13 Şubat 2018
11 Şubat 2018
Sponsorlar Sosyal Medya ve Neymar
Lionel Messi,
oğluna kitap okurken çekilmiş bir fotoğraf karesini Instagram hesabında
paylaştığında her detaya dikkat eden takipçileri yatakta masumca bırakılmış
telefona takılmışlardı. Dünyanın en çok kazanan futbolcusu, en son model en
pahalı ya da altın kaplama telefonu kullanır diye düşünenler hayal kırıklığına
uğramışlardı. Messi paraya mı kıyamamıştı? Elbette değil. Telefon markasından
yılda 15 milyon dolar kazanan Arjantinli elbette ki gündelik hayatında o
markayı kullanmak zorundaydı, ya da Barcelona’nın sponsoru otomobil markasının
ona verdiği son modelle stadyuma gelmeliydi.
Sosyal medyada direkt reklam kadar
ürün yerleştirme de artık milyonlar kazandırıyor. Barcelona’da yılda 22 milyon
Euro kazanan Neymar’ın Paris Saint Germain’in teklifini kabul ederken tek nedeni
elbette ki Fransız kulübünden yılda alacağı 37 milyon Euro değildi.
Barcelona’da Messi’nin gölgesinde kalan Neymar, Paris’te kendi krallığını ilan
etti. Nasıl mı? Pazar gününüzü rakamlara boğmak istemem ama yeni medya
gerçekleri başka türlü anlatılmıyor. 2009’da sahneye çıktığında Brezilya’da
kulübünden yılda 1.2 milyon Euro kazanan Neymar, İspanya’ya adım attığında
Güney Amerika kıtasında markalar için zaten ikon bir isimdi. Barcelona ona
yılda 15 milyon Euro verdiğinde Brezilyalı yıldız 22 milyon Euro da
reklamlardan kazanıyordu. 19 yaşında Nike ile imzaladığı kontratı 2021 yılına
kadar uzatan Neymar, Ronaldo gibi yılda 12 milyon Euro’yu kasasına koyuyor.
Volkswagen, Panasonic, Gillette, Castrol, Beats ve Police ile yaptığı reklam
anlaşmalarıyla Barcelona kariyerini geçiren Neymar Paris Saint Germain formasıyla çok daha büyük
bir fırsatı yakaladı. Sosyal medya
mecralarındaki takipçi sayısını göre bir gönderimin değerini ölçen Blinkfire
şirketinin açıkladığı rakamlar başta Neymar olmak üzere spor dünyasının
yıldızlarının artık birer holding haline geldiğini gösteriyor. Brezilyalı
yıldızın, Instagram’da 88.8 milyon, Facebook’ta 60 milyon ve Twitter’da 37.6
milyon takipçisi var ve ben bu satırları yazarken takipçi sayısı elbette ki
artıyor. Bu üç sosyal medya platformunda Ocak ayında 74 paylaşım yapan
Neymar’ın her fotoğrafta reklam yapmadığı bir gerçek ama yaparsa ne kazanır?
İşte o çılgın rakam!
Reklam sektörüne göre toplam takipçi sayısıyla Neymar’ın
bir Instagram ya da Facebook paylaşımı için alması gereken para 459 bin Euro.
Dünya Kupası finalinde bir marka Avrupa’da yayıncı kuruluşlara reklam vermek
istediğinde de bu parayı ödediğini bir kenara yazalım ve hesap makinesiyle yola
devam edelim. Neymar aylık paylaşımlarının yarısını bu marka tanıtımlarına
ayırsa PSG’den aldığı yıllık ücreti iki ayda cebine koyabilir. Üstelik
Brezilyalı sosyal medyanın bir numarası değil. Cristiano Ronaldo, 120 milyonu
Instagram’da olmak üzere toplam 300 milyon takipçiye sahip. LeBron James
parkenin efendisi ama yeşil çimlerin bir hayli gerisinde ve toplam 98 milyon
takipçisi var. Transferi sonrasında Paris Saint Germain’in sadece ürün
satışlarını değil sosyal medyada takipçi sayısını da uçuran Neymar’ın sadece
Internet kanalıyla reklamlardan 50 milyon Euro kazanabilme ihtimali futbol
dünyasında kulüpleri de yeni düzene uyan kontratlar yapmasını gerektiriyor.
Oyunun imaj haklarının yarısını ya da daha düşük bir yüzdeyi kontratta talep
eden kulüpler de elbette ki haklı… Sonuçta sahne onların, kostüm onların, rolü
veren de onlar, assolist olarak sahneye çıkartan da…
Futbol dünyasının
yıldızlarının fotoğraflarına bakıp pantolon, gömlek, saat, kulaklık, ayakkabının
fiyatını yazanlar da yeni medya düzenine ayak uydurmalı… Mesele o ürünlerin
etiket fiyatı değil, bu starların o kulaklıkla müzik dinlemek, o saati koluna
takmak için kaç milyon aldığı….
4 Şubat 2018
Ciro Nagatiello
Manchester
United’ı dünyanın en çok kazanan kulübü yapıp ardından Chelsea’nin yolunu tutan
Peter Kenyon, Uzakdoğu pazarını en iyi kullanan yönetici olarak bilinir. Yüksek
alım gücü olan Japon futbolseverlere başta forma olmak üzere resmi ürünleri
satmak için posterlik futbolculara ihtiyaç vardır. United ve Chelsea’nin böyle
bir sıkıntısı yoktu. Beckham ikon futbolcuydu ve önce United ardından Real
Madrid ile Japonya fethedildi. Avrupa’nın dev kulüpleri Uzakdoğu turnelerine
çıktılar, formalara imzalar atıldı, hatıra fotoğrafları çektirildi, taraftar
dernekler kuruldu… Internet çağında para kazanmanın formüllerinden biridir,
ürettiğin içerikle bir bir topluluk oluştur ardından elindeki ürünleri onlara
sat. Kadrosunda süperstar olmayan kulüpler ne yaptı peki? Japonların
duvarlarına posterlerini astıkları futbolcuları kadrolarına kattılar. Nakata 19
yıl önce Perugia formasını giydiğinde binlerce Japon orta halli İtalyan
kulübünün formasını satın almış, Çizme’ye maç turları düzenlenmeye başlanmıştı.
Nakata yetenekli adamdı ama Japon futbolcuların bir pazarlama objesi olduğu ve
takıma faydalarından daha çok ürün satışı için transfer edildikleri de her
zaman söylendi, kimi futbolcular da bu tezi haklı çıkardı. Lafı Galatasaray’ın
yeni transferi Nagatomo’ya getireceğim ama ondan önce sarı kırmızılı formayı 11
yıl önce giyen Inamoto bir zamanlar Arsenal’e imza attığında İngiliz medyası,
Japon futbolunda büyük emeği olan Londra kulübünün hocası Arsene Wenger’e
“Inamoto’yu o değil pazarlama departmanı aldı” diye takılmıştı…
Kagawa,
Nakamura, Honda, Okazaki, Hasebe ve Ono’yu bugün Avrupa’da bilmeyen futbolsever
yok. Yuto Nagatomo da bu listenin bugünlerde manşete çıkan adamı. FC Tokyo’dan
ayrıldığı gün 25 bin taraftarın uğurladığı ve Cesena forma giydiği günlerde
oynadığı futbolla Avrupa’nın devlerinin radarına giren Nagatomo, uzak ve derin
bir kültürün temsilcisi olarak eski kıtaya en iyi uyum sağlayan Japon futbolcu
olarak biliniyor. Nakata’nın anılarında bahsettiği üzere Japon futbolcular için
Avrupa’da tek sorun dil ya da farklı mutfak değil. Yaşama bakışları, eğitimleri
ve toplum içindeki davranışlarıyla Avrupa onlar için Amazon ormanları gibi.
“Herkes kendinden bahsediyordu. ‘Ben, ben, ben’i duymak sıkıldım başlarda.
Sürekli kendini savunma zorunda kalan bir topluluğun içine gelmiştim. Japon
kültürüne çok uzaktı. Bir zaman sonra bizde hiç olmayanı yaptığımı farkettim.
İtalyanlar gibi, konuşurken ellerimle de derdimi anlatıyordum” diye anlatır o
günleri Nakata…
Nagatomo, kısa süren Cesena macerasının ardından geldiği Inter’de yedi sezon kalmayı başardı. İtalyanların hafif çatlak adamı Cassano takım arkadaşı için “En iyi anlaştığım futbolcu Nagatomo. İkimiz de birbirimizin ne dediğini anlamıyoruz ama çok iyi arkadaşız” demişti. Galatasaray’ın eski 10 numarası Sneijder ile de çok yakın dost olan Nagatomo, Inter soyunma odasındaki eşek şakalarının, kahkahaların da baş kahramanı. Japon futbolcunun güney İtalya kültürüne merakı, Napoliten şarkıları ezberlemesi ona yeni bir isim kazandırmış: “Ciro Nagatiello”. Eşi Tairi’ye evlenme teklifini Inter’in stadı San Siro’da yapan Nagatomo hakkında bugüne kadar yayınlanmış iki kitap var. 25 yaşında otobiyografisi yayınladığında “Biraz erken değil mi?” diyenler olmuştu.
Nagatomo, kısa süren Cesena macerasının ardından geldiği Inter’de yedi sezon kalmayı başardı. İtalyanların hafif çatlak adamı Cassano takım arkadaşı için “En iyi anlaştığım futbolcu Nagatomo. İkimiz de birbirimizin ne dediğini anlamıyoruz ama çok iyi arkadaşız” demişti. Galatasaray’ın eski 10 numarası Sneijder ile de çok yakın dost olan Nagatomo, Inter soyunma odasındaki eşek şakalarının, kahkahaların da baş kahramanı. Japon futbolcunun güney İtalya kültürüne merakı, Napoliten şarkıları ezberlemesi ona yeni bir isim kazandırmış: “Ciro Nagatiello”. Eşi Tairi’ye evlenme teklifini Inter’in stadı San Siro’da yapan Nagatomo hakkında bugüne kadar yayınlanmış iki kitap var. 25 yaşında otobiyografisi yayınladığında “Biraz erken değil mi?” diyenler olmuştu.
Haziran
ayındaki Dünya Kupası 31 yaşındaki Nagatomo için son büyük fırsat. Milano’da
kendisine sushi hazırlayan ustasını yanında getirdi mi bunu da öğreneceğiz ama
bildiğim bir şey var. 55 numaralı forma Galatasaray taraftarına Sabri’yi
hatırlatır. Kariyeri boyunca 5 numara giyip Inter’e geldiğinde Stankoviç 5’in
sahibi olduğundan 55’i seçen Nagatomo kendisine Florya’da başka bir numara
seçsin, aksi takdirde auta attığı her ortada Sabri’nin kulakları çınlar…
28 Ocak 2018
1996 Yazı Sıcaktı Anımsıyor musun?
Basit bir
soruyla başlayalım: “Futbol 50 yıl önce daha popüler daha izlenir bir spor dalı
mıydı? Avrupa’da 60-70 yıl önce yapılan 80-100 bin kapasiteli stadyumların
benzerleri neden son 25 yılda yapılmadı?”
Şimdi cevap
bulmaya çalışalım: “Kısa cevabı, insanlar artık konforu seviyor. Beton yığını
stadyumlar, tahta sıralar, güvenlik kriterlerinin olmadığı ayakta izlenen
maçlar, tadı unutulmaz köfte ekmekler, demi kaçmış çaylar yok artık.
Futbolsever artık bilet peşinde koşmuyor. Kombine ile koltuğunu da sağlama
alıyor, açık büfelerde yemekler yeniyor, ısıtmalı tribünlerde kış günü
titremeden maç izleniyor, omuza omuza tezahüratı hatırlayan yok, yenilsen de
yensen de zaten gereksiz bir romantizm genç kuşaklar için.
Geçmişte ne
localar vardı ne de VİP tribünler. Stadyum dediğin iki açık tribün bir kapalı
(üstü açıksa Maraton) bir de numaralı tribündü. Futbolsever olmak artık sevda
yetmiyor. Bizim büyük çaresizliğimiz değil bu, tüm Avrupa aynı sıkıntıyı
çekiyor. Kimse yeni stadımı 90-100 bin kapasiteli yapayım demiyor. Juventus
gibi dev bir kulüp 42 bin taraftar bana yeter diyor yeni stadında. Milano ve
Roma’da dev ve eski stadyumları kullanan dört İtalyan kulübünün hala maket
olmaktan kurtulamayan yeni stadyumları da 50 bini aşmayacak. Ne Real Madrid ne
de Barcelona yeni stadyum yapmayı aklından geçirmiyor. Şehrin göbeğindeki
mabedlerini şehir dışına taşımak yerine yenileme projeleri geliştirip para
olmayınca da ertele tuşuna basıyorlar…
İngilizlerin
4 milyon sterlin ile başlayan ve yeni ihalede 5 milyar sterlini aşması beklenen
Premier Lig yayın hakları bize şunu anlatıyor. Futbolda artık daha çok para var
ama futbol tribünlerin değil artık dev ekranların güzel oyunu. Hakkını vermek
lazım, yüksek çözünürlükte yapılan yayınlar, 35 kamerayla çekilen maçlar,
öncesi ve sonrasındaki yorumlarıyla futbol Avrupa’nın her yerinde birçok insana
göre evde izlerken de güzel…
Neymar’a
222, Coutinho’ya 160 milyon Euro bonservis ödenen futbol ekonomisi nereye
koşuyor peki? Gerçekten paniklemeli miyiz bu oyunu sevenler olarak? Bir adım
geri çekilip baktığımızda tüm astronomik bedelli transferlerin bir çemberi
oluşturan kulüpler arasında yapıldığına ikna olursak paniğe gerek yok. 100
milyon ve üstü alan kulüpler belli. Barcelona, Real Madrid, PSG; Manchester
United, City, Chelsea, Juventus… Evet futbolcular 20 yıl öncesine göre
inanılmaz paralar kazanıyorlar, evet Cristiano Ronaldo’nun garajında her biri
milyonluk 10 otomobil var, evet Platini de sıradan bir Fransız malı otomobile
biniyordu ama değişen bir şey yok. Ronaldo da gideceği yere gidiyor, Platini de
gidiyordu… Transfer domino taşları gibi.. Liverpool yok yere bir stopere 80
milyon ödüyor diyorsunuz, ertesi gün 160 milyona bir oyuncusunu satıyor. Barça
222 milyon kazandı Neymar’dan satırı arşiv olmadan Dembele’ye 120 milyon
ödüyorlar Katalanlar. Juventus, Higuain’i alıyor, Pogba’yı satıyor vs. vs…
1996 yılına
döneceğiz, tablolarda Avrupa’nın üç liginde o günlerin büyük yeteneklerine
ödenen bonservislerin sudan ucuza olduğun görecek ve belki de gözlerinize
inanamayacaksınız. Şaşırmayın, şaşırmak bir gençlik eylemidir…
1996’DA
YILDIZLARIN BONSERVİSLERİ
İNGİLTERE
Shearer
(Newcastle) 15 milyon Sterlin
Di Matteo
(Chelsea) 4.5 milyon
Poborsky
(Man. United) 3.6 milyon
Ravanelli
(M.Brough) 7 milyon
İSPANYA
Ronaldo
(Barcelona) 12.8 milyon
Mijatovic
(Real Madrid) 6.4 milyon
Rivaldo (La
Coruna) 5.4 milyon
Karpin
(Valencia) 5.3 milyon
Romario
(Valencia) 4.8 milyon
Seedorf
(Real Madrid) 3.2 milyon
Davor Suker
(Real Madrid) 5.2 milyon
İTALYA
Chiesa
(Parma) 10 milyon
Boksic
(Juventus) 6 milyon
Thuram
(Parma) 4.5 milyon
Toldop
(Fiorentina) 4 milyon
Djorkaeff
(Inter) 3.6
milyon
Zidane
(Juventus) 3.2
milyon
24 Ocak 2018
21 Ocak 2018
Sen Gidince...
Bugün Jorge
Mendes ve Mina Raiola’nın bir numaraya oynadığı menajerlik mesleğinde bir
zamanlar büyük ağabeyleri eski bir spor gazetecisi olan Pini Zahavi’ydi. 1974
Dünya Kupası’na maçları izlemekten daha çok teknik adam ve kulüp
yöneticileriyle tanışmak için giden Zahavi’nin işi zordu. İngiltere’ye oyuncu
satmak istiyordu ama Ada’daki teknik adamlar bırakın onun getireceği İsrailli
futbolcuları Avrupa kıtasındaki oyuncuları bile tanımıyordu. 80’lerde
Liverpool’a Avi Cohen ve ardından Rosenthal’ı satan Pini Zahavi’nin iki kozu
vardı, biri ağzı iyi laf yapıyordu iki; Liverpool tesislerine ülkesinden kasa
kasa portakal taşıyor, eli boş gitmiyor, herkese kendini sevdiriyordu.
Teknolojinin emeklediği yıllar elbette. Bırakın interneti, bir başka ülkenin
lig maçlarını bile izlemenin zor olduğu günlerdi.
Bugün bir
teknik adam ya da kulüp yöneticisi için transfer listesindeki futbolcunun
oynadığı bütün maçların görüntüsüne ulaşmak bir tuş ötesinde. Yetenek avcıları
sadece sahadaki performansı değil oyuncuların özel hayatlarını hakkında çıkan
haberleri de raporluyorlar. Yani, Brezilya’ya oyuncu izlemeye gitmenin modası
geçti. Avrupa’nın dev bütçeli kulüpleri, dünyanın dört bir köşesinde yerel
izleme komiteleri kuruyor ve bırakın fidan olmayı futbolcu daha fide verirken
ileride ne hasat alacaklarının hesabını yapıyorlar. Bugün Türkiye’de bir
futbolsever Cumartesi günü ekran karşısına geçip, Pazar gece yarısına kadar
aralıksız naklen yayınlanan maçları izleyebilir. Bugünün gençleri Avrupa’nın 5
büyük liginde şampiyonluk yarışındaki takımların 11’lerini ezberden sayıyorlar.
Zahavi’nin video kasetlerle oyuncu tanıttığı yıllarda ansiklopediden 200
ülkenin başkentini ezberleyen kuşak ise bugün artık 40 yaşın üzerinde…
Taraftarlık
hele de babayla maça gitmek en güzel çocukluk hatırasıdır, gençlik günlerinde
tutulan takıma kendisine aynı yaşta bir futbolcu geldiğinde insan büyüdüğünü
anlar. Gün gelir kendisiyle aynı yaşta futbolcu takımında kalmadığında,
sahadakilerin hepsinden duvarlara fazla takvim asıldığında ise Yaş 35 şiiri
anlam kazanır…
Bir
fotoğrafa bakarak yazıyorum bu satırları… Best, Platini, Maradona’nın lig
kariyerlerinin tamamını izleyebilmek mümkün değildi. Fotoğraftaki gençler,
90’ların sonunda Arjantin 23 yaşaltı milli takım formasını giydikleri günlerde
bir araya gelmişler. Kimi Boca Juniors’lı kimi River Plate’li. Hepsinin
hayalleri var, fonda The Cranberries çalıyor mesela, Dolores O’Riordan’ın eşsiz
sesi yankılanıyor Buenos Aires’te, Londra’da, İstanbul’da, Ankara’da…
Bu gençler
Arjantin’e 1997’de Dünya Gençler Şampiyonası’nda getiren gençler ve bizim için
özel olan, bu futbolcuların yıldız olma yolunda ilerdiklerini günden
kramponlarını astıkları güne kadar tüm kariyerlerini izleyebilmiş olmamız. Sol
bek Diego Placente’yu belki her futbolsever hatırlamaz ama Samuel, Riquelme,
Aimar ve Saviola dendiğinde bu oyunu seven herkesin hatırladığı bir gol, bir
maç bir hikaye vardır mutlaka…
Şimdi fonda
yine The Cranberries çalıyor; İstanbul
nere Buenos Aires nere… Erkin Koray’ın “Öyle Bir Geçer Zaman ki” sindeki eşsiz
yorumu, Dolores O’Riordan’ın “When You’re Gone”daki (Sen Gittiğinde) kalp
ağrısı sesine karışıyor. “Ama seni özleyeceğim gitmiş olduğun zaman” diyor
Dolores, “Öyle bir geçer zaman ki /Dediğim aynı ile baki/ Birden dursun
istersin/Seneler olunca mazi/Öyle bir geçer zaman ki” diyor Erkin Koray…
Samuel, Placente, Riquelme, Aimar ve Saviola kramponlarını asıyorlar,
formalarını çıkartıyorlar, Dolores O’Riordan ölüyor ansızın 46’sında… “Sen
gittiğinde” kalıyor geriye bir de öyle bir geçer zaman ki…
17 Ocak 2018
14 Ocak 2018
Philippe Coutinho'nun Hikayesi
Futbol
tarihinin rekor transferleri son altı ayda arka arkaya patlarken bu oyunun
sevdalıları için soru hep aynıydı: “Futbol nereye gidiyor, bu adamlar bu kadar
eder mi?” Bu ilerleyen haftaların konusu olsun ama sıcak olan; Barcelona’nın
Liverpool’dan kadrosuna kattığı Coutinho için 160 milyon Avro ödemeyi kabul
ettiği haberiydi. Önce bir klişeyi ortadan kaldıralım sonra Brezilyalı yıldızla
yola devam ederiz. Avrupa’nın en büyük futbol rekabetinde pek de itiraz
edilmeyen tarif şudur: “Real Madrid yıldız futbolcuları transfer eder,
Barcelona alt yapısından çıkanlarla kazanır.” Cümle aslında pratikte doğru gibi
duruyor ama rakamlar başka şeyler anlatıyor bize. 21. Yüzyılda geride kalan 17
yılda Real Madrid’in transfere harcadığı para 1 milyar 628 milyon Avro. Peki
alt yapısından oyuncu yetiştiren Barcelona onu yarısına mı harcamış? Hayır,
Katalanlar da transfere 1 milyar 554 milyon Euro harcamışlar. Üstelik tek bir
sezonda 324 milyon Avro ile rekoru da 2009’da 259 milyon Avro harcayan Real
Madrid’den teslim aldılar. Real Madrid bu 17 yılda 812 milyon Avro’luk satış
yaparken, Barça ezeli rakibinin gerisinde kaldı ve 778 milyon Avro’yu
bonservislerden kasasına koydu. 21. Yüzyılda Real Madrid 25 kupa kazanırken,
kupa başına 32.4 milyon harcarken, Barça 30 kupa kazandı ve kupa başına 25.8
milyon Euro harcadı.
Görüldüğü gibi bazen doğru bilgi, klişeleri paramparça
eder. Şimdi filmi 1o yıl öncesine sarabiliriz. İspanyol Marca Gazetesi’nin
muhabiri Brezilya’nın 15 yaş milli takımındaki iki yetenekli çocukla röportaj
yapıyor. “Hangi kulüpte oynamayı hayal ediyorsunuz?” sorusuna iki çocuk da
“Real Madrid” cevabını verirken biri hızını alamayıp “Real, dünyanın en büyük
kulübü” diyor. Hızını alamayan Coutinho diğeri de Neymar. “Hayaller Real
Madrid, gerçekler Barcelona” bir hikayenin başındayız daha. Gün gelecek
ikisinin bonservisine 6 ayda 372 milyon Avro ödenecek ama nereden bilsinler ki?
Neymar, Barcelona formasıyla “En büyük” dediği Real Madrid’in canını yakıp,
PSG’nin yolunu tutarken, Coutinho da Zidane’nın takımı için yeni bir tehdit
olarak Barselona şehrinin yolunu tuttu.
Transfer
piyasasının basiretsiz kulübü Inter onu 15 yaşında keşfederek büyük iş yapmıştı
aslında ama sonra bir çuval inciri berbat ettiler. İki yıl ülkesinde kiralık
bıraktıkları Coutinho pişince Milano’ya çağrıldı. İlk idmanlarından birinde
takımın ağası olarak bilinen Materazzi’ye beşlik atınca kulağını çektiler ama
İtalyan savunmacı yıllar sonra o anı “Onun çok büyük yetenek olduğunu o gün
gördüm ama 160 milyon Avro eder mi hesaplayamadım” diye anlattı.
Roberto
Carlos, Bergkamp gibi efsane futbolcuları gençlik günlerinde transfer edip
etinden sütünden faydalanmadan satan Inter, Coutinho’da da aynı hataya düştü.
Takımın 10 numarası Sneijder’di ve üç kupayı da kazanan Mourinho, Real
Madrid’in yolunu tutmuştu. Yeni hoca Liverpool geçmişiyle bilinen Rafael
Benitez, Coutinho’ya pek yüz vermedi. Çare kiralık gitmekti. Yeni yetmeliğinde
“En büyük Real Madrid” diyen Coutinho’nun aklına Barcelona belki de kiralık
gittiği kulüpte düştü. Onu kiralayan Barselona şehrinin diğer kulübü
Espanyol’du. Sneijder’in Galatasaray’ın yolunu tuttuğu günlerde Inter,
Coutinho’yu 10 milyon Avro’ya Liverpool’a sattı. Şimdi çılgınlık gibi
görünebilir ama finansal fair play’in köşeye sıkıştırdığı İtalyan kulübü için
deniz bitmişti. Başkanlığı döneminde transfere 1.5 milyar Avro harcayan Massimo
Moratti, “Inter’in geleceği” dediği Brezilyalı’yı elden çıkarmak zorundaydı.
Sonra bir başka “Inter’in geleceği” Kovaciç’i de Real Madrid’e sattılar…
Liverpool’da
kupa kazanamadı Coutinho, zaten kim kazandı ki? Kariyerindeki tek şampiyonluk
Vasco da Gama ile ülkesinde ikinci lig şampiyonluğu olan daha sadece 26
yaşında. Peki Coutinho, 160 milyon Avro eder mi? Son ayların çılgınlığı kripto
para Bitcoin bir gün 18 bin, bir hafta sonra 13 bin dolar ediyorsa; Barcelona
kulübü bence daha sağlam yatırım yaptı… Gerçekten
de Coutinho, kaç Bitcoin eder acaba?
10 Ocak 2018
8 Ocak 2018
7 Ocak 2018
2018 Spor Takvimi
Ocak
Yılın ilk büyük spor organizasyonu dün başlayan ve 20 Ocak'a kadar sürecek olan Dakar Rallisi. 15-21 Ocak arasında Moskova'da Avrupa Artistik Patinaj Şampiyonası var. 2018'in ilk Grand Slam'i Avusturalya Açık 15-28 Ocak arasında oynanacak.
Şubat
Efsane spor organizasyonu Super Bowl 4 Şubat'ta Minneapolis'te. NBA All Star maçı 18 Şubat'ta. Kış Olimpiyatları 9-25 Şubat tarihleri arasında sporseverleri ekran başına toplayacak. Yılın ilk derbisinde 25 Şubat'ta Beşiktaş ile Fenerbahçe karşı karşıya gelecek.
Mart
Paralimpik Kış Olimpiyatları'na Güney Kore ev sahipliği yapacak 9-18 Mart arasında. Beşiktaş'ın Bayern Münih ile rövanş maçı 14 Mart'ta. Galatasaray-Fenerbahçe derbisi 18 Mart'ta. 21-25 Mart tarihleri arasında Milano'da Dünya Artistik Patinaj Şampiyonası var.
Nisan
Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde yarı finaller ayın öne çıkanları. Galatasaray derbide Beşiktaş'ı ağırlayacak. 16 Nisan'da Boston Maratonu koşulacak. Formula 1 takviminde Bahreyn, Şangay ve Azarbaycan var. İspanya'da Kral Kupası finali 21 Nisan'da.
Mayıs
Lyon'da Avrupa Ligi finali 16 Mayıs'ta. Şampiyonlar Ligi finali ise 26 Mayıs'ta Kiev'de oynanacak. Atletizmde Diamond Lig mayıs ayında farklı şehirlerde yine nefes kesecek. Rolland Garros 27 Mayıs'ta başlayacak ve 10 Haziran'da sona erecek.
Haziran
Biz yine yokuz ama Dünya Kupası ilk kez bize bu kadar yakın! Ev sahibi Rusya'nın Suudi Arabistan ile oynayacağı açılış maçı 14 Haziran tarihinde. Bu ay elbette en çok yine futbol konuşulacak. 21 Haziran'da NBA Draft'ları var.
Temmuz
Dünya Kupası finali 15 Temmuz akşamı Moskova'da. Bir tenis klasiği, Wimbledon 2-15 Temmuz arasında yine milyonları ekran başına toplayacak. 7-29 Temmuz arasında Fransa Bisiklet Turu var. 14-28 Temmuz arasında ise Barselona'da Avrupa Sutopu Şampiyonası oynanacak. 16-29 Temmuz arasında ise Finlandiya'da 19 yaş altı futbol şampiyonası var.
Ağustos
Futbolda yeni sezon Avrupa'da Dünya Kupası yüzünden her zamankinden biraz rötarlı start alacak. 15 Ağustos'da Estonya'da UEFA Süper Kupa finali var. Bisiklet sporu tutkunları gözlerini 25 Ağustos'ta İspanya'daki heyecana çevirecek.
Eylül
Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde yeni sezon eylül ayının en merak edileni olacak elbette. 2 Eylül'de İtalya Monza pistinde Formula 1 var. Judo Dünya Şampiyonası 20-27 Eylül'de Bakü'de.
Ekim
Ekim ayı da yoğun. Teniste Şangay Masters 7-14 Ekim arasında oynanacak. 9-14 Ekim arasında bisiklet heyecanına biz ev sahipliği yapacağız. Dünya Artistik Jimnastik Şampiyonası'na 25 Ekim-3 Kasım tarihleri arasında Doha ev sahipliği yapacak.
Kasım
4 Kasım'da New York Maratonu koşulacak. Madrid, 6-11 Kasım arasında Dünya Karate Şampiyonası'na ev sahipliği yapacak. Teniste 12-18 Kasım arasında Londra'da Masters turnuvası var. Davis Cup finalleri ise 23-25 Kasım'da oynanacak.
Aralık
Yılın son ayında en büyük organizasyon 12-22 Aralık tarihleri arasındaki Dünya Kulüpler Şampiyonası finalleri. Euro 2020'nin eleme kuraları 2 Aralık'ta Dublin'de çekilecek.
6 Ocak 2018
2017'nin Z Raporu
EN İYİ TAKIM: BEŞİKTAŞ /REAL MADRİD
Yeni stadyum, kampanyalarıyla
taraftara dokunan sponsor, doğru görev dağılımı yapılmış yönetimi ve akıllı
iletişim politikasını sahada güzel futbolla birleştiren Beşiktaş tarihin en
parlak yıllarından birini geride bıraktı. Şampiyonluk ünvanını koruyan, Şampiyonlar
Ligi grubundan namağlup lider çıkan Kartal’ın transfer dönemindeki
“#cometobeşiktaş” kampanyası dünyada bir milyardan fazla insana ulaştı.
Avrupa,ABD ve Uzak Doğu medyasında yayınlanan makaleler, Pepe transferinin
ihtişamı ve dolup doşan Vodafone Park ile Beşiktaş 2017’i unutulmayacak yılları
arasına yazdı.
Barcelona ile girdiği şampiyonluk
yarışından bu kez mutlu ayrılan ve Şampiyonlar Ligi Kupası’nı arka arkaya
kazanan ilk takım olmayı başaran Real Madrid, 2017’de kupalara doymadı. UEFA ve
İspanya Super Kupa’nın ardından Dünya Kulüpler Şampiyonası’ndan bir kupayı
müzesine getiren İspanyol devi, efsane oyuncusu Zinedine Zidane yönetiminde
2017’in ikinci yarısında ligde Barcelona’dan 14 puan fark yese de başkanı
Perez’in dediği gibi tarihinin en yılını geride bıraktı.
EN İYİ TEKNİK ADAM: ŞENOL GÜNEŞ/PEP
GUARDİOLA
Bir Trabzonspor efsanesinin
İstanbul’da başarılı olması kolay değildir ama Şenol Güneş, 2016’dan sonra
2017’de de zirveyi kimselere bırakmadı. Geçen yıl Şampiyonlar Ligi’nde
Napoli’den 4 puan alıp gruptan çıkamayan takımı bu sezon işi şansa bırakmadı.
Doğru transfer politikası, kaliteli yerli oyuncuların transferi, yabancı oyuncu
transferinde düşük maliyetlerle kurulmuş kadroyu en efektif kullanan ve stresi
yüksek maçlardan alnının akıyla çıkan Şenol Güneş bu yıl da vitrine koyduğu
isimleri (Cenk, Tolgay) parlatmayı sürdürdü.
Zidane bütün kupaları toplamış
olabilir ama 2017’nin en iyi teknik direktörü ünvanı için bence önünde iki isim
var. Napoli’ye oynattığı futbolla sınıf atlatan Sarri ve mükemmel futbol
arayışında son 10 yılda her zaman son imzayı atan Pep Guardiola. Katalan teknik
adam Manchester City’ye 2017’nin ikinci yarısında oynattığı futbolla rekor
üstüne rekor kırdı. İngiltere Premier Lig’de 20 maçta 19 galibiyet bir beraberlik
alıp 5 büyük ligde bir ilki başaran Guardiola kadrosundaki yıldızlara sınıf
atlatmaya devam etti. Manchester City uzun zaman sonra Barcelona’dan “en iyi
futbolu oynayan takım” bayrağını teslim aldı.
EN İYİ FUTBOLCU: CENK TOSUN /RONALDO
Burak Yılmaz’dan sonra ilk kez bir
Türk santrfor Şampiyonlar Ligi seviyesinde Avrupa’nın klas golcüleri arasına
girdi. Beşiktaş’ta marka santrforların arkasında hiç küsmeyen ve sürekli
kendini geliştiren Cenk, Şenol Güneş sayesinde sınıf atladı. Everton’a tranferi
an meselesi olan Cenk Tosun, 25 milyon+ Euro bedelle Türk futbol tarihinin en
pahalı futbolcusu olacak.
Messi ile son 10 yıla girdiği amansız
mücadeleden 2017’nin ilk yarısında galip çıka Ronaldo oldu. Arka arkaya iki
Şampiyonlar Ligi, İspanya Ligi şampiyonluğu, artı üç kupa derken, Portekizli
makine, Real Madrid’i bir kez daha golleriyle sırtladı ve 53 gole imza attı
geride kalan yılda. 2017’nin ikinci yarısında ise rövanşı alan ve Ronaldo’yu
geçen hafta tatile Madrid’de El Clasico’yu 3-0 kazanan Barcelona ve onun süper
starı Messi idi.
EN İYİ ÇIKIŞ YAPAN GENÇ: YUSUF YAZICI/
MBAPPE
“Geçmiş kuşaklarda çok daha yetenekli
Türk futbolcular vardı” diyenlere hiç itirazım yok ama bu topraklarda çok
yetenekli adamlar yetiştirmiş Trabzonspor’un son mahsulü Yusuf Yazıcı endamı ve
kadife bilekleriyle “Çok çok iyi yerlere gelecek” dedirtti. Şut çekerken
vücuduna verdiği açı, pas oyunundaki yüksek görüşü ve skora katkısıyla Yusuf
her renkten taraftarın sevgisini kazandı.
19 yaşındaki bir genç Monaco
formasıyla Fransa Ligi’nin altını üstüne getirdi ve 180 milyona PSG’ye transfer
oldu. Son yılların en büyük çıkışını yapan Mbappe, 222 milyonluk Neymar’ın
gölgesinde kaldı ama aynı takımdan Valencia’ya kiralanan 20 yaşındaki
Portekizli Guedes, İspanya’yı attığı gollerle ve yaptığı asistlerle ayağa
kaldırdı.
21 Aralık 2017
20 Aralık 2017
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)















