @ Kanal A
23:00 Real Santander-Sevilla @ NTV Spor
13 Şubat Pazar
13:30 Orduspor-Gaziantep BŞB. @ TRT 1
13:30 Palermo-Fiorentina @ Spormax
13:30 Karabükspor-Kasımpaşa @ Digi
16:00 Eskişehirspor-Bursaspor @ Lig TV
16:00 Brescia-Lazio @ TV8 & Spormax
16:30 Köln-Mainz @ TRT3 & TRT HD
17:00 Manisaspor-Antalyaspor @ Digi
18:00 Bolton-Everton @ Spormax
18:00 Rennes-Nice @ Kanal A
18:00 Real Sociedad-Osasuna @ NTV Spor
18:30 Werder Bremen-Hannover 96 @ TRT 3
19:00 A.Gücü-Beşiktaş @ Lig TV
19:00 Karşıyaka-Altay @ TRT 1
21:45 Juventus-İnter @ Spormax & TV8
22:00 Espanyol-Real Madrid @ NTV Spor
22:00 Lille-Toulouse @ Kanal A
14 Şubat Pazartesi
20:00 Fenerbahçe-Kayserispor @ Lig TV
20:00 Samsunspor-Kartalspor @ TRT 5
22:00 Fulham-Chelsea @ Spormax
Foto: Saygın Savran

9 Şubat 2011

Üst Katta Oturan Deplasman Taraftarı

"Daha medeni şartlarda futbol seyretmek istiyoruz" deniliyordu. Oldu. Türk Telekom Arena'da medeniyet var ama taraftar kafası değişmiyor. Şişe atıyor adam, iki ufak çocuk neredeyse hayatını kaybedecek. O ufacık çocuğu bir daha ailesi maça gönderir mi? O çocuk bir daha maça gider mi? Her stad için aynı tartışma. Deplasmana gelen taraftar nerede otursun? İl Güvenlik Kurulu "Üst katta oturmasın, alt kattakilere zarar verirler" diyor. Kulüpler, üst kattan atılan yabancı maddelerin tehditi altında maç seyretmek istemeyen taraftara nasıl loca, koltuk satacak? Bu iş hep yasayla olacak değil. İnsanlığını unutuyor bazıları.

Yukarıdaki fotoğraf Boca Juniors-River Plate derbisinden. Hani dünyanın en büyük ezeli rekabeti, derbisi ya... Hani tarihinde ne nefret senaryoları, ne olaylar olan derbi. River Plate taraftarı, Boca'nın stadına deplasmana gelmiş, kale arkasında üst kattalar. Ne oluyor, ellerinde, ceplerinde ne varsa alt kata mı atıyorlar? Bir kere böyle olmuş olsa bir daha bu derbide bu tribünü görebilir miydik? Fotoğraf Nisan 2009'dan... Benzer kareleri nette bulabilirsiniz...

8 Şubat 2011

Guardiola 2011

Romen gazeteci anlatıyor, Atletico Madrid maçı öncesi Camp Nou'da basın toplantısına katılmış. Salonda sadece İspanyol medyası yok elbette. Barcelona'nın her basın toplantısına dünyanın dört bir tarafından gazeteci geliyor. Herkesin hedefi aynı. Guardiola ile bir röportaj yapmak. Şimdi karşımda olsa ben de sorardım açıkçası "Sen Barcelona'yı nasıl durdururdun?" diye... Guardiola ve Hayat Bilgisi postunda adam gibi adam olduğuna dair çok veri vardı elimizde. Ekleyelim. Basın toplantısı 10-15 dakika değil. 45-60 dakika sürüyor. Soruların neredeyse hepsini tek tek cevaplıyor. İspanya dışında gelenlerin güncelin dışında sorduğu sorulara cevap vermek kimi zaman tekrardır ama bunları da geri çevirmiyor. Basın toplantısının bitiminde Romen gazeteci kendisini takdim ettiğinde direkt Popescu'yu sormuş Guardiola. Basın danışması randevusuz görüşmeyi kesmek için ikisine doğru geldiğinde de Guardiola eliyle "Kal orada" demiş. Bu adam başka bir adam. Bugüne kadar İbrahimoviç dışında hiçbir futbolcu onun aleyhinde konuşmadı. Uzun zamandır beklenen kontrat haberi bugün geldi. Sözleşmesini bir yıl daha uzattı. Geçen hafta içinde Katar'dan yıllık 20 milyon Euro'luk bir teklif aldığı yazıldı. 20 milyonu okuyunca hadi oradan diyorsun ama teklif eden de Katar olunca neden olmasın diye de ekliyorsun. Guardiola için benim tahminim: Önümüzdeki sezon sonunda Barcelona'dan ayrılacak. Aklıma gelen kulüp Alex Ferguson sonrası Manchester United. Sir, Liverpool'u solladıktan sonra da bırakır zaten. İkinci ihtimal, "her şeyi kazandım arkadaş" deyip Katar'daki iki onluğun peşine düşmesi... Bugün Madrid medyasında sözleşmenin bir yıllık olması sevinçle karşılandı. Herkes biliyor ki bu adam bu takımın başında olduğu sürece, Messi-İniesta-Xavi üçlüsünden biri de takımdan ayrılmadığı sürece Ronaldo'ya Ferrari'den çıkma motoru taksak olmayacak...
Guardiola Neyi Değiştirdi?

7 Şubat 2011

Social Media Week

9 Şubat 2011 13:35/15:00
İstanbul Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsü - E1- 301

Sosyal Medyada Spor: Fırsat mı? Tehlike mi?
Moderator: Bağış Erten, Eurosport Türkiye Yayın Yönetmeni
Katılımcılar:
1) Fırat İşbecer, Verkac.org kurucusu, Pozitron İş Geliştirme Müdürü
2) Burcu Esmersoy, Ntv
3) Bülent Timurlenk, Sabah Gazetesi editörü, acetobalsamico.blogspot.com
4) Caner Eler, Eurosport Türkiye spikeri, Radikal Yazarı

Sosyal medya ve spor ilişkisinin tarihi eski değil. Ama bugün geldiği nokta azımsanacak gibi değil. Profesyonel sporcuların özel yaşamları da, spor insanlarının tartışmaları da, spor külüplerinin politikaları da buün sosyal medya üzerinden belirleniyor, şekilleniyor, yayılıyor. Peki bu yaygınlık ve etkinlik, ne gibi imkanlar yaratıyor, ne gibi açılımlar sağlıyor? Öte yandan ne gibi sorunları tetikliyor, neleri desenforme ediyor, neleri kısıtlıyor?

Toplantının amacı sporda sosyal medyanın yarattığı fırsatların ve tehlikelerin sınırını çizmek ve önümüzdeki dönemde nelere kadir olabileceği üzerine fikir yürütmek. Ve bir o kadar da sosyal medya kullanıcılarına bnu konuda bir kullanım kılavuzu sunabilmek...

Social Media Week Istanbul

5 Şubat 2011

Fernando Torres Konuşuyor

Fernando Torres’in açıklamaları... Ben bu kez sadece aktaracağım. Büyük bir transferin ardından futbolcu ne düşünüyor, ne hissediyor; paylaşmak gerekir diye düşündüm... Ben sadece "Adam haklı beyler" diyorum... Yorumlar sizden.

"Liverpool armasını hiçbir zaman öpmedim. Bazı futbolcuların transfer oldukları kulüplerde bunu daha ilk haftadan yaptıklarını görüyorum. Futbolda romantizm bitmiştir. Artık herşey değişti. Futbolcular bir takıma geliyor ve gidiyorlar. Forma, derimiz değil üniformamız.
Sadece gol atmak, işimi yapmak istiyorum. Madrid’de doğduğumda Liverpool ya da Chelsea taraftarı değildim. Atletico Madrid taraftarıydım. Hala da öyleyim. Öpeceğim tek arma da Atletico Madrid armasıdır.

Liverpool taraftarının kızgın olmasını anlayabiliyorum. Ben de taraftarken, Atletico’dan ayrılan yıldız futbolcuların bu kararlarını kabullenemezdim. Futbol böyledir ama; bir gün seni severler ertesi gün nefret ederler. Beni artık “Judas” olarak görmeleri umurumda değil. Liverpool’da 3 iyi sezon geçirdim, çok gol attım, çok iyi oynadım, çok iyi para kazandırdım. Liverpool’dan ayrılmaya karar verdim çünkü Chelsea’nin beni istediğini öğrendim. Premier Lig ve Şampiyonlar Ligi’ni kazanma ihtimaliniz varsa gelen teklife hayır diyemezsiniz. Hayatta bazı trenler yolunuzun üzerinden bir kez geçer ve o trene binmek zorundasınız.
Milli takımla Euro 2008 ve Dünya Kupası’nı kazandım fakat artık bir kulüpte de kupa kazanmak istiyorum. Mili takımdaki arkadaşlarım son 2 yılda neredeyse tüm kupaları kazandılar. 40 yaşına geldiğimde geriye dönüp baktığımda şampiyonluk kazanmış Torres fotoğrafları görmek istiyorum. Liverpool’a ayrılmak istediğimi net olarak ifade ettim. Dürüst oldum, ne hissetiğimi, durumumu anlattım. Herkesle yüzyüze görüştüm. Bütün bunlar imzadan 10-12 gün önce oldu. Liverpool’dan ayrılan benim.

Bir teklif gelmeseydi, oynamaya devam ederdim, mutluydum. Onlara ayrılma kararından dönmeyeceğimi söyledim. Onlar da en iyi rakam ve yeni transferler için çalıştılar. Carra bir Liverpool taraftarı ama bir futbolcu olarak beni anlayacaktır. Eminim ki kalmamı istedi ama aynı şey ben de hissettim. Xabi Alonso, Mascherano ayrıldığında da ben büyük hayal kırıklığı yaşadım ama onların yeni bir başlangıca ihtiyaçları olduğunu anladım. Liverpool’dan birçok takım arkadaşım beni arayıp tebrik etti. Gerrard, Liverpool’a geldiğim ilk günden bu yana beni hep destekledi…"

4 Şubat 2011

Sakatlık Belası

İtalyanlar araştırmış. 5 yıllık vadede sakatlık ortalaması bu sezon yüzde 30 artmış Serie A'da. Bu ortalamayı fazlasıyla yükselten kulüpler şampiyonluk yarışı verenler. Milan, Inter ve Juventus. Sezon başından beri neredeyse her hafta sakat listesinde beş ve fazlası futbolcu görünüyordu. Türkiye'de de en fazla sıkıntı çeken takımlar Galatasaray ve Beşiktaş. Galatasaray'da bir önceki sağlık kurulu bilgisizlikle de suçlandı, iş bilmezlikle de.. Kurul değişti ama takımda değişen birşey yok. Sakat sayısı yine beşin altına düşmüyor. Milan'ın elinde İtalya'nın en iyi sağlık ekibi var. Milan Lab kendi başına bir kurum neredeyse. Yaş ortalaması yüksek kadronun performansı da Milan Lab sayesinde. Maldini ve Costacurta gibi adamlara yıllarca verilen bireysel çalışma programları sayesinde oyuncuların kariyerlerini de uzatan Milan Lab. Juventus'un da futbolcu kadrosu kadar doktordan oluşan bir sağlık kurulu var ama ne fayda. Sakatlık artışı için akla gelenler ise öncelikle Dünya Kupası sonrası sezonu yaşıyor olmamız. Bu her finaller sonrasında yaşanan bir sendrom. Yazın dinlenme fırsatı bulamayan futbolcular sezonu çıkartamıyorlar. Kötü zeminler, yoğun maç programı, fazla maç sayısı yüzünden yapılamayan yükleme idmanları, temposu artan oyun yazılıp çizilen diğer sebepler. Bu hafta sonu için İnter, Milan ve Juventus'un sakatlar listesini (Bu sakatlardan bir onbir yapsak şampiyonluğa oynar) not düşeyim ama bir soruyla bitireyim.. En iyi futbolu oynayan, onbiri Dünya Kupası oynamış Barcelona neden bu tufadan etkilenmiyor?

Inter: Stankovic , Cordoba , Mariga, Lucio, Castellazzi , Samuel
Juventus: Rinaudo, De Ceglie, Quagliarella, Toni, Traore, Pepe, Iaquinta
Milan: Boateng, Zambrotta, Inzaghi, Amelia, Nesta, Strasser, Ambrosini, Abate, Legrottaglie, Pirlo

Hafta Sonu Futbol

4 Şubat Cuma
20:00 Bursaspor-Sivasspor @ Lig TV
21:30 Dortmund-Schalke 04 @ TRT 3
5 Şubat Cumartesi
14:00 Ç.Rizespor-Denizlispor @ TRT 1
14:00 Kasımpaşa-İstanbul BŞB. @ Digi Kanal
14:45 Stoke City-Sunderland @ Spormax
16:00 Beşiktaş-Kardemir Karabükspor @ Lig TV
16:30 Köln-Bayern Münih @ TRT 3
17:00 Kayserispor-Ankaragücü @ Digi
17:00 Newcastle United-Arsenal @ Spormax
19:00 Manisaspor-Fenerbahçe @ Lig TV
19:30 Monchengladbach-Stuttgart @ TRT 3
19:30 Wolverhampton-Manchester United @ Spormax
21:45 Cagliari-Juventus @ Spormax & TV8
22:00 Rennes-Paris Saint Germain @ Kanal A
23:00 Barcelona-Atletico Madrid @ NTV Spor
6 Şubat Pazar
13:30 Bologna-Catania @ TV8 & Spormax
13:30 Mersin İdman Yurdu-Samsunspor @ TRT 1
14:00 Konyaspor-Gaziantepspor @ Digi
15:30 West Ham-Birmingham City @ Spormax
16:00 Trabzonspor-Antalyaspor @ Lig TV
16:00 Genoa-Milan @ TV8
16:30 Hamburg-St. Pauli @ TRT HD
17:00 Gençlerbirliği-Bucaspor @ Digi
18:00 Sevilla-Malaga @ NTV Spor
18:00 Auxerre-Lille @ Kanal A
18:00 Chelsea-Liverpool @ Spormax &
18:30 Freiburg-Frankfurt @ TRT HD
19:00 Galatasaray-Eskişehirspor @ Lig TV
19:00 Altay-Diyarbakırspor @ TRT 1
20:00 Real Madrid-Real Sociedad @ NTV Spor
21:45 Inter-Roma @ TV8 & Spormax
22:00 Valencia-Hercules @ NTV Spor
22:00 Olympique Lyon-Bordeaux @ Kanal A
Credit:Tribündergi

1 Şubat 2011

Dalglish ve Torres

Arşivden: 11 Aralık 2007
Kral ve Prens. Dalglish ve Torres. Torres'in Bolton Wanderers'a attığı gol, Dalglish'in 1978 finalinde FC Bruges'e attığı golü kopyası diyorlar. Harika bir bağlantı kurmuşlar ikisi arasında ve Liverpool tarihiyle.
Başlıyoruz o zaman: Torres, Carragher ile oynuyor. Carragher, Fowler ile oynadı. Fowler da John Barnes ile. Kara tren John Barnes, bıyıklı santrfor Ian Rush ile oynadı. Ian Rush da Dalglish ile. Dalglish, Emlyn Hughes ile. Hughes, Ian St John ile o da Roger Hunt ile. Hunt, Ronnie Moran ile oynadı. Moran... İşte böyle geriye sardın mı; 1892 yılına, kulübün kuruluşuna kadar geliyorsun. 115 yıllık bir gelenek...

Bugün:

Torres-Carroll-David Luiz

Liverpool’un başında başka bir teknik adam olsaydı bu transfer bugün biter miydi, yoksa sezon sonuna mı kalırdı. Bence Dalglish, ilk teklifi kabul etmeyen Liverpool yönetimine “Satın” dedi. "Kendini Liverpool’dan büyük gören futbolcu..." Bunu Dalglish kabul etmez. Liverpool taraftarının gözünde Torres batan geminin faresi olmayı tercih etti. Büyük futbolcu, yılın futbolcusu sadece atılan gollerle olunmuyor, o kupaları da kaldırman gerekiyor. Benitez döneminde İspanyol yurduna dönen Liverpool’da artık devrini tamamlamıştı Torres. Evet, forma çok yakışıyordu, evet “The Kid”di ama bu futbol dünyasında herkes satılık... Para da Abramovich’de.
Bir zamanlar Atletico Madrid’de oynarken, adı Milan ile anılıyordu. Orası olmadı ama Ancelotti en sonunda istediği adama kavuştu. Kağıt üzerinde elinde Anelka-Drogba’ya sahip bir adam için lüks bir transfer ama sezon başında iki kupanın ardından adam gibi transfer yapmayan Roman Bey’in elini cebine atması gerekiyordu artık. Domino etkisi ise Andy Carroll transferi... Bu işten kazanan da Newcastle oldu zaten. Kafayı yiyen de Sunderland olmuştur. Bent’i sattıktan sonra Carroll’a ödenen rakamı görünce insanın kafayı duvara vurması lazım.Sadece 41 kez Premier Lig’de forma giymiş bir adama 35 milyon pound ödemenin bir açıklaması var: "Easy come easy go*". Atletico Madrid’e 36 milyon Euro bonservis ödeyen Liverpool, 58 milyon Euro’yu Torres’den kasasına koyunca; elbette ki Newcastle da ilk teklif olan 25 milyon poundu kabul etmez. * Kolay gelen, kolay gider...Chelsea’nin ilk ihtiyacı bir stoperdi. Benfica’dan David Luiz transferinin perde arkasındaki isim, Chelsea’nin yakın zamanda en büyük transfer operasyonlarını yöneten menajer Jorge Mendes ve Pini Zahavi’nin kan davalısı olan eski menajer Jose Vega. Önce Ramires; şimdi de 26.5 milyon pounda David Luiz... Portekiz ekonomisini Porto-Benfica ayakta tutuyor... İspanya’nın transferde sesi çıkmazken, İtalya’da bir iki çıtır transfer varken; İngilizler bir Torres hamlesiyle bugün ortalığı ayağa kaldırdılar. Artık başka bir Liverpool olacak sahada. Dalglish, sahaya Luis Suarez-Andy Carroll ikilisini sürecek. Bardağın dolu tarafı, gitmek isteyen bir yıldızın yerine kendisini ispat etmek isteyen iki gencin transferi elbette...Liverpool tarihinin en pahalı transferiydi Fernando Torres. Şimdi Ada içinde en yüksek bonservis ödenen adam ünvanını da aldı. Cristiano Ronaldo’ya ödenen 94 milyon, eski paranın hesabından Zidane için ödenen 73 milyon, İbrahimoviç operasyonunun 66 milyon maliyeti, Kaka’ya ödenen 65 ve Figo’yı kopartan 60 milyonun ardından tarihin en pahalı transferi listesine adını yazdırdı “The Kid” Mendieta kazığı ve David Villa’nın Barcelona’ya transfer maliyetlerini de sollayıp en pahalı İspanyol olmayı başardı. İniesta ve Xavi gibi adamlar yerlerinden kıpırdamadığı sürece de bu rakamı aşabilecek kimse yok gibi görünüyor şimdilik...

10 yıl önce Atletico Madrid-Leganes maçıyla başlamıştı A takım kariyeri. Raul gibi o kadar erken attılar ki sahaya, Torres hep varmış, hep izliyormuş gibi gelir insana. Atletico Madrid basiretsiz kulüptür. Geçen sezon Avrupa Ligi’ne alana kadar.. Ki bu sezon da öyledir. Torres kaptanlık pazubandını çıkardığında 91 golle terk etti Madrid’i. 2007’de Liverpool günleri. İspanyol teknik adam, Xabi Alonso, Arbeloa, Luis Garcia, Riera... Madrid kahvesi gibi...
İlk sezonda tüm resmi maçlarda 33 gol. Süper performans... İkinci sezonda sakatlıklar... 17 gol... Üçüncü sezonunda 22 gol. Euro 2008’i finalede kazandıran, 2010 Dünya Kupası’nda ortalıkta görünmeyen adam... Kulüp bazında bir tek kupa kazanabildi. O da İspanya’da 2. Lig şampiyonluğu... "The Kid"di... Çocuk büyüdü artık, baba bile oldu (!) Ne demişti Torres: "A working class hero is all i want to be" .... Oldu mu? Oldu... Ya şimdi?
Cagliari'den Juventus'a giden Matri, hafta sonunda Cagliari taraftarının karşısına çıkacak yeni formasıyla... Fernando Torres daha şanslı. Hafta sonunda Liverpool geliyor Londra'ya... Maç Chelsea-Liverpool.

Naklen Yayınlar

1 Şubat Salı
21:45 Arsenal-Everton @ Spormax
21:45 Milan-Lazio @ Lig TV & TV8
22:00 Man. United-Aston Villa @ PL TV
2 Şubat Çarşamba
18:00 İstanbul BŞB-Kasımpaşa @ TRT Haber
20:00 Beşiktaş-Gaziantep BB @ TRT 1
21:00 Almeria-Barcelona @ NTV Spor
21:45 Palermo-Juventus @ TV8
21:45 Birmingham-Man. City @ Spormax
22:00 Liverpool-Stoke @ PL TV
23:00 Real Madrid-Sevilla @ NTV Spor
3 Şubat Perşembe
18:00 Gençlerbirliği-Bucaspor @ TRT Haber
21:30 Gaziantepspor-Galatasaray @ TRT 1
21:45 Bari-Inter @ Spormax

Anlayın Beni

Geçen hafta Roma deplasmanında 3 yedikleri maça yedek kulübesinde başlamıştı. Yayında yorumlarken gidici dediğimde bu devre arası mı olur sezon sonu mu olur belli olmaz dedim. Fiyatı yüksek bir oyuncu. Cagliari'nin de en büyük kozu. Alessandro Matri artık Juventus forması giyecek. Transferin maliyeti 15. 5 milyon Euro. Anlaşmanın sağlandığının açıklanmasının hemen ardından Cagliari taraftarı ayağa kalktı tabii. Ufak bir kesimi iyi paraya sattık derken, büyük bir grup, Matri'nin takımı satmakla suçluyor ve yönetimi de bindiriyorlar. Matri ise söylemiş birşeyler... Ama en önemlisi en kısa cümlesi şudur bence: "Anlayın beni..." 3.5 yıllık Cagliari kariyeri, 36 gol... Ufak bütçeli bir takım için artık lüks bir oyuncuydu. Transferi için de şimdi değilse ne zaman deniyordu. Mourinho, onu Inter'e almadı. Juventus kaptı, Krasiç'in üzerine yıkılan takım için önemli transfer. Amauri de bir yıldır gol atamıyordu, Parma'ya kiraladılar. Kenarda 3 golcü sakatken Matri direkt onbirde başlar. Son maçında Cagliari taraftarı önünde iki gol attı Matri, maçı kazandırdı. Çok değil, bu hafta sonunda bir kez daha çıkacak Cagliari taraftarının karşısına. Fakat bu kez Juventus formasıyla... "Anlayın beni" dediği Cagliari taraftarı onu anlayacak mı? Hiç sanmıyorum...