19 Eylül 2012

Liam Gallagher
Bernabeu'dan Atıldı


Manchester City taraftarı Liam Gallagher, Bernabeu'da Dzeko golü atınca Real tribününde arıza çıkartıyor...

16 Eylül 2012

Efsane

Kim efsane, kim değil?
Bunu öğrenmek için tribünlerin tepesine değil;
çocukların odalarına asılan posterleri sayacaksın!

15 Eylül 2012

Hafta Sonu Futbol

15 Eylül Cumartesi
14:45 Norwich - West Ham @Lig TV 3
16:00 Kartal - Samsunspor @ Trt Spor
16:30 Dortmund - Leverkusen @ Trt Haber
17:00 Manchester United - Wigan @ Lig TV 3
17:00 Queens P.R. - Chelsea @ PL Tv
17:00 Stoke - Manchester City @ Lig TV 2
18:00 Kasımpaşa - Gaziantepspor @ Lig TV
19:00 Fürth - Schalke 04 @ Trt Haber
19:30 Sunderland - Liverpool @ Lig TV 3
20:00 Karşıyaka - Ankaragücü @ Trt Spor
20:30 Antalyaspor - Galatasaray @ Lig TV
20:30 Bursaspor - Karabükspor @ Lig TV 2
21:00 Getafe - Barcelona @ Ntv Spor
23:00 Sevilla - Real Madrid @ Ntv Spor
00:30 Fluminense - Atletico Goianiense @ Lig TV 3
16 Eylül Pazar
16:30 Anzhi - Krasnodar @ Lig TV 3
16:30 Freiburg - Hoffenheim @ Trt Haber
18:00 Eskişehirspor - Gençlerbirliği @ Lig TV 2
18:00 Reading - Tottenham @ Lig TV 3
18:00 Trabzonspor - Sivasspor @ Lig TV
18:30 Frankfurt - Hamburg @ Trt Haber
20:00 Denizlispor - Adana Demirspor @ Trt Spor
20:30 Akhisar - İstanbul BŞB. @ Lig TV 2
20:30 Fenerbahçe - Mersin İY @ Lig TV
22:00 Cruzeiro - Vasco da Gama @ Lig TV 3
22:30 Atletico Madrid - Rayo Vallecano @ Ntv Spor
17 Eylül Pazartesi
20:00 Adanaspor - Bucaspor @ Trt Spor
20:00 Beşiktaş - Elazığspor @ Lig TV
20:00 Orduspor - Kayserispor @ Lig TV 2
22:00 Everton - Newcastle United @ Lig TV 3

8 Eylül 2012

O Bakış

Birileri kazanacak, birileri kaybedecek. Birileri tebrik edecek, birileri.....

7 Eylül 2012

La Liga'da Türk Tutkusu

Brüksel’den yolu geçenler şahit olmuştur. Şehirde 100 binden fazla Türk yaşar ve onlara “Nerelisiniz?” diye sormanıza gerek yoktur. Hepsi, Afyon, Emirdağ’lıdır. 60’larda Almanya’ya gidenlerin peşine takılmak yerine Belçika’yı tercih eden “Kötü Ahmet” Ahmet Öztürk bir dokumacıydı. 50 yılda binlerce Emirdağlı onun yolunu izledi ve bugün Brüksel’deki Türk mahalleleri 2011’de 96 yaşında vefat eden “Kötü Ahmet” sayesinde oluştu. Futbol fena halde hayata benzer ya hani, İspanyol futbolunda, Türk oyuncuların Kötü Ahmet’i de Tayfun Korkut. Almanya’da yetişmiş olmanın avantajıyla “Avrupalı kafası” sayesinde Fenerbahçe’den gittiği Real Sociedad’da uyum sorunu yaşamayıp formayı kapan ve ardından gelenlerin yarattığı hayal kırıklığına rağmen bugün La Liga’da Nihat Kahveci’nin iz bırakmasına da sebep olan isim Tayfun Korkut. Bugün La Liga’da top koşturmuş birçok Türk futbolcu ya kramponlarını astı ya da memlekete kesin dönüş yaptı. Onların “Oley” diyarındaki maceralarına bir göz atalım hep beraber.

Tayfun Korkut
Tayfun, 21 yaşında geldiği Fenerbahçe’de 5 yıl forma giydikten sonra 2000 yılında Real Sociedad’ın yolunu tuttu. Alman alt yapısında yetişen Tayfun, La Liga tarihinde ilk Türk’tü. Doksanların ortasında Goya Ödülleri’ne 12 dalda aday olan ve bizde pek duyulmasa da İspanya’da çok ses getiren bir film, La Pasion Turca, Türk Tutkusu, 12 yıl sonra bacayı saracaktı ama yerel medya ilk Türk futbolcuyu yine bu manşetle karşıladı. Ardından aynı kulübe gelen Nihat da sakat sakat gelecekti ama yıllar sonra Nuri ve Hamit gibi Tayfun da ilk günlerinde sakatlıkla boğuştu Real Sociedad’da. Flamenco sanatçısı Antonio Carmona’ya benzettiler onu ve çok sevdiler. “Türkiye’de bir yıl daha kontratım vardı ama kariyerimde yeni bir sayfa açmak istedim dedi ilk röportajını verdiği El Mundo Deportivo’ya. 3 yıllık kontratının son iki senesinde Sociedad’da iyi futbol oynadı ve bir sezon Espanyol macerasının ardından 2004 yılında Beşiktaş’a geri döndü.

Arif Erdem
Hakan Şükür, vazgeçemediği partnerini gün gelmiş yalnız bırakıp Torino’nun yolunu tutmuştu. Olmadı yine bir araya geldiler ve ikilinin forvet hattını oluşturduğu Galatasaray, Parken’da UEFA Kupası’nı kaldırdı. Arif, Avrupa’dan gelen ilk teklife evet dedi ama Tayfun kadar kolay adapte olamadı İspanya’ya ve Real Sociedad’a. Partneri Hakan, Inter’in yolunu tutarken Arif, İspanya’da ne yemekleri beğendi ne dil öğrenebildi. Galatasaray’da kahkahalar yükseldiği yemek masalarının muzip adamı İspanya’nın havasını soluyan her Türk futbolcu gibi sakatlandı ve Sociedad kariyeri sadece yarım sezon sürdü. Denemek istemişti Arif, olmayınca yuvasına döneceğinin farkındaydı. Sociedad için yıllar sonra Galatasaray ile eşleştiğinde Madrid medyasına “Sociedad benim ikinci kulübüm” dedi. Bu sözünü de tuttu ve futbolu bırakırken üçüncü bir takım formasını giymedi.

Oktay Derelioğlu
2000 yılında Türk futbolunun Galatasaray ve milli takımla Avrupa Şampiyonası’nda kıta vitrinine çıkması İspanya’ya futbolcu ihracatımızın en önemli sebebi elbette. Tayfun ve Arif ile birlikte o sezon Oktay da Las Palmas yolcusuydu. Beşiktaş kariyerinin ardından Jet-Pa fiyaskosunun kurbanı olan Oktay’ın tatil için mükemmel bir adres olan Las Palmas’daki günleri kabusu döndü. İdmanda takım arkadaşıyla kavga da etti, bana pas atmıyorlar diye manşetlere de çıktı ve kariyerine Las Palmas’da 2 maç yazdırıp Türkiye’nin yolunu tuttu. Ondan sonra kimse tutamadı Oktay’ı. Trabzonspor, Fenerbahçe, Akçaabat, Sakarya derken gün geldi ekranda transfer duyumcusu oldu ve “Eto’o bitmiş” ile hafızalara kazındı.

Fatih Akyel
Galatasaray’da parlayan Fatih Akyel, İspanyolların radarına sokan Galatasaray’ın 2-0 geriye düşüp 3-2 kazandığı Real Madrid maçıdır. Roberto Carlos’un o akşam başını döndüren Fatih, bir yıl önce de Süper Kupa finalinde kaleye attığı şut hep oralarda olan Mario Jardel’e asist olunca Galatasaray bir kez daha Real Madrid için kabus olmuştu. Fatih’in en az Oktay’ın tercihi gibi güzel bir tatil yöresi olan Mallorca kariyeri, Arif Erdem kadar kısa sürdü ama dönüşü İstanbul’da bir kıyamet alemetiydi. Arif, yuvasına dönerken, Fatih Akyel, 5 maça çıktığı İspanya’dan direkt Kadıköy’e gitti ve Fenerbahçe’ye imza attı. Galatasaray’ın 4.5 milyon dolara sattığı Fatih’in Mallorca günlerine hülle diyenler de oldu. Florya’daki bir şampiyonluk kutlamasında yoldan geçen Fenerbahçeli’yi kovalayan Fatih, ezeli rekabetin ateşiyle bir zaman sonra Uludağ’da bu kez bir Galatasaray taraftarıyla kapıştı Bochum, PAOK’da silik günlerinin ardından Trabzonspor’a imza attı ve son 5 yılda 5 kulüp değiştirdi.

Nihat Kahveci
30 Ağustos 2001’de EL Mundo Deportivo gazetesinin Bask bölgesine gönderdiği baskılarda manşet “Beşiktaş operasyonu”idi. Beşiktaş’ın eski hocası Toschack’ın gözü iki Türk forvetteydi. Ahmet Dursun ve Nihat Kahveci. İspanyol gazeteciler iki ismi de Tayfun Korkut’a sordular ve Tayfun “Nihat, Ahmet’ten daha iyi futbolcu” dedi. 18 yaşında alt yapısında yetiştiği Beşiktaş’da A takımda forma giymeye başlayan ve 27 gole imza atan Nihat, Sociedad’a giderken İstanbul’da kulübü karıştı. Daum, “Nihat’ı satan şampiyonluğu da satar” diyerek ağır konuştu. Yıllar sonra Lucescu, aynı sözü İlhan Mansız için söyleyecekti. Dizindeki menisküs yüzünden transfer gecikse de Nihat, 2002 yılının ilk günlerinde 5 milyon dolar karşılığında Real Sociedad formasını sırtına geçirdi. Arif, Oktay ve Fatih Akyel’in İspanyol medyasının hafızasında bıraktığı kötü iz, Nihat’ın önündeki en büyük engeldi. İlk sezonunda altısı ilk 11’de 11 maça çıktı ve tek gol atabildi. İkinci sezonunda ise kelimenin tam anlamıyla patladı Nihat Kahveci. İspanya’da son 20 yılda en uyumlu forvet ikilisi denilince ilk beşte sayılan Nihat-Kovaçeviç işbirliği Real Sociedad’ı uçurdu. 35 maça çıkan Nihat, 23 gol attı ver 29 gol atan Makaay’ın ardından Ronaldo ile birlikte gol krallığında ikinci sırayı aldı. Sociedad, o sezon şampiyon Real Madrid’in sadece 2 puan gerisinde ligi ikinci sırada bitirdi. 2003-2004’te 32 maçta, 14, ertesi sezon 23 maçta 13 gol atan Nihat, Sociedad’daki son senesinde 24 maçta yedi gol atarken, bir taraftan da diz sakatlıklarından muzdaripti. Sociedad tarihinde 2.3 maç başına 1 golle en iyi golcü ünvanını ele geçiren Nihat’ın İspanya’daki başarısının altında yatan sebep Tanrı vergisi yeteneği kadar ülkeye sağladığı uyumdu da. İspanyolcayı kısa sürede öğrendi ve kariyeri boyunca da bir İspanyol futbolcu gibi davrandı. Bugün Avrupa’nın yolunu tutacak genç Türk futbolcular için saha dışındaki uyumuyla Tugay ile birlikte parmakla gösterilecek isimdir Nihat. 2006’da bonservisi cebinde geldiği Villarreal altın zamanlarını yaşıyordu. Pires ve Llorente ile uyumu yakaladığı ikinci sezonunda 43 maçta 24 gole imza attı. Bir diz operasyonu daha geçirmiş olmasına rağmen Euro 2008’e de damgasını vurdu. Villarreal’de unutulması gereken son sezonunun ardından kürkçü dükkanına döndü ama Nihat artık oralı olmuştu. Beşiktaş’taki iki baharı, kışa çevirdi kısa sürede. Takım arkadaşlarıyla uyum sağlayamadı, bireyselliğe kaçtı, kazandığı para tartışıldı ve ve ve... La Liga tarihinin en başarılı Türk futbolcusu daha fazla linçe dayanamadı. Bugün, artık oralı olduğunu ispat etti ve Villarreal alt yapısında göreve başladı. Bir daha Türkiye’ye döner mi bilinmez.

Rüştü Rençber
Real Madrid’in Los Galacticos adını verdiği transfer politikası 3 yıldır sürerken, geride kalan 4 yılda dibe vuran Barcelona, 2003 yılında yeni başkan Laporta önderliğinde beyaz sayfa açtı. O sayfaya Ronaldinho ile birlikte adını yazdıran isimlerden biri de Rüştü’ydü. Yabancı kaleci tercih etmeyen Barcelona’nın bu tercihi, 10 yıldır kaleci krizinin çözülmediği Katalan kulübünde ilk günden itibaren şüpheyle karşılandı. Laporta, 2002 Dünya Kupası’ndaki performansından etkilendi Rüştü’ye hep destek verdi ama bir kaleci için yeni takımında nasıl başladığın her zaman çok önemlidir. Rüştü, talihsiz goller yedi, hatalar yaptı hazırlık maçlarında ve genç kaleci Valdes, yeni teknik direktör Rijkaard’ın gözdesiydi. Rijkaard, yabancı dil bilmeyen Rüştü’ye hep mesafeli durdu, defansla uyum için Valdes birinci tercihiydi. La Liga’da Avrupa Birliği dışından 3 futbolcu onbirde forma giyebilir kuralı da Rüştü’nün önünü kapadı. O sezon Ronaldinho, Marquez ve Saviola bu kontenjanı dolduruyordu. Dünyanın en büyük kulüplerine imza atmak ne kadar zorsa, ayrılığı da vazgeçmişliği de o kadar kolay oldu Rüştü’nün. Soluğu tekrar Fenerbahçe’de aldı ama Rijkaard da önünü açtığı Valdes ile iki şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi Kupası kazandı.

Necati Ateş
Galatasaray’ın 16.şampiyonluğunda Hakan Şükür-Ümit Karan ve Hasan Kabze ile forvetin kare asını oluşturan Necati Ateş’in kariyerinin en iyi döneminde kaderini değiştiren adam Feldkamp oldu. Alman teknik adam, Galatasaray’daki ikinci macerasında huysuz bir ihtiyardı ve disiplin gösterisi yapmak için Necati’yi takımdan gönderdi. Necati, 2008 yılında Nihat referasıyla Real Sociedad’ın kapısından girdiği takım ikinci ligdeydi. İspanyol medyası da ona neden Galatasaray’da oynamdığını sordu. 3 sezonda 75 gol attım ama yeni hocanın ne yapmak istediğini anlamadım dedi Necati. Bir de ütopik bir manşet vardı. Nihat’ı geçebilecek mi? “Kitap okumam ama çok film izlerim”den “NBA severim, kolumdaki dövme Zafira adında bir ejderha”ya kadar tüm detaylarını okudu İspanyollar ama Necati Ateş’in teknik adam kabusu orada da sürdü. Juanma Lillo ile yıldızı barışmadı. Nihat’tan sonra gol umudu olan Necati, Real Sociedad tribünlerini bütün bir sezon hayal kırıklığına uğrattı. İş artık bu adam futbolcu mu noktasına geldiğinde zaten sezon bitmişti. Necati soluğu Türkiye’de Antalyaspor’da aldı. Adı bir zamanlar asparagas da olsa Real Madrid ile anılan Necati, Abreu ile yaşadığı pas tartışmaları, ona bir yıl daha şans tanınmadığı için haksızlık yapıldığını yazan Basklı köşe yazarlarına rağmen La Liga kariyerini kısa kesmek zorunda kaldı.

Mehmet Topal
Krampon alacak parası yoktu ki 3 numara büyük emanet kramponun içine gazete kağıdı koyup girdi seçmelere Malatya’da. Çanakkale’den Galatasaray’a oradan da Valencia’ya uzanan bir rüyanın öznesi oldu Mehmet Topal. Galatasaray’a ilk geldiği günlerde uzun bacaklarıyla rakipten çaldığı toplarla dikkat çekti. Sonra geliştirdiği vücuduyla da oynamayı öğrenip orta sahada seçme bir kesici olmayı başardığında Emery’nin dikkatini çekti. Ali Sami Yen’de bir maçta omuzundaki bağları koparmasa bir yıl önce gidecekti İspanya’ya. Valencia onu unutmadı, Emery de ısrarını sürdürdü. 5 milyon Euro’dan daha düşük bir rakama Valencia gibi zorda olan bir kulüp, Avrupa’da daha iyisini bulamazdı zaten. Saha dışında her zaman düşük profil çizen, medyadan kaçan ve yeşil zeminde işini yapmaya çalışan Mehmet, Valencia’daki ilk sezonunda takıma kolay adapte oldu ama İspanyol kulübü sürekli olarak yıldızlarını sattığından kan kaybı kaçınılmazdı. Eşinin oturma izni için aylarca uğraşan Mehmet, zor gördüğü İspanyolcayı da bir yıl içinde söktü. Şehirde çok sevildi, mütevazi kişiliğiyle taraftarın her zaman takdirini kazandı. “Türk örümcek”lakabını alan Mehmet geride kalan sezonda geçirdiği beyin travması, Stoke City’e attığı muhteşem gol, stoperde ve ön liberoda standartın üzerinde oyunuyla Valencia’da kalacağının sinyallerini veriyordu ama hocası Emery valizlerini topladı. İspanya’daki ekonomik kriz yüzünden bir yıllık sözleşmesi kalan Mehmet’in sezon başına aldığı 1 milyon 250 bin Euro’ya zam yapmayan Valencia, kapısını çalan Fenerbahçe’yi geri çevirmedi. Kariyerinin en iyi döneminde en iyi rakamı kazanmak isteyen her profesyonel futbolcu gibi Mehmet de bu teklife hayır demedi ve iki yıl aradan sonra 105 yıllık ezeli rekabetin parçalısı değil çubuklusunu sırtını geçirdi.

Ersen Martin
Hakan Şükür tipi santrfor modasının en canlı renklerine Denizli kariyerinde büründüğü Ersen Martin, 2007-2008 sezonunda devre arasında Trabzonspor’dan Recreativo Huelva’ya transfer olduğunda bunun adı sürpriz imza oldu. Bu imza FİFA’lık oldu. Trabzonspor itiraz etti ama bu transferde Ne Ersen güldü ne de İspanyolların asırlık kulübü. Adının yanına 3 gol yazdırıp gerdi döndü Ersen Martin.

İbrahim Kaş
Beşiktaş alt yapısından yetişen İbrahim Kaş, Getafe’ye 2008 yılında imza attığında İspanyol gazetelerinde kutu haber olmaktan öteye gidemedi. 22 yaşındaki bu genç oyuncunun “Nihat’ın eski takımı”ndan geldiğini yazdılar. Bonservisi cebinde Madrid şehri kulübünün yolunu tutan İbrahim, garip ama gerçek ertesi sezon bir milyon dolar karşılığında Beşiktaş tarafından kiralandı. İnönü’de Baki Mercimek’ten sonra tribünlerde en fazla saç baş yolduran adam olan İbrahim Kaş, sezon bittiğinde Madrid’e gerdi döndü ve ama Getafe yönetimi onu tanımakta zorlandı. Tekrar Türkiye’ye Bursaspor’a dönen İbrahim Kaş, La Liga kariyerini Fatih Terim’in Euro 2008 için açıkladığı geniş kadronun –çıkartılan 3 isimden biri oldu- içinde yer almasına borçludur.

Arda Turan
Galatasaray’daki üçüncü döneminde Fatih Terim, “10”un etrafında bir takım kuruyordu 2011 yazında. Türk futbolunun son 10 yıldaki en büyük yeteneğinin koluna takılan kaptanlık pazubandı ve üstüne giydirilen Metin Oktay sorumluluğu insafsızlıktı. Arda Turan,bir yıldır peşinde olan Atletico Madrid’e Galatasaray evet dediğinde Chelsea’ye de gitmiş olabilirdi! Eğer, A Milli Takım’dan ayrılan Hiddink, Londra kulübünün yolunu tutsaydı. 9 Ağustos 2011’de resmileşen transfer, Türk futbolunda bir Avrupa kulübünün ödediği en yüksek bonservis bedeliydi bir Türk futbolcu için. 12 milyon Euro karşılığında Madrid’in yolunu tutan Arda’yı Barajas havalaanında 30’dan fazla İspanyol gazetecinin yanı sıra 20 kadar Türk medya mensubu karşıladı ve imza atana kadar 4 gün boyunca peşinden ayrılmadı. Alman Milli Takımı’nın formasını giyse de Türk, Mesut Özil’in müthiş yeteneği de bu kadife kramponların sahibine bol kredi sağladı Madrid’in öteki yakasında. İlk röportajında ligi domine eden Real Madrid ve Barcelona’yı devirebiliriz dediğinde medya bunu manşetlere taşıdı ama doğrusu Atletico Madrid taraftarının kendisini de inanmıyordu buna. Galatasaray’da yaratıcı Arda, Atletico Madrid’de kendisinden istenen kostümü çabuk giydi. Artık daha çok koşuyor ve mücadele ediyordu. Üstün tekniğiyle de İspanyol rejisine Atletico maçlarında bol bol tekrar yaptırıyordu ince çalımlarından sonra. Simeone göreve geldikten sonra biraz soğuk baksa da Arda’ya, o yine pes etmedi ve ilk sezonunda Atletico Madrid onbirinin vazgeçilmezi oldu. Cristiano Ronaldo ile Madrid’in dışında sosyetenin tercihi La Finca’da aynı sitede oturan Arda, “Ben, ben olduğum için beni seviyorlar” dediği Atletico Madrid taraftarının gözbebeği oldu. Her maçta 90 dakika sahada kalmadı ama oyundan alındığı her maçtan sonra Vicente Calderon’da 50 bin taraftarın alkışlarıyla kenara geldi. İspanyolcayı söktüğü söylenemez. Türkiye’den gelen dostlarıyla vakit geçiren, Hamit ve Nuri ile buluşan Arda’nın İspanyolcayı öğrenmesinden daha kolay olanı sempatik kişiliğiyle takım arkadaşlarına Türkçe öğretmesidir kuşkusuz. Falcao da bu modaya uydu ki Beşiktaş maçları öncesinde Türkçe mesajlar yolladı Twitter’dan. Uyum sorunu çekmedi Madrid’de Arda. Daha İspanyol giyinmeye başladı, geç saatte yenen akşam yemeklerine de bir zaman sonra alıştı. Favori Türk restoranından ise vazgeçmedi, takım arkadaşlarını da oraya çay içmeye götürdü. Diego’lu ya da Diego’suz Arda bu sezon da Calderon’un gözbebeği olmaya aday. UEFA Kupası’nı alt yapıdayken Galatasaray’da ağabeyleri kaldırmıştı, Arda da o kupayı 12 yıl sonra Bükreş’te kaldırmayı başardı.

Hamit Altıntop
Schalke 04 ve Bayern Münih’te müthiş bir kariyer ve bonservisi elinde olan Türk Milli Takım kaptanı. Bundesliga’nın en iyisi seçilen Nuri Şahin için 10 milyon Euro ödeyen Jose Mourinho için Hamit Altıntop kaçmaz fırsattı. Portekizli kaçırmadı da. Lakin, Tayfun ve Nihat gibi Hamit de sakat başladı sezona. Nuri’nin sakatlığı onu, onun sakatlığı Nuri’yi yordu Madrid medyası karşısında. Katalan medyası da Real Madrid sakat iki Türk aldı manşetleri atınca iyi başlamadı İspanya macerası Hamit’in ve öyle de devam etti. Ağır sakatlığın ardından sezon ritmini bulan Real Madrid onbirinde forma bulabilmek kolay değildi. İyi Hamit, Arbeloa’ya forma göstermezdi ama Madrid’de alt yapıdan yetişen ya da İspanyol oyunculara olan medya desteği karşısında işi bir kat daha zorlaştı Hamit’in. Böyle bir manşet kampanyası altında kalması da sürpriz olurdu zaten. Hamit’i bedavaya alan Real Madrid ona ödediği yıllık ücret kadar bir rakama Galatasaray’a bonservisini verdi. Olan sakatlık belası yüzünden Hamit’in bir yılına oldu.

Nuri Şahin
Xabi Alonso’nun alternatifi olarak alınan Nuri, şampiyon Dortmund’dan Real Madrid’e geldiği taraftarın bakışı pozitifti ama sakatlıklar onun da İspanya kariyerini kabusa çevirdi. Marca ve As gazeteleri günde 10 sayfa ayırdıkları Real Madrid sayfalarında Nuri’nin sahalara dönüş tarihinin sürekli ertelendiğini manşet yapmaktan usanmadılar. Hamit ve Mesut ile birlikte forma giymek en büyük avantajıydı ama iyileştikten sonra Milli takımla maça çıkması bile Madrid’e ihanet olarak yorumlandı. Alonso’nun rotasyondaki alternatifi olan Nuri’ye ancak sezonun ikinci yarısında şans veren Mourinho, uzun maraton boyunca Xabi Alonso’dan hiç vazgeçmedi. “Real Madrid treni bir futbolcunun kariyerinde bir kere geçer” sözü meşhurdur futbol dünyasında. Nuri’nin Real Madrid tercihi doğruydu ama Real Madrid’in Nuri’den kolay vazgeçmesi ne kadar doğru, bunu yıllar gösterecek.

Emre Belözoğlu
Lazio’ya attığı iki aşırtma golle ve son haftada Juventus’a kaybettikleri şampiyonlukla hatırlanan Inter kariyerine, ardından Newcastle günleri. Boğaz’ın Maradona’sı hep o oldu. Emre Belözoğlu, Fenerbahçe’de futbolu bırakmayı düşünürken bir kez daha soluğu dış hatlarda aldı. Tayfun Korkut nasıl Nihat’a Sociedad kapılarını açtıysa, Arda da ağabeyim dediği Emre’ye oynadığı futbolla Atletico Madrid’in kapısını araladı. Avrupa’da kalburüstü bir orta saha oyuncusunu bonservisi cebindeyken kim istemez ki? Atletico Madrid, orta sahasında kadro derinliği yaratmak adına, sportif direktörü Caminero’nun dediği gibi “Onun tecrübelerinden çok faydalanacağız” dediği Emre Belözoğlu biraz da menajer Jorge Mendes’in yardımlarıyla kırmızı-beyazlı formayı giydi. Galatasaraylı olarak bilinirken Fenerbahçe’ye transfer olduğunda “Ben Fenerbahçeliydim” diyerek çocukluğunda tuttuğu takımı ilk kez açıklayan Emre, Madrid’de As Gazetesi’ne verdiği röportajda “10 yaşımdan beri Atletico Madrid’i takip ediyorum” diyerek bir başka hatırasını da bu kez İspanyollarla paylaşmış oldu... (4-4-2 Türkiye // Ağustos 2012)


Pasion Turca
Aile geleneklerine göre eğitilen Desideria, yörenin zenginlerinden Ramiro ile evlenmesine karşılık mutsuz ve tekdüze bir yaşam sürer. Genç kadın arkadaşlarıyla birlikte tatil yapmak üzere, İspanya'dan Türkiye'ye gelir. Grubun rehberliğini yapan bir Türk genci Yaman'a aşık olur.”
Doksanların ortasında İspanya’da Türk algısına bir başka bakış açısı getiren Vicente Aranda’nın yazıp yönettiği “La Pasion Turca” (Türk Tutkusu) adlı film kısaca böyle anlatır kendini. Oryantalizmin doruklarında dolanan, Goya Ödülleri’nde 1995 yılında 12 dalda aday olan film, bizde pek ses getirmese de prodüktörünü İspanya’da ihya etmişti. Güzin Özipek ve Rasim Öztekin’in de tutkulu ama bir o kadar da batıdan uzak Yaman’ın anne ve kardeşini oynadığı “Türk Tutkusu”, İspanya imzalı “Midnight Express” eleştirileri de almıştı. Aradan 15 yıl geçmiş olmasına rağmen “La Pasion Turca” bugün hala İspanyolların gözünde bir Türkiye referansı. İtalya’da “Fumare come turco” (Türk gibi –çok- sigara içmek) ya da Osmanlı’ya ithafen söylenen “Mamma li Turchi” (Annecim, Türkler) ile gelişen olumsuz yargıların Endülüs topraklarındaki sinematografik bir tezahürüydü bu film...

İki Dakikada Dünya

6 Eylül 2012

!?

Büyük acıların harflerle anlatılmadığını
geç öğrendim
oysa ki yokluğunuza
bir soru işareti, bir ünlem yetermiş....

3 Eylül 2012

Usta

Usta, birine usta demek güzel biliyor musun? Bilirsin elbet, bizim mesleğin hiç ilanı olmadı ki usta, kim aradı ki muhabiri, editörü ilanlardan. Kim gazeteci olabildi ki bir pazar altını çizdiği bir ilandan. Afilli reklam ajansı ilanlarını yazan metin yazarlarına da beraber gülmüyor muyduk? Ne aradıklarını kendileri de bilmiyorlardı ya... Bugün neden buradayım, burada yazıyorum, bunu biliyorum. Sayende... O gün neden oradaydım, bilmiyordum. Garip ve tesadüftü, aynı mahallenin çocuğuyduk, Bebek kahvede, semtin sokaklarında az rastlaşmamıştık. Senin yüzün o köşedeki yüzdü, selam verirdim, alırdın. Niye konuşmazdık o zamanlar bilmem... Sonra bir gün, İstanbul’un bir ucunda, eskilerin nefret ettiği o semtte karşılaştık. Kim olduğumu öğrenmiştin, cv falan hikayeydi... Elime bir İngilizce haber tutuşturdun, bunu çevir dedin. Bilimsel bir makaleydi, bir tıp araştırması, internetten bulmuş, çıktısını almıştın. Yemin ediyorum gram keyif almadım, bu türden haberler yapacaksam bir hafta burada durmam dedim kendi kendime. Sonra başladık, yeni iyidir, yeni gazete iyi midir peki? Değildir... Zordu, arşiv yoktu, İnternet dediğin Altavista yılları. Ekip güzeldi, şimdi dönüp bakıyorum, ne kadar zor böyle bir mutfağı kurmak, ne kadar zor o insanları bir araya toplamak. Arşivi olmayan gazete için az mı çabaladık, spor servisi iki de bir kapımızı çalardı, kültür-sanat, dış haberler... Milyon da sattı gazete ama sevdik mi, çok mu bizdi, değildi işte. Sonra bir dergi yaptık, haftalık, gazetenin yanında ek. Sonra rekabet ayağına uyananlar peşimizden geldi. İnternet Mahir’i aradığım o günü hatırlıyor musun? Telefonda yalvarmıştı, ne olur bu sayfayı kaldıralım, yardım edin demişti. Farkında değildi başına geleceklerin, daha haber olmamıştı. Arkadaşlarının dalga geçmek için hazırladığı sayfa onu Internet Mahir yapacaktı. O telefonun ardından haberi bir gün tuttuk da elimizde patladı. Bugün özel dediğim ne haber varsa ertesi gün çıksın isterim, elimde patlayan her haberde o gün gelir aklıma... Portal ile portakalın zor ayrıldığı yıllardı. Yine öndeydin... Gazeteden kopup internet yayıncılığına başladığımızda kurduğun kadro bir daha kurulamadı Usta. Bunu sen de biliyorsun, hepimiz de bildik çok sonra. 11 Eylül saldırısında ilk fotoğrafı memlekette yayınladığımız zamanlar, Emre-Okan’ın Inter’e transferini patlatışımız, onlarca özel haber, araştırma, dosya... Google yoktu yahu işte. Kendi dizinlerimizi oluşturmuştuk arama zımbırtısı niyetine, çok tıklanıyor demiştin... Kasaplık yapmadık hiç, hiç et satmadık o sayfalarda... Portege’leri getirttiğinde aklımız başımızdan gitmişti, şimdilerin netbookları kadar ufak aletler tam 11 yıl önce! Sonra memleketin bitmeyen bir krizi, hepimizi başka sokaklara savurdu... Güzel sigara içerdin, sonra bıraktın ama birlikte az tüttürmedik İkitelli yollarında senin Amerikan’da... Güzel arabaydı be Usta. O deli trafikte saatlerce konuştuğumuzu, futboldan çıkıp elektronik mürekkebe nasıl geldiğimizi şimdi hatırlıyorum da herkesin dediği gibi hoş sohbet adamdın be usta... Sonra ben gittim semtten, sen de gittin o mahalleden. Senin beni, benim seni okuduğumuzu ikimiz de biliyorduk. Aradın, çok konu oldu anlaşamadık, bazen ben bazen sen muhafazakardın, hiç kırmadın ama beni. Usta’nın lafı üstüne lafımız olmaz türünden bir meslek de değil ki bizimki, kızdırırdım bazen seni... Ne olduğunu biliyordum, sormadım biliyorsun, sen de söylemeyecektin zaten, söylemedin de. Sigarayı bırakmıştın, o gece o yemekte karşımda sigara içmeme izin de verdin. Sağol Usta. Savrulan giden yıllardan, projelerden, olanlardan, olmayanlardan bahsettik. Zevkli adamdın, iyi yemek, iyi şarap, hiç şaşırmadım sonra yazılarına. Bir tek Q klavyeyi bırakamadım ama gün geldi F’yi de öğrenmek şart oldu. Evet, tamam Q gibi değil ama yazıyorum artık F Mac’lerde. Bahardı, Bebek Kahve’de rastlaştık yine, ben cenaze olmasa yanından geçmiyorum artık biliyorsun Affan gitti gideli... Sarıldık, sana müteşekkir olduğumu söylemediysem de öyleydim Usta. Yolu sen açmıştın... Ezan okunmaya başlandı, bir çay bile içemedik o gün ona yanarım.. Sonra o gün, sabah kalktığımda senin gittiğini, elbette ki İnternet’ten öğrendim, ne telefon olsun isterdim ne de yüzüme birisinin söylemesini. Internet, sendin... Biri sadece adını ve soyadını yazmıştı twitter’da, anladım, kapattım bilgisayarı.. Siyah ceketin sol yakasındaki iğnelere eklemedim seni, suretini yüreğime gömdüm... Sıcaktı ama sen giderken inan rüzgar çıktı. İyilerin önce gittiğini herkes bilir, o öğlen bir kez daha öğrettin... Hakkını helal et Usta, sen herkesten fazla iyiydin...

1 Eylül 2012

Hafta Sonu Futbol

1 Eylül Cumartesi

13:00 Rubin Kazan - Terek @Lig TV 2
14:45 West Ham - Fulham @Lig TV 3
16:00 Tavşanlı - Boluspor @TRT Spor
16:30 Nürnberg - Dortmund @TRT Haber , TRT HD
17:00 Swansea - Sunderland @PL Tv
17:00 Tottenham - Norwich @Lig TV 3
17:00 WBA - Everton @Lig TV 2
18:00 İstanbul BŞB - Antalyaspor @Lig TV
19:00 Kayserispor - Akhisar @Lig TV 2
19:30 F. Düsseldorf - M'Gladbach @TRT Haber
19:30 Manchester City - QPR @Lig TV 3
20:00 Ankaragücü - Adanaspor @TRT Spor
20:30 Karabük - Beşiktaş @Lig TV
21:15 Elazığspor - Kasımpaşa @Lig TV 2
23:00 Mallorca - Real Sociedad @NTv Spor
00:30 Palmeiras - Gremio @Lig TV 3
2 Eylül Pazar
15:30 Liverpool - Arsenal @Lig TV 3
16:00 Şanlıurfaspor - Karşıyaka @TRT 1
16:30 Wolfsburg - Hannover 96 @TRT Haber
18:00 Newcastle - Aston Villa @Lig TV 2
18:00 Sivasspor - Fenerbahçe @Lig TV
18:00 Southampton - Manchester United @Lig TV 3
18:30 Bayern Münih - Stuttgart @TRT HD
19:30 Lokomotiv Moskova - Spartak Moskova @Lig TV 3
20:30 Galatasaray - Bursaspor @Lig TV
20:50 Real Madrid - Granada @NTv Spor
21:00 Gaziantepspor - Trabzonspor @Lig TV 2
22:00 Internacional - Flamengo @Lig TV 3
22:30 Barcelona - Valencia @NTv Spor
3 Eylül Pazartesi
20:00 Gaziantep BŞB - Denizlispor @TRT HD
22:30 Real Betis - Atletico Madrid @NTv Spor

30 Ağustos 2012

Yurtsan

Usta, sana dair diyecek çok şeyim var ama takdir edersin ki inkar ediyorum sabahtan beri yokluğunu. Az zaman ver bana...

25 Ağustos 2012

Hafta Sonu Futbol

25 Ağustos Cumartesi
14:45 Swansea - West Ham @Lig Tv 3
15:00 Zenit - Rubin Kazan @Lig Tv 2
16:00 Boluspor - Adana Demir @Trt Spor
16:30 G.Fürth - Bayern Munih @Trt Haber / Trt HD
17:00 Manchester United - Fulham @Lig Tv 3
17:00 Tottenham - WBA @Lig Tv 2
19:00 Sivasspor - Mersin İdmanyurdu @Lig Tv
19:30 Chelsea - Newcastle @Lig Tv 2
19:30 E.Frankfurt - Leverkusen @Trt Haber / Trt HD
20:00 Orduspor - Eskisehirspor @Lig Tv 3
21:45 Stuttgart - Wolsburg @Trt Haber / Trt HD
21:45 Akhisar - Genclerbirligi @Lig Tv 2
21:45 Fenerbahçe - Gaziantepspor @Lig Tv
21:45 Ajax - NAC Breda @S Haber

26 Ağustos Pazar
15:30 Stoke City - Arsenal @Lig Tv 3
16:00 Kartal-Göztepe @Trt 1
17:30 Groningen - PSV @S Haber
18:00 Liverpool - Manchester City @Lig Tv
18:30 Hannover 96 - Schalke 04 @Trt Haber / Trt HD
19:00 Bursaspor - İstanbul BSB @Lig Tv 3
20:00 Osasuna - Barcelona @Ntv Spor
20:00 Trabzonspor - Elazığspor @Lig Tv 2
20:00 Rizespor - Gaziantep BŞB @Trt 3
21:45 Beşiktaş - Galatasaray@ Lig Tv
22:00 Getafe - Real Madrid @NTV

27 Ağustos Pazartesi
20:00 Karşıyaka - Manisa @Trt 3
21:00 Antalyaspor - Kayserispor @Lig Tv
23:00 Atletico Madrid - Athletic Bilbao @Ntv Spor

23 Ağustos 2012

3XL Flamengo

Adriano/Flamengo-2012
Adriano/Parma-2003

Avara

anımsıyor musun?
bir çetemiz vardı: Vahşi Siyah Atlar
ısmarlama serserilikler yaşardık
kimseden bir şey demeden kaçıp gitmeler gibi
sokaklarda sabahlamak, parklarda yatmak
yabancıları mahalleye sokmamak gibi
Ve bir gün gideceğimiz bir Amerika vardı
herkesin bir Amerika'sı vardı o zamanlar
herkes gece istasyonlarında
kendi Amerika'sını aradı

kısık ışıklı arkadaş odaları
plağın bir yüzünü kaplayan uzun parçalar eşliğinde
kendi rüyalarımıza dalar, dağılırdık
okyanuslar, gemi yolculukları, kanayan ıslıklar
ve dünyanın bütün limanları
önümüzdeki sessizce uzardı

BİTERDİ PLAK, DİSK BOŞA DÖNERDİ.
DÜŞLERİMİZ ÇARPIP GERİ DÖNEN SULARDI ŞİMDİ
BÖYLE ZAMANLARDA İLK SÖZÜ SÖYLEMEKTEN
KAÇINIRDI HERKES
SONRA BİRİ USULCA KALKAR, HERKESE ÇAY KOYARDI
ANIMSIYOR MUSUN?

vahşi siyah atlardık
kentin ışıklı çöllerinde kendi izini arayan
deri ceketlerimize sığdıramadığımız düşlerimiz kadar
aşık ve düşmandık
dünya acıtırdı bizi. her şey kanatır, her şey yaralardı
sevişmek çekip çıkarmazdı bizi derinliğimizden
öfkemizi dindirmezdi hiçbir şey
geceleri uyuyamayan çocuklardık,
otobüs garlarında uzun macerlara umar
apansız yolculuklara çıkardık

uykulu kentlere girerdik gece yarıları
ıssız ağaçlar olurdu yol kenarlarında
gökyüzünde parlak yıldızlar, her yere aynı uzaklıkta
sarhoş bindiğimiz otobüsün penceresinden
sanki bambaşka bir dünyaya bakardık
sonra saklayarak yüzümüzü birbirimizden
yumruklarımızı sıkar sessizce ağlardık
ışığı açık kalmış pencerelere, kepengi örtülü dükkanlara,
yaz bahçelerinden taşan çiçeklere,
adını bile bilmediğimiz bu kente
neye olduğunu bile bilmediğimiz bir hasretle
uzun uzun bakardık
anımsıyor musun?

ahh o gece yolculukları
bir başka kentte, bir başka insan olmanın umutları
kaç yol arkadaşı kaldı şimdi geriye
gençliğin ilk acılarını birlikte keşfettiğimiz

kaç yol arkadaşı?
sürüyerek götürdüğümüz dargın beraberlikleri saymazsak
ne kalıyor elimizde?
ölenler,
terk edenler,
bir de telefonları, adresleri, kendileri değişenler

vahşi, siyah atlardık; yılkıya bırakıldık
içimizden kimse gidemedi Amerika'ya
kendi Amerika'sı da olmadı hiçbirimizin
yağmur aldı
rüzgar aldı
zaman aldı
o vahşi siyah atları
her şey o eski rüyada kaldı

çarpıp geri dönen düşlerimizin üstünde
çürümüş cesetleri yüzüyor şimdi vahşi siyah atların
öldükleri sahilleri kendileri de bilmiyorlar
peki sen anımsıyor musun? /
Murathan Mungan

20 Ağustos 2012

Pazar Ertesi

Akhisar, geldi, hoş geldi de bu kadro ile ligde tutunabilmeleri çok zor. İlk hafta Eskişehir’de kazandılar ama kalesinde ilk golü erken görürse, dağılır bir takım havaları var. Ligin ilk yarısında bir Hull City efekti yaratıp, ikinci yarıya yetecek puanları ceplerine koymaları lazım. Ersun Yanal’ın da devreyi bitirmesi sürpriz olur Eskişehir’de… Saha dışında bağlar kopmuş.
Bir takımda en son kafasının karışık olması gereken adam teknik direktördür. Aykut Kocaman’ın kafası çok karışık. Taktik tahtası en zayıf halkasıdıydı her zaman ama bu Alex’li, Alex’siz kadro meselesini artık kafasında biterse hayrına olur. Hedefteki orta saha adamlarının, Selçuk ve Mehmet Topal’ın üç yıldızlık oynadıkları bir maçta hala yaralanmaları haksızlık. Yorumların alt metninde Kocaman’a karşı bir kampanyanın başladığı da ortada…
Premier Lig, özletmiş kendini. Beni en çok şaşırtan iyi kadro yapan QPR’ın sahasında beşlik olması. Liverpool, kötü transferlerle devam ediyor. Gerrard’a ayıp ediyorlar. Artık biraz yalnız yürüyüp akılları başlarına gelse iyi olur. Newcastle United’ı tutayım dedim bu sezon. İlk hafta Tottenham engelini aştık. Wigan, Norvich, Reading küme düşme adaylarım 37 hafta kala (!)
Manchester City’de Agüero’nun durumu bugün belli olacak. Dizindeki sakatlık için önce 6-8 ay dendi ama bağlarda kopma yoktur inşallah, yine de esneme bile olsa bir ay oynamaz. City de transfer yapar.
Arsenal, Nuri’yi bugün açıklar. Van Persie olsa Sunderland’ı yenerlerdi 90 dakikası sonrasında transfere yüklenecekler kalan 10 günde. Geçen sezon gibi sezon başında dibe vurmalarını beklemiyorum.
İtalya’da Berlusconi Kupası’nı Juventus aldı. Silvio Berlusconi, botoksu öyle abartmış ki, Marchisio’dan golü yediklerinde yüzüne yerleşmesi gereken üzüntü ifadesi bir türlü yerini alamadı adamın suratında. Milan, T. Silva sonrası bu defansla batar. Cassano’yu da Inter’e veriyorlar ki, kapıyı kilidi asıp gitse yeridir Galliani’nin…Real Madrid, Milan’a 5 atarken havalıydı ama Valencia topladığı orta sahasıyla sezon başında iyi kesti Real Madrid’i. Ronaldo daha tatilden dönmemiş. Yılan hikayesi Modriç transferi hala sonuçlanmadı. Sonuç olarak Real Madrid, transferin bitimine 11 gün kala daha kimseyi almadı. Dünyanın sonu!
Barcelona, ilk golü kornerden bulunca, Guardiola harbiden de gitmiş dedirtti. Pedro fırtına gibi. Bir önceki sezondaki oyuna döndüler. Sociedad da beraberlik golünü atıp kaşındı(!) Yine de stoper almazlarsa başlarına bela alacaklar diyorum bu sezon.
İspanya’da haftanın faş skoru. Betis’in Bilbao’yu deplasmanda beşlemesi. Sezona zaten kavgalı giren Bielsa, yıldızlar da satılınca zora girecek, gelen parayla istediğin adamı satın alabileceğin bir takımda değilsin ne yazık ki.
Arda, mükemmel bir gol attı. Yeni forması numarası, 10’un hakkını verdi ilk maçında. Çok zor bir pozisyonda, Diego’nun rolüne soyundu ki, ona verilen görevde, aktif dinlenmesi azalacağından çok zorlanacak. Bu pozisyon, milli takım için de avantaj. Sercan solda oynadığında, Arda hep yokları oynadı milli takımda, bundan sonra inşallah.
Eurosport Türkiye’den arkadaşlar La Liga’da sezon başlarken, sorular sordular, ortaya bu metin çıktı.

4-4-2'nin Ağustos sayısında "Pasion Turca" başlığı altında İspanya'da forma giymiş tüm Türk futbolcuların hikayesini yazmaya çalıştım.
Fransa’da o kadroyu kurup ilk 2 hafta 2 puan almak da kolay değil. Ancelotti ve Paris Saint Germain hiç sempatik durmuyorlar, en azından transferlerle Serie A’nın dengesini bozdular.
Büyük takımlar, yetenekli adamlarla oynar, teknik adamı da taktik zekasını ve mücadele için motivasyon yöntemlerini devreye sokar. Beşiktaş’taki yetenek seviyesi, Galatasaray ve Fenerbahçe’nin çok gerisinde. Asıl sıkıntı da bu oyunda sadece mücadele ederek kazanılmayacağı. Vefa var ama sefa zor.
A Haber’de Ender Bilgin ile her cumartesi 14:00-16:00 arasında Futbol’a programında birlikteyiz. İlk programın tamamı bu adreste.
Lig TV’de Avrupa’dan Futbol programında sezonu yarın açıyoruz. Perşembe akşamları da Lig Merkezi var.
Tutkumuz Futbol, sezonun ilk programı Çarşamba akşamı 20:00’de.
Fransa ve İtalya Ligleri’nin yayın hakkı boşta. Bir ay içinde yayınlayacak kanallar kesinleşir.
İhsan Oktay Anar’ın yeni kitabı Eylül’de çıkıyor. Yedinci Gün… O güne kadar kitap okumam, okuduktan sonra da bir hafta Anar’a saygımdan okumam.
Fikret Kızılok dinlemek; insanı, daha iyi insan yapar mı? Yapar… Zaman Zaman...
İyi bayramlar…

Fernando Llorente'ye Tehdit

Böyle oldu, böyle olmaması gerekirdi demek kadar büyük samimiyetsizlik yok. Gidenin arkasından hissedilen budur, öfke de böyle yansır. Bilbao'nun gelenekleri, kuralları malum. Çıkabilecekleri en üst seviyeye de çıktılar geçen sezon. Javi Martinez gibi bir adama Bayern Munih 40 milyon veriyorsa, satacaksın, başka çaren yok. Llorente de yolcu. Sözleşmesinin son senesine giderken, kazandıracağı para da piyasa değerinin altında. Dün Bilbao evinde 5 yerken iki oyuncu da kadroda yoktu. Real Madrid ve Barcelona'ya gitse daha fazla da tepki çekerdi. Foto, dün Bilbao'dan, kulübün resmi ürünlerinin satıldığı mağazanın vitrinine öleceksin Llorente mesajı... Ölmez, ölmesine de... Öldüğü yer belli...

19 Ağustos 2012

Camp Nou'da Tünel

Camp Nou'da bu sezon deplasmana gelecek olan takımlar bu tünelden sahaya çıkacaklar. İnsanın baktıkça içi açılıyor (!)

"Biz Takımız"

Sloganın çok yaratıcı olmadığı ortada ama daha bir yıl önce ezeli rakibin bunu kullanmışsa, bu kadar kolaya kaçmayacaksın. Real Madrid'in sezon açılışı için hazırladığı video güzel. Slogan da "Biz bir takımız. Biz Real Madrid'iz." Geçen yıl da aynı sloganla Atletico Madrid sezona girmişti. Oradaki güzellik her futbolcunun bir sonra görüntüye gelenin ismini anons etmesiydi. İki video bir arada...

17 Ağustos 2012

Hafta Sonu Futbol


17 Ağustos Cuma
21:00 Eskişehirspor - Akhisar (LigTV)

18 Ağustos Cumartesi
12:30 Spartak Moskova - Rubin Kazan (LigTV 3)
17:00 WBA - Liverpool (LigTV 2)
17:00 Karabük - Trabzonspor (LigTV)
19:30 Newcastle United - Tottenham (LigTV 3)
21:45 Elazığspor - Fenerbahçe (LigTV)
21:45 Gaziantepspor - Sivasspor (LigTV 2)

19 Ağustos Pazar
15:30 Wigan - Chelsea (LigTV 3)
18:00 Manchester City - Southampton (LigTV 3)
20:00 İstanbul BŞB - Besiktaş (Lig TV)
20:00 Kayserispor - Bursaspor (LigTV 2)
20:00 Real Madrid - Valencia (NTVSpor)
21:45 Mersin İdman Yurdu - Orduspor (LigTV 3)
22:05 Santos - Corinthians (LigTV 2)
22:00 Barcelona - Real Sociedad (NTVSpor)

20 Ağustos Pazartesi
19:30 Gençlerbirliği-Antalya (Lig Tv3)

21:00 Galatasaray-Kasımpaşa (Lig TV)

30 Temmuz 2012

Premier Lig Yayın Hakları

Futbolun doğduğu topraklarında güzel oyun için madalyonun iki yüzü var. İngilizler son 50 yılda kulüp takımlarıyla seviniyor, milli takımlarının basiretsizliğiyle de kahroluyorlar. Bu paradoksu bugüne kadar çözen bir futbol adamı gelmedi ne yazık ki! 1966’da kendi evlerinde kazandıkları Dünya Kupası’ndan beri katıldıkları her Dünya Kupası ve Avrupa Şampiyonası için uçağa kupa umuduyla biniyor, her seferinde de finali turnuva bitmeden evlerine dönüp televizyondan izliyorlar. Öğrenilmiş çaresizlik milli takım için sürerken, kulüp düzeyinde dünyanın en iyi kaliteli ligini de yaratan İngilizler. Geride kalan sezonda 20. yılını kutlayan Premier Lig, NBA pazarlama yöntemleriyle yola çıkan ve bugün Barcelona ve Real Madrid gibi iki dev markaya rağmen hala dünyanın en popüler ligi kalmayı başaran bir organizasyon. En iyi futbol, dolu stadyumlar, 100 yılı aşan bir tribün kültürü, oyuna aşık milyonlar, en iyi televizyon rejisi, en, en, en...

Dünyanın en çok izlenen futbol liginin geçen ay yapılan yayın ihalesinde masaya konulan rakamlar da işte bu “en”lerin karşılığı. Tüm dünya gözünü Euro 2012’ye çevirmişken İngiltere’de yeni yayın ihalesinin sonucu açıklandığında ortaya çıkan rakama inanabilmek gerçekten bir hayli zordu. 2013-2016 yılları arasında Premier Lig’in yayın haklarına talip olan ve ihaleyi kazanan BSkyB ve BT’nin ödeyeceği rakam 3 milyar 18 milyon pound. Avrupa’nın kalanının daha rahat anlayabileceği şekilde söylersek 3 milyar 700 milyon Euro...
Filmi 20 yıl geriye sararsak, dünyada Amerika futbolu, beyzbol ve NBA’den sonra en çok gelir getiren dünyanın bir numaralı futbol liginin saltanatını nasıl ilan ettiğini de görürüz. 1992 yılında 20 kulübün bir araya gelip limited şirket yapısı altında toplandığı Premier Lig’in yayın ihalesinde Sky’ın ödediği rakam 5 sezon için 304 milyon pound’du. 90’larda yaşanan teknolojik devrimlere evlere dijital yayını sokan ve şifreli kanallarla, bedava maç izleme devrini kapatan Sky, ikinci ihalede çıkış yaptığı yıllarda rakibi olan BSB ile ortaklık kurmuş bir şirketti.

Bu ortaklık fikri 90’ların sonunda İtalya’da kör bir rekabetin içine giren dijital platformların aklına gelmeyince, Çizme’de yapılan balon ihalelerle şişen futbol pastası, 2000’li yıllarda arka arkaya iflasları getirecek ve 5 yıl önce aldıkları rakamların yarısına evet diyen Serie A kulüpleri, ellerindeki tüm yıldızları İngiliz ve İspanyol kulüplerine satmak zorunda kalacaktı. 1997-1998 sezonunda 4 sezon için 670 milyon pound ödeyen BskyB, üçüncü ihalede de rakipsizdi ama büyüyen futbol pastasına en büyük katkıyı da yapmaya devam etti. 2001 ve 2004 yılları arası için 1 milyar barajını geçen ve 1.024 milyon pound’u Premier Lig yönetimine aktaran BskyB, Avrupa Birliği’nin anti-tekel yasasıyla 2006 yılında tanıştı.

Avrupa Birliği, bir futbol liginin tüm maçlarının tek yayıncı kuruluş tarafından yayınlanmasının anti-tekel yasalarına aykırı olduğuna karar verdi ve Premier Lig yönetimi lig maçlarını farklı paketlere bölerek birden fazla yayıncı kuruluşa satmak zorunda kaldı. İhalede yayının ufak ortağı olarak görülen Setanta ile birlikte 1 milyar 700 milyon pound ödeyen BskyB’nin bu rakama çıkması İngiltere’de futbol ekonomistleri tarafından mantıklı bulunmadı. Sonunda haklı çıkan ekonomistler oldu. Ligin özet görüntülerini devlet kuruluşu BBC’ye 3 yıllığına 171 milyon pound’a satan Premier Lig yönetimine 2009 yılında Setanta’dan kara haber geldi. Şirket iflasını istemişti ve yayın haklarından vazgeçiyordu. 30 milyonluk taksidini ödeyemez hale gelen Setanta sahneden çekilirken devreye Amerikan medya devi ESPN girdi. BskyB’nin yine büyük ağabey olduğu ihalede bu kez rakam bir öncekiyle neredeyse aynıydı. Sadece 46 maçın yayın hakkını alan ESPN’nin katkısıyla Premier Lig yönetiminin kasasına 3 yıl için giden rakam 1 milyar 782 milyon pound olarak açıklandı.

10 yıl önce bir elin parmakları kadar kulübün patronu yabancıyken son yıllarda ABD’da spor kulüplerine yatırım yapan patronların, ardından Rus oligarkların ve son olarak da Katar sermayesinin gözdesi olan Premier Lig artık sadece 4 takımın şampiyonluk yarışı verdiği bir lig olmaktan çıktı. İki patron değiştiren Liverpool yine belini doğrultamazken, Abramovich’li Chelsea, Glazer yönetimindeki Manchester United’a bu sezon Mansur Bin Zayed El Nayhan’ın kasasını boşalttığı Manchester City katıldı. Manchester City’nin mavi yarısı 44 yıl sonra şampiyonluk sevincini ligin son haftasında maçın son dakikalarında attığı iki golle yaşarken, lig yönetimi de yayıncı kuruluşlarla pazarlık turlarını sürdürüyordu. Dünyanın dört bir köşesinde, 150’den fazla ülkede naklen yayınlanan ve Barcelona-Real Madrid ile birlikte yeryüzünün en popüler kulüplerine sahip olan Premier Lig’in yönetim kadrosu masaya eli kuvvetli oturan taraftı ve istediklerini almayı başardılar...

2013-2016 yılları arasındaki üç sezonu kapsayan naklen yayın ihalesinde iki büyük sürpriz vardı. Setanta’nın iflasıyla naklen yayınlarda ufak ortak rolüne soyunan ESPN, yeni ihaleye girmeyeceğini açıkladı. Anti-tekel yasası gereği büyük ağabey BskyB’ye ihalede eşlik edecek ufak ortak kartvizitine sahip çıkan ise BT oldu. İngiliz telekominikasyon devi tarihinde ilk kez futbol pazarına adım attı. İhaleden çıkan inanılmaz rakam kadar, iki yayıncı kuruluşun naklen yayınlayacağı maç sayısı da Türkiye ve Avrupa’nın diğer liglerinden farklı olduğu için mutlaka altının çizilmesi gereken bir ayrıntı. Premier Lig yönetimi, 20 takımlı ligde her hafta oynanan 10 maçın ülke içinde naklen yayınına izin vermiyor. Stadyumların dolu olması ve alt liglerdeki maçların da popülaritesini kaybetmemesi için bizim Türkiye’de ayaklarımızı uzatıp izlediğimiz birçok maç İngiltere sınırları içinde naklen yayınlanmıyor.

BskyB’nin 3 yıl ödeyeceği toplam 3 milyar 18 milyon pound ligdeki toplam maç sayısının sadece %40’ını kapsıyor. İki yayıncı kuruluştan BskyB, 116 maçın naklen yayın hakkını alırken, BT’nin sezonda yayınlayabileceği maç sayısı sadece 38! BskyB bu 116 maç için sezon başına 760 milyon pound’u ödemeyi kabul ederken, BT’nin ödeyeceği rakam ise sezon başına 246 milyon pound.
Premier Lig yönetimi, Cumartesi günleri yerel saatle 15:00 ve 17:00 arasındaki maçların ülke içindeki naklen yayına bu ihaledede izin vermezken, 3 milyar barajının aşıldığı pazarlık masasına 6 farklı maç paketiyle oturdu. Avrupa Birliği yasaları gereği bu altı paketten en fazla 5’ine sahip olabilecek ana yayıncı kuruluş BskyB, izlenme oranlarının en yüksek olduğu Cumartesi 19:30 ve Pazar yerel saatle 16:00 maçlarının haklarını kasasına koydu. Premier Lig’in astronomik ihalesinde sezon başına çıkan 1 milyar 200 milyonluk rakam, İspanya ve İtalya gibi krizle boğuşan ülkelerin kulüpleri için yeni ihalede çok uzak bir hayal... Bakalım 3 yıllık vadede yabancı sermayeyle boylarını uzatan ve naklen yayın gelirleriyle bellerini kalınlaştıran İngiliz kulüpleri,yeşil sahadada rakiplerine yüksekten bakacak ve kupaları toplayacak mı?Premier Lig’de naklen yayın gelirleri nasıl dağılıyor?
Avrupa’da naklen yayın gelirlerinin dağılımında en adaletli görünün ülke İngiltere. İspanya’da Real Madrid ve Barcelona yıllık 140 milyon Euro naklen yayın gelirleriyle en yakın rakiplerinin üç katı parayı kasalarına koyarken, İtalya’da da Milan, Inter ve Juventus, pastanın büyük dilimlerini büyük bir iştahla yiyorlar. Şampiyonluk yarışı 4 ya da 5 takım arasında dönse de Premier Lig’de naklen yayın gelirlerinin dağılımında yukardakiler ve aşağıdakiler arasında büyük uçurum yok. Yıllık yayın gelirinin yüzde 50’sini 20 kulüp arasında eşit dağıtan lig yönetimi, yüzde 25’lik dilimi sezon performansını ayırıyor. Toplanan puan ve lig sıralamasındaki yer kulüplerin bu dilimden aldıkları rakamı belirliyor. Kalan yüzde 25 ise sezon boyunca naklen yayınlanan maçlarda hangi kulüpler yer almışsa, bu rakam eşit miktarda bu kulüplerin kasasına giriyor. Uluslararası yayın haklarından gelen gelir ise direkt 20 kulüp arasında eşit olarak paylaştırılıyor. Geride kalan sezonda 150’den fazla ülkede naklen yayınlanan Premier Lig maçlarının yayın geliri kulüp başına 18 milyon 800 pound olarak açıklanmıştı ki bu rakam İspanya’da alt sıralarda yer alan bir takımın 38 haftalık ligden aldığı rakamla boy ölçüşür! 2011-2012 sezonunu şampiyon kapatan Manchester City, naklen yayınlardan kasasına 60 milyon 602 bin pound koyarken, ligin marka takımlarından olan ancak küme düşen Blackburn ile arasındaki farkın sadece 20 milyon olması, gelirlerin dengeli dağıtımını sanırız özetler. Premier Lig yönetiminin, Avrupa’nın diğer liglerinden farklı bir uygulaması da “Paraşüt ödemesi” olarak adlandırılan ve küme düşen takımlara 4 yıl boyunca ödenen miktar.Premier Lig seviyesinde yüksek gelirlere sahip olan kulüplerin, bir alt lige düştüklerinde mevcut kadrolarını en az kayıpla koruyabilmeleri için lig yönetimi, Championship’de mücadele edecek küme düşmüş kulüplere paraşüt ödemeyi yapıyor. Bu sezon Birmingham City ve Blackpool , 15 milyon, Burnley ve Hull City, 12 milyon alırken, paraşüt ödemelerle bilançosunu artıda tutan West Ham aldığı 15 milyon pound’un da yardımıyla tekrar Premier Lig’e dönmeyi başardı.

2011-2012 sezonu naklen yayın gelirleri
Arsenal - £56,223,505
Aston Villa - £42,104,709
Blackburn Rovers - £40,317,633
Bolton Wanderers - £40,594,585
Chelsea - £54,436,429
Everton - £48,900,267
Fulham - £47,390,143
Liverpool - £54,360,635
Manchester City - £60,602,289
Manchester United - £60,325,337
Newcastle United - £54,235,271
Norwich City - £45,603,067
QPR - £43,262,087
Stoke City - £43,614,833
Sunderland - £44,369,895
Swansea City - £45,880,019
Tottenham Hotspur - £57,380,883
West Brom - £46,635,081
Wigan Athletic - £42,859,771
Wolves - £39,084,461
Paraşüt ödeme
Birmingham City - £15,475,005
Blackpool - £15,475,005
Burnley - £12,219,732
Hull City - £12,219,732
Middlesbrough - £4,081,548
Portsmouth - £12,219,732
West Ham United - £15,475,005