1 Ekim 2011

Inter: 0 Napoli: 3

Futbol, basketbol, voleybol... Bir tane normal milli takımımız yok. 2-0 geriden gelip maçı alıp finale gitsek ne güzel olurdu şu Djokoviç'in suratını görmek. Neyse voleybol yorumlayacak halim yok, üzüldük işte... Inter-Napoli maçıyla birlikte izledim yarı finali. Serie A fikstürünün çekildiği güne dönmek lazım. Malum İtalya'nın kuzeyi ve güneyi arasındaki çekişmede bayrak takım Napoli. Gariban güneyin her zaman haksızlığa uğradığını düşünürler. Fikstür çekilip, Napoli'nin Şampiyonlar Ligi maçı sonrasında Inter deplasmanına gideceğini tabloda gören Napoli Başkanı kıyameti koparmış, ortaya sallayıp, salondan çıkmıştı. "Futbolu da bırakacağım, film de çekmeyeceğim. İtalyan olduğum için utanıyorum" dedikten sonra atlamış bir Vespa'lının arkasına gazeteci kalabalığından kaçmıştı. Inter kötü başladı sezona. Teknik adam değiştirdi ve Ranieri ile ayağa kalktılar. Bologna ligin keklik takımlarından. Deplasmanda 3 attılar. CSKA Moskova deplasmanında da kazanınca işler yoluna girdi gibi göründü. Ranieri "Sadece herkesi kendi yerinde oynatıyorum" dedi bu iki maçın ardından. Napoli, Şampiyonlar Ligi sonrasında Chievo deplasmanında kaybetmişti. Fiorentina maçı ise facia. Kendi sahasında klas forvet hattı kaleye şut çekemedi. Bir de Cavani sakat olunca bu akşamın favorisi Inter'di... Tabii her şey kağıt üzerinde. Güzel bir ilk yarı oldu. Inter iyi de ritm bulmuş hiç de fena oynamıyordu. Napoli'ye San Siro'da böyle penaltı çalınır mı? Vallahi çalındı. Bana kalsa ucuz penaltı. Obi atıldı o pozisyonda. İkinci yarıya 10 kişi başlayan Inter, Moskova'nın da acısını ayaklarında hissetti, maçın genelinde Napoli'nin %61 topa sahip olduğu gerçeği bir tarafa ikinci golü de bir defans oyuncusuyla Maggio ile bulması ilginç. Hamsik mutlak bir pozisyonu kaçırdı ve sonra skoru belirledi: 0-3. Üçlü defans oynayamadığı için Gasperini'yi kovan Inter, üçlü defans oynayan Napoli'ye teslim oldu... Napoli Başkanı De Laurentiis, 80'den sonra geldi ekrana... Pis pis sırıtıyordu... Bir film çeker artık bu galibiyetin üzerine...

INTER-NAPOLI 0-3

gol: Campagnaro 42'., Maggio 56, Hamsik 74
INTER (4-3-2-1) — Julio Cesar; Maicon, Lucio, Samuel, Chivu (dal 43' p.t. Nagatomo); Zanetti, Cambiasso, Obi; Alvarez (dal 16' s.t. Stankovic), Forlan (dal 23' s.t. Zarate), Pazzini. (Castellazzi, Muntari, Coutinho, Castaignos). All. Ranieri.
NAPOLI (3-4-2-1) — De Sanctis; Campagnaro, Cannavaro, Aronica (dal 42' s.t. Fernandez); Maggio, Gökhan Inler, Gargano, Zuniga; Hamsik, Pandev (dal 6' s.t. Mascara); Lavezzi (dal 34' s.t. Chavez). (Rosati, Fideleff, Dossena, Santana). All. Mazzarri.

Real Madrid&Hiddink


30 Eylül 2011

Atletico Madrid 2011-2012

Hafta Sonu Futbol

30 Eylül 2011 Cuma
20:00 Bursaspor - Gençlerbirliği /Ligtv

01 Ekim 2011 Cumartesi
14:45 Everton - Liverpool /Ligtv 3
15:00 Karabükspor - Orduspor /Ligtv
16:30 Hoffenheim - B.Münih /TRT Haber
17:00 Man. United - Norwich City /Ligtv 3
17:00 Blackburn Rovers - Man. City /Ligtv 2
18:00 Rizespor - Kasımpaşa /TRT 3
19:00 Fenerbahçe - İstanbul BŞB /Ligtv
20:00 Antalyaspor - Sivasspor /Ligtv 2

02 Ekim 2011 Pazar
00:00 Fluminense - Santos /Ligtv 3
14:00 Giresun - Göztepe /TRT 3
14:00 Boluspor - Adanaspor /TRT 6
15:00 Samsunspor - Manisaspor /Ligtv 2
15:30 Bolton Wanderers - Chelsea /Ligtv 3
16:30 Karşıyaka - Kayseri Erciyes /TRT 3
16:30 Hannover - Werder Bremen /TRT Haber
18:00 Tottenham - Arsenal /Ligtv 3
18:30 Hamburg - Schalke 04 /TRT HD
19:00 Ankaragücü - Galatasaray /Ligtv
19:00 Eskişehirspor - Trabzonspor /Ligtv 2
19:00 Sakaryaspor - Konyaspor /TRT 3
21:00 Sporting Gijon - Barcelona /NTV Spor
22:00 Vasco Da Gama - Corinthians /Ligtv 3
23:00 Espanyol - Real Madrid /NTV Spor

03 Ekim 2011 Pazartesi
20:00 Gaziantepspor - Beşiktaş /Ligtv
20:00 Denizlispor -Tavşanlı Linyit /TRT 3

28 Eylül 2011

Baskın

Frank de Boer-Cruyff-Guardiola üçlüsüne (!) karşıydı dün akşam Real Madrid. De Boer'in Guardiola'ya danıştığı da yazıldı, çizildi. Avrupa Kupaları'nda uzun zamandır gol atamayan Ajax 3 golle uğurlandı Santiago Bernabeu'dan ama özel olan gol bu gol. Kendi sahasında Ramos'tan topu alan Mesut ile başlayan, Cristiano Ronaldo'nun Kaka ile yaptığı al-ver ile devam eden, orta sahada topu bıraktığı yerden attığı deparla tekrar pozisyona dahil olan Mesut'un Benzema'ya çıkardığı, onun da Ronaldo'ya al da at dediği gol... 13 saniyede yaklaşık 80 metrede, 5 futbolcunun 7 pasta muazzam bitirişi...

Hiddink-Kezman-Barcelona

Guus Hiddink, peşinden koşan Chelsea'ye evet dese ve Türk Milli Takımı'ndan ayrılsa belki de Arda Turan da o takımda forma giyecekti. Boas gitti Chelsea'ye, Arda da Atletico Madrid'e... Hiddink'in geçmişteki bir tercihi de bir başka futbolcuya daha Atletico Madrid kapısını açmıştı. Laporta'nın 2003 yılında seçimleri kazandığında Rijkaard ismine tereddütlü yaklaştığı bilinir. İlk görüşülen isim Guus Hiddink... Hollandalı teknik adam Kezman'ı önerir. Barcelona futbolcuyla ön kontrat yapar. Daha sonra Hiddink ile Barcelona anlaşamaz. Hiddink'in çok para istediği söylenir. Cruyff da Rijkaard için bastırır ve başarılı olur. Kezman ile yapılan ön kontrat da bozulur ve Kezman, Atletico Madrid'e gider. Bu akşam Kezman, kısa bir dünya turunun ardından Bate Borisov formasıyla, gidemediği Barcelona'ya rakip olacak...

İki Türk

Twitter'a not düştükten sonra bloga yazmayı unuttuğum o kadar çok konu oluyor ki... Bunu pas geçmemek lazım. "Real Madrid'de oyundan bir Türk çıkacak yerine bir Türk girecek" deseydi biri yıllar önce gider çay koyardı. Dün akşam Santiago Bernabeu'da son 7 dakikada Real Madrid 3-0 öndeyken Mesut Özil çıktı Hamit Altıntop girdi. Şimdi bu satırların ardından Mesut Özil, Türk değil, Hamit'i de biz yetiştirmedik diye yorum yapacak olan varsa hiç kendini yormasın... Mesele bu değil... sadece bir kez sohbet etme şansı yakaladığım ve Real Madrid'de forma giyene kadar bir kuruş para istemiyorum dediğinde beni hiç ama hiç şaşırtmayan bu adam gibi adam Hamit'in yolu açık olsun. Darısı Nuri'nin başına...

25 Eylül 2011

Barcelona:5 Atletico Madrid:0

Türkiye’de maçı yayınlayan NTV Spor'un tanıtımını Messi ve Arda üzerine kurması kadar doğal bir şey yok. Falcao bizim çocuk değil. Sahadaki oyun kağıt üzerinde Messi-Falcao olmalıydı ama santra noktasına geldiğinde iş değişiyor Camp Nou’da. Messi-Courtois maçına döndü oyun ilk dakikadan itibaren...

Diego’nun sakatlanıp çıktığı maçtan bu yana oyun kurucu olarak oynayan Arda’yı kenara çektiğinde formayı kapan Diego değil Reyes oldu. 3 maçlık serinin ardından takım kaptanının Avrupa Ligi de varken rotasyonda formayı alması teknik adam tercihi. Doğrusu mu? Bu Barcelona karşısında Arda ile başlasa da bir şey değişmezdi. Sorun geçen hafta kazanan takımdan yedi oyuncunun değişmiş olması. Defans hattı Valencia maçı da dahil olmak üzere sağlam bir testten geçmemişti. Bu takımın ilerisi ve gerisi arasındaki kalite farkı zaten sezon başından belli. Transferleri de forvete yapıp Ujfalusi’yi kaybettiler.

Manzano, Mallarca’yı çalıştırdığı 4 yılda böyle fark yememişti. Barcelona geçen sezon onun başında olduğu Sevilla’yı da 5 golle süpürmüştü. La Liga’daki makasın açıldığına dair klişe maçlardan biriydi Barcelona-Sevilla maçı. Manzano ikisinden birini tercih etmeliydi. Ya sokak kavgası yapacaksın ya da şık çocuklarla çıkıp dansa ayak uydurmayı deneyeceksin. Birinciyi tercih edip ikinciyi oynamayı denediğinde çarpılıyorsun çünkü...

Karşında sezona fırtına gibi girmiş Falcao varken, üçlü defansta ısrarcı olup üstelik Valencia’da bunun sıkıntısını çekmişken, Pique ve Puyol’u kulübede tutuyorsan herkesten daha fazla biliyorsundur. Biliyor da Guardiola... Top santrfora gelmedikten sonra adı Falcao olsa ne yazar. Atletico’nun basiretsiz olduğu geceler vardır. Miranda’nın kendi kalesine attığı gol, ilk 3 goldeki dağılan savunma... Sonrası zaten artık kimsenin şaşırmadığı Messi şov... Benim kelime dağarcığım anlatmaya yetmiyor artık bu adamın sızmalarını... Bizim izlediğimiz gibi izliyorlar savunmalar. Herkes ona hayran, herkes bak ne güzel geçiyor yanımızdan havasında...

Maçın ikinci yarısında “Biz hangi maçı kırmızı şortla kazandık ki!” diye isyan eden Atletico Madrid taraftarı güzel insan. Stadyumda sigarayı neden yakarsın? Taraftar çokça kederden yakar, golü yersin, yak bir sigara... Barcelona’nın keder bilmez tribünlerine sigara yasağı getirdi bugün Barcelona kongresi... Onlardan bu beklenirdi zaten...


8 resmi maçta 2 gol yiyip, 15 dakikada kalesinde iki gol gören sonunda da "Manita" olan Atletico Madrid için Perşembe günü oynayacakları Rennes deplasmanı öncesinde iyi bir kros çalışması oldu bu 90 dakika... Ligin ikinci yarısında Barcelona bir deplasmanda kaybedecekse o bir; önce yine Vicente Calderon’dur...

24 Eylül 2011

Barcelona vs Atletico Madrid

Barcelona, 10 üzerinden 10 ise Atletico Madrid geçen sezon 5'lik bir takımdı. Bu sezon 7'lik olduklarını söyleyebiliriz ama daha sert rakip görmediler. Ne orta saha ne de defansı sallayabilecek bir takım çıkmadı. Buna evinde kötü oynayan Valencia da dahil. Atletico Madrid uzun yıllardır yapmadığını yaptı ve maçı kaybetmesine rağmen Valencia deplasmanında rakibi ikinci yarıda kendi yarı alanından çıkarmadı. Avrupa Ligi ve Lig'de 9 günde 3 maç ve atılan 10 gol... Falcao'nun iyi başlamasına kimse şaşırmamıştır ama bu kadarını kimse beklemiyordu. Kolombiyalı artık gol krallığında en az Ronaldo ve Messi kadar şanslı... Arda son 2 lig maçında sahada 90 dakika kaldı. Diego'nun sakatlığı yüzünden rotasyona girme şansı olmadı. Bu gece de Diego maç kadrosunda olmasına rağmen onbir çıkmazsa oyun kurucu pozisyonu Arda'ya kalacak. Orta sahaya artı bir adam için ikinci yarıda Arda çıkar Diego girer de bir yöntem...

Barcelona'da sakatlıklar can sıkıcı. Alexis Sanchez'den sonra Iniesta gitmişti. Valencia maçının sonrasındaki idmanda da Afellay sakatlandı ve sezonu kapattı. Pique ve Puyol uzun zaman sonra birlikte maç kadrosunda. Guardiola'nın 3-4-3'ü, Valencia deplasmanında ilk yarıda patladı. Soldado o inanılmazı başarmasa Valencia maçı kopartacaktı ama dörtlüye geçip geri döndüler. Valencia uzun bir zaman sonra Barça'yı topla oynamada %55'e çeken takım oldu. Barça-Atletico Madrid maçlarında her zaman çok gol olur. Herkese iyi seyirler...

Bir Numara


"Hayatımdaki en önemli şey futbol değil. Ailem... Futbol, iki numarada....Üçüncü sıraya da bir şey koyamıyorum." Jose Mourinho

10 Numara



23 Eylül 2011

Hafta Sonu Futbol

23 Eylül 2011 Cuma
19:30 Karşıyaka - Elazığspor /TRT 3
20:00 Kayserispor - Fenerbahçe /Ligtv
21:30 Stuttgart - Hamburg /TRT HD

24 Eylül 2011 Cumartesi
14:45 Manchester City - Everton /Ligtv 3
15:30 Giresunspor - Gaziantep Belediye /TRT 6
16:00 Mersin İY - Gaziantepspor /Ligtv 2
16:30 Mainz 05 - Borussia Dortmund /TRT HD
17:00 Arsenal - Bolton /Ligtv 3
19:00 Sevilla- Valencia /Ntv
19:30 Stoke City - Man. United /Ligtv 3
19:30 Bayern Münih - Bayer Leverkusen /TRT HD
20:00 Manisaspor - İstanbul Belediye /Ligtv 2
20:00 Trabzonspor - Karabükspor /Ligtv
20:30 Rizespor - Göztepe /TRT 3
21:00 Real Madrid - Rayo Vallecano /Ntvspor
23:00 Barcelona - Atletico Madrid /Ntvspor

25 Eylül 2011 Pazar
00:00 Flamengo - America Mineiro /Ligtv 3
13:00 Mallorca - Real Sociedad /Ntvspor
15:30 Güngören Belediye - Adanaspor /TRT 6
17:30 Sivasspor - Bursaspor /Ligtv
17:30 Orduspor - Samsunspor /Ligtv 2
18:00 QPR - Aston Villa /Ligtv 3
18:30 Sakaryaspor - Bucaspor /TRT 3
20:00 Beşiktaş - Antalyaspor /Ligtv
20:30 Denizlispor - Kasımpaşa /TRT 3
20:00 Gençlerbirliği - Ankaragücü /Ligtv 2
22:00 Botafogo - Sao Paulo /Ligtv 3
23:00 Real Zaragoza - Malaga /Ntvspor

26 Eylül 2011 Pazartesi
20:00 Galatasaray - Eskişehirspor /Ligtv
20:30 Konyaspor - Tavşanlı Linyitspor /TRT 3
22:00 Norwich City - Sunderland /Ligtv 3

22 Eylül 2011

Metin Oktay ve Fethi Heper

Öyküyü yıllar önce Attila Gökçe’den dinlemiştim:
1968 yazı olmalı. Metin Oktay 32 yaşında. Artık Galatasaray’da son demleri… Sarı-Kırmızılı yöneticiler, Kral’a bir veliaht aramakla meşgul. Metin ile yıldızı o günlerde yeni yeni parlamakta olan Eskişehirli Fethi arasında uzaktan da olsa bir akrabalık bağı var. Metin bu yakınlığı kullanarak Fethi’yi Galatasaraylı yöneticilerle görüşmeye ikna ediyor. Olay gazetelere yansıyor. Bu arada Fethi, kulübü Eskişehirspor’la yaptığı ilk görüşmede anlaşamıyor ve.. sırra kadem basıyor! Muhabirler, Galatasaraylılar, Eskişehirsporlular, herkes Fethi’nin peşinde ama o, ortada yok.Öykümüzün burasında sözü o günlerin çiçeği burnunda muhabiri Attila Gökçe’ye bırakayım…
“Fethi’nin Erdek’te olduğunu duyduk. O zamanın deyimiyle istihbar ettik. Tankut’la (Antikacıoğlu) ben, yanımıza Metin Oktay’ı da alarak Erdek’e gittik. Fethi’yi bulursak halef ile selefi bir araya getirmiş olacağız. Haberin manşetteki yeri hazır.
Bir-iki günlük bir araştırmadan sonra Fethi’yi bir pansiyonda bulduk. Kapıyı çaldık, odasına daldık. Yatağında sırtüstü uzanmış, tavana bakarak düşünen bir genç adam… ‘Kalk Fethi’ dedim, ‘Metin Oktay aşağıda seni bekliyor.’
Heyecanlandı. ‘Metin Abi burada mı?’ diye bir daha sordu. Bizden ‘Evet’ cevabı alınca, banyoya yöneldi: ‘Hemen tıraş olayım…’ (Bugünün futbolcularıyla kıyaslayınca ne tuhaf bir tepki!)
Biz iki golcüyü baş başa bıraktık. Bir süre sahilde yürüdüler, sohbet ettiler. Sonra Metin Oktay yanımıza geldi, ‘Haydi çocuklar İstanbul’a dönüyoruz’ dedi.
‘Aman Abi, bizim iş ne olacak? Sizin yan yana fotoğraflarınızı çekmemiz lazım. Transferin detaylarını öğrenmemiz lazım’ diyecek olduk, buz gibi bir cevap aldık: ‘Transfer mransfer yok!’

Dönüş yolunda öğrendik ki, Metin Oktay, Fethi’ye ‘Kardeşim, gel Galatasaraylı ol. Sana en iyi maddi olanakları sağlamak için elinden geleni yaparım’ demiş. Fethi şu cevabı vermiş: ‘Abi, ben kulübümle konuştum, anlaşamadım ama tekrar görüşürüz sözünü verdim. Şimdi onlarla bir kez daha konuşmadan size gelirsem ayıp olmaz mı? Sen Galatasaray’la parada anlaşamamış olsaydın, onlara bir görüşme fırsatı daha tanımadan bir başka kulübün kapısını çalar mıydın?’

Metin Oktay, koskoca gol kralı utanmış, sıkılmış, başını omuzlarının arasına çekmiş ve ‘Çalmazdım’ diye fısıldamış. Sonra da Fethi’ye ‘Haklısın kardeşim. Sen en iyisi kulübünde kal’ nasihatını vermiş.”
Bu hafta Galatasaray ile Eskişehirspor oynuyor. Mekânı cennet olsun, Metin Oktay 20 yıldır maçları bulutların üzerinden seyrediyor. Fethi Heper, hayatı boyunca hep Eskişehir’de kaldı, 1988’de Anadolu Üniversitesi’nde mali hukuk profesörü oldu. Yüzlerce, binlerce öğrenci yetiştirdi.

İstedim ki, 26 Ocak 1997’de yazdığım ve ‘Hatice’ye Mektuplar’ kitabımda da ‘Sen Olsaydın Yapmazdın, Biliyorum’ adıyla yer alan bu minik öykü kaybolup gitmesin. Aramızda olmayan kahramanı rahmetle, diğerlerini şükranla analım… / YİĞİTER ULUĞ

Moratti-Inter-Ranieri

İnter’in doğuş sebebi zaten yabancı futbolcular. Tutucu olan taraf bir asır önce Milan’dı. Palermo deplasmanında sahaya çıkan takımda 9 Güney Amerikalı, bir Japon bir de Sırp vardı. Her ülkede takımın temelini yerli futbolcuların oluşturduğu onbirlerin başarılı olduğu bir gerçek. Real Madrid de bunu tartışıyor. Mancini döneminin ardından Inter, üç yabancı teknik adamla çalıştı. Jose Mourinho her şeyi kazandı, Rafael Benitez büyük hoca ama o da duvara tosladı ve karşı yakadan Leonardo da para tatlı gelince soluğu Paris Saint Germain’de aldı. Gasperini büyük takımda denenmesi gereken bir teknik adamdı ama eldeki kadroya uygun sistem yerine sistemine göre takımda diretince sadece 5 maç kalabildi takımın başında. Inter, Hakan Şükür’ün de forma giydiği sezona Lippi gibi bir efsane hocayı ikinci haftada yollamış bir kulüptür sonuçta. Moratti’nin 16 yıllık patronajında, 17 teknik adamla çalıştı. Calciopoli olmasa bu rakam 20’yi de geçmişti.
Claudio Ranieri düşük profilli bir teknik adam. 25 yıllık kariyerinde şampiyonluk olmaması rağmen çalıştığı takımların listesi onun Inter’deki koltuğu oturabilmesi için yeterli bir referans. Napoli, Fiorentina, Valencia, Atletico Madrid, Chelsea, Juventus ve Roma. Mourinho ile iki kulüpte çakışmış oluyorlar böylece… İtalya’da kazandığı tek kupa 15 yıl önce Fiorentina’nın başında kaldırdığı İtalya Süper Kupası. Bardağın boş tarafından bakınca geçen sezon Luigi Delneri-Juventus beraberliği geliyor akla… Şampiyon olmamış ama saçları ağırmış teknik adamların büyük takımların yıldızlarla dolu kadrolarına soyunma odasında hakim olamamaları… Leonardo, San Siro’da Napoli ile başlamıştı, şık da bir galibiyet almıştı geçen sezon Inter… Ranieri de evinde Napoli ile başlayacak… Bana emanetçi hoca gibi geliyor şimdilik… Mourinho mu geri döner, bir başkası mı olur, bilinmez…

Real Madrid'in Hali

Bazen bir kare fotoğraf her şeyi anlatır. Real Madrid'in halini hatrını soruyorsan eğer durum budur...

21 Eylül 2011

Sıradaki Gelsin

Silvio Berlusconi de karışır Milan onbirine, Cecchi Gori de karışıyordu Fiorentina'ya... Lazio'da da Lotito yapıyor transferleri... Palermo'da Zamparini taraftarı dinlemiyor, iyi parayı buldu mu satıyor yıldızlarını, Roma'da Rosella Sensi, Totti'nin ağzına bakardı... Inter'de de Massimo Moratti, Benitez'in ardından Leonardo'yu takımın başına getirdiği zaman çatlak seslere kulak asmamıştı. Adamlar kulübün sahibi, işine gelirse... Taraftar ortalığı yıkar kötü zamanda, en fazla teknik adamın kellesi alınır. Kolay kolay kulüpleri elden çıkarmaz bu adamlar...

Gasperini de dün gece bitmedi Inter'de. Palermo'da 4-3 kaybettikten sonra bitti. İki aydır üçlü defans çalıştırdığı takımı başkan dörtlü defans oynayın deyince Trabzonspor karşısına patronun dediği olur onbirini sürdü... İtalyan medyasının gözünden düştüğü gün o gündür, saygınlığını yitirdi. Dün akşam ligin yenisi Novara'ya 3-1 yenildiler. İkinci yarısını biraz izledim. Çekilir gibi değildi İnter. Saha suni çimdi, etkilendiler, bunlar hikaye... Moratti maçın ardından şık konuştu: "Takım, Gasperinin kontrolünde değil gibi..." Inter yeni bir hocayla yola devam edecek, bu kesin artık... En ilginci Forlan'ın Atletico Madrid'de papaz olduğu Flores olur galiba...

19:00: Inter'in yeni teknik direktörü büyük bir ihtimalle Ranieri...

Real Madrid Çetesi

Real Madrid tarihi boyunca sempatik bir takım olmadı. Cici bici takımlar genelde beklenmedik başarılar kazanan bütçesi düşük -ufak deyince alınan oluyor- kulüplerdir. Fakat Jose Mourinho yönetiminde iyiden iyiye gıcık bir görüntü vermeye başladılar. İyi futbol oynadıkları zaman tadından yenmiyor ama işler yolunda gitmediğinde olanları tek bir kelime anlatır galiba: Çirkefleşiyorlar... Rakibe dalaşanlar, tekme atanlar ve kırmızı kartlar. Bir hafta içinde önce Marcelo ardından Khedira atıldı Real Madrid'den iki maçta. Pepe'nin de Levante maçında atılması lazımdı. Jose Mourinho yönetimindeki 65 maçta Real Madrid 16 kırmızı kart gördü... Bir de eleştirilen tarafa kulak vermek lazım. İspanya-Şili maçında saha karışmış, İspanyol futbolcular kabadayılık yapmıştı. Mourinho bunu hatırlatmış... İspanya Milli Takımı yapınca iyi, Real Madrid yapınca bizim adımız çete oluyor diyor... O da haklı... Siz de haklısınız. Onlar da haklı... Herkes haklı....

20 Eylül 2011

Naklen Yayınlar

20 Eylül 2011 Salı
20:00 Gaziantepspor - Kayserispor (Ligtv 2)
20:00 Fenerbahçe - Manisaspor (Ligtv)
20:00 İstanbul BŞB - Orduspor (Ligtv 3)
21:00 Osasuna - Sevilla (Ntvspor)
21:45 Leeds United - Manchester United (Skyturk)
23:00 Villarreal -Mallorca (Ntvspor)

21 Eylül 2011 Çarşamba
18:45 Karabükspor - Galatasaray (Ligtv)
21:15 Samsunspor - Trabzonspor (Ligtv)
20:00 Eskişehirspor - Gençlerbirliğ (Ligtv 2)
21:00 Atletico Madrid - Sporting Gijon (Ntv)
21:00 Racing Santander - Real Madrid (Ntvspor)
23:00 Valencia - Barcelona (Ntvspor)

22 Eylül 2011 Perşembe
20:00 Ankaragücü - Sivasspor (Ligtv 2)
20:00 Bursaspor - Beşiktaş (Ligtv)
21:00 Espanyol - Getafe (Ntvspor)

A.Madrid'in 3 Silahşörü

Agüero-Forlan sonrası bütün transferlerini neredeyse forvet hattını yapan Atletico Madrid onbiride forma giyeceğine emindim ama bu kadar çabuk takımın parçası olmasını beklemiyordum. Ağustos ayını idman yapmadan geçirdiğinden dolayı formayı kaptırabilirdi. İspanya'da şansı ilk günden itibaren yaver gitti Arda'nın. Ligin ertelenmesi sayesinde ekstra bir hafta idman yapma şansı yakaladı. Atletico Madrid geçen sezonun neredeyse tamamında oynadığı güzel futbol dakikasını 4 maça sığdırdı. Pazar öğle saatinde başladıkları ilk lig maçında da iyiydiler, tek eksik goldü, Falcao o gün sahada olabilse o gün de kazanırlardı. Ardından Valencia deplasmanında kaybederken bilinen kimliklerinin dışına çıktılar. Taraftar 3 puan gittiğine üzülmedi bu kez. Deplasmanda Valencia'yı ikinci yarıda sahalarına kitlediler. Oyunu rakip sahaya yıkmak Atletico Madrid'in futbolu değildi... Celtic maçıyla 3 silahşörler devreye girdi. Arda-Diego ve Falcao... Son güne kadar kovaladıkları Diego'yu kiralık da olsa kadrolarına katabilmiş olmaları büyük iş. Takımı bir basamak yukarı taşıdı Brezilyalı, belki de burada düşen kariyerini toparlayacak. Arda'yı sağ kanatta başlatan hocası idmanlarda tanıdıkça ona gereken serbestliği verdi. Santander maçında rakibi dağıttılar. Arda her golün aktörü oldu. İlk golde atapğı başlattı, 3 ve 4. gollerde ise al da at dedi.. Basit asistler değil bunlar... Çarşamba akşamı yine fark yapabilirler. Sporting Gijon ile oynuyorlar. Hafta sonunda ise Camp Nou'ya gidecekler. İyi hücum eden takımın forvetlerinin ne kadar savunma yapabildiklerini Barcelona maçında göreceğiz. Bugün basın toplantısında söyledikleri yarın en az yarım sayfayı kaplar İspanyol medyasında. İmzası sonrasında ona soğuk bakan Atletico Madrid taraftarı, Calderon'da maçın sonunda stadı Arda diye inletti. Bir Türk futbolcunun kendisini kabul ettirebilmesi zordur Avrupa'da. Bu ilk basamaktır, gerisi yine onun elinde...