
İtalya'da kariyerinin zirvesindeyken memleket hasreti çekip Juventus'u bırakıp gittiğinde herkes şaşkın ama bir o kadar da saygı duyuyordu Carlos Tevez'e. Arjantinli için Boca Juniors formasını giymenin verdiği mutluluğun bedeli yoktu. Onu Buenos Aires'de son kez Superclasico'da izledik. River Plate'i yıkarken attığı muhteşem golle yine dünyanın bütün spor kanallarına konuk oldu.
Aşk, tutku bir yere kadar ... Carlos Tevez de Çin'den gelen akıllara ziyan teklife hayır diyemedi. Yıllık 40 milyon Euro'dan bahsediyoruz, hangi futbolcu buna hayır diyebilir ki! Çin Ligi'ne oynamaya giden üç futbolcu tipi var. Birinci grupta kariyerinin sonunda iyi para kazanmak isteyenler, Martins, Tevez, Demba Ba gibi. İkinci grupta Avrupa'da gözden düşen ve artık kariyer yerine para diyenler, Jackson Martinez, Pelle, Gervinho gibi. Son grupta ise Avrupa futbolunun devlerinde oynayacakken, 3 yılda kazanacağım parayı bir yılda Çin'de kazanırım diyenler; Oscar, Burak Yılmaz, Hulk, Axel Witsel ve Alex Teixeira gibi..
Bir de madalyonun öteki yüzü var. Çin Süper Ligi'ndeki 16 takımın amacı sahneyi yıldızlarla doldurup çocukların gözlerini kamaştırmak çünkü ülkede futbol sevgisi daha narin bir fide gibi.
Çin'de 2016 yılı sonunda açılmış futbol okulu 5 bin. Bu rakamı 2025'te 50 bine çıkarmayı hedefliyorlar. Ülkedeki futbol sahası bugünlerde 11 bin iken 3 yıl sonra bu rakamın 70 bin olması bekleniyor. Çin futbolunun alt yapısında bugünlerde çoğunlukla İspanyol hocalar çalışıyor. Türkiye'de yeterli imkanı bulamadıkları dolayı şikayetçi olan alt yapı hocalarına duyurulur. 2025 hedefinde 50 milyon Çinlinin -ki bunun 30 milyonunun öğrenim çağındaki çocuklar olması bekleniyor-futbol oynuyor olması var.Sonuç; vitrin güzel ama asıl arkadaki üretim tesislerine bakmak lazım. "Olmaz" diyenler var, ben de "En azından deniyorlar" diyorum...
| 1 | Cristiano Ronaldo | 35,3 (brüt) | 17 m (net) |
| 2 | Gareth Bale | 22,8 | 11 |
| 3 | Sergio Ramos | 20,7 | 10 |
| 4 | Toni Kroos | 20,7 | 10 |
| 5 | Karim Benzema | 14,5 | 7 |
| 6 | Zinedine Zidane | 11,3 | 5,5 |
| 7 | Marcelo | 10,3 | 5 |
| 8 | Modric | 9,3 | 4,5 |
| 9 | Coentrao | 8,3 | 4 |
| 10 | James Rodríguez | 7,8 | 3,8 |
| 11 | Pepe | 7,8 | 3,8 |
| 12 | Álvaro Morata | 6,2 | 3 |
| 13 | Casemiro | 6,2 | 3 |
| 14 | Carvajal | 6,2 | 3 |
| 15 | Varane | 5,8 | 2,8 |
| 16 | Keylor Navas | 5,2 | 2,5 |
| 17 | Danilo | 5,2 | 2,5 |
| 18 | Kovacic | 5 | 2,4 |
| 19 | Isco | 4,1 | 2 |
| 20 | Marco Asensio | 3,1 | 1,5 |
| 21 | Nacho | 3,1 | 1,5 |
| 22 | Kiko Casilla | 2,5 | 1,2 |
| 23 | Lucas Vázquez | 2 | 1 |
| 24 | Mariano | 2 | 1 |
| 25 | Rubén Yáñez | 1,02 | 0,5 |

Danimarka'nın yetiştirdiği en klas futbolculardan biriydi Soren Lerby. Ajax'ta patlayan, Bayern Münih ve Monaco formalarını giyen Lerby, Ajax'ın ezeli rakiplerinden PSV'de futbolu bırakmıştı.
Kimi teknik adam olur, kimi kopar gider futboldan. Soren Lerby, Bayern Münih'te 90'ların başında Jupp Heynkess'in veliahtı kabul ediliyordu ama başarısız teknik adamlık deneyimini uzatmadı ve futbolcu menajeri oldu.
Onu yakın tarihte Sneijder'i Galatasaray'a getiren menajer olarak hatırlarsınız. Soren Lerby, uzun yıllar oynadığı Hollanda'daki sıkı dostlukları nedeniyle filiz veren yıldızları portföyüne katıyor. 22 yaşında Utrecht'e gelen sonra PSV'de fırtınalar estiren Dries Mertens'den onlardan biri. Malumunuz son jenerasyonuyla parmak ısırtan Belçika'da Mertens, Eden Hazard, Kevin de Bruyne gibi süperstar kategorisine çıkmış bir oyuncu değil. Napoli bonservisine sadece 9 milyon euro ödemişti. Mertens, Napoli'de ideal 11'in oyuncusu da değildi. Higuain 94 milyona satılmış, Milik gelmiş ve golleri sıralamaya başlamıştı.
Milik sakatlandığında yedek Gabbiadini iş yapmayınca teknik direktör Sarri, Mertens'i 'sahte 9" yaptı. Sonrası rüya gibiydi. Bu sezon Napoli ve milli takımda 18 gol atan Mertens, iki hafta önce hattrick geçen hafta da dört gol birden attı. Napoli'den aldığı yıllık ücret 1 milyon 200 bin euro. Bu parayı Beşiktaş, Fenerbahçe ve Galatasaray sezon boyunca kulübede oturan yedek kalecilerine ödüyor.

Bazı futbolcular vardır, tuttuğun takıma gelir, bir sezon oynar, ağzınıza bir kaşık bal çalar sonra gider. Böyle adamları taraftar 'keşke' başlığı altında aklına yazar ve hiç unutmaz. Sanırım Ribery'den önce bir başka Fransız, Sebastian Perez de Galatasaray taraftarı için böyledir. Lucescu yönetiminde üçüncü yıldızı getiren şampiyonluğun uçan adamıydı Perez.
Tekmeye kafa uzatan, yürekli adamları tribünler hep sever de Perez'in kusuru sık sakatlanmasıydı. Marsilya'ya dönmüştü İstanbul'dan. Sonra plaj futbolu oynadığını da duyduk. Yakın tarihli bir röportajında İstanbul'u, Türk futbolunu sormuşlar Perez'e. Özlediği koku ne diye sorsam size; kebap, balık, Mısır Çarşısı'nın baharatları, denizin kokusu dersiniz öyle değil mi? Ben de öyle derdim ama Sebastian Perez'in özlediği koku tribünlerde yakılan meşalenin kokusu. Sözü ona bırakayım müsaadenizle: "Yakılan meşaleler yüzünden her maç beş-altı dakika geç başlardı ama bu beni hiç rahatsız etmezdi. Böyle bir atmosterde futbol oynamak harikaydı. Holiganizme elbette karşıyım ama o meşaleler var ya! En güzel parfüm kadar güzeldi o meşalelerin kokusu. Evet meşaleleri özlüyorum."
Francesco Totti cannot be brushed off or sprayed away. A.S. Roma’s eternal captain is not so much etched onto the walls of his city as scoured into its very fabric. He is burned into its soul... (The New York Times)
Çeviri: Artemio Franchi
Kiralık gönderdiğiniz ve hatta yıllık ücretinin bir kısmını sizin ödediğiniz futbolcu size karşı forma giyer mi? Yetmez bir de üstüne gol atar ve sizi üzer mi? Bizde var ve yılların tartışmasıdır, ortada bir kural olmadığından iki kulüp kendi arasında "Kiralık gönderdiğimiz x oyuncu bize karşı forma giyemez" maddesini kontrata yazdırmamışsa, futbolcu da çıkar oynar. Doğrusu oyuncunun forma giymemesidir.
İngilizler bunu 12 yıl önce ligin kuralları kitabına yazdılar. Peki nasıl?
29 Şubat 2004'te Fratton Park'ta küme düşme hattındaki Portsmouth, Newcastle United ile zorlu bir maça çıktı. Deplasman ekibi Bellamy'nin ilk yarıda attığı golle maçı kazanıyordu ki bitime bir dakika kala bir adam Portsmouth'a beraberliği getirdi. Gole sevindi ama maçtan sonra bonservisini kasasında tutan Newcastle United'ın taraftarından özür diledi.
Bu özür işte o kuralı getirdi ve kiralık oyuncuların bonservislerini elinde tutan kulüplere karşı forma giymesi yasaklandı.
Peki kim bu golü atıp, kuralı değiştiren adam? Portsmouth'dan yolu Komşu'ya Olympiakos'a oradan da bizim ligimizde Karabükspor'a düşen, yetmedi Rizespor ve Akhisar forması giydikten sonra bu sezona Şanlıurfaspor'da başlayan Lomana LuaLua.

Milan kadrosundaki 17 yaşındaki kaleci Gianluigi Donnarumma ve 18 yaşındaki Manuel Locatelli'nin okul, idman tesisleri Milanello, San Siro Stadyumu ve evleri arasında süren hayatları birçok genç futbolcu için ilham kaynağı olurken, Milano kulübünde bir başka oyuncu da 'vazgeçmeyenler'in sembolü olmaya aday.
Sahnede de ve bazen futbol sahasında da şöhreti geç yakalar bazıları. Geçmişte golcü Luca Toni'nin vitrine geç çıktığı gibi Gianluca Lapadula da spor gazetelerinin manşetlerine çıkabilmek için 26'sını bekleyen santrforlardan. İtalyan bir baba ve Peru'lu bir annenin oğlu olan ve (kardeşi David de futbolcu) alt liglerde 17 yaşından beri ter döken Lapadula, hayallerine bu sezon kavuştu.
İki yıl önce üçüncü ligde 21 gol atıp şampiyon yaptığı Teramo'yu şike yapan başkanı yakınca, geçen yıl ikinci ligde Pescara'nın yolunu tutan Lapadula, 27 gol atınca, Milan'ın radarına girdi.
Lakabı Lapagol, pek orijinal değil ama bir diğer lakabı da Sir William. Alt liglerde çok savaşan bir santrfor olduğu için William Wallace'dan etkilenip ona bu lakabı takmışlar. Ceza sahası içinde golü koklayan, doğru zamanda doğru yerde olan, doğuştan golcü adamlar vardır ya, işte Gianluca Lapadula böyle bir adam. Lapadan değil Lapadula...

Dünyaca ünlü bir aktör yaşadığınız şehre gelir, siz de o şehrin sembol isimlerinden biriyseniz gazeteciler yan yana bir fotoğraf karenizi çekmek için ellerinden geleni yaparlar. Sırtlarında isim yazan formalar da işin olmazsa olmazıdır tabii.
Francesco Totti ve Russell Crowe'un bu karesi altı yıl önce çekildi ama hikayenin bir detayı bu hafta çıktı ortaya.
Bugün Roma'da derbi var, Lazio ve Roma karşı karşıya gelecek ve kariyerinde 42 kez derbi maçına çıkan 40 yaşındaki Totti "Bu son derbim değil" dediği röportajında ilginç bir detay verince ben de arşivden bu fotoğrafı buldum.
2001 yılında Roma şampiyon olduğunda koluna gladyatör dövmesi yaptıran Totti, 'gladyatör' Russell Crowe ile ziyaret ettiği Kolezyum'u, doğma büyüme bir Romalı olmasına rağmen 35 yaşında görmüş.
"Şehrin merkezine de 20 yıldır inmiyorum. Kolezyum'u da 35 yaşında gördüm" diyen Roma kaptanının, derbi günü İtalya tarihindeki yerine bir bakalım isterseniz.
Roma'da 17 farklı teknik adamla çalışan Totti, 19 yıldır takım kaptanı. Hakkında yazılan yedi kitap var. Kariyeri boyunca dört farklı numarayla (10, 16, 17, 20) oynadı, elbette 10 numarayla özdeşleşti.
Totti, 24 yıldır Roma formasıyla ter dökerken şehrin belediye başkanı 11 kez değişti. O ilk maçına çıktığında İtalya Başbakanı Giuliano Amato idi şimdi ise Fiorentina taraftarı olan Matteo Renzi.
767 maça çıktı, 383 kez kazanarak soyunma odasına gitti. 57 bin 673 dakika forma giydi, 109 farklı kaleciye 306 gol attı ve 1.500'den fazla futbolcuya karşılıklı oynadı.

Çok değil beş gün önce Beşiktaş, Benfica'ya 3-0 önde olduğu maçın son düdüğü çalınmadan kazanılmadığını göstermişken 11 yıl önce teknik adamlık kariyerinin en büyük dersini alan Carlo Ancelotti'nin sözünü ve ona sözü söyleten adamı hatırlayalım.
Milan'ın başında İstanbul'da Şampiyonlar Ligi finaline çıkan İtalyan teknik adam, ilk 45 dakikada 3-0 öne geçtikleri maçta skorun 3-3 olmasına engel olamamış ve yıllar sonra "Bir maçta 3-0 öne geçtiğimizde kazanmış olmadığımı ben İstanbul'da öğrendim" demişti. Ancelotti'ye bu sezon söyleten Liverpool ve gollerden birini atan da İngilizlerin kaptanı Steven Gerrard'dı.
İspanyolların Xavi-İniesta'sı çok daha fazlasını kazandı ama İngilizler son 10 yıla Gerrard-Lampard ikilisini hediye etti. İki oyuncu da kariyerlerinin son günlerini Avrupa'dan uzakta ABD Ligi'nde geçirdi ve Gerrard üç gün önce 36 yaşında kariyerine son noktayı koydu. Liverpool'dan başka takım forması giymeyen ve bir kez bile lig şampiyonluğu sevinci yaşayamayan Gerrard, hayatının en mutlu gecesinin 25 Mayıs 2005'te İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı'nda Şampiyonlar Ligi kupasını kaldırdığı gece olduğunu defalarca söyledi ama o finale giden yolda bir maç var ki hep satır aralarında kaldı. Monaco'nun 12 puanla lider çıktığı grupta son maça Olympiakos'un 3 puan gerisinde giren Liverpool, Anfield Road'da taraftarı önünde Rivaldo'nun frikik golüyle 1-0 geriye düşmüş ve Gerrard'ın sonucu belirleyen üçüncü golüyle averajla İstanbul hayallerini diri tutmuştu. Gerrard'ı Gerrard yapan elbette çok maç var ama onu yıkan maç elbette ki Chelsea maçıydı. Ayağından kaçırdığı top ve Demba Ba'nın golü.
Gerrard, 2005'te Chelsea'nin teklifini kabul etseydi muhtemelen kariyerine 2-3 şampiyonluk yazdıracaktı. O hikayeyi de Jose Mourinho'dan dinleyelim:
"Ona imza attırmak için elimizden geleni yaptık. Makalele-Lampard- Gerrard'lı orta sahayla oynamanın hayalini kuruyordum. Çevresinden ona Chelsea'ye git diyenler de oldu ama o bir kez olsun bile "Evet" demedi. O gerçek bir kırmızılıydı (Liverpool) ve bence doğru olanı yaptı."

Bilirsiniz Güney Amerika'dan en yetenekli genç futbolcuları cımbızla ayıklar gibi seçip getiren kulüp Porto'dur. 11 yıl önce Brezilyalı bir stoperi de transfer edip Portekiz'e getirmişler ama genç sambacı istenileni vermeyince kendini bir anda Moskova'nın soğuğunda bulmuştu. Rus oligarkların milyonlar yağdırdığı ligde Dinamo Moskova forması giymek onun için büyük fırsattı ama işler yine yolunda gitmedi. Brezilyalı genç şiddetli göğüs ağrılarından şikayetçiydi ve idman yapamaz hale gelmişti. Dinamo Moskova'nın onu transfer ederken sağlık kontrolünden geçirmediği ortaya çıktı. Lizbon'a döndüğünde kapsamlı tetkikleri yapan doktor, ona tüberküloz teşhisi koydu ve acı gerçeği söyledi: "İki ay geç gelsen, yapacak bir şeyim olmazdı." Tedavisi Moskova'da altı ay sürdü, futbolu bırakmak istedi, o günlerde annesinin ısrarıyla bu kararından döndü. Thiago Silva bugün 32 yaşında. Tüberküloz tedavisinin ardından ülkesinde iki yıl oynadı, Milan'daki futboluyla Paris Saint Germain'in yolunu tuttu ve o dünyanın en iyi beş stoperinden biri.
Koncu düşük oynayan futbolcular kulübünün daimi üyesiydi Juan Sebastian Veron. Estudiantes'te başlayan kariyerinde İtalya'da dört, İngiltere'de iki kulüpte forma giyip, bonservisine toplamda en çok ödenen ilk 10 futbolcu arasına girip kürkçü dükkanına dönmüştü. Bir zamanlar babasının kazandığı Copa Libertadores'i futbolu bırakmadan yetiştiği kulüp Estudiantes'e bir kez daha kazandırmıştı. Kimi teknik direktör olur kimi yorumcu. Seba Veron ikisini de pas geçip başkan oldu 1993'te altyapısına geldiği kulübe. 42 yaşındaki başkan Veron taraftarına bir söz verdi. Yeni stadyumlarındaki ((Estadio Jorge Luis Hirschi) 146 locanın minumum 100'ünün satılması halinde Veron, futbola geri dönecek ve gelecek sezon Estudiantes forması giyecek.